Demirkan’ın odasının önünde asistanının masası vardı. Asistanı, yanında iki takım elbiseli adamla hararetle bir şeyler tartışarak bilgisayara bakıyorlardı. Demirkan kendi ekibini getirdiği için ekibinden kimseyi tanımıyorduk. Onların da şirkette havaları farklıydı zaten. Ekibinde gördüğüm kadınlar da erkekler de mankenlik ajansından seçilmiş gibi gözükseler de işlerinde oldukça profesyonel durdukları belliydi. Demirkan beyin asistanının bir tel saçı bile dağınık durmuyordu.
Odaya girdiğimde, kapıyı arkamdan yavaşça kapattım. Oda, geniş cam pencereleriyle şehrin panoramasını sunan modern ve gösterişli bir yerdi. Önceden kullanılmadığı için bu odaya hiç girmemiştim. Şirketin patronu Doğan bey koridorun en ucunda mütevazi bir odada kalıyordu.
Ancak içimdeki gerginlik bu muhteşem manzaraya bir gölge gibi düşüyordu. Kalbim göğsümde sertçe atarken odanın sessizliği sanki bir öncekinden daha da derinleşiyordu. Demirkan, odanın ortasında durmuş, arkasını bana dönmüş pencereden dışarı bakıyordu. Omuzları gergin, sanki birazdan patlayacak bir volkan gibiydi. Takım elbiseyle fiziği çok daha belliydi. Gerçi altındaki her ayrıntıyı detaylı incelemiştim ama şu an konu bu değildi.
Adım seslerimi duyduğunda ani bir hareketle dönüp bana baktı. Yüzü kapkara; kaşları çatılmış, gözleri öfkeyle doluydu. O an, odada bir kasırga gibi dolaşan bir enerji hissettim. Gözleri doğrudan bana saplandı ve beni adeta delip geçiyordu.
“Ne olduğunu sanıyorsun, ha?!” diye gürledi. Sesi odanın dört bir yanına yankılandı, duvarları yıkacak kadar güçlüydü ancak ses tonunu yükseltmeden bunu yapmıştı.
“Neyin peşindesin sen?” Cümlesini tamamlayamadan duraksadı. “Dora Işık?” diye ekledi, sesi tıpkı bir keskin bıçak gibi keskinleşmişti.
Bunu beklemiyordum. Dudaklarım arasından bir cevap çıkacakken boğazıma düğümlendi. Demirkan birkaç adım daha yaklaştı; sanki her kelimesiyle beni köşeye sıkıştırmak istiyormuş gibi. Mesafeyi kısaltırken odadaki gerginliği daha da artırdı.
“Beni tanımadığını mı söyleyeceksin? Dün gece bilerek karşıma çıkmadığını mı iddia edeceksin?” dedi. Sesi bir kat daha sertleşerek tehditkâr bir ton aldı. Gözleri üzerime kilitlenmişti ve elaları tehdit dolu bir parıltıyla yanıp sönüyordu.
“Sıradan bir geceydi, değil mi? Senin için sadece bir fırsat! Zengin, güçlü bir adam bulup ona yanaşmak, hayatını garanti altına almak istiyorsun! Zengin avcısı bir kadınsın, değil mi?”
Her kelimesi, sanki bir bıçak gibi batıyordu içime. Şokla gözlerimi kırpıştırdım. Kollarımı göğsümde kavuşturarak, kendimi savunmak istercesine korumaya çalıştım.
“Sen ne saçmalıyorsun!” diyebildim sesimdeki güçle. Ancak kelimelerimin etkisi onun öfkesi karşısında eriyip gitmişti.
“Ne mi saçmalıyorum!” diye bağırdı tekrar, sesi daha da yükselerek.
“Bu tesadüf müydü sence? Aynı gece karşıma çıkıp, sabah erkenden hiçbir şey olmamış gibi kaçıp gitmen mi? Seninle yatmamı bilerek mi sağladın? Planlı mıydı bu?”
Demirkan’ın her adımı beni geriye doğru itiyordu. Gözlerinde yalnızca öfke değil aynı zamanda güvensizlik ve hayal kırıklığı da vardı. Bu kadar sinirli ve emin bir şekilde bağırırken sanki dünyamdaki her şeyin yıkıldığını hissediyordum. O, suçlu benmişim gibi davranıyordu.
"Manyak mısın sen be! Neden böyle bir saçmalık yapayım?” diye karşılık verdim. Bu kez sesim daha kararlı çıkmıştı.
“Dün gece, ne olduysa oldu ama ben böyle bir insan değilim! Sadece işimi yapmaya çalışıyorum! Senin patronum olduğunu nereden bilebilirdim? İsmini bile öğrenmek istemedim! Ayrıca yanıma gelen sendin. Beni baştan çıkaran da sendin!” Artık benim gözlerimden de alevler çıkıyordu.
Demirkan, bana daha da yaklaşarak parmağını yüzüme doğrulttu. “Senin gibileri tanırım ben! Zenginlerin etrafında dolaşıp kendine fırsat kollayan kadınlar... Şirketimde bu tür oyunlar oynamana izin vermeyeceğim! Bir daha böyle bir şey görürsem...”
Durdu, derin bir nefes aldı. Gözleri öfkeden kısılmıştı; karanlık, soğuk bir rüzgârın peşinden koşar gibi.
“Seni bu şirketten kovarım, Dora,” dedi. Ela gözleri ateş gibi parlarken. Kelimeleri adeta üzerime çöken bir tehditten farksızdı. “Bir daha adımını buraya atamazsın. Bu şirkette çalışmak mı? Bu hayal bile olmaz senin için.”
İçimde haksız yere suçlanmanın verdiği öfke daha da büyümeye başlamıştı. Fakat bu sahnede söyleyecek, kendimi açıklamaya çalışacak bir sözüm yoktu. Bu adama ne desem boştu. Kimdi ki o kendimi açıklayayım? O karanlık gözlerle yüzleşmeye de gerek yoktu. Demirkan’ın sözleri zihnimde yankılanmaya devam ediyordu. Beni sıradan bir “avcı” gibi görmek... Bu düşünce, içimdeki tüm gururu da yerle bir etmişti. Yine de bu adam konuşmaya bile değmeyecek biriydi benim için.
"Gerizekalı,"
Odayı terk ederken ağzımdan çıkanı duymuyordum. Kapıya yöneldiğimde tek istediğim bu odadan çıkmaktı. Kapıyı sertçe arkamdan kapattım, ama odadan çıkarken içeride kalan o karanlık bakışlar ruhuma derin bir iz bırakmıştı. Kapıyı kapatırken arkamda yankılanan sözler sanki peşimi bırakmayacak bir lanet gibi beni takip edecekti, biliyordum . Yine de önemsemedim. Hızla uzaklaşırken kalbimdeki yara büyümüş ve acısı yavaşça yerleşmişti.
Derin bir nefes alarak koridora çıktım. Kapının önündeki masasında oturan asistanı bana gergince bakıyordu. Sanırım Demirkan'ın bağırışlarını duymuştu. Gözlerim kapıdan çıktığım an dolmuştu; ama bunu daha fazla düşünmek istemiyordum. Kafamda yankılanan Demirkan’ın sert sözleri içimdeki iki yıl sonra zar zor kazandığım huzuru yerle bir etmişti. Kendimi bir an önce dışarı atmak için adımlarımı hızlandırdım.
Şirketin dış kapısına ulaştığımda soğuk havanın beni sarhoş eden sıcaklığına karşı canlandırıcı bir etki yaptığını hissettim. Birkaç adım attım ve derin bir nefes alarak gökyüzüne baktım. Gün, güneşin doğuşuyla aydınlanmış ama içimdeki karanlığı bir türlü aydınlatamamıştı. İşte burada, bu yüksek binaların arasında kendi küçük dünyamda kaybolmuştum.
Yine...
İçimdeki karmaşa, geçmişe dair hatıralarla doluydu; belki de yaşadığım bu tek gecelik ilişki benim için bir hata veya güzel bir anı olarak kalacaktı. Ancak şimdi onunla yani Demirkan’la tanışmam her şeyi tepetaklak etmişti. Benim hayatımda çok daha önemli meseleler vardı. Ancak bu olay yalnızca bir anlık boşluk ve yanlış kararların birer yansımasıydı.
Bir kaç dakika boyunca derin nefesler alarak kendimi toparlamaya çalıştım. İşe dönecek miydim? Ya da bu sefer her şey yolunda gidecek miydi? İçimdeki belirsizlik duygusu, kararlılığımı zorluyordu.
Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı; sanki içimdeki karmaşayı yansıtıyordu. Adımlarımı hızlıca atarak yürümeye başladım. Hava, karanlık düşüncelerimi temizlemeye çalışıyor gibiydi, yine de içimdeki gerginlik sürüyordu. Derin bir nefes alarak, bu soğuk ve temiz havayı ciğerlerime çekmeye çalıştım. Ama her nefeste Demirkan’ın bakışlarını ve bana söylenen sözleri yeniden duyuyordum. Dün gecenin anıları da çatlaklardan sızarak beynime ateşli görüntüler veriyordu. Bu iki tezat durumla baş edebilmek için biraz daha yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.
Hatanın benim olmadığını ama bu durumun beni daha güçlü kılacağını hatırlamam gerekiyordu. Demirkan’ın sözleri, kendimi savunmak için yeterli gücü bulmamı sağlamalıydı.
Sonuçta, bu sadece bir işti; özel hayatımda yaşadıklarımın işime etki etmesine izin veremezdim. Demirkan’ın öfkesi beni sarsmış olsa da, onun karşısında güçlü durabilmeliydim. Her şeyin ötesinde, ben nelerin üstesinden geldiğimi unutmamalıydım; karşılaştığım her zorluğun beni daha da güçlü kılacak bir fırsat olduğunu çoktan öğrenmiştim.