Bölüm Şarkısı: Ezgi Erdoğan & İz Bırakan Yaralar
Arzu.
Başkası olsa bu kadar paniklemez korkmazdım ama o olunca...
Telefondan, Dolun'un sesini duyunca bakışlarımı Arzu'dan ayırmadan ahizeye doğru konuştum. "Sonra konuşuruz. Ararım ben seni yine." Telefon kapandığında Arzu, bakışlarını kısarak şeytani bir gülümsemesiyle baktı. "Senin bir kızın var demek Ladin."
Yutkundum, duruşumdan taviz vermeyecektim. Dik durdum. "Evet. Bu sizi ne ilgilendiriyor?!"
"Ah Ladin," dedi bir iki adım atarak önümden geçerken. Koluna astığı Gucci çantasıyla saçlarını savurarak yürürken seraya topuklu ayakkabılarla gelmesi ayrı bir komikti. "Öyle çok ilgilendirir ki bizi." Bana baktı yandan. "Bize dünyaları verdin!"
Kollarımı bağladım, telefonumu kolumun altına alırken. "Pardon?" ne saçmalıyordu bu kadın? Ne demek dünyaları vermek?
"Senin Gediz ile bir ilişkin olduğunu biliyordum." Dediğinde gözlerim irileşecek gibi olsa da kendimi tuttum. "Ama ilişkinizin bu kadar ciddi olduğunu bilmiyordum." Bir dakika Gediz ne alakaydı?
Arzu denilen bu yılan karı, Gediz ile ilişkimizin olduğunu da nereden çıkarmıştı?
"Ah keşke yıllar evvel söyleseydin, hiç bu toplara girmezdik bile." Yine neden bahsediyordu bu kadın? "Bak, neden bahsettiğini gram anlamadım. Gediz ile olan ilişkim beni bizi ilgilendirir seni değil."
"Bazen çok saf oluyorsun biliyor musun Ladin?"
"Peki bundan sana ne?!" dedim sesim az da olsa yükseldiğinde. Üzerine doğru yürüdüm birkaç adım atmamla. "Bunlar seni niye ilgilendiriyor? Sen kızınla damadınla cemiyetinle ilgilensene."
"İlgileniyorum ben tatlım sen hiç merak etme." Deyip önümden çekildiğinde bana sırtını döndü, daha fazla konuşmadı ve hınçla baktım arkasından. Ellerim yumruk olurken Gediz kucağında Ayşegül ile hemen onun peşinden babam yanımıza gelmişlerdi. Babam suratımın şeklini gördüğünde kaşlarını çatarken, koluma dokundu şakağımdan öpüp. "Ladin iyi misin kızım?!"
"İyiyim baba." Hemen peşinden Gediz'e baktım. "O iyi mi?" Gediz gözlerini yumup açtı. "Evet. İyi merak etme. Birazdan Seyfi abinin yanına götüreceğim." Babama araya girdi. "Sen şimdi git götür Gediz." Dediğinde babama çevirdim bakışlarımı. "Bizim Ladin ile konuşacak özel bir meselemiz var." Gediz gayet anlayışla başını sallayıp bana gözleriyle bakarken arkasını dönüp gittiler Ayşegül ile. Arzu ise ileride kendi halinde ilgileniyordu. Babam ona da bir bakış attıktan sonra kolumdan çekip beni bir söğüt ağacının altına çekti. "Neler oluyor Ladin?"
"Ne, neler oluyor baba?"
"Birden gitmelerin, seraya Gediz ile gelmelerin." babam geri durdu, ellerine cebine koydu. "Üstelik babaannenin evine de gelmiş."
"Evet Hora'ya geldi. Biliyorsun beni bırakmak için." Durdum. "Buna neden bu kadar şaşırdın?"
Babam iç çekerek bakışlarını benden çevirdiğinde tek elini ağzında gezindirdi ve en nihayetinde bana baktı. "Bilmem gereken bir şey olsa bana söylersin değil mi Ladin?" Anlamsız bakışlarımı babama dikerken çok geçmeden Arzu karısı yanımıza geldi. Elini babamın kolunda gezdirerek cilveli bir bakış attı utanmasa şuh kahkahalar atacak ortamı coşturacaktı. O kadar gergindim ki şu an kadının suratını görmek en son isteyeceğim şeydi. "Hayatım biliyor musun? Ladin ile Gediz beraberler." Babamın başı hızla bana çevrildiğinde hızla kadına baktım. Ne hakla ne cüretle bunu derdi? Götünden element uyduruyordu şu an.
Utanmasa kızları var diyecekti.
Utanması yoktu ama onun, bilirdim.
"Sen ne saçmalıyorsun be?!" diyerek ona doğru atılmam ile babam beni kolumdan sertçe tutup çekiştirdiğinde duraksayıp babama baktım. "Baba?! İnanma dediğine. Yok öyle bir şey." Babama döndüm tamamen. "Hem sen az önce sordun ben bile bile gözlerinin içine baka baka sana yalan yanlış bir şey der miyim?" Babam sessizce beni izlerken ifadesizdi ama gözlerindeki güveni de görüyorum. Bu beni bir nebze de olsa rahatlatırken Arzu yine aramıza girdiğinde babamın yakasını bırakmıyordu yılan karı. "Cuma gecesi seni ve Gediz'i özellikle bekliyoruz Ladin. Yeğeninin babyshower'ı kaçırmak istemezsin!" dişlerimi sıkarak yeniden Arzu'ya döndüğümde ona fırlattığım öfkeli nefret dolu bakışları hiç üstüne alınmamış gibi şımarıkça gülümserken babamın elinden tuttu. "Yöneticiye uğrayacağız," dedi kısaca babam gelme nedenini açıklayarak. Hadi babamı anlıyordum da Arzu karısının ne işi vardı Suhanlar Serasında?! Zaten bir işe yaramıyordu. Gelmese ortalık böyle yangın yeri de olmayacaktı. "Cuma seni muhakkak bekliyorum Ladin. Gediz ile ya da değil." Cuma'ya daha birkaç gün vardı. Onu oyalayabilirdim.
Sonrasında ikisi de yanımdan ayrıldıklarında babamın gidişini seyrettim arkasından. Ellerimi sıkarken ben de onlara arkamı dönüp Gediz'in Ayşegül ile gittiği yere doğru yürümeye başladım. İçeriye girecektim ki ilerideki atların olduğu yerde taylara baktıklarını fark ettim. Ayşegül halen Gediz'in kucağındaydı, inmemişti. Gediz gülerek Ayşegül'e bakıyor, parmağıyla ileriyi gösteriyordu. Kendimi gülümserken bulduğumda içimdeki gerginlik bir an olsun beni bırakmadı.
Sakin normal adımlarla onlara doğru yürüdüğümde Gediz beni fark ermişti ve kucağında Ayşegül ile bana döndü. "Ladin?"
"Ne yapıyorsunuz bakalım burada?!" dedim onların baktığı taya bakarken. Bembeyaz tüyleri olan griye kaçan beyaza sahip bir renkti onunkisi. Çok güzeldi. Yelesini sevesim gerekse de yabancılara karşı tepkisi nasıldı bilmediğim için dokunmadım.
"Ak'a bakıyorduk." Kaşlarım çatıldı. "Ak mı? Adı Ak mı?"
Başını salladı. "Evet gördüğün o tay, Ak." İç çekti. "Onu bir nehirin kenarında yeni doğmuşken bulmuştuk. Annesi ölmüştü. Seyfi abi de onun koruma altına almamız gerektiğini söylediğinde seradakilerin hepsi Ak'a sahip çıktı. Ve ismini de renginden dolayı Ak koyduk." Bana döndü gözlerini Ak'tan çekip. "Neredeyse iki senedir bizimle."
"Ya..." dedim dinlediğim hikâyeden etkilendiğimi belirtircesine. "İyi ki sahip çıkmışsınız ona."
"Öyle bırakamazdık da."
Ayşegül, "Babam geliyor! Babam geliyor!" diye çığlık atarken Gediz'in kucağından indi ve bize doğru gelen adama doğru koşmaya başladı. Yolun yarısında adam durdu ve çömelip kollarını iki yana açarken kızına gülümsedi, Ayşegül kollarına girince iki yanağından da öperek kızına sarıldı ve kucakladı. Bu kez ikisi de yanımıza gelirken Gediz ile beraber adını Seyfi Bey olduğunu tahmin ettiğim adama doğru döndük. "Merhaba Gediz."
"Merhaba abi."
Adamın bakışları bana döndü. "Siz de hoş geldiniz."
"Hoş bulduk." Dedim uzatılan eli sıkarak. "Siz... Ladin Suhan'sınız değil mi? Suat Bey'in kızı." Aslında, Akyel. Ladin Akyel.
Bozmadım. "Evet." Dedim kısaca.
"Gediz sizden çok bahsetti. Zaten babanızdan da haberlerinizi alıyordum." Dediğinde kaşlarımı öyle mi dercesine kaldırdım ve Gediz'e baktım, utanarak başını eğmişti. Dudakları kıvrılmıştı. "Gediz de sizden bahsetti Seyfi Bey."
"Ne beyi kızım? Abi de bana." Dediğinde gülümsedim. Sıcakkanlı bir adama benziyordu. "Peki Seyfi abi."
"Ee sizi hangi rüzgâr attı buraya?" diye sorduğunda Gediz'le bakıştık. "Ladin çiçeklerle ilgilenmek istedi ben de yarın Edirne'ye gideceğim ya son kez geleyim dedim eksik bir şey varsa kontrol ederim."
"Tamam oğlum. Size kolay gelsin, biz de" dedi ve kızına döndü. Ayşegül süt dişleriyle gülümseyerek babasının beline sarıldı. "Ayşegül ile beraber işlerimizi yaparız, değil mi kızım?" Ayşegül başını salladı. Ardından Seyfi Bey bize son kez baktı. "Görüşürüz gençler."
"Görüşürüz abi."
"Görüşürüz Seyfi abi."
Onlar sırtlarını bize dönüp yanımızdan giderlerken Gediz bana döndü. "Ak ile tanıştın, Kara ile tanışmaya da hazır mısın?"
"Kara mı?" Başını salladı gülümseyerek. "Aramızda kalsın," sesi kısıldı. "Bu Kara, Ak'a fena yanık." Atlardan böyle bahsettiğinde gülecek gibi olsam da kendimi tuttum. Gediz önden ben arkasından yürümeye başlarken kollarımı gevşettim, "Ama Ak daha küçük," dediğimde Gediz durdu. Bana ileriyi gösterdi. Çok uzakta değildi Kara. Ak'ın sağında birkaç blok ötesindeki alanında duruyordu. "Kara da büyük sayılmaz."
Evet büyük durmuyordu Kara.
Ak'ın tam zıttıydı. Gülümseyerek yanına yaklaşırken tüylerini, yelelerini sevdim. Uysalca Gediz'in elinden havucunu yemeye başladı. "Çok sevimli ya."
"Öyledir. Ak gibidir. Ak da Kara gibi."
"Nasıl anladınız?" diye sordum Gediz'e dönerken. Birbirlerine olan ilgilerini."
Gediz bana gülümseyerek bakarken yeniden Kara'ya döndü ve eliyle beslemeye devam etti onu. "Zaten beraber oynamayı, koşturmayı seviyorlardı. Kara diğerlerine hiç yanaşmazken sürekli Ak'a gidiyordu. Kaybolduğunu sanıyorduk bazen onu ama bir bakmışız ki Ak'ın yanında."
"Sonra bir gün, hava çok şiddetliydi. Yağmur deli gibi yağıyordu, gök gürlüyor, şarıl şarıl akıyordu. Normalde atların alanı kapatılır, açık kalmaz ama sanırım Ak'ın kapısının kilidi bozulmuş açık olduğu içinde Ak da oradan kaçmış. Her taraf çamur olduğu içinde koşarken bataklığa saplanmış, toynağını incitmiş. Basamıyordu üstüne." Gülümsemesi büyüdü ansızın. "Kara'nın çığlık yaratan kişnemelerini duymasak Ak'ın yokluğundan haberimiz olmayacaktı. Seyfi abi elinde beyaz ışıkla kontrole gelirken bir türlü Kara'yı sakinleştirememiştik. Sonra anlamış ki atlardan biri eksik. Ak yok. Herkese haber vermiş. Kaç hektarlık bu serada Ak'ı aramışlar. Bulduklarında ve geri getirdiklerinde ön bacağından biri sarılıydı. Kötü incitmişti. Buna rağmen Kara hiç durulmadı. Onu çıkardığımızda koşarak Ak'ın yanına geldi."
Ona etkilenmiş gözlerle bakarken son kez Kara'nın saçlarını sevdi ve ellerini çırparak bana döndü. Havuçların hepsini yemişti. "İşte böyle anladık sevgisini."
"Hayvanların da âşık olduğunu da bilmiyordum, özelikle atların."
"Ne sanıyorsun aralarında çekim olmadan çiftleştiklerini mi?" Yanaklarım kızardığında bakışlarımı kaçırdım. "Utanma hemen."
Kaşımın kenarını kaşıdım, Gediz'e bakmayarak. "Yok utanmadım."
"Bana bakmıyorsun ama?"
"Yo bakıyorum." Dediğimde bakmadığımı da bildiğim halde yine de bakmadım. Çenemde elini hissedince göz göze geldik. "Bakmıyordun. Şu an bakıyorsun."
Gülümsemenin arkasına sakladım utancımı. "Ne alakası var Gediz?! Normla tavrım bu." Elim kolum niye yerinde durmuyor? "Ben kimsenin gözlerine uzun uzun bakamam."
"Benimkine bakar mısın?" dediğinde donakalmış gibi duraksadım. Gediz'in gözlerine daldığımda elini çenemden çekti ve yanağıma kaydırdığında, "Ladin..." dedi. Sesi... Sesi neden öyleydi?
"Ben içimde sana olan hislerimi durduramıyorum." Kaşlarım çatılacak gibi olsa da çatılmadı, herhangi bir tepki veremedim. "Bana... Olan hislerin mi?"
"Aklım yerinde ama kalbim karmakarışık. Sana her baktığımda engel olamıyorum."
"Neye?"
"Kendime. Söz geçiremiyorum kalbime. "durdu. "Ladin..."
"Ben galiba senden hoşlanıyorum." Gülümsedim. "Galiba mı?" geri çekildim. "Belli ki emin değilsin kendinden. Biz iyi bir arkadaş olduk Gediz. Beğenmişsindir, etkilenmişsindir sadece."
Başını iki yana salladı. "Hayır, emin olamadığım şey, hissettiğim şeyin aşk olup olmadığını bilememem. Ben sana aşık mıyım değil miyim emin olamıyorum Ladin. Ama şunu biliyorum ki, sende beni çeken bir şey var. Aramızda bir çekim var." Yutkundum. Duyduğum itiraf karşısında ne yapacaktım?
"Gediz..."
"Tamam. Sen de haklısın. Böyle ikilemli gibi konuşan insana inanmak istemezsin. Sadece... Bilmeni istedim." Gülümsedi. "Seni az önce öpmek istedim. Seni ilk gördüğüm andan beri içimde bir şeyler filizlenmişti Ladin. Dedim ki belki bu kadın, hayatımın aşkı..." Gözlerime bulut çöktüğünde başımı eğip kaldırdım. "Bunları duymak güzel Gediz... Ama ben hayatının aşkı olduğumu düşünmüyorum."
Durdu, kaşları çatıldı hafifçe. "Neden?"
"Benim..." Yutkundum. Sırrımı söylersem herkes öğrenir miydi? Gözlerimi yumdum. "Evet senin Ladin?"
Açtım gözlerimi. "Sana güvenmek istiyorum." Dedim buna ihtiyacım olduğunu belirtir gibi. Şu an o kadar yalnızdım ki beni en iyi Gediz anlar gibiydi, korur gibiydi...
Sever gibiydi.
"Ladin... Sana neredeyse ilanı aşk ettim. Hala güvenmemekte kararlı mısın?"
"Benden soğursun o aşkından da eser kalmaz geriye."
"Seni bunu düşünmeye iten nedir?"
İç çektim başımı eğip kaldırırken. "Benim bir kızım var Gediz. Üç yaşında. Adı Ahu." Gediz'in donakaldığını gördüğümde dudaklarından çıkan kısık şaşkınlık nidasını duyabilmiştim. "Ne..."
