6. Bölüm

1352 Words
Tekrar şirkete geldiğimde Can'ın masasının üzerine yığdığı dosyaları gördüm. Tüm departman müdürlerinin ofisleri bizim kattaydı ve katı ilk defa bu kadar yoğun görüyordum. Herkes harıl harıl çalışıyordu. "Dora! Patronla görüşmen nasıl gitti? Sunumla ilgili sıkıntı çıkarttı değil mi? Sen sunum yaparken bakışlarından anlamıştım." Can yüzüme baksa da benim bakışlarım masasının üzerindeki dosya yığınındaydı hâlâ. "Sunumla ilgili sıkıntı olmadı," dedim masaya yaklaşarak. "Bunları neden buraya getirdin?" Can derin bir nefes vererek ileride hararetle çalışan ekibi işaret etti. Demirkan'la birlikte gelen muntazam görünen çalışanlar bir şeyler tartışıyorlardı. Ekibin başında takım elbiseli esmer bir adam vardı. İki tane de oldukça seksi görünen kadın vardı. Aslında baktığımda kıyafetleri ve tavırları gerçekten çok titiz ve düzenliydi. Kraliyet soyu gibi gözüküyorlardı ve oldukça sıkı bir şekilde inceleme yapıyorlardı. "Ceo'nun ekibi birazdan bizim birimi incelemeye alacakmış. Son altı aylık tüm dosyaları ve raporları görmek istediler." Kaşlarım çatılmıştı. İncelesinlerdi incelemesine ancak bu dosyaların hepsi onaylardan alınarak oluşturulmuş dosyalardı. Bütçe ve maliyet raporları bile ince ince çalışılarak oluşturulmuştu. "İşimiz bugün uzun olacak desene. Benim bugün toplantım var mıydı?" Can anında tabletini eline alarak karıştırmaya başladı. "Saat 11:00 de Ece hanım ile toplantın var. Markanın reklamında kullanılacak model önerileri sunacaktı. Sen model İdil Parlak olmasında ısrarcı olacaktın." Kafamı sallayarak Can'ı onayladım. O esnada Demirkan'ın odasının kapısının açıldığını duydum ve gözlerim istemsizce o yöne kaydı. Gri ceketi üzerine tam ölçüyle oturmuş geniş omuzları dikkatimi çekti. O ceketin altındaki tüm dövmeleri detaylı bir şekilde dün gece incelesem de şu an onunla göz göze gelmek istemediğim için bakışlarımı anında kaçırdım. Onun benden tarafa kısaca baktığını yakalamıştım sadece. "Ben odamdayım." Can'a söylerken çoktan odamın kapısını açmıştım. Topuklu ayakkabıların tıkırtısı odaya girdiğim an kesildi çünkü kapıyı ardımda kapatır kapatmaz derin nefesler almak zorunda kalmıştım. "Ah Selin, neden seni dinledim ki!" Diye kendi kendime mırıldanarak sinirle sandalyeme yürüyüp oturdum. Öğlen yemeğinde onunla buluşacaktım ve benden dün geceki maceramı dinleyeceğini sanıyordu. Söyleyeceklerimi duyduktan hemen sonra onu boğmayı planlıyordum. *** "Dora," Selin oturduğu sandalyeden bana zarifçe el sallarken girdiğim restaurantta yönümü ona çevirdim. Selin bana keyifle gülümsese de benim bakışlarım oldukça sertti. "Hoş geldin arkadaşım. Ben çoktan senin adına da sipariş verdim, hadi hemen konuya gir çatlamak üzereyim. Bekaretini o adama verdin değil mi?" Göz devirirken sandalyeye çantamı bırakıp Selin'in karşısına oturdum. Bacak bacak üzerine atarken burnumdan soluyordum. "Benim bir çocuğum var Selin farkındaysan!" dedim ama Selin sözlerimle daha da gülümsedi. "Eee, yani? Sen iki senedir erkek eli bile tutmadın kızım. Ondan önce eski kocanla birlikteliğinin de bir yıldır falan bittiğini söylemiştin, yeniden bakire sayılırsın. Anlat şimdi, dün gece neler oldu?" Ters ters Selin'e baktım ancak hiç oralı olmadı. "Başım belada," dedim sinirli bir sesle. Selin'in gülümseyen yüzü düşerken benim gibi ciddileşmişti. Merakla beklerken anlatmaya devam ettim. "Dün geceyi o adamla birlikte geçirdik," Selin tekrar gülümseyecekken işaret parmağımı kaldırıp söze devam ettim. "Hiç boşuna sevinme Selin. Adamı bugün tekrar gördüm." Dedim sert çıkan ifademle devam ederek. "Nasıl tekrar gördün? Sakın bana sana taktığını falan söyleme. Hemen uzaklaştırma kararı çıkarttırırım." "Hayır öyle bir durum değil," dedim yemeklerimiz gelirken. Garsonun gelmesiyle sözlerime ara verdim. Selin, garsona kibarca teşekkür edip uzaklaşmasını bekledi. Garson gittiği an tekrar bana döndü anlat dercesine. "Adam, Doğan beyin yurt dışında yaşayan oğluymuş. Bugün CEO olarak şirkete başladı" Sözlerimi söylerken Selin çatalı eline almıştı. Sözlerim bittiği an çatalı yere düşürdü. Ağzı bir karış açık kalmıştı. "Nee, nasıl yani?" dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım. "İşin kötüsü bu sanıyorsun deği mi? Hayır!" dedim sinirle çatalımı alıp salataya sertçe batırırken. Ağzıma dolu bir yemek alıp çiğnerken homurdanarak devam ettim. "Adam benim ona tuzak kurduğumu sandı kızım. Bilerek patronun altına yattığımı ima etti bana. Tehdit etti lan beni hödük. Bir daha böyle bir şey hissederse beni şirketten kovacakmış." Selin ağzı iyice açılmış vaziyette beni dinlerken bardaktaki suya uzanıp hızlıca içti. "Seni şirketten kovamaz ki!" Dediğinde sertçe patladım. "Sence sorunumuz bu mu Selin?" "Hayır arkadaşım. Elbette bu değil. O hergeleye gününü göstereceğiz tabii ki ama seni şirketten kovamaz bu da belli bir şey." "Selin!" "Ne Selin? Kovabilir mi? Sen şirkette hissedarsın. Gizli ortaksın. Neden yüzüne bunu vurmadın?" "Adam taramalı gibi konuştu Selin. Şoktan cevap veremedim ki!" dediğimde sesim daha kısık çıkmıştı. "O zaman şirkete dön ve ona hissedar olduğunu, hatta servetinin ondan daha fazla bile olabileceğini söyle. Asıl onun seni avladığını falan ima et altta kalmasana!" "Selin saçmalama. Adama gidip tapularımı da götüreyim istersen. Ya benim beş kuruşum olmasaydı bile bana yakıştırdığı şey doğru değil ki. Ben o zaman nasıl işin içinden çıkacaktım sence? Ayrıca hissedar olduğum gizli biliyorsun. Şirkette bunu bilen tek kişi Doğan bey." "Ee ne yapacaksın o zaman? O adamla her gün yüz yüze geleceksin, toplantılar yapacaksın, profesyonel davranmanız gerekiyor. Dün geceden sonra bu nasıl devam edecek?" Tabağımdaki yemeği yemeye başlarken sessizce iç geçirmiştim. "Hiç yaşanmamış gibi davranacağım. O da böyle davranacağını belli etti zaten. Gerçekten dün geceyi unutmak istiyorum Selin. Ya benim bir kere şans yüzüme gülmeyecek mi? Erkeklerden hep bir darbe yemem mi gerekiyor?" Selin sözlerimle duygulanarak yüzü düştü. Yaşadıklarımı en iyi o bilirdi. Beni çok iyi anlıyordu. Ben gerçekten şanssız bedeviydim. Bu olayla bile bunu kanıtlamıştım. "En ufak bir şey yaparsa bana söyle arkadaşım. Onu doğduğuna pişman ederim." Selin'e gülümserken ikimizde yemeğimize devam etmiştik. Caddebostan'da lüks sitedeki evimin panoramik penceresinden denizi izlerken kahvemi içiyordum. Diğer elimde telefonumda galerim açıktı. Kızımın bebekliğinde birlikte çekildiğimiz resimlere bakıyordum. Onu gerçektende çok özlüyordum. Mahkeme kararında velayeti babası aldığı için onunla ve onun sevgilisiyle birlikte yurt dışında yaşıyorlardı. İlk boşandığım dönemde kalacak bir evim ve gelir kaynağım olmadığı için mahkeme böyle karar vermişti. Zaten ben kendime bile bakamazken kızımı yanıma alıp onu rezil