Çok zor bir doğum olmuştu kendimi toparlamam çok uzun sürdü. Tam 35 kıçımın üzerine oturamadım. Ki kaynanam gelip lafını sokmayı ihmal etmedi neymiş efendim onlar tarlada doğurup yine iş görürlermiş
Ben çok nazlıymışım bilmem ne çokta umurumda hani. Doğumdan sonra kızıma zara adı verildi. Çünkü öyle uygun gördüler. Bir zamanlar tutunacak tek dalı kalmayan ben yaşamak için bir sebep bulmuştum.
Kızımı tek başıma büyüttüm desem yeridir ve savaş ilgili bir baba olmasa bile kızına kötü davranmıyordu ki bu benim için yeterliydi. Hamileliğim de iyi olan savaş gitmiş eskisi hatta iyi olduğu günlerin acısını çıkarmaya çalışan savaş gelmişti.
Zaram ile aramızdaki bağ her geçen gün güçlendi. Beraber yatar kalkar beraber oyun oynardık. Dile kolay 5 senedir buradayım.
Kızım artık 3 yaşında. Yavaş yavaş cümle kuruyor. Hele o kelimeleri söylerken ki hali harfleri karıştırması öyle tatlı ki. Anne olduktan sonra zaman çok çabuk geçiyor derlerdi de inanmazdım.
“annem yapıyoşun” dedi yanıma kadar gelip.
“sana kurabiye yapıyorum” dedim kocaman gülümseyerek.
“hmm kubabiye mi?”
“evet yanına süt de yapalım mı?”
“ebett!” dedi alkışlayarak süt içmeyi çok severdi.
“öp o zaman anneyi” kocaman öptü yanaklarımdan beraber kurabiyeleri pişirdik ona süt ısıttım. Yemesi için sandalyesine oturttum. O sırada annemler geldi zarayı görmek için güya.
Çok geçmeden savaşta geldi. Ben mutfağa geçtim onlar içerideydi. Yemeği ve temizliği artık ben yapıyordum çünkü diğer türlü zaman geçmiyordu.
Bir yandan içeriyi dinlemeye koyuldum. Zara teyze,
“zara torunum gel hadi seni bir öpeyim babaannem.” Zara hiç oralı olmuyor belli ki bir kaç defa tekrarladı. En son yakalamış olacak ki
“tuttum seni zili gel bakayım.” Demişti. Sonra zara hep sıkıştığında yada kızdığında böyle yapardı tükürdü.
Ben gülmeyi bastırmaya çalıştım zara hanımın yüzünü tahmin etmek bile çok eğlenceliydi.
Kızımın bağırdığını duydum öyle böyle değil.
“anneee! Goyktum.” Dediğini işittim ve düşünmeden tavayla çıktım. Savaş kızı almış deli gibi sarsıyor zarama bağırıyordu hatta vurmaya kalkıyordu.
Bana zaten dilediğini yapıyordu ama kızıma bağırması hatta canını acıtması işte buna asla müsaade etmezdim. Elimdeki tavayı kafasına geçirdim.
“beray!!”diye bağırdı annem. Hiç oralı bile olmadım kimse kızıma dokunamazdı.
“gebersin bir daha kızıma dokunursa bu kadarla kalmam” savaş yerdeydi durumu iyi değildi sağlam vurmuştum ve apar topar çıktılar ben ise zarayı sakinleştirmeye çalışıyordum.
“şşt tamam annecim geçti hadi ağlama artık”
“baba dövdü anne” dedi hıçkırarak.
“çokmu acıyor” dedim bir yeri acıdıysa diye
“acıyoy bak öp” dedi kollarını tutarken kontrol ettiğimde morarmak üzereydi. Savaşa ağız dolusu küfür ettim.
“tamam ağlama korkma ben babaya kızdım tamam mı?”
“Goyktum anne!” dedi ellerini kucağında birleştirip yine ağlıyordu savaşa çok kızgındım nasıl küçücük bir çocuğa bunu yapardı o onun öz kızıydı.
Zara kucağımda sakinleşti ve uyuya kaldı onu koltuğa yatırdım. Üzerini örttüm onlar gideli baya bir zaman olmuştu. Eve kızgın boğalar gibi geleceğinden eminim.
Bende kızımın saçını okşarken kapıda bir sesler duydum ve gidip açtım. Eski hayattan başka bir uğursuz vardı karşımda.
Çetin ve demir.
“ne işiniz var burada” dedim hemen. Niye gelmişlerdi.
Önce demir lafa girdi. “savaşı görmemiz lazım içerdeyse çağır” nasıl bu kadar duygusuzdu buraya hapis kalmamın nedenlerinden biriydi o belki o gece beni öpmeye çalışmasa işler buraya gelmezdi. Öfkeyle baktım ona,
“defolun savaş yok”
“minik kuş pek sinirli çağır adamı bu saatte nereye gidecek” dedi çetin
“hastaneye gitti kafası yarıldı aklı hala beyninin içindeyse konuşursunuz hadi defolun” dedim kapıyı suratlarına çarparken.
Demir ayağını kapının önüne koydu. Hala ne istiyordu.
“sen nasılsın”
Alayla güldüm, “mükemmelim demir yüzsüz gibi soruyor musun?”
“ben hep o gece için senden özür dilemek istedim ama ortalarda yoktun”
“çünkü senin yüzünden bu eve hapis kaldım hayatımın içine sıçtın demir özrün hiçbir şeyi değiştirmez!”
Uzaktaki bahçe kapısı açıldığında savaşın arabası göründü. Demir de benim baktığım yöne baktığında geri çekildi ve ben kapıyı kapattım ama onları izlemiştim konuşmaları bittiğinde savaş kapıyı açtı içeriye girdi.
Mutfakta bekliyordum çıkacak bir kavga vardı içeride kızım uyuyordu.
Gülerek girmişti şu geçen zamanlarda anladığım bir şey varsa savaşın bağırmasından çok gülmesi tehlikeliydi. En son böyle olduğunda kemerle beni öldüresiye dövmüştü.
Başının arkasında bandaj vardı.
“demek cesaretin o piçten geliyor”
“ne diyorsun anlamıyorum”
“diyorum ki niye asileştiğini anladım demir itine mi güveniyorsun?”
“kafana fazla sert vurdum herhalde saçmalıyorsun, ben kızımı korudum”
“ben onun babasıyım!”
“Babasıysan ne olmuş sence kızıma sırf babası olduğun için böyle davranmana müsaade eder miyim?! Bana her halt ediyorsan yapıyorsun ama konu zara olduğunda beni sınama”
“öyle mi beray hanım o halde önce seni sonra beni boynuzlamaya kalktığın o iti öldüreyim” dedi elleri boğazımdayken artık canıma tak etti.
“biliyor musun hak ettiğin halde ben sana boynuz filan takmadım. Ama keşke yapsaydım sana boynuz çok yakışırdı.” dayak yiyeceğimi bildiğim halde çenemi tutamadığım nadir anlardandı. Ama bunda zaraya zarar vermesinin etkisi büyüktü.
Mutfakta bir arbede çıktı tabiki üstünlük savaştaydı. Yerde dizlerimin üzerinde savaşın elleri saçlarımdayken, zara seslere uyanmış olacak ki mutfağa geldi.
O bir zarar görecek diye aklım çıkıyordu. “zara içeri git annem hadi”
Minik elleri ile babasına vuruyordu. Yeniden gitmesini söyledim gitmedi.
“babbaa!” diye ona bağırıyordu küçücük aklı ile beni korumaya çalışıyordu. Baktı güç yetiremiyor ısırdı savaşı.
Savaş da düşünmeden ayağı ile tekme atmıştı. Kalbim binlerce parçaya bölündü. Zara kafasını dolaba vurmuştu kan içindeydi.
Ne kadar da tanıdık bir sahne değil mi?
Kızların çeyizi annelerinin kaderi olurmuş. Kim kime miras bıraktı bu iğrençliği biri niye dur dememişti. Bedelini neden benim miniğim ödedi çocuklar kan içinde yatmamalıydı.
Annem mi bana miras bırakmıştı ben mi kızıma. Oysa çok uğraşmıştım zarar görmesin diye.
Zara ya koştum savaş donup kalmıştı.
“zara annecim hadi kalk aç gözlerini”
Açmadı...
“annecim hadi uyan ne olur beni duyuyor musun?”
Uyanmadı...
“lütfen beni bırakma kızım”
Savaş gelip kollarımdan onu almaya çalıştı.
“bırak hep senin yüzünden oldu Allah belanı versin senin!” bağırdım çağırdım ama içim öyle yanıyordu ki.
“ver hastaneye yetiştireyim” dedi soğuk bir sesle. Alıp göğsüme yasladım sanki verirsem bir daha göremeyecek gibi hissettim.
Zorla kopardı kızımı ellerimden. Ama yanından ayrılamazdım peşlerinden gitmek için kapıya vardığımda, kızımı dışardaki adamlara verdi.
“sen gelemezsin evde bekle”
“savaş yapma bende geleyim annesi olmadan yapamaz benim kızım beni arar”
“Eğer evden dışarı adım atarsa dişlerinizi sökerim!” dedi adamlara. Beni eve kilitledi.
Sinir krizi geçiriyordum. Evden çıkamıyordum. Mutfaktaki kan lekelerini gördükçe aklımı yitirecek gibi hissediyordum.
Gün ışımaya başlamıştı. Evi yerle bir etmeme rağmen benim çıkmama izin verilmedi. Kızımın yatağının önünde oturdum dizlerimi kendime çekerek. Ellerimde ve kıyafetimde onun kanı vardı.
Dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı umurumda mı hayır. Dış kapının gürültü ile açıldığını duydum ayak sesleri vardı. gelen kızım değildi muhtemelen savaş için gelmişlerdi.
Az sonra ayak sesleri odanın içinde yankılandığında çevirip bakmaya bile halim yoktu. Bugün fazla şey olmuştu ve başka olacak hiçbir şey beni şaşırtmıyordu
“beray sen misin” dedi yabancı adam.
“savaş nerede bilmiyorum bulursan bir tane de benim için sık”
“savaş kaçtı biz senin için geldik” Dediğinde Başımı kaldırdım. Koyu renk gözleri vardı uzun boyluydu. Kirli sakalı vardı yakışıklı biriydi.
“ben gelmem hem savaş duyarsa beni öldürür hemde ben kızımı bekliyorum”
Adama bana cevap vermeden dışarıya doğru bağırdı. “buldum onu üst kata gelin” diye bağırdı.
Bir kaç ayak sesi daha yakınıma gelirken Başımı eğmiştim bu insanları tanımıyordum hem tanısam bile gidemezdim. Kızım olmadan nasıl gideyim?
“minik kuşum” dedi tanıdık bir ses. Başımı ona çevirdiğimde hortlak görmüş gibi oldum. Cidden karşımdaki hortlaktı bence. Sesin sahibi yıllarca vicdanıma yük olan Batuhan’dan başkası değildi.
O öldü sanmıştım çünkü savaş öyle demişti. Hemen sarıldım eskisinden uzun ve kalıplı duruyordu. Bir günde herkes yeniden hayatıma girmişti bir günde çıktıkları gibi aynı hızla geldiler.