Harun Güneş doğmak üzereyken özel jet terminalinde arabamda oturmuş, jetten inip arabaya yaklaşan adama bakıyordum. Ben yetmişini geçmiş bir ihtiyar bekliyordum. Bu adamsa kırk yaşlarındaydı. Yanındaki koruma ordusu etrafımda bekleyen siyah arabalara doluşurken, adam gelip arabama bindi. Şoföre başımı sallayınca terminalden çıkıp adamın kalacağı otele doğru yol almaya başladık. Adama dönüp sordum: “Selo Ağa nerede?” Adam bana dönüp sakalını kaşıdı: “Babam uzun yolculukları sevmez. Yerine beni gönderdi, ismim Devran, en büyük oğluyum.” Başta gücenmişsem de bu daha da işime gelirdi. Ahmet’in anlattıklarına göre, Teoman’ın kol kanat gerdiği kızlardan biri bu adamın gelini olacaktı. Devran ceketini düzeltti: “Lafı uzatmayacağım Harun. Teoman’la kapanmamış bir hesabımız var. Babam çağ

