Günlerdir ondan bir ses yoktu. Ne mesaj, ne arama. Sadece boşluk… Sessizliğin içinde çınlayan bir gurur ve kırgınlıkla baş başaydım. Ama itiraf etmeliyim, onu özlüyordum. Her şeyiyle. Bakışını, sesini, kokusunu... ve hatta o kırıcı sertliğini bile. O gün, dışarıda gri bir hava vardı. Yağmur yağacak gibi ama bir türlü başlamayan türden… Evde otururken birden kapı çaldı. İçimde tanıdık bir ürperti yükseldi. Hemen kalkmadım. Kalbim hızla atarken kapıya yürüdüm. Açtığımda, karşımda Kubilay vardı. Saçları dağınıktı, yüzü yorgundu. Gözlerinin altında uykusuzluk halkaları belirginleşmişti. “Ekim…” dedi sadece. Yutkundu. “Konuşmamız gerek.” “Konuşacak bir şey kaldı mı?” Sesim sertti ama titriyordu da. Kubilay bir adım geri atmadı. Aksine, yaklaşarak gözlerimin içine baktı. “Sana yaptığımın aff

