Aidan, elindeki gizemli objeyle odasına çekilmiş, geçmişin izlerini ve geleceğin ihtimallerini düşünerek uzun bir gece geçirmişti. Gece boyunca zihni, Nina’nın bıraktığı hediyeye, Ateş’in varlığına ve artık elinde tuttuğu büyük güce takılı kalmıştı. Sabahın ilk ışıklarıyla bir karar vermişti ama bu kararın ne olduğu henüz açıklanmamıştı. Güneş, yeraltı şehrinin duvarlarına vuran sarı ışıklarla gri taşları bile ısıtırken, Aidan aynanın karşısında durdu. Gözlerinin altında uykusuzluğun silik halkaları vardı ama bakışları netti. Elindeki objeyi ince işlemelerle süslenmiş eski bir yüzüğü parmağına geçirdi. (Bu yüzük, Nina’nın bıraktığı hediyeydi. Ama içinde ne saklıyordu? Gerçek mi, yoksa bir uyarı mı?) Kapı hafifçe aralandı. Ateş içeri girdi. Üzerinde siyah bir gömlek, içinde tanıdık bir

