4 - Yan Yana

1459 Words
Etrafından geçen insanlara aldırmadan hızlı adımlarla ilerliyordu. Neden kalbi bu kadar hızlı atıyordu? Neden elleri terlemişti ki şimdi? Hiç anlam veremediği bir ruh halindeydi. O gün için, akşam namazından sonra şehrin nezih bir mekânında görüşmeye karar vermişlerdi. Sümeyye abla v eşi Hamza da yanlarında olacaklardı. Elif, gereksiz yaygara koparmalarını istemediği için kızlara bu buluşmadan bahsetmemişti. Sonuçta sadece hatır için gittiği bir görüşmeydi, farklı bir anlamı yoktu onun için. Fakat neden bu kadar heyecanlandığını anlayamıyordu bir türlü. Eli ayağına dolaşıyor, delice koşmakla yerde sürünerek gitmek arasında kararsız kalıyordu. Kalbi son sürat koşmak isterken beyni geri geri adım atmak istiyordu sanki. Mekânın kapısına geldiğinde kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. O an evine geri dönüp, çok hasta olduğunu bahane edip görüşmeyi iptal etmeyi düşündü. Sonra bunun kendisine yakışmayacağına karar verdi. Kapıya yaklaştıkça daha da uzaklaşıyor gözünde daha bir büyüyordu sanki. İçeri girdiğinde pencere kenarında sakin ama görünür bir masada oturan Sümeyye abla ve eşini gördü. Yanlarındaki erkeği görünce başını eğdi. Utanmıştı, yüzüne sıcaklık yayılmaya başladı. Derin bir nefes alıp kendi kendine " sakin ol Elif, gözünde büyütme o kadar, görüşeceksin, merhaba-merhaba, sonra eve döneceksin. Ve bitecek. İşte bu." Diye telkinde bulundu. Buluştukları yer asilzadelerden kalma koltuk tarzında masaları olan, süslü ve şık avizesi, çiçekli böcekli yağlı boya tabloları ve her köşeye özenle yerleştirilmiş pahalı objeleriyle şehrin kaliteli ve bir o kadar pahalı mekânlarından biriydi. Elif masaya geçince selamlaştılar, Sümeyye abla halini hatırını sordu, bir çay daha söylediler hemen. Bu sırada diğer erkek mütebessim ve sakin bir halde oturuyordu. Kısa bir süre sonra Sümeyye abla ve eşi yan masaya geçmek için izin istediler. Elif içinden gitmemeleri için yalvarsa da bir şey diyemedi. Masada baş başa kaldıktan sonra bir süre sessizce oturdular. İkisi de söze nasıl başlayacağını bilmiyordu belli ki. " Benim adım Mustafa bu arada" dedi sessizliğe daha fazla tahammülü kalmayan Mustafa. Karşısındaki kızın ne kadar çekingen biri olduğu son on dakikadır elindeki peçeteye ettiği eziyetlerden anlaşılıyordu. Kızın yüzünü, masadan pek kaldırmadığı için görememişti. Pamuk gibi saf beyaz bir teni olduğunu seçebilmişti bir tek. Taktığı açık mavi başörtüsü tenini daha da solgun gösteriyordu. Giydiği bir beden büyük, lacivert uzun ceketi oldukça iddiasızdı, dikkat çekmeyi sevmediğini düşündü Mustafa. Duru ve oturaklı bir sesi vardı. Geldiğinden bu yana kullandığı birkaç kelime bile müzik gibi çıkmıştı ağzından, ya da Mustafa'nın kulağına bu tınıyla ulaşmıştı. Sanatçı elini andıran kibar ve kırılgan elleri vardı. Elindeki mavi peçeteyi her şekle sokmuş bir türlü gerçek şeklini bulamamıştı. " Memnun oldum ben de Elif" dedi Elif, ilk adımın atılmış olmasının verdiği rahatlıkla. Yüzünü masadan kaldırıp karşısında duran damat adayını inceleme fırsatı olmamıştı. İçeriye ilk girdiğinde gördüğü kadarıyla esmer tenli, keskin ve kusursuza yakın yüz hatlarına sahip yakışıklı sayılabilecek bir erkekti. Saçlarına yavaştan dökülmeye başlayan aklar yaşının olgunluğunu vurguluyor ve ayrı bir karizma katıyordu. Yüzünde özenle şekil verilmiş ve her halinden bakımlı olduğunu ima eden kirli sakalı vardı. Dış görünüşüyle; dindar olabilirim, bakımlı bir çapkın da olabilirim, entelektüel bir erkek de olabilirim mesajı veriyordu. Üzerinde kaliteli olduğu ilk bakışta bile anlaşılan yeşil, spor bir gömlek vardı. Gömleğin ilk birkaç düğmesi açıktı ama rahatsız edecek kadar değildi. Kendi sıkılganlığına inat rahat tavırlar sergileyen muhatabı Elif'in sinirine oynamaya başlamıştı bile. " Origamiye meraklıyız sanırım " dedi Mustafa Elif'in elinde buruşturduğu mendili gözleriyle işaret ederek. Aldığı tepkiye anlam veremeyen Elif, idrak edebilmek için cümleyi birkaç kere içinden tekrarladı. Sonra " İstemsizce yaptığım bir şey, rahatsız ettimse kusura bakmayın" diyerek mendili masaya bıraktı ve elindeki çay bardağını iki avcuyla sıkıca kavrayarak bir yudum aldı. " Yok hayır.. Rahatsızlık değil de .. aslında son şekli ne olacak acaba diye merakla bekliyordum ben.." dedi Mustafa tebessüm ederek. (ya da aptal gibi sırıtarak). " Ben nereden başlayacağımı tam olarak bilemiyorum. Sizin öğrenmek istediğiniz bir şey varsa cevaplayabilirim." Dedi Elif sıkılgan bir ses tonuyla. " Hmm.. Aslında şuan.. Superman in havada uçarken neden tek elini öne uzattığını merak ediyordum ama ben.." dedi Mustafa. Cidden o an düşündüğü şeylerden biri de buydu. Heyecanlandığında ve âşık olduğunda saçmalardı Mustafa. Yıllardır ağır abi rolünü üstlendiği için saçmaladı vaki olmamıştı. Bulunduğu durumun heyecanından mı yoksa karşısında ezilip büzülen kız sayesinde içinde, yıllardır uykuda olan kelebeklerinin kanat çırpmasından mı saçmalıyordu kendisi de çözememişti. Durumu toparlayamayacağını bildiğinden ve hatta çırpınırsa daha da batacağına emin olduğundan toparlamaya çalışmadı hiç. Sessizce durup Elif'in tepkisini bekledi. " Bilmem o elinden destek alıyordur belki.." dedi Elif kendisinin bile zor duyduğu kedi mırıltısı gibi çıkan çekinik bir sesle. Kızlarının (özellikle de Zehra'nın) saçmalama seviyeleri oldukça üst level olduğu için, Elifin bünyesi saçmalıklara alışıktı. Böyle durumlarda arada onlarla çocuklaşmayı, çok cıvıtırlarsa da nasıl toparlayacağını çözmüştü. Ama karşısındaki insanın ne yapmaya çalıştığını anlamış değildi. Ve bu durum giderek daha da tedirgin hissetmesine sebep oluyordu. Bir tahiyyat miktarı daha sessizce oturdular masada. Elif peçetesini tekrar eline almış, arada çayını yudumluyordu. Bir an önce konuşulacakları konuşup evine gitmek istiyor ama lafa nerden ve nasıl başlayacağını bilemediği için susuyordu. Mustafa, Elifin başını masadan kaldırmamasını, kaldırdığı birkaç saniyede de sadece etrafını incelemesini fırsat bilerek onu inceliyordu. Yüzünü henüz tam olarak görememiş olsa da alımlı ve nazik hareketleri ne kadar ince bir ruhu olduğunu belli ediyordu. O küçük ve önemsiz hareketlerinde bile bir kuğu zarafeti seziyordu sanki. Mustafa da konuşmuyordu çünkü konuşursa saçmalayacağını biraz önceki tecrübesiyle idrak etmişti. " Ben evlatlığım. " dedi Elif, lafa birden girmişti. Başında ya da sonunda tutunacak bir kelime bulamamıştı çünkü. Mustafa'nın yüzüne belirgin bir şaşkınlık ifadesi yerleşti. Hamza görüşeceği kızla ilgili yüzeysel bilgiler vermişti ama derinde de öğrenmesi gereken önemli ayrıntılar olabileceğini hesap edememişti. Karşısında oturan muhatabının tepkisini görebilmek için birkaç saniyeliğine kaçamak bakış atan Elif, devam etti. " Çok fazla dile getirmemeyi tercih ediyorum o yüzden size iletmemiş olmaları normal bir durum. Biyolojik annem ve babam -ve kardeşim- ben dört yaşındayken vefat etmiş. Beş yaşındayken beni yetiştiren ailem tarafından evlat edinmişim. Onlar da ben üniversiteden mezun olacağım sırada bir trafik kazası geçirdiler ve onları da kaybettim. Nüfustaki ismim Elif Rana. Rana' yı evlat edinen ailem eklemiş ama ben Elif'i tek kullanmayı tercih ediyorum o yüzden Rana'yı etrafımdaki çoğu insan bilmez." Elif kısa bir özet geçmiş ayrıntılara girerek muhabbeti derinleştirmek istememişti. Mustafa yine saçmalamamak için bir süre ne diyeceğini düşünüp kelimelerini daha özenli seçmek için bekledi. İçinde çırpınan kelebeklerin kanatları ılık bir rüzgâr estiriyordu kalbine. " Ah be yetimim.. Peygamberden emanet üzerindeki elbise ve seni ne kadar güzel gösteriyor bir bilsen.." diyerek karşısında oturan ruhu beş yaşında takılıp kalmış kızın başını şefkatle okşamak istedi o an aslında. Ama yapmadı. İyice saçmaladığını fark etti sonra, şu durumda susmasının en iyisi olacağına karar verdi. Elif bir anlık tereddütten sonra devam etmeye başladı. Anlattıkça ruhundaki ağırlık hafifliyordu sanki. " Şimdi üç kızımla birlikte yaşıyorum. Şey.. Onlar üniversiteye gidiyorlar." Dedi. Bu kadarını anlatmanın hiç gereği yoktu şimdi, diye geçirdi içinden. Hızını alamamış şok miktarını bir doz fazla kaçırmıştı sanki. Mustafa konuşma boyunca kademe kademe artan şaşkın ruh hali ve yüz ifadesi ile kafasını biraz öne uzatıp " Pardon sen kaç yaşındasın ki.. üniversiteye giden üç kız .. hiç yaşlanmayan bir bünyeye sahipsen demek ki .. " Sün cümlesi sayıklama şeklindeydi. Elif gayri ihtiyarı bir tebessüm etti. Karşısında şaşkınlıkla sayıklayan küçük bir erkek çocuğu vardı sanki ve kendisine pek bir sevimli görünmüştü o an. " tövbe tövbe.." diye söylendi içinden. Elif tebessüm ettiği zaman etrafına bir ışık huzmesi yaydığına yemin edebilirdi Mustafa. Ne garipti. Son yıllarda kalbine böyle inşirah ferahlığı veren bir gülümseme görmemişti hiç. " şey.. anneleri ben değilim tabi ki .. Yirmi sekiz yaşındayım bu arada" dedi rakibine fark etmış bir edayla gülerek. " Yaşları nedeniyle yetimhaneden ayrılması gereken kızlardı onlar. Kalacak yer arıyorlardı. Şimdi ailemden bana kalan evde beraberce yaşıyoruz. Biraz fazla sahiplendim sanırım ben, kendi kızlarım gibi seviyorum her birini." " Ne güzel.. Çok şanslılar.." diye kaçırdı ağzından Mustafa. Yine saçmalamanın kenarlarına sokulduğu için susmayı tercih etti, dinlemek onun için daha güzeldi şimdilik. " Konuş ya Aişe içimiz açılsın" diyen Peygamber anımsadı. Midesinde uçuşan kelebeklerin kanatları adeta coşmuş, içinde kavurucu sıcak rüzgârlar esmeye başlamıştı sanki. Bir elif miktarı sustular yine. İkisinin de kulağı oturdukları mekânda çalan fondaki şarkının sözlerine takılmıştı: Sana kavuşsam tutunabilirsem.. hiç bırakmam ellerinden.. kalbimde derin yaralar var.. içinde kaybolduğum anılar.. benim sana herkesten çok ihtiyacım var anla.. bir ışık yak bu dipsiz kuyudan beni kurtarsana.. kimsenin yeri dolmaz herkes tek bu dünyada.. gel ne varsa razıyım yeter ki yürüyelim yan yana.. (1) Sonraki yarım saatte Elif biraz daha anlattı Mustafa arada küçük saçmalıklarla günü kurtardı. Yan masada daha fazla dayanamayan Sümeyye abla ve eşi geç olduğunu bahane ederek masaya geldiler. Ve yine çoklu bir sessizlik anı yaşandı. Sonrasında yine Sümeyye abla ve eşinin hamlesiyle masadan kalkıldı ve herkes evlere yöneldi. Elif tek gidebileceğini ısrarla vurgulasa da Sümeyye abla ve eşi onu eve kadar götürdüler. Yolda görüşme ile ilgili konuşma yapmadılar her ikisine de düşünüp tartma payı vermeyi planlamışlardı. Elif arkadaşından eve geç kalmış bir genç kız edasıyla içeri girdi ve daha fazla dayanamayarak kızları etrafına toplayıp her şeyi anlattı. ........................................................... Not(1) : Bora Duran - Yan Yana
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD