TURNA
“Ne dedin?” Hilal dediğime inanamayıp gözlerimin içine baktı. Hilal’i iki yıldır tanıyor olsam da, canım ciğerim olmuştu bu kız. Hayatımda gözü kapalı güveneceği tek insandı. Ama yine de yalan söylemek zorundaydım.
“Kimse kaçırmadı beni.” Bu sefer kafamı eğmeden gözünün içine baktım. Bir şekilde beni anlamasını bekliyordum.
“Ne demek kimse kaçırmadı? Kızım sen beni arayıp kaçırıldım demedin mi?” Hilal’i tanıyorsam eğer ne dersem diyeyim inandıramayacaktım zaten.
“Hayır bir yanlış anlaşılma oldu sanırım. Burada telefon az çekiyor. Sesini tam alamadım zaten ”
Hilal elimi tuttu. “Turna korkma canım sana bir şey yapamazlar. Bak her tarafımızda polisler var.” Kafasını çevirip eliyle polisleri gösterdi.
Aslan Ağaoğlu gözlerini bir an olsun benden ayırmadan yüzümü izliyordu.
Daha demin ailemin canına kıymakla beni tehdit eden adamın dikkatini arkadaşlarımın üzerine çekemez bir de onları tehlikeye atamazdım.
“Korkmuyorum Hilal anlamıyor musun kendi isteğimle buradayım diyorum.” Sesimi yükseltince Hilal kaşlarını çattı. Konuşmasına izin vermeden polislere döndüm.
“Memur bey bir yanlış anlaşılma olmuş. Gördüğünüz gibi iyiyim ben.”
Polis kafasını sallayıp psikopat tipli Aslan Ağaoğlu’na döndü.
“İyi akşamlar Aslan Bey bir yanlış anlaşılma olmuş. Hadi ekip.” Polis memuru eliyle diğer arkadaşlarına kapıyı gösterdi. Polisin dediğine Aslan kafasını sallayıp adamın elini sıktı. Hilal sinirle soluyup polislerin peşine takıldı. Arkadaşlarımı ne olursa olsun korumam şarttı.
Polisler gidince yavaş hareketlerle arkamdaki koltuğun üzerine çöktüm. Yüzüm gözüm ter içindeydi o kadar zor durmuştum ki ayakta. Hasan salonda durmaya devam ederken diğerleri salondan çıktı. Anladığım kadarıyla beni yalnız bırakmak istemiyorlardı.
Gözlerimi kapatıp derin nefesler aldım. Umarım seçtiğim bu yol sonuma götürmezdi beni.
ASLAN
Sarı yılan dediğimi yapıp sözümü dinleyince polisler daha fazla uzatmayıp evden çıktılar. En son ettiğim tehdit gözünü fena korkutmuştu. Ama eğer polise ötseydi. İkimiz içinde olabilecek en kötü şey olurdu. Kapıyı kapattıktan sonra tekrar salona geçtim.
“Aferin böyle uslu durursan canımız sıkılmaz.”
Hiçbir şey demeden önce sadece derin derin nefes aldı.
“Evime gitmem lazım. Eğer eve gitmezsem ailem çok telaşlanır. Bak polislere de konuşmadım. Gördün işte.”
Haklıydı. Arkadaşlarına da ötmemişti. Zaten daha fazla burada da tutamazdım. Şimdilik bir süre uzaktan takip etmek en iyisiydi. Hem burada olduğunu artık polisler de biliyordu. Bize inanmamış olabilirlerdi.
“Hep irtibat halinde olacağız. Sözümden de çıkmayacaksın.” Göz kırptım. “Anladın?”
Hızlı ve heyecanlı bir şekilde cevap verdi. Onu bırakacağımı belli ki beklemiyordu.
“Anladım vallahi anladım. Yemin ederim çıkmam sözünden.”
Bu korkusu çok işime yarayacaktı.
“Kendini aklayana kadar ben ne dersem o. Olurda suçlu sen çıkarsan zaten elimden çekeceğin var.”
İnançla başını salladı. Sağlık durumu da çok iyi görünmüyordu. Doktor dinlensin demişti. Bir an önce evine gitse iyi olacaktı.
“Aklayacağım kendimi.”
Tepkisiz kalıp yüzünü inceledim. Sanırım dediğimin gerçek olup olmadığını anlamadığı için telaşlıydı.
“Ne olur bırak beni. Kimseye söylemem n’olur.”
“Bekle beni geliyorum.”
Endişeli bakışlarıyla arkamda bırakıp dışarı çıktım. Bizimkiler polisler gittikten sonra dışarıda hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Bu akşam ucuz kurtulmuştuk.
“Serko var mı koçum boşta telefon?”
Serkan elini alnına atıp önce sabır çekip, sonra konuştu.
“Ne? Aslan ben oradan tam olarak neye benziyorum ? Boşta telefon ne? Telefoncu muyum lan ben?”
“Aslında buradan bakınca telefoncudan çok patlak daşaklı bir adama benziyorsun koçum.”
“Siktir lan ordan.”
Yüzünün rengi mora dönerken bizimkiler katıla katıla gülmeye başladılar.
“Ahahaaaaasss.”
“Laannn puhaahaaaa karnım ağrıdı.”
Elimle kafasına şaplak attım. “Seni ağaya terbiyesizlikten vurdururum düzgün konuş.”
“Ooo sen ağalığı saçma bulana da bak. Vay vay vay.”
Doğru söylüyordu çok şaçma buluyordum.
Hasan durumu tam bilmediği için bizi anlamaya çalışıyordu.
“Oğlum neyse bırakalım şamatayı telefon şart.”
Levent ciddiyetimi anlayınca tek kaşını kaldırdı.
“Yarın alırız abicim neden bu acele?”
Elimi Levent’in omzuna atıp konuştum . “Şimdi lazım.”
“Serko kızın telefonundan bir şey çıktı mı?”
“Hay sıçayım senin telefonuna.” Serkan sinirle cebinden sigarasını çıkarıp ağzına koydu.
“Abi benim eski telefonum var evde hattı da var içinde. Arada telefonu bozulan olursa onu kullanıyoruz. Çok iyi değil ama .”
“Tamam Hasan işimizi görür. Sen git getir.”
Hasan kafasını sallayıp eve girdi.
Serkan sigarasını içerken yine bir yandan dırdıra başladı.
“Daha bir gün olmadan kızın başımıza açtığı işlere bak. Allahtan konuşmadı.”
“Dikkat çekmemek için evine gönderip bir süre takip ettireceğim. İllaki bir yerinden tutacağız ipin ucunu.”
“Kız hep erkek gibi giyiniyorum demiş.” Ayaz onay beklermiş gibi yüzüme baktı.
“Evet öyle dedi. Gerçek mi henüz bilmiyoruz ama belki de başka bir planları vardır.”
“Lan tercihleri mi farklı acaba?” Serkan konu ilgisini çekmiş olacak konuya dahil oldu.
Bence değildi. Tercihleri farklı olsa bu kadar kadınsı durmazdı. Böyle çıtkırıldım davranmazdı heralde. Davranır mıydı?
“Tüh be! deme abi ya öyle miymiş?” Hasan merdivenlerden inerken inanamıyormuş gibi Serkan’a bakıyordu.
“Hayırdır lan niye üzüldün.” Ayaz pişmiş kelle gibi Hasan’a sırıtırken Hasan’ın elinde tuttuğu telefonu çekip aldım. Boştaki elimi ensesine atıp yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
Sinirlerim aniden tepeme çıkmıştı. Kız ebemizi sikmişti şu ağzı açık budalanın düşündüğüne bak.
“O sarı yılan hakkında hayallere mi kapıldın koçum? Düşmanımla dost olan düşmanım olur ona göre.”
Hasan tepki beklemediğinden şaşırdı.
“Yok be abi olur mu öyle şey? Şaşırdım sadece.”
“Aferin koçum.”
Ensesine bir iki şaplak atıp çekildim.
“Aslan doğru söylüyor. Düşman oğlum o sarı çiyan dalaklarımı patlatıyordu benim.
Levent’te dayanamayıp Serko’ya girdirdi.
“Lan hay senin daşaklarına ya.”
Ayaz da Levent’e destek verdi.
“Daşakları kafasından çok çalışıyor yemin ederim.”
Gülümseyerek arkamı dönüp merdivenleri çıkmaya başladım. Salona girdiğimde Sarı hızla göz yaşlarını sildi. Her boku ye sonra ağla. Hepsi aynı değil miydi zaten bu kadınların? Yapmadıkları şey kalmaz yine de masum ayaklarına yatarlardı. Kız kardeşim Ahu da öyleydi mesela. Beni kızdırır sonra mağdur rolüne bürünürdü.
Bana baktıktan sonra fazla göz göze gelmeyip yerdeki halıya kaçırdı bakışlarını. Çekiniyordu benden.
Yanına daha çok yaklaşıp iki adım uzakta durdum.
“Şimdi çocuklar seni evine bırakacak.” Söylediğim şeyi duyunca hızla kafasını kaldırdı ama yine ağlamaya başladı.
“Ne ağlak çıktın sen de.”
“Aaaaggg ço çok teşekkür ederimm aggggghhhhh.” Şimdi birde ağlamasına sesi eklenmişti.
“Ağlama yeter. Senin ağlak suratını daha fazla görmek istemiyorum.”
Elimdeki telefonu uzattım. “Al bu telefonu benden haber bekle. Saat kaç olursa olsun açacaksın. Her mesajıma da cevap vereceksin. Anladın mı?”
Ağlamaktan kızarmış mavi gözleriyle ve çoktan akmaya başlamış kırmızı burnuyla bana baktı.
“Anladım..”