Aidan odasında yalnızdı. Nina’nın gönderdiği o eski, zarif kutuyu masanın üstüne koymuştu. Kutunun ahşap kapağındaki o semboller, ona hem tanıdık hem de yabancı geliyordu. (Eğer bu kutu geçmişimle ilgili bir kapıyı açıyorsa… belki kim olduğumu tam olarak anlamamı sağlayacak. Ama ya içinden çıkacaklar, beni Ateş’ten uzaklaştıracak şeylerse?) Elini kutunun üzerine koydu. Derin bir nefes aldı. Ardından kapağı yavaşça kaldırdı. İçinden bir mektup, siyah beyaz bir fotoğraf ve eski bir yüzük çıktı. Mektubu açarken elleri titredi. Kalbi güm güm atıyordu. > “Sevgili Aidan, Sana bu mektubu yazarken içim paramparça. Gerçekleri öğrenme vaktin geldi. Annen sandığın kişi seni korumak için yalan söyledi. Sen sadece bu yeraltı şehrinin değil, çok daha büyük bir mirasın varisisin... Bu yüzük sana

