4. Bölüm

1196 Words
Toplantı odasında herkesin gözü yeni CEO Demirkan’daydı. Müdürlerle sırayla tanışıyor, soğukkanlı bir şekilde kısa ama net cevaplar veriyordu. Herkesin dikkat kesildiği bu anlarda ben, derin bir nefes aldım. Sıranın bana gelmek üzere olduğunu biliyordum. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Adımı bile söylemekten kaçındığım bu adam şimdi patronum olarak tam karşımdaydı ve ne söyleyeceğimi, kendimi nasıl tanıtacağımı bilemiyordum. Demirkan, tanıştığı her müdüre kısa ama net sorular soruyordu. Sesindeki baskı ve otorite tüm toplantı odasında hissediliyordu. Dün geceki adamla şu an patron olarak oturan adam arasında dağlar kadar fark vardı. Aşırı derecede sinirli duruyordu. Doğan Bey, konuşmasına devam ederek adımı yüksek sesle söylediğinde dikkat kesildim. Sıra bana gelmişti. “Dora Işık Hanım, Reklamcılık Departmanımızın başında. Ekibiyle harika işler çıkartıyor.” Demirkan, hafif bir baş hareketiyle selam verirken gözleri kısa bir an için benimkilerle buluştu. Fakat o bakışlar… dün geceden eser yoktu. Yüzünde en ufak bir sıcaklık, bir jest bile yoktu. Sanki gözlerimin içine bakan o adam değildi ve beni hayatı boyunca ilk defa görüyordu. Bir de bana aşırı derecede kızgın bakıyordu. Soğuktu, mesafeliydi, neredeyse buz gibiydi. Yine de o bakışlarının altında sadece ikimizin bildiği tanıdıklık ifadesini de net seçiyordum. Doğan bey dikkat kesilmiş bizim tanışmamızı bekliyordu. Asistanım Can tam arkamda ayakta sunuma başlamamızı beklerken sesi çıkmıyordu. "Reklamcılık," dedi kısa bir duraksamayla Demirkan, sesinde hiçbir duygu belirtisi olmadan. "Eminim işinizi iyi yapıyorsunuzdur, Dora Hanım." Bunu söylerken bakışları masamın önünde duran isimlikteki ismime kaymıştı. Adımı söylerken özellikle vurgu yapmıştı. O an içimden bir ürperti geçti. Dün geceki flörtöz, serseri bir tavırla kendinden emin adımlarla bana yaklaşan, benimle ateşli bir şekilde flörtleşip her yerimi öpen adamı düşündüm. Şu an burada uyarılmam hiç normal değildi. Dün gece tüm dünya sadece ikimizin etrafında dönüyor gibiydi ve onun da benim kadar zevk aldığını biliyordum. Ama şimdi, karşımda kibirli, despot bir CEO vardı. Bacaklarımı birbirine bastırdığımı fark etmemesi için bedenimi kastım. Boğazımı temizleyerek kafamı salladım. "Elimden geldiğince efendim." Sesim düşündüğüm gibi kendimden emin çıkmıştı. Demirkan gözlerimden bakışlarını çekerek "Sizin bölümün dosyalarını inceleme fırsatı bulamadık. inceleme sonrası gerçekten nasıl bir iş ortaya çıkardığınızı da göreceğiz" dedi. Küstah piç... Aslında böyle olması ikimiz için de çok daha iyiydi. Dün geceyi unutturamazdım belki ama hiç yaşanmamış sayarak profesyonellik sınırlarından çıkmayacaktım. Demirkan da tam olarak bunu yaparak bana yardımcı oluyordu aslında. Hâlâ hissettiğim şaşkınlığı belli etmemeye çalışarak başımı hafifçe salladım ve ağzımdan "Elbette, Demirkan Bey." sözleri çıktı. Sesim sakin ve kontrol altındaydı, ama içimdeki karmaşayı dizginlemekte zorlanıyordum. O serseri, dövmeli adam, motorcu sandığım ve bu yüzden bir daha asla karşılaşmayız dediğim adam, nasıl olurda Doğan beyin oğlu olabilirdi ki? Demirkan, bakışlarını hızla başka bir müdüre çevirdi, sanki benimle konuşmak sadece zorunlu bir formaliteymiş gibi. Bu soğuk tavır aramızdaki gerilimi daha da artırıyordu. Nasıl davranmam gerektiğini bile bilmiyordum ancak Doğan beyin dikkatli bakışlarını birkaç defa daha üzerimde hissedince sakin kalmam gerektiğini tekrar hatırladım. Toplantıdan sonra Demirkan‘la özel olarak konuşacak ve birbirimizi hiç görmemişiz gibi davranmamız gerektiğini söyleyecektim. Tanışma faslı sona ermişti. Odanın içinde, herkesin Demirkan’a olan merakı ve gerginliği bir nebze dağılsa da, benim için asıl sınav şimdi başlıyordu. İçimdeki kaygıyı bastırmaya çalışarak ayağa kalktım. Sunum sırası bana gelmişti. Elimdeki dosyalarla ekrana doğru yürürken, kalem eteğim adımlarımla hareket ediyordu. Beyaz gömleğimin yakası hafifçe terlemişti ama sakin bir görünüm sergilemeye çalışıyordum. Ellerim hafifçe titriyordu. Benim ayağa kalkmamla asistanım Can'da hareketlenmişti. Sunumu açmak için ekrana doğru dönüp bilgisayarıma baktım, ama arkamda duran Demirkan’ın varlığı sırtımda bir ağırlık gibi hissediliyordu. Derin bir nefes alıp dönerek slaytları açtım. “Reklamcılık departmanı olarak, son çeyrekte gerçekleştirdiğimiz projelerin performansını sizlerle paylaşmak istiyorum,” dedim, sesim ilk cümlelerde biraz titrek çıkmıştı. Gözlerim hızla ekrana odaklandı ama Demirkan’ın bakışlarını da hissediyordum. Keskin, delip geçen bakışlar. Sanki bir avcı gibi beni izliyordu. Ne zaman ona bakacak olsam gözleri doğrudan üzerimdeydi. Dimdik bakışları oldukça keskin ve inceler gibiydi. Sunum boyunca, her adımımda, her cümlemde Demirkan’ın beni izlediğini biliyordum. Gözleri öyle bir yoğunlukla üzerimdeydi ki sanki tüm hatalarımı bulmak için ince ince süzüyordu. Bakışları sadece gözlemlemekle kalmıyor, yargılayıcı ve sorgulayıcıydı da. Bu da beni aşırı gerginleştirmişti. Bir an, Demirkan’ın masaya doğru hafifçe eğildiğini fark ettim. Konuşmama ara vermeden devam ettim ama dikkatim dağılıyordu. Gözleri sert ve keskin bir şimşek gibiydi; dudaklarını sımsıkı birbirine bastırmıştı. “Dora Hanım, bu kampanyanın hedef kitlesiyle ilgili demografik analizlerde hangi metotları kullandınız? Raporlarda belirtilen analiz yeterince derin mi sizce?” diye sordu, sesinde bir meydan okuma vardı. Resmen sözümü kesmişti. Sorusuyla duraksamak zorunda kaldım. Slaytlara bakarak kendimi toparladım ve “Bu kampanyada, ana demografik verilerle birlikte davranışsal analizler de kullandık. Hedef kitlemizi segmentlere ayırarak daha spesifik bir yaklaşımla hareket ettik,” dedim, sakinliğimi koruyarak. Ama içimde bir düğüm vardı, her an daha zorlayıcı bir sorunun geleceğini düşünüyordum. Neden bir pislik gibi davranıyordu ki şimdi? Demirkan, birkaç saniye boyunca gözlerini benden ayırmadan cevabımı tartar gibi baktı. Sanki söylediklerimi test ediyordu. O sessizlikte adeta nefesimi tutuyordum. “Peki, bu analizlerdeki verilerin doğruluğu konusunda ne kadar eminsiniz? Geçen yılki kampanya ile karşılaştırıldığında beklentiler karşılanmamış görünüyor.” Dedi ne zaman eline aldığını bilmediğim geçen yılki kampanya dosyasını incelerken. Pislik herif resmen açığımı bulmak için sayfaları karıştırıyordu. İçimden "Piç!" diye düşündüm ama dışarıdan güçlü görünmeliydim. Yüzüme rahat bir ifade takındım. “Geçen yılki kampanyadan farklı olarak, bu yıl daha dijital bir strateji izledik ve veri toplama süreçlerimizde bazı algoritmik değişiklikler yaptık. Bu, ilk başta düşük performans gibi gözükse de, uzun vadede marka bilinirliği açısından daha etkili olacak," dedim. Bu kez sesim daha güçlüydü. Demirkan’ın gözleri hâlâ üzerimdeydi, ama dudaklarının kenarındaki hafif alaycı ifade silinmişti. Cevabımı kabul ediyor gibi susmuştu yine de bakışlarıyla beni sıkıştırmaya devam ediyordu. Gözlerinde bir şey vardı… hem bir meydan okuma, hem de aramızdaki o ateşli gerilim. Sunumu bitirdiğimde derim bir nefes aldım. Kalbim çılgınlar gibi atıyordu. Demirkan’ın bakışlarının ağırlığı üzerimden kalktı ama içimde bıraktığı izler hâlâ tazeydi. Tüm bu gerilime rağmen altından kalkmayı başarmıştım. Hayatımın en zor sunumuydu. Zorlayıcı sorularına rağmen güçlü durmayı başarmıştım. O sırada Doğan Bey yerinde hafifçe öne doğru eğildi ve tok sesi odada yankılandı. “Harika bir sunumdu, Dora Hanım,” dedi, yüzünde büyük bir memnuniyetle. “Özellikle dijital strateji konusunda verdiğiniz bilgiler çok yerinde. Geçtiğimiz yılki kampanyaya göre bu yaklaşımla çok daha büyük bir başarı yakalayabiliriz. Fikirlerinizin hepsini şimdiden kabul ediyorum.” Bir anlık rahatlama tüm vücudumu sardı. Doğan Bey’in övgüleri odayı doldurmuş, diğer müdürler de onaylayan baş hareketleriyle ona katılmıştı. Ben de hafif bir gülümsemeyle başımı eğip teşekkür ettim. Toplantı artık sona ermek üzereydi. Şükürler olsun. Tam herkes sandalyelerinden kalkmaya başlamıştı ki Demirkan sert bir hareketle yerinden doğruldu. Yüzünde yine o soğuk ve ciddi ifade vardı. Gözleri beni hedef almıştı. Odadaki tüm hareketlilik bir anda yavaşladı. “Dora Hanım!” dedi, sesi sert ve emir verici bir tonla. “Sizi odamda bekliyorum, hemen!” Öyle sert söylemişti ki bu sözleri herkes onun kampanya fikrimi beğenmediğini düşünecekti. Odaya sessizlik çöktü. Gözler bir an bana döndü. Kalbim hızla atmaya başlamıştı. Diğer müdürler arasında hafif bir şaşkınlık vardı ama kimse bir şey söylemedi. Doğan bey bile ses çıkartamadı. Asistanım Can şaşkınlık ve korkuyla gözlerini büyütmüştü. Ben ise soğukkanlılığımı korumaya çalışarak başımı salladım. “Tabii, Demirkan Bey,” dedim, ama içimdeki gerginlik yeniden tırmanıyordu. Hemen şimdi yüzleşeceğimizi düşünmemiştim. En azından odama gidip birkaç dakika kendime gelirim diye umuyordum. Ayağa kalkıp toparlanmaya başladım. Demirkan’ın peşine takılırken neyin geleceğini az çok tahmin de ediyordum. O sessiz, gerilim dolu yürüyüş, aramızda henüz çözülmemiş tüm hesapların başlangıcı olacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD