5. Bölüm

652 Words
Hayat, her güzel anın ardından bir sınav daha saklardı. Tam her şey yoluna girmiş, Nehir ve Tahir aşklarını yeniden taçlandırmışken; bu kez sınav Tahir’in iç dünyasından geldi. Tahir bir sabah sessizleşti. Nehir, onun kahvaltıda bir şey yemediğini fark etti. Yüzü solgundu, gözleri yorgun… “Tahir, iyi misin?” “Yorgunum sadece,” dedi kısa bir cevapla. Ama Nehir, bu yorgunluğun beden yorgunluğu değil, ruh yorgunluğu olduğunu anlamıştı. Günler geçtikçe Tahir daha da içine kapanıyor, geceleri uyuyamıyordu. Bazen uykusunda kabuslar görüyor, ter içinde uyanıyordu. Nehir bir akşam onun yanına oturdu. “Lütfen bana anlat. Birlikte aştığımız o kadar şey varken, şimdi neden sessizsin?” Tahir uzun süre sustu. Sonra sesi kısık bir tonda döküldü: “Baba olmaktan korkuyorum Nehir… Ya Eymen’e zarar verirsem? Ya onun için yeterince iyi biri olamazsam?” O güçlü adamın içindeki kırılganlık, Nehir’in kalbine dokundu. “Elbette hata yapacağız, ikimiz de. Ama sen zaten mükemmel olmak için değil, sevmek için varsın. Senin gibi bir baba her çocuğa nasip olmaz.” Tahir başını eğdi. “Ben kendi babam gibi olmaktan korkuyorum.” Nehir onun elini tuttu. “Sen onun gibi olmayacak kadar yüreklisin. Çünkü sen, korkularınla yüzleşebilecek kadar cesursun.” --- O günden sonra Tahir terapi desteği almaya karar verdi. Nehir de ona her adımda destek oldu. Artık ‘erkek adam ağlamaz’ klişesi yoktu. Evde hem gözyaşı hem kahkaha vardı. Hem mücadele hem de şefkat… Eymen’in birinci yaş günü yaklaşıyordu. Nehir büyük bir kutlama yapmaktan yana değildi, ama Tahir gizlice hazırlıklar yapmaya başladı. Çünkü Nehir’in ilk annelik yılında yaşadıklarını, onun bir anne olarak gösterdiği o muazzam gücü kutlamak istiyordu aslında. Doğum günü günü geldiğinde ev, Nehir’in en sevdiği renklerle süslenmişti. Pastanın üzerinde şu yazıyordu: > “İyi ki doğdun Eymen. Ve iyi ki anne oldun Nehir.” Nehir gözyaşlarına boğuldu. “Bu pastanın üstündeki cümle… beni yeniden ben yaptı.” Tahir usulca yanıtladı: “Çünkü sen bizi yeniden hayata döndürdün.” --- O günkü kutlama sadece bir yaş gününden ibaret değildi. O evde üç kişi, hayatın içinden geçen tüm fırtınalara rağmen, birbirine sımsıkı sarılmış bir aileydi artık. Ve Nehir, gecenin sonunda Tahir’e sarılırken fısıldadı: “Zor bir evlilikti… ama en kıymetlisi de bu oldu. Çünkü kolay aşklar unutur gider. Bizimkisi savaşıp kazanılanlardan.” --- Eymen artık yürümeye başlamıştı. Küçük adımlarla evin içinde koşturuyor, düşüp yeniden kalkıyor, her şeye hayranlıkla bakıyordu. Onun gözlerinden hayatı izlemek, Nehir ile Tahir için bambaşka bir deneyimdi. Ama hayat, bazen insanın cesaretini sınamaya devam eder. Bir sabah Nehir, annesinden gelen bir telefonla irkildi. Annesi, babasının aniden fenalaştığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi. Nehir, hiç düşünmeden Eymen’i Tahir’e bırakıp apar topar yola çıktı. Tahir onu kapıda uğurlarken sadece şunu söyledi: “İçin rahat olsun. Eymen bende. Sen şimdi sadece babana odaklan.” Nehir, babasıyla uzun zamandır arası iyi değildi. Geçmişte onu anlayamayan, baskıcı ve mesafeli bir baba olmuştu. Ama yine de kan bağı, zamanın aşamadığı bir şeydi. Hastane odasında onu solgun bir hâlde görmek, içindeki tüm kırgınlıkları unutturmuştu. Babası gözlerini açtığında Nehir’in elini tuttu: “Sana hiç ‘gurur duyuyorum’ demedim, değil mi kızım?” Nehir’in gözleri doldu. “Ben zaten seninle gurur duyulmasını beklemedim baba. Ama şimdi duymak… iyi geldi.” O gün baba-kız geçmişin yüklerinden biraz olsun arındı. --- Nehir iki gün sonra eve döndüğünde Tahir, Eymen’i uyutmuş, mutfağı toplamış, Nehir’in sevdiği tatlıdan hazırlamıştı. “Sen yokken burası eksikti,” dedi Tahir. Nehir gülümsedi. “Ben de senin olmadığın her yerde eksik hissediyorum zaten.” Birlikte mutfağa geçtiler. Nehir başını Tahir’in omzuna koydu. “Babamla ilk kez gerçekten konuştuk. Beni takdir etti. Ama ben şunu fark ettim: Ben seninle büyümüşüm asıl… seninle kadın olmuşum.” Tahir onu sımsıkı sarıldı. “Ve ben seninle adam olmuşum. Güçlü olmam gerektiğinde, yumuşak kalabildiğimde…” --- O gece, Nehir ve Tahir birlikte geçmişin acılarını konuşmadılar. Artık konuşmadan da anlaşabiliyorlardı. Eymen’in bir gülüşü, bir dokunuşları… her şeyden daha çok anlatıyordu onları. Ve Nehir içinden şöyle geçirdi: “Bu hikâye zor başladı… ama en güzeli bu zorluklarda sevmeyi öğrenmek oldu.” --
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD