Aslı'nın küçük taş evindeki o an, sessizliğin ve belirsizliğin ağırlığıyla doluydu. Mert'in talimatıyla fişleri çekilen elektronik cihazlar, dış dünyayla aralarına kalın bir duvar örmüş gibiydi. Her bir tık sesi, her bir ışık hüzmesi artık bir tehdit gibi algılanıyordu. Aslı, pencereden dışarıya, kasabanın uyuyan siluetine baktı.
Eskiden huzur veren bu manzara, şimdi içindeki korkuyu daha da körüklüyordu. Bir gerilim filminin ortasına düşmüş gibiydi, ancak bu kez senaryo yazılı değil, her an yeniden yazılıyordu. Mert'in varlığı, bu bilinmezliğin içinde şaşırtıcı bir güven adası yaratmıştı; lise yıllarındaki o çekingen hayranlık, şimdi yerini somut bir iş birliğine bırakıyordu.
Gergin bir bekleyişin ardından Mert, odadaki havayı keskin bir nefesle dağıttı. "Bu işi en başından almamız gerekiyor, Aslı," dedi. Sesi, sanki askeri bir brifing veriyormuş gibi kararlıydı. Gözleri, her zamanki o hüzünlü ifadeden sıyrılıp, göreve odaklanmış bir komutanın keskinliğine bürünmüştü.
"Benim geçmişimde bazı hassas görevler var. Ülkenin güvenliğiyle ilgili, oldukça gizli operasyonlardı. Muhtemelen bu durum, o görevlerden birinin devamı. Ama senin projenin burayla ne ilgisi var, bunu çözmeliyiz. Bu bir tesadüf olamaz, Aslı. Askerlikte tesadüf diye bir şey yoktur, sadece henüz çözemediğimiz bağlantılar vardır."
Aslı, titreyen ellerini birbirine kenetledi. Bir yazılımcının algoritma çözer gibi zihni çalışıyordu; aldığı gizemli telefon aramasını, bilgisayarındaki aksaklığı ve şimdi Mert'in anlattıklarını birer veri noktası olarak işliyordu.
"Benim projem, büyük bir şirketin finansal veritabanı üzerine kurulu, çok yüksek güvenlikli olması gerekiyor," diye açıkladı Aslı, sesindeki korkuyu bastırmaya çalışarak. "Milyarlarca dolarlık işlem hacmini yöneten bir altyapı. Eğer birileri bu sisteme sızdılar ve benim bilgisayarımı hedef aldılarsa, bu sadece basit bir hack girişimi değil, daha organize, daha büyük bir planın parçası olmalı. Belki uluslararası bir siber saldırı..."
Aslı, koltuğunda biraz daha dikleşti, içindeki analitik yan, korkunun önüne geçiyordu. "Peki sen o kulübede ne gördün, Mert? Kimdi o siluet? Ve telefonundaki o uygulama, ne kadar tehlikeli? Senin kariyerini mi hedef alıyorlar?"
Mert'in gözleri kısıldı. "Karanlıktı, tam seçemedim. Ama hareketleri... Profesyoneldi. Eğitimli biri olduğu belliydi. Sanki bir şey gizlemeye çalışıyorlardı. Tek başıma olsaydım, daha farklı davranırdım," dedi, yüzündeki asker ifadesi belirginleşmişti. O an, Aslı'nın yanında olmasının getirdiği sorumluluğu ve aynı zamanda omuzlarındaki yükün hafiflemesini hissetti.
"Ve benim telefonumdaki o uygulama... Sıradan bir casus yazılım değil. Kimsenin izini bırakmayan, çok karmaşık bir yapıya sahip. Silmeye çalıştım ama her seferinde yeniden yükleniyor. Anlaşılan uzaktan müdahale edebiliyorlar. Bu yüzden tüm cihazların fişini çektik.
Bu, benim alanım, Aslı. Askeri istihbarat ve güvenlik protokolleri benim işim. Ama senin teknoloji bilgin, bu bulmacanın kilit parçası olabilir. İkimizin de bu işte bir araya gelmesi tesadüf olamaz. Sanki bir şekilde, birbirimize çekiliyoruz... ya da daha doğru ifadeyle, birileri bizi bir araya getiriyor gibi.
" Mert'in son cümlesi, gergin havayı kısa bir anlığına değiştirdi, ikisi de o anlık lise yıllarındaki hallerine geri dönmüş gibi hissetti; aralarındaki elektriklenme, tehdidin gölgesinde bile belirgindi.
İkisinin bakışları kesişti. Yıllar sonra yeniden bir araya gelen bu iki lise arkadaşı, şimdi kasabanın altında yatan karanlık bir sırrın ortasına düşmüşlerdi. Mert, askeri eğitimiyle içgüdüsel olarak tehditleri analiz ederken, Aslı analitik zekasıyla bağlantıları kurmaya çalışıyordu.
Geçmişlerindeki o platonik çekim, yerini ortak bir amaca duyulan derin bir güvene bırakıyordu. Bu, sadece bir iş birliği değildi; bir tür kader birliğiydi. Birbirlerine olan eski çekim, şimdi güven, saygı ve ortak bir tehdidin getirdiği adrenalinle harmanlanıyordu. İlk defa bu kadar kırılgan ve güçlü hisleri bir arada yaşıyorlardı.
Mert, oturduğu yerden kalktı ve pencereye yaklaştı. Kasaba uyuyordu ama kulenin tepesindeki saat, her yarım saatte bir gong sesleriyle zamanı fısıldıyordu. Bu sesler, şimdi sadece zamanı değil, aynı zamanda çözülmesi gereken bir gizemin davetini de taşıyordu.
Mert, kuleye odaklandı. "Hatırlıyor musun," dedi, sesiyle düşünceli bir hava yayarak. "Çocukken hepimiz o eski saat kulesinin eteklerinde 'zaman makinesi' oynardık. Kasabanın yaşlıları, özellikle de rahmetli Hüseyin dede, bize kulenin altında, mezarlığa yakın bir yerde, unutulmuş, paslanmış bir takvim mekanizması olduğundan bahsederlerdi. Üzerinde garip, anlaşılmaz semboller varmış. O zamanlar sadece bir çocuk oyunu gibiydi, bir masal... Biz de ona 'Zamanın Kapısı' derdik."
Aslı gülümsedi. O anıları hatırlamak, bu gergin ortamda kısa bir soluklanma gibiydi. "Evet, hatırlıyorum. Bizim için sadece bir masaldı. 'Eğer o sembolleri doğru sıraya koyarsan, geçmişe veya geleceğe gidersin' derlerdi.
Hatta ben o sembolleri kendime göre defterime çizer, anlamlar uydururdum. Saat kulesinin gölgesinde saatlerce oturur, o sembolleri hayalimde canlandırırdım. Hatta bir kez Hüseyin dedeye, 'Bu semboller gerçekten işe yarıyor mu?' diye sormuştum, o da bana gizemli bir şekilde gülümseyip 'Her şifrenin bir anahtarı vardır, önemli olan doğru anahtarı bulmaktır' demişti. Hiç unutmam o sözünü."
Mert'in yüzündeki ifade değişti. Çocukluk masalının ardındaki potansiyel gerçeği sorgular gibiydi. Aslı'nın anlattıkları, onun askeri zihnindeki bulmacanın parçalarını birleştirmeye başlamıştı. "O zamanlar sadece bir çocuk oyunu gibiydi," diye yineledi Mert. "Ama şimdi... O semboller aklıma takıldı. Ve kulenin tepesindeki saatin garipliği.
Gözlemlediğim kadarıyla, çanların ritmi bazen kasabanın alışılagelmiş düzenine uymuyor. Sanki kendi başına bir şeyler anlatıyor, bir mesaj veriyor gibi. Farklı bir frekansta, farklı bir düzenle... Bu, bir iletişim biçimi olabilir mi? Askeri istihbarat eğitimi, en küçük detayın bile önemini görmesini sağlamıştı. Bir operasyonda, en basit görünen şey bile en büyük anahtar olabilir."
Aslı'nın gözleri parladı, zihninde yeni bir kapı açılmıştı. "Bekle... Kuledeki çanlar farklı bir ritimde çaldığında kasabada bir şeyler değişeceğine dair bir efsane vardı değil mi? Ya büyük bir aşk ya da eski bir sırrın ortaya çıkması..." Sözleri havada asılı kaldı, sanki efsanenin kendisi de şu anki durumlarını tanımlıyordu.
"Peki ya o semboller... Onlar da bir şifre olamaz mı? Bir tür dil, bir koordinat sistemi, bir güvenlik anahtarı? Belki de o 'zaman makinesi' aslında sandığımızdan çok daha fazlasıydı. Belki de bir tür kilit, bir kod çözücü? Benim projemdeki şifreleme algoritmalarıyla benzerlik gösteriyor olabilirler mi?" Aslı'nın zihni, hemen bu yönde çalışmaya başlamıştı. Yazılımcı ruhu, her şeyi bir algoritma, bir şifre gibi görmeye meyilliydi. Bilgisayarının fişi çekilmiş olsa da, beyni tam kapasiteyle veri işliyordu.
Mert, Aslı'nın bu fikirle canlanmasına şaşırmıştı ama aynı zamanda etkilenmişti. Onun analitik düşünme yeteneği, Mert'in sadece kuvvetle çözebileceği düşündüğü bir duruma yeni bir boyut katıyordu. "Mantıklı," dedi. "Eğer birileri senin hassas verilerinin peşindeyse ve benim geçmişimle bir bağlantısı varsa, bunu gizlemek için kasabanın eski sırlarını kullanmış olabilirler.
Özellikle de bu kadar göz önünde olan ama kimsenin gerçek değerini bilmediği bir şeyi... Bu, klasik bir istihbarat yöntemi. Dikkat dağıtma, gizleme ve manipülasyon. O zaman bizim ilk işimiz, o takvim mekanizmasını bulmak ve sembolleri incelemek olmalı. Oraya nasıl ulaşacağız?"
İkisi de ayağa kalktı. Saat kulesi, şimdi onlara sadece zamanı gösteren bir yapı olmaktan çıkmış, ortak bir hedefin, çözülmesi gereken bir gizemin anahtarı haline gelmişti. Dışarıdaki kasabanın huzurlu uykusu, artık üzerlerinde oynanan tehlikeli bir oyunun sahnesi gibiydi.
Birbirlerine baktılar. Bu gece uyku yoktu. Saat kulesinin fısıldadığı sırlar, artık sadece çocukluk efsaneleri değil, onların hayatını tehdit eden gerçeklerdi. İlk adımlarını atmak zorundaydılar: Belki de o eski takvim mekanizmasını bulup, sembollerin ne anlama geldiğini araştırmalılardı. Kasabanın uyuyan ruhu, şimdi çok eski bir sırrı uyandırmak üzereydi ve Mert ile Aslı, bu uyanışın en önemli parçaları olacaklardı.