edemezdim. Ancak sonradan bana Züleyha abladan miras kalınca kızım için velayet istemiştim. Ancak eski eşimden de açıkça korkuyordum. Bunu bu zamana kadar kimseye sesli bir şekilde dile getirmemiştim ve onunla savaşacak gücü kızım söz konusu olmasa asla kendimde bulamazdım. Eski eşim bir gün boşanmamız gerektiğini, artık bana katlanamadığını söylediğinde şok geçirmiştim. Evet, evliliğimizde büyük sorunlar vardı ancak katlanılmayacak olan tarafın ben olduğuma öyle şaşırmıştım ki, bu sözü o mu söyledi diye bön bön suratına bakmıştım. Hamile kaldıktan sonra eşimin şiddeti başlamıştı. Psikolojik şiddet hayatımın her anına yerleşmişti ancak fiziksel itip kakmaları da başlamıştı. Sinirlendiği zaman gözü hiçbir şey görmeyen eski eşim benim psikolojimi de bozmuştu. Eskiden haberlerde görüp kızdığım, sinirlendiğim, neden boşanmıyorlar ya da polise gitmiyorlar diye söylendiğim tüm laflarımı yutmuştum. O beni öyle manipüle edip korkutmuştu ki bir Allah'ın kuluna bile aramızdaki sorunları anlatırsam, o öğrenip kızımın yanında bu kötü muameleyi devam ettirir düşüncesiyle ağzımı açamamıştım, yıllarca. Korku yüzünden karakterim baskılanmıştı. Sessiz, kendi halinde, pek konuşmayan bir kadına dönüşmüştüm. Tüm bunların dışında dört dörtlük bir babaydı. Kızım için canını verecek kadar çok seviyordu. Eline geçen her kuruşu evi için harcıyordu. Tüm bu iyi olan özellikleri kafamda büyütüp evliliğimde mutlu olduğuma kendimi inandırıyordum. Bir balonun içinde yaşıyordum. Beni aldatmasını ise asla beklemiyordum. Ben onun her şeyine göz yumup kızım için kabullenirken, onun beni başka bir kadınla aldatması her şeyi değiştirmişti. Bir gün eve gelip sanki normal bir durumdan bahseder gibi "sana artık katlanamıyorum, neyin var neyin yok topla evimden git" demişti. Önce şaka yaptığını ya da diğer laf sokmaları ve hakaretleri gibi bir durum olduğunu düşünmüştüm. Ancak o çok ciddiydi. "Nereye gidersen git," diye eklemişti. "Yine neye kızdın?" Dediğim an ortalık savaş alanına dönmüştü. Öyle bir bağırmıştı ki hâlâ sesi kulaklarımda çınlıyordu. Kadınlığıma kadar hakaret etmiş, "bir senedir neden seni yatağıma almıyorum sanıyorsun? Sen kadın mısın?" Demişti. Sözlerinden sonra ağlamaya başlamıştım ve kendimden nefret etmiştim. O kavga sırasında hayatında bir senedir biri olduğunu itiraf etmişti. Aynı gün küçük bir el valizine kıyafet alıp evden ayrılmıştım. Gidecek hiçbir yerim yoktu. Kavga seslerimizi duyan yan komşuma uğramış, ağlayarak durumu anlatmıştım. O da benimle birlikte ağlamıştı ve beni teselli etmek adına böylesinin daha iyi olduğunu söyleyip durmuştu. Onunla birlikte kadın sığınma evine gidip başvuru yapmıştık. Sığınma evinde tanıştığım kimsesi olmayan bir kadındı Züleyha abla. İkimiz dost, dert ortağı olmuştuk. Onun ansızın vefatıyla bir daha yıkılmıştım. Boşanmamız Züleyha ablanın vefatıyla aynı dönemde olmuştu. Züleyha abla ölmeden önce vasiyetini değiştirip her şeyini bana bırakmıştı. Eski eşim bana miras kaldığını bilmiyordu ki hâlâ bilmiyor. O dönem mirası üzerime almamıştım çünkü Selin evrak işleriyle uğraşıyordu. Velayeti almak için uğraştığım zaman da eski eşim yurt dışına yerleşmişti. Şu an onunla hukuk mücadelesi veriyordum. Onlar oradan gelmeden kızımı göremeyecektim. Sorunlarım zaten bana yeterdi. Bir de Demirkan denen adamı eklemeyecektim!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD