Gözlerimi açtığımda kaşlarımı çattım. O tuhaf ses nereden gelmişti öyle? Yerimden sessizce kalkıp komodindeki silahımı alıp şarjörü yerine yerleştirdim ve parmak uçlarımda yürüyerek elimde silahla nişan almış bir şekilde yürümeye başlamıştım. Üzerimdeki şeylere bakıp içimden küfürleri sıraladım. Ben neden böyle uyumuştum ki? Birinci sebep havanın sıcak olmasıydı. Üzerimde turuncu bir omzu açıkta bırakan salaş tişört altımda ise mor bir şort vardı. Evde beni öldürmek isteyen biri varsa öncelikle bacaklarıma bakacağı belliydi.
Her odaya tek tek bakıp salona geldiğimde nabzımın sesini duymaya başlamıştım. Kapıdan içeri gireceğim sırada önüme atlayan Dumanla beraber çığlığı bastım. O da ellerini kaldırmış çığlık atarken omzuna sıkı bir yumruk vurdum. "Sen deli misin? Ne yapıyorsun burada? Seni beni öldürmek isteyen biri sanmıştım." Diye öfkelenip saçlarımı karıştırdım.


"Kızım sen demedin mi Duman gitme geç oldu yarın buradan geçersin şirkete diye." Dediğinde başımı salladım. "Bir dakika ne? Beni ölümle tehdit etsen öyle bir şey söylemem Duman." Dediğimde gülüp kendini koltuğa attı. Silahı orta sehpaya bırakıp karşısındaki koltuğa oturduğumda sabah haberlerini açtım.
"Yalnız üzerindekiler pek bir güzelmiş." Dediğinde kaşlarımı çattım ve yavaşça ona dönüp bakarken teslim oluyorum dercesine ellerini kaldırdı. "Saat yedi buçuk benim kaçmam gerek şirket beni bekler. Her ne kadar beni kahvaltıya davet etmemiş olsan da işim var Kızılım bu yüzden gitmem gerek." Dediğinde aynanın karşısına geçip üzerindekileri düzletti ve saçlarına özen gösterdi. "Erkek olan sensin beni dışarda bir yere davet etmen gereken sensin öyle değil mi? Yani en azından bildiğim ve tahmin ettiğim kadarıyla böyle yaparlar." Dediğimde kaşlarını kaldırdı.
"Kimler böyle yapar?" diye sordu gülümseyerek. "İnsanlar." Diyerek muzipçe gülümsedim. Duman beni gülümsetiyordu. "Evinde olduğumu da unutma bana kahvaltı hazırlama şerefine nail olamadın." Dediğinde başımı koltuğa bıraktım. "aman tanrım. Bu hatayı nasıl yaparım? Nasıl bu şerefe erişeceğim Duman?" diyerek yapmacık bir eda ile sordum.
"Bu şerefe nasıl nail olacakmışım bak bak." Diyerek gözlerimi devirdim. "Peki, peki kaçtım ben." Diyerek yanıma gelip yanağıma öpücük bıraktığı gibi hızlı bir şekilde evden çıktı. Gözlerimi kısmış ardından bakarken öfkeden kuduruyordum. Siyahları kuşanıp aynaya baktığımda dumanlı göz makyajı yapıp belime silahımı yerleştirip evden çıktım.
Birime geçtiğimde kahvemi alıp masama geçtim. Bahar el sallayıp yanıma geldiğinde selamlaştık. "O Duman bozuntusu sinirimi bozuyor ama aynı zamanda da gülümsetiyor tuhaf ama aynı zamanda da değişik. Ne bileyim ya." Diyerek saçlarımı savurdum ve bilgisayardan haberlere bakmaya başladım. Bahar'ın yanına İlke geldiğinde nefes nefeseydi.
"Savaş bana beni sevdiğini söyledi." Diye kısık sesle çığlık atıp yerinde zıpladığında gözlerimi devirdim. "Sonunda. Ben patladım burada. O kadar içinde tutması büyük bir rekor." Diye mırıldanıp bilgisayar bakmaya devam ettim. Kurt birime girerken yanıma gelip iki elini masama koydu ve tepede bakarak konuştu.
"Müdür seni ana kapının orada turnikelerin yanında bekliyormuş Kızıl." Derken kaşlarımı çattım. "Neden?" diye sordum. "Bilmiyorum söylemedi." Diyerek kendi masasına geçtiğinde kaşlarım çatılı yerimde kalktım. Bahar İlke'nin aşkını dinlerken kimsenin fark ettirmeden birimden çıkıp turnikelerin olduğu yere geldim. Müdür ve Savaş beni bekliyordu.
"Efendim." Diyerek ellerimi önümde birleştirdim. "Ahenk gel bakalım. Savaşla kısa süreli keşfe çıkıyorsunuz. O kadar gizli ki ekip arkadaşlarınızın bile haberi yok. Üst mercilerden sadece belli başlı kişilerin bilmesini istedi. Bundan ötürü casusluk görevini yapabilecek kişileri yanıma çağırdım. Bu da sizsiniz. Sen ve Savaş. Taksim'de dolaşacaksınız oradan İstiklal Caddesine geçip barlar sokağında dolaşıp şu adamı hakkında bilgi alacaksınız." Diyerek elindeki büyük A4 kâğıdındaki resmi bize gösterdi. Siyah saçlı ela gözlü adam öldürücü bakışlar atıyordu.
"İnterpol'de adamın kaydı var. Sürekli kaçıyor Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa kısaca tüm dünya bu adamı arıyor ve aldığımız bilgilere göre adam İstanbul'da hatta İstanbul'un göbeğinde. Adamın civarlarda olup olmadığından haberimizin olması gerekiyor. Bu bilgi çok gizli. Polisin bile haberi yok. Bundan dolayı silahlarınızı masalarınıza bırakın ve göreve öyle çıkın. Polis sizi yakalarsa silahınızın olduğunu görürse duyarsa bu iş polisin kulağına gider ve açıklamak zorunda kalırız. Bundan dolayı gölge olup bu adam hakkında bilgi toplayın hatta adamı bulun." Diyerek yanımızdan ayrıldığında Savaşla kısa süreli bakıştık.
"Silahları bırakalım ve çıkalım hadi." Diyerek birime girdik. Savaş önce masasına ilerledi ve biraz işi varmış gibi gösterip bilgisayarında oyalandı. Bende bu süre zarfında kimse fark etmeden masamın çekmecesine silahımı bıraktım. Ayağa kalkıp giderken bizimkilere seslendim. "Millet benim biraz işim var. Bir şey olursa ararsınız. Hadi görüşürüz." Diyerek çıkıp arabama bindim.
Savaş'a göz kırparak çıktığımda başını hafifçe salladı. Arabama geçtiğimde onu beklemeye başladım. Ekipten bile gizli iş yapmak akıl karı değildi ama el mecbur yapmak zorundaydık.
Savaşta gelip yanımdaki yerini alınca birimden çıktık.
"Silahlarımız yok. Savunmasızız. Eğer ters bir durum olurda ayrılırsak parçalara bölündüğümüzden dolayı işimiz daha kolay biter biliyorsun değil mi?" diyerek Savaş'a baktım.
"Biliyorum." Diyerek önüne bakmaya devam etti.
"Taksim ve İstiklalde sivil polislerin olduğunu da biliyorsundur." Dediğimde başını biliyorum dercesine salladı.
"İlke 'ye onu sevdiğini söylemişsin." Dediğimde gülümsedi.
"Evet."
"Geç bile kalmıştın." Dediğimde güldü.
"Allah mesut bahtiyar etsin." Diyerek pis pis bakıp güldüm.
"Vur dedik öldürdün Kızıl." Dediğimde işim bu dercesine baktım. Arabayı Taksim'e doğru sürdüm.
*
"İnşallah tek parça döneriz." Diyerek arabadan inip Taksim Meydanına doğru yürümeye başladık. İstiklal Caddesine gidip baların olduğu sokaklara girdiğimizde çeşit çeşit insanın burada pek olmadığını gördüm. Burada tek tip insan vardı. Alkol delisi.
Barlardan birine girdik ve barmenin karşısına oturduk.
