* * * Mutfaktaydım. Günün ilk saatlerinde, sabah ışığının mutfağa süzülen yumuşak aydınlığı altında, sessizce omletimi hazırlıyordum. Ama bu, sıradan bir omlet değildi. Ellerim ustaca hareket ederken, içimde fırtınalar kopuyordu. Fırat Koroğlu… Ona öfkeliydim, hem de çok. Ve bu öfkenin içimde öylece durmasına izin veremezdim. Tezgâhın başında durup derin bir nefes aldım. Önümde duran çukur bir kabı elime alıp iki yumurtayı sert bir hareketle kırdım. Sarıları ve beyazları birbiriyle kaynaşırken, kaşıkla yavaşça karıştırmaya başladım. Sonra, ellerimi mutfak tezgâhında gezdirdim ve taze dereotunu aldım. Yeşil ince yaprakları bıçakla ince ince kıyarken, gözlerim hafifçe kısıldı. Ah Fırat, her şey senin için… Kıyılmış dereotunu yumurtalara ekledim, ardından küçük bir avuç lor peyniri. Peyni

