Kapının arkasından usulca kapandığını duyduğunda, o nihai tık sesi, Aslı'nın evindeki sessizliği bir bıçak gibi kesti. Mert gitmişti. Birkaç saattir omuz omuza, nefes nefese verdikleri o ortak mücadeleden sonra, şimdi yeniden tek başınaydı. Ama bu, daha önceki yalnızlıklarına benzemiyordu. Odanın havasında hala Mert'in varlığı asılıydı sanki; masanın üzerine bıraktığı boş çay fincanında, kanepenin minderine sinmiş olan belli belirsiz kokusunda ve en çok da, Aslı'nın omuzlarını hala sarmalayan o kaba yün battaniyede... Aslı, kanepede dizlerini kendine çekmiş oturur pozisyonunu bozmadı. Gözleri, odanın ortasındaki, bir savaş karargahından farksız masaya takılı kaldı. Haritalar, notlar, parşömen kopyaları... Birkaç gün önce hayatı ne kadar basit ve öngörülebilirdi. Sabah kalk, kahveni iç, ko