"İki tekila." Diyerek barmene baktığımda başıyla onayladı. Savaş "Yalnız ben tekila sevmem." Dediğinde ona bakıp 'seveceksin' der gibi bakışı atıp önümüze konan tekilaya dikledim.
"Şimdi sen buraları iyi bilirsin. Ben birisini arıyorum." Dediğimde içmekte olduğu tekila boğazında kaldı Savaş'ın. Sırtına vurup çenesini havaya kaldırdığımda dudaklarını elinin kenarıyla sildi ve bana ters ters baktı. "arkadaşım alışkın değil ondan." Diyerek durumu açıkladım. Barmene yaklaşıp gözlerimi açtığımda o da bunu bekliyormuş gibi bana yaklaştı. "Hislerim bu adamı kesin tanıdığını söylüyor bebeğim. Ne dersin?" deyip gülümsediğimde bana bakarak gülümsedi. Rastalı saçlarını savurdu ve benimle gel dercesine elini uzattı. Tezgâhın üzerinden atladığımda birkaç kişinin dikkatini çekmiştim ama pekte önemsemediler.
"Burada bekle Casper." Diyerek kod adını kullandım. Pek emin değilim dercesine baksa da başını tamam anlamında salladı.
Daha sakin bir ortama geçtiğimizde her an her şey olabilir diyerek tetikte bekledim. Derin bir nefes aldım ve adamın gözlerine bakmaya başladım. "Kimi arıyorsun?" diye sorduğunda arka cebimdeki resmi çıkardım ve adama gösterdim.
"Bu adam biraz fazla iddialı olmadı mı güzelim?" diye sorduğunda başımı yana eğdim. "Sana ne istersen vereceğim desem. Ne kadar para istersin?" dediğimde "100.000" diyerek beni şaşırttı. Aranan adam önemliydi bu kadar para istemesine tepki gösteremezdim. "Çok az bir meblağ istiyormuşsun hakikaten. Ama ben sana nasıl inanacağım belki parayı alıp beni başka bir yere sürükleyeceksin?" diye şüpheci tavırlarla sorduğumda gülümsedi.
"Bende sizinle geleceğim. Siz adamı alacaksınız ben paramı. Kısa günün karı. Ne dersin?" dediğinde kaşlarım çatılı dinledim. En azından kaçma payı oldukça düşüktü. "Arkadaşıma danışmalıyım." Diyerek odadan çıkarak başını masaya yaslamış Savaş'ın yanına gittim. "Casper uçtun mu yavrum?" diyerek kaç bardak içti bu dercesine barmene baktım. Barmen iki derken elimi salladım. Biliyordum sevmediğini de bu kadar yapmaz diye düşünmüştüm.
"Savaş şş oğlum." Diyerek dürtüklediğimde bunu bekler gibi gözlerini ovuşturarak başını kaldırdı. "Bir gelsene sormam gereken bir şey var." Dediğimde başını tutarak yerinden kalktı ve bardan çıktık. "İyi misin sen?" diye sorduğumda başını evet anlamında salladı. "Barmenlerden biri aradığımız adamın yerini biliyor ama 100.000 istedi garanti olarak da bizimle beraber geleceğini söyledi." Dediğimde kaşlarını çattı.
"Tuhaf nereden biliyormuş bu adam?" diye sorduğunda konuşmaya devam ettim. "İstanbul'da birilerini arıyorsan İstiklal Caddesine barlara gel yavrum. Ne kadar kirli pis iş varsa bunlar bilir. Hayatım İstanbul'da geçti buralarda neler döndüğünü bilirim."
*
Yanımızda rasta saçları savuran adam pek bir özgüvenliydi. Tabi o kadar parayı bende alacak olsam bende o özgüvene sahip olurdum. İstihbarat müdürünü arayıp adamı bulduğumuzu ama önümüzde rasta saçlı adam olduğunu söylediğimizde eğer sizi o adama ulaştırırsa o parayı hesabında bilsin diyerek işi onaylamıştı. Neler dönüyordu burada böyle?
Çıkmaz sokağa girdiğimizde dudaklarımı birbirine bastırdım ve sanki ruj varmışçasına dağıttım. Bu sokağın sessizliği pek hayra alamet değildi sanki.
Gözlerimi kıstığımda aradığımız adam etrafında bir ordu adamla karşımıza dikildi. Şimdi başlıyorduk.
Haydi rastgele.
Rasta saçlı ayan beyan korktuğunu belli ederken elim istemsizce belime gitti ve silahımın olmayışına içimden bir küfür savurdum. Polisten bile gizlenen olay mı olurdu? Olursa böyle tabiri caizse salak gibi kalırdın. Savaş'a baktığımda dişlerini birbirine bastırdı ve bana baktı. Sıkıntı yok der gibi başını salladı. Bu adamların rahatlığı beni bir gün öldürecekti. Karşımızda yirmi adam vardı ama eli cebinde ne haber moduna girmişti Casper.
Ben ve Savaş adamın yanına doğru ilerlerken rastalı bizi yarı yolda bıraktı ve maratona çıkar gibi koşarak yanımızdan ayrıldı. Ne harika.
Adamın karşısına dikildiğimizde polis(!) kimliğimizi gösterdik. Teslim olmasını söyledik.
"I don't understand." Dediğinde hadi buyurun cenaze namazına der gibi baktım. Adamın etrafında yirmi adam var ama sen beni anlama.
"dinle beni." Diyerek İngilizce konuşmaya başladım. Bizimle gelmesi gerektiğini söylediğimde belinden çıkardığı tabancayı alnıma tuttu. Onun bu hareketi ile etrafındaki diğer adamlar da aynısını yaptığında Savaşla eş zamanlı olarak ellerimizi havaya kaldırdık.
"Tamam, tamam tamam dinle. Bak bu işi konuşarak halledebiliriz. Önce indir şu silahı." Dediğimde Savaş'ın yüzüne silahın kabzası ile vuran adam olayı başlatmıştı. Savaş öfkeden adamın üzerine atlarken adamlar korkudan havaya ateş etmeye başladılar. Karşımdaki adam hala daha silahını indirmemişti. Gözlerine bakarak konuşmaya devam ettim. "Teslim ol." Dediğimde nefesim kesildi. Keskin ses bu sefer beni iki adam geriye adım attırdı.
Nefesim kesildi ve parça parça nefes aldım. Elim karnıma giderken elimi karnıma bastırdım ve geri çektim.
Ölüm kızıllığı.
Boşta kalan kolumda da mermi aldığımda kendimi yerde buldum. Dudaklarım açıktı ama hiçbir kelime çıkmadı. Parça parça nefeslerim zihnimde yankılandı.
Nefeslerim hızlandığında dudaklarım kısık bir inleme sesi duyuldu.
Zorlukla yerimde doğrulduğumda acıyı es geçmeye çalıştım. Kolum acıdan uyuşurken dizimin üzerinde doğruldum. Tam ayağı kalkıyordum ki silahı ateşleyen adam beni ayağıyla yere sertçe ittirdiğinde kendimi tamamen yere bıraktım. Acıdan uyuşan kolum kaldırımda diğeri ise karnımdaydı. Gözlerim gökyüzüne bakıyordu. Masmavi İstanbul'un gökyüzünü görerek ölecek olmak bana göre büyük bir şanstı. Zira bu şehir aşktı.
Acıdan gözlerim kapanırken derin bir nefes çektim içime. Gözlerimin önüne Duman gelirken güçsüzce gülümsedim. Gözümden bir damla dökülen damla kaldırımda yankılandı adeta.
Saçlarımdan ölüm damlarken yeşil gözlerim masmavi gökyüzüyle buluşmuştu çoktan.
Duman'ın teklifini kabul etmediğim için pişmandım. Hem de çok pişmandım. Gülümsedim. Eğer onunla karşılaşma fırsatım olsaydı gözüm kapalı kabul eder boynuna atlardım. Her yaralandığımda yalnızlığın soğuk nefesini ensemde hissederdim ama bu sefer bambaşkaydı Duman bana buz mavisi okyanus bakışlarıyla bakıyordu.
"Ahenk. Ahenk iyi misin? Ahenk dayan lütfen. Seni hastaneye yetiştireceğim lütfen dayan." Dediğinde beni kucağına alırken bir ölüden farksızdım. Kanımdaki kolum boşluğa düşerken başım geriye düşmüştü.
"Sa... Vaş..." diye mırıldandığımda beni duymadı. "Sa... Vaş!" diye daha sesli söylemeye çalıştığımda beni duymuştu.
"Söyle söyle istihbaratın Kızılı. Casusların en güzeli söyle."
"Duman'ı... A... A... ra." Dediğimde arabamın yanına gelmiştik. O kadar uzun mesafeyi nasıl bu kadar kısa sürede gelmiştik bilmiyordum ama kendi arabamda sürücü koltuğunun hemen yanındaki yolcu koltuğundaydım. Koltukta sol tarafıma yaslandım ve Savaş'a bakmaya başladım. Gözümden bir damla daha yaş dökülürken Savaş'ın gözlerinin sulandığını görmüştüm.
Cebinden çıkardığı telefonda birkaç tuşa basıp yaslandığım koltuğun arasına sıkıştırdı ve düşmemesini sağladı. Telefon kulağımda beklerken bir elim karnımda diğer elim acıdan uyuştuğundan dolayı kımıldatamıyordum. Savaş arabayı çalıştırıp tam gaz sürmeye başladığımda gözlerimi kapadım.
"Efendim?" diyerek telefonu açtığında konuşmaya çalıştım.
"D... Du... Man. Ben A... Henk." Dediğimde korkuyla konuşmaya başladı.
"Neredesin sen. Ahenk neredesin. Başlarım lan dosyana beklesene acil bir durum var. Neredesin güzelim hadi söyle bana hemen alayım seni." Dediğinde Savaş onu duymuş olmalıydı ki konuşmaya başladı.
"Ares Ahenk benim yanımda en yakın hastaneye geçiyoruz." Dediğinde susması için ona baktım.
"D... Du... Man. B... Ben vurul... dum. Ama ç...çok pişmanım." Diyerek zorlukla konuştum.
"Sakin ol bitanem iyi olacaksın. Sen çok güçlüsün. Dayan tamam mı? Ben yanına geliyorum tamam mı?" dediğinde tamam dedim içimden.
"Çabuk g... gel." Diye mırıldandım.
"Çok çabuk geleceğim. Merak etme sen ama dayan olur mu?"
"Duman. Altan'a söy... le. Be... ni... Bir... Kez... Daha. Hayata bağ... La... Sın. Sana ö... nemli... Bir şey..." derken ne demek istediğimi anladı ve beni konuşturmadı.
"Bana önemli bir şey söyleyeceksin. Tamam ve sen yaşayacaksın. Ahenk bak bende sana çok önemli bir şey söylüyorum beni iyi dinle. Ben sana aşığım. Beni bırakma. Bu seferde benim için yaşa. Lütfen dayan." Dediğinde belli belirsiz gülümsedim.
"Du... Man. Ben... De."
"Sende ne Kızılım?" diye sordu. Kızılım demişti. O iyelik eki hayatımda babamdan sonra bir kez daha kullanılmıştı.
"Bende." Diye mırıldandım. Bunu ona yaşarken söylemek istiyordum.
Savaş kulağımdan telefonu alıp arabayı durdurduğunda geldiğimizi anladım. "Ares telefonu şimdilik kapatmam gerek birazdan seni arayacağım." Diyerek telefonu kapattı. Arabadan çıkarken birkaç tuşa dokunup telefonu omzuyla başı arasına sıkıştırıp beni kucağına aldığında koşarak acilden girdi. Gözlerim kapandığında sesleri belli belirsiz duydum.
"Altan dediğin gibi Şişli Etfal eğitim ve araştırmaya geldik. Sen neredesin?" dediğinde gözlerimi açmak istedim.
Kucaktan kucağa geçtiğimi fark ettiğimde hemen Altan'ın sesini duydum. "Kızıl yaşayacaksın tamam mı? Hocalar senin için izinlerini bırakıp geldi çok hızlı bir şekilde." Diyerek soğuk bir zemine yatırıldım. Gözlerimi zorlukla açtığımda parlak ışıklar gözümü esir aldı. Başım hemen yanıma düştüğünde Altan'ı gördüm. Mavi formasını giymişti.
"Kızıl yaşayacaksın." Derken bilincim gidip geliyordu. Konuşmak istesem de konuşamıyordum. Bu seferki yaralamam diğerlerinden farklıydı hissediyordum. Kızıl fırtına olduğumu asıl şimdi farkına varmıştım. Fırtınam ortalığı dağıtmıştı ve geriye sağlam kalan hiçbir şey olmamıştı.
Bilincim ameliyathanede açıldığında karanlık bir ortamı aydınlatan büyük bir ışık vardı. Hemen başımın üzerinde ise genel anesteziyi başlatan anestezi uzmanı.
*
Doğduğumuzda neden ağladığımızı çok azımız bilir. Doğduğumuzda ağlamamızın sebebi anne karnından ayrılıp plasenta ile bağımızın kesilip artık oksijeni burnumuzdan almamız ve buna bağlı olarak ciğerlerimizin yanmasıdır. Ölüme giderken de can yanıyordu ya buna benzetmiştim. Her yaralandığımda ölmek istemiştim ama bu sefer olmazdı. Duman beni hayata bağlayan o şeyi söylemişken olmazdı.
Gitmemeliydim.
Ciğerlerim acıyla kavrulurken kuruyan boğazım ile yutkunmaya çalıştım. Gözlerim yavaşça açıldığında başımda formasıyla bekleyen Altan'ı gördüm. Mırıltı eşliğinde konuştum. "Altan." Dediğimde gülümsedi.
"Biliyordum gitmeyeceğini. Hele de o mavi gözlü adamı bulmuşken gitmez bu kız dedim. Bırakmaz dedim. Bizi çok zorladın altı saat sürdü ameliyatın. Ahenk o seni gerçekten seviyor iki gündür iki dakika uyumadı biliyor musun?" dediğinde kaşlarımı çattım.
"İki gün?" diye sordum.
"İki gündür yoğun bakımdasın Ahenk. Mermilerden biri karaciğerini parçalamış diğeri ise kalbinin hemen altından girmiş. Bir santimle ölebilirdin. Omzundaki mermiyi de çıkardık ama kısa bir süre kolunu kullanamayacak gibi gözüküyorsun atardamarlardan biri zedelenmiş ama hallettik. Kalıcı bir şey olmayacak. Bu sefer de kurtuldun bakalım Ahenk Hanım ama bir dahaki sefere o adam için vurulma olur mu?" dediğinde camdan bana bakarken bir dakika olsun gözlerini bile kırpmayan Duman'ı gördüm. Hafifçe gülümsedim.
Elini öpüp cama yasladığında gözümden bir damla yaş döküldü. Altan'a bakıp konuştum. "Altan yanıma gelebilir mi?" diye sorduğumda "Birbirinize camdan melül melül bakmanıza gönlüm el vermez on dakika tamam mı?" dediğinde başımı yavaşça salladım.
"Altan su içebilir miyim? Çok susadım." Dediğimde gülümsedi. "Hemşireye söylerim getirir." Diyerek odadan çıktı. Altan odadan çıktığında Duman ile konuşarak yanından ayrıldı. Birkaç dakika sonra Duman odaya girdiğinde güçsüzce gülümsedim. Hemen yanıma geldi ve buz gibi olan elimi öptü. Dağınık saçları beyaz tişörtü ve gri eşofmanı ile sportif görünüyordu. Gözleri ben yorgunum derken heyecanla bakıyordu yine de bana.
"Kızılım. Gözlerindeki hayatı gördüğüm. İki gündür beni diri diri toprağa gömdün." Dediğinde gözlerimi kapadım.
"Bu sefer yaşamak istedim Duman. Kaç defa yaralandım hatırlamıyorum ama dokuz canlıyım sanırım. Ölmüyorum." Dediğimde ben güldüm o ters bir şekilde baktı. "Ama bu sefer ölmek istemedim. Her seferinde yaralandığımda bunu isterdim ama bu sefer istemedim, gözlerini tekrar görmek istedim. Gidemedim Duman. Seni bırakamadım. Beni babamdan sonra güldüren tek adamı bırakmak istemedim." Dediğinde elime tekrar bir öpücük kondurdu.
"Ben seni hep güldürürüm, ben senin yaralarını sararım, ben daima seninle kalırım, benden senden başkasına gitmem Ahenk, ben senin o buzdan duvarlarını yıkarım, ben senin fırtınana rüzgar olurum. Ben kızıl fırtınaya karışmaya hazırım." Dediğinde burnumu çektim. Yatakta yana doğru kayarken karnıma giren ağrı ile yerimde kaldım. Yer açabildiğim kadarına bakıp yanıma vurdum.
"Uyumamışsın iki gündür. Beni beklemişsin. Hadi gel beraber uyuyalım." Dediğimde bu teklifi bekler gibi yavaşça yanıma uzandı. Bir elini yanağının altına koyarken beni izlemeye başladı.
Birbirimizi izlerken uyumak zor olmaz mıydı?
"Sen beni böyle izlerken uyuyamam ki." Dediğinde gülümsedim. "İzlemeyim mi?"
"İzle. İzlediğin ben olayım."
"Duman bırakma beni." Diye mırıldandım.
"Bırakmam. Gitmem ben senden." Diyerek alnıma derin bir öpücük bıraktı.
"Seninle ilk karşılaşmamızda neden enseme vurup beni bayıltmıştın?" diye sordum.
"O sıra babama öfkeliydim seni otel odasına götürüp yatağa bırakıp bak benim sevdiğim bir kadın var diyerek resmini çekmiştim. Sen uyurken bir kez daha hayran oldum sana. Kırmızı kaşların saçlarına tezat ten rengin. Bırakıp giderken acı içinde ayrıldım."
"Gözlerinin rengini çok seviyorum. Okyanus mavisi gibi buz mavisi gibi aynı anda birçok rengi taşıyabiliyor."
"Gözlerinin zeytuni yeşilliğinde kahverengi parıltılar var. Tıpkı bir yıldız gibi. Kutup yıldızım gözlerindeyken nereye gideceğimi gösteriyor bana."
"Gözlerin konuşuyor biliyor musun sen konuşmasan bile. Mırıldanıyor bana bakarken."
"Ne diyor?"
"Beni sevdiğini söylüyor."
"Ben karşımdaki bu Kızıl kıza aşığım diyor, ben Ahenk Göktürk'e aşığım diyor, ben onu bulduğum o gece ne kadar şanslıyım diyor değil mi?" diye sordu gülümserken.
"O kadar uzun mu konuşuyormuş?"
"Sana aşığım Kızıl." Dediğinde gözlerimi korkuyla yumdum. Aşık olmak ya da aşık olunan olmak beni korkutuyor.
"Korkuyorum."
"Neyden?"
"Aşığım diyerek beni kendine alıştırmandan sonra çekip gitmenden."
"Kızıl bu adam sana deli divane." Diyerek gözlerini yumdu. Daha fazla uykusuzluğa dayanamayacak gibiydi. Saçlarıyla oynarken esnedi.
"Ares arabada söylemek istediğim bir şey vardı." diyerek mırıldandım kulağına.
"Dinliyorum." Diyerek uykulu sesle konuştu gözleri kapalı bir şekilde.
"Seni seviyorum." Diyerek mırıldandım.
"Seninle evlendiğim gün sana bir şiir okuyacağım." Diyerek beni duymadı.
"Seni seviyorum dedim." Diyerek güldüm.
"Koskoca Ceo'yu dize getirmiş insansın sen, Kızıl fırtınasın her şeyi yapman mümkün." Diyerek uykulu bir şekilde konuştuğunda kıkırdadım. Dediklerimin farkına varmıyordu. Gözleri kapalı mırıldanmaya devam ediyordu.
"Koskoca Ceo'yu dize getirmiş insanım Kızıl fırtınayım ben her şeyi yapmam mümkün." Diyerek onu tekrarladım.
"Mümkün." Diyerek beni onayladı.

"Kızıl fırtına dağıttı ortalığı, her şeyi darma dağın etti, geriye sağlam kalan tek şey; aşk oldu." Diyerek derin uykuya geçti ve ben kulağına tekrar fısıldadım saçlarıyla oynarken.
"Seni seviyorum."