Dudaklarımı ısırdım başımı bir kez daha sallarken. "Ve ben bunu sana söyleyecektim yani şu açıdan... Arzu. Eskiden seninle beraber birlikte olduğumuzu sonra ayrılıp tekrar barıştığımızı düşünüyor. Ve bir kızımız olduğunu da." Sıkıntıyla ofladım. "Nereden bu kanıya vardı nasıl düşündü bilmiyorum ama olur da sana gelir ve sorarlarsa şaşırma diye. Bil diye."
"Ladin," dedi birden Gediz ellerimi avuçlarının arasına alırken. "Ben anlamadım her şey üst üste geldi. Arzu Hanım ne alaka?" Gerginlikle bacağımı salladım. "Telefonda kardeşimle konuşurken duydu beni. Yani aslında Ahu ile konuşurken. Kızım olduğunu öğrendi ve" Yüzümü buruşturdum. "Saçma sapan konuştu işte. Üstüne," Gediz'e kaçamak bakışlar attım. "Kızımı senden sandı."
Gediz şaşkınlıkla beni izlemeye devam ederken ellerimi bırakmadı, bakışları kaydı yere sonra tekrardan gözlerime döndü. "Sen de bunu herkese duyurmasından korkuyorsun?"
Başımı salladım. "Evet?"
"Ahu'nun gerçek babasından dolayı mı?"
O an aklıma Erez düşünce kalbimin atmasına engel olamadım, vücudum gerginlikten fazla adrenalin salgılamaktan sarsılacak diye korkuyordum. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu kez konuşmadan sadece başımı sallayarak evet derken o da anlamış gibi başını salladı silikçe. "Tamam. Eğer olur da açığa çıkarsa ben sana ve kızına sahip çıkarım."
"Gediz," dedim inler gibi. "Hayır ben bundan da korkuyordum işte. Seni de suçlayacaklar. Leyla ana üzülecek affetmeyecek belki seni. Yapma. Bunu üstlenmek zorunda değilsin."
"Dinle beni." Dedi bu kez yanaklarımı avuçları arasına alırken. "Ben sevdiğim kadın için her şeyi yapan gözümü karartan bir adamım. Ve biliyorum ki ben seni seviyorum. Hiçbir şey umurumda değil. Umurumda olan tek sensin Ladin."
"Ama emin değilsin hislerinde?"
"Artık eminim. Sen bana böyle anlatınca, çaresiz gelince senin için dünyayı alabileceğimi fark ettim. Yani sen benim hem gözümü hem kalbimi açtın Ladin. Anladım. Ben sana aşığım." Yutkundum. "Bu kadar kısa sürede mi? "Başını eğdi. "Seni önceden biliyordum ki. Annem anlatıyordu, gösteriyordu. Ben seni ilk kez göreli yıllar oluyor. Sen sanırım seni ilk kez çiftliğin bahçesinde gördüm sandın."
Bu kez şaşıran ben olurken, "Gediz..." diye konuşmaya yeltendiğimde devam etti. "Sadece o zamanlar böyle hislerim yoktu. Bir şey çekmişti beni, dedim ya bu kadın belki hayatımın aşkı olabilir diye. Sonra seni kanlı canlı ilk kez gördüğümde..." Birden daha fazlasını duyamaya tahammülümün olmadığını fark ettim. Geri adım attım. "Ladin... Buna ister aşk de ister hoşlantı ya da beğeni, sevgi... Ne dersen de sana olan hislerimi değiştirmeyecek. Bir kızının olması hislerimi yok etmeyecek... Ben yine senin gözlerine, aşkla bakmaya devam edeceğim."
"Bu... bana fazla geldi," dilimi ısırdım. O an ondan defalarca kez özür dileyesim geldi ki. "Gediz..." dedim gözlerine bakarak. "Ben sevgine karşılık verememekten korkuyorum. Sen bana bunları demeden önce seni nasıl görüyorsam hala öyle görüyorum. Ve bunun değişmemesinden korkuyorum. Seni üzmekten kırmaktan... Öyle korkuyorum ki." Gerginliğimin yanına korku da eklenince bayılacağım sandım.
"Kalbinde başka biri var değil mi?"
Bakışlarımı kaçırdım. "Ve o... Kızının babası."
Konuşmadım. Konuşamadım. Gözlerimi yumdum.
"Anladım, sorun değil Ladin." Birden gözlerimi açıp ona baktım, karşımda bana bakıyordu. "Gediz... Ben onunla..." durdum. Burukça gülümsedim. "İmkânsız olduğumu biliyorum ama seninle de farklı değil." Gediz'in birden gözleri kızardığında kendime kızdım. "Seni üzmek istemiyorum... Yemin ederim istemiyorum..."
"Tamam Ladin."
Devam ettim tamam demesine rağmen. "Yapamam. Ben yapamam. Hayatıma başka bir adamı alıp onu parçalayamam ne de ona geri dönüp gururumu ayaklarımın altına alamam."
Gediz'in gözyaşı aktığında hızla başını çevirerek bana ters döndü. Koluna dokundum. "Gediz... Lütfen seni de kaybetmek istemiyorum. Ben... burada öyle yalnızım ki-"
"Saçmalama." Dedi benden kaçarak gözlerinin altına silerken ardından nemli gözlerle bana dönerken. "Seni asla terk etmem. Seni zorlayacak değilim ama bırakacak da değilim sen sonuçta... " derin bir nefes aldı. "Arkadaşımsın."
"Ağlama lütfen." Dedim başımı eğerken. "Gel buraya." Dedi beni kollarının arasına çekerken. Ona sarıldım. Gözlerimi yumdum. Kulağım kalbinin üzerindeydi, küt küt atan kalp atışlarını duyabiliyordum. Sarıldıktan sonra geri çekilip yüzümü kavradı yeniden. "Beni ne olarak görüyorsan hala öyleyim Ladin. Seni yalnız bırakmayacağım."
"Teşekkür ederim." Dedim dudaklarım kıvrılırken.
"Senden... bir daha istememek kaydıyla bir şey isteyebilir miyim?"
"Tabii, nedir?" dedim merakla. "Seni öpebilir miyim?" Yutkundum. Bakışları lütfen dercesine bakıyordu. "Ben..." Başımı çevirdim atlara doğru. "Yani..." o an ne dudağım ne yanağım, tam da dudaklarımın kıvrımının bittiği yerde hem dudağım hem de tenimin üstünde bir öpücük hissettim. Derin bir öpücük. Dudak kıvrımından öpmüştü beni. Kalbim küt küt atarken bu uzun sürmedi ve geri çekildi. "Ansızın yapmasaydım kıvranacaktın..." dedi gülümseyerek.
Ben de gülümsedim. "Sağ ol mu demeliyim?"
"Asıl ben sağ ol demeliyim, reddetmediğin için."
"Ben de beni anladığın için." Durdum. "Yine de benim için bir şey yapmanı istemiyorum." Sadece alnımdan öptü ve geri çekildi. "Akşam eve gittiğimizde konuşuruz bunları. Sıkma kendini." Ardından bir şey dememe kalmadan Gediz ile vedalaştım, o atların yerine doğru giderken ben de arkasından seyrettim. O an anladım ki Gediz gerçekten ve sandığımdan da iyi bir insanmış.
"Ah aptal kalbim..."
Kalbim boş olsaydı, Gediz'i kesinlikle severdim.
O sıralarda uzaktan Ladin ile Gediz'in öpüştüğünü gören Arzu, gözleri parlayarak çantasından telefonunu çıkardı. Hemen kameraya girerek onların fotoğraflarını ardı ardına çekerken gülümseyerek net çekişmiş fotoğraflara baktı. Gediz, Ladin'i dudaklarından öpüyor gibi duruyordu. Ladin'in elleri de Gediz'in kollarındaydı. Fotoğraflara uzun uzadıya baktıktan sonra ekranı kapattı ve telefonu eline vurarak uzağa baktı. "Bu harika bir fırsat."
Çok geçmeden Suat da içeriden çıktığında elini karısının beline koyarak döndü. "Bitti mi canım?"
"Bitti hayatım." Arzu telefonu çantasına atarak mutlulukla gülümsedi. "Hadi gidelim o zaman." Buradan güzel bir lüks denize manzaralı restoranda yemek yiyeceklerdi. "Gitmeden Ladin'e uğrayayım ben?" Arzu o an gözlerini devirecekti kocasının kolundan tutarak gitmesini önledi. "Canım, konuştun ya zaten. Cuma günü de gelecek. Orada konuşursun." Saatine baktı. "Hem rezervasyon yaptırdık o kadar saat de yaklaşıyor." Kocası duraksasa da çekiştirdi onu. "Hadi ama Suat."
"Tamam hayatım gidelim." Dedi bu kez yönlerini değiştirip arabaların park edildiği yere doğru giderlerken. Aklı burada kızında kalmıştı ama Arzu haklıydı. Nasılsa Cuma günü geldiğinde konuşacaktı.
Şoför kapılarını onlara açarken Suat binmeden evvel ceketinin ceplerini kontrol etti. O an telefonunu ofiste unuttuğunu fark etti. Çoktan arabaya binmiş Arzu'ya döndü. "Ofisteki masada unuttum telefonu. Biraz bekler misin hayatım alıp geleyim."
"Tamam canım." Dedi ve Suat arkasını dönüp giderken şoför kapısını kapattı ve dışarıda beklemeye başladı. O an Arzu hızla çantasından telefonunu çıkarıp rehbere girdi. Şimal'in numarasına tıklayıp kulağına götürdüğünde çalıyordu.
Üçüncü çalışta açıldı. "Alo?.."
Uykulu mayışmış bir sesti duyduğu. Sinirlendi Arzu. "Neredesin sen? Neden açılmıyorlar bu telefonlar?" Şimal o an gerildiğini hissettiğinde yerinde dikleşti. "Ne oluyor anne? Yine neye sinirlendin?"
"Sana akılsız kızım sana." Sesi kısıldı ahizeye doğru eğildi. "Ladin hani Ogün ile beraber kaçmıştı!" Şimal birdenbire bu konunun gündeme gelmesini anlayamadı. "Erez... bir şey mi dedi?"
"Ne Erez'i salak kızım? Ben Suat'la seraya geldim. Neler öğrendim kulaklarına inanamayacaksın!" Şimal annesinin bu tavırlarından bıksa da bozmadı. "Ne öğrendin?"
"Ladin'in bir kızı olduğunu."
"NE?!" Şimal yataktan fırladığında gözleri irileşmiş halde yere bakıyordu. "Ne diyorsun anne sen?!"
"Hem de kimden tahmin et," Şimal o an korktuğunun başına gelmemesini diledi. "Gediz."
Şimal bu kez daha büyük şaşkınlığa uğrarken kısa sürmüştü, sevinçle dudakları kıvrıldı. "Bak sen şu melek görünümlü şeytana. Asıl bizi ayakta uyutan oymuş da haberimiz yok."
"Merak etme, bunun da bir bedeli olacak sevgili kızım." O an bakışları camdan dışarıya takıldı. Suat arabaya doğru geliyordu. "Sadece Cuma gecesini bekle." Diyerek çat diye telefonu kapattı.
O sıralarda Şimal, kapanan telefonu aldırmadan mutlulukla gülümsemeye devam etti. Saçlarını geri atarak dudakları sinsice kıvrılırken arkasından beline doğru sarılan adama baktı. "Yataktan fırladın gittin hemen? Ne oluyor? Erez mi yoksa?"
Adama doğru döndü Şimal. "Hayır sevgilim korkma. Annem. Bana dünyaları verdi de. Ona seviniyorum." Adam şaşkınlıkla baktığında, "Neymiş o? Yoksa düğün tarihimizi mi kararlaştırdı?"
Şimal gözlerini devirecek gibi olsa da kendini tuttu. "Ay hayır tabii ki." Diyerek adamın kollarından çıktı. Yatağa yaklaşarak telefonu komodinin üzerine koydu. "Hayır demek?! Bu kaçıncı Şimal?! Doğurdun doğuracaksın?! Biz ne zamana evleneceğiz?!" Şimal tepkisize adamın kükremesinin dinmesini beklerken adam birden kolunu sıkarak sertçe kendine çevirdi. Şimal acı içinde çığlık atarken yüzünü buruşturdu. "Bana bak! Eğer benimle bir ay için de evlenmezsen gider herkese her şeyi anlatırım! Özellikle de Erez'e!"
Adam onu itekleyerek yatağa attığında ceketini alıp otelin odasından çıkıp gitti. Şimal kızaran morarmaya yakın kolunu ovalarken dişlerini sıktı, yüzünü cama manzaraya çevirdi. "Herkesten vazgeçerim ama Erez'den vazgeçmem! Buna ölürüm de izin vermem!"