Karşımda durmuş kollarını göğsüne vuran bir goril edası ile yüzüme doğru böğüren adama baktım. Ne demeye ağzını açmış bademcikleri gözükecek şekilde bağırınıyordu hala anlamış değildim. Elbette her söylediğine inanmayacaktım zira şimdiye kadar her söylenilene inansaydım evin yolunu çoktan kaybetmiştim.
Derin bir nefes aldım ve önümde duran, gözünü kısmış, burun delikleri bir açılıp bir kapanan adama aldırmadan çantamın kapalı gözüne uzandım. Telefonu çıkarıp hemen Nazlı'nın numarasını aradım. Karşımdaki adamın sinirden kaşını gözünü oynatması umurumda bile değildi. Ben yörük kızıydım, eşeğimi sağlam kazığa bağlamazsam rahat edemezdim.
"Efendim Can"
"Can ya Can..Geldiği vakit canını alacak olan Can..Kim bu Sedat?" dedim tıslayarak.Lafı uzatmaya gerek yoktu.Yoksa daha fazla dayanamayıp adamın suratına çantayı geçirecektim.
"Demek tanıştınız. Tamam sorun yok ona güvenebilirsin Asaf'ın arkadaşı"
"Demek güvenebilirim. Keşke bunu birbirimize hakaret etmeden önce söyleseydin Nazlı"
"Of can..Nehir ile uğraşıyordum çok acıkmış teyzesi ondan yani "
"Tamam Nazlı" deyip karşıdan gelecek cevabı beklemeden telefonu suratına kapayıp çantamın gözüne koymak yerine arka cebime sıkıştırdım.Daha sonra da serin havayı içime çekip arkamı döndüm..
"Konuşmanız bittiyse gidelim mi hanımefendi..Malum bu zavallı emir kulununda kendine göre işleri var"
Şuna bak..Utanmadan birde dalga geçiyordu..
"Önden buyurun Sedat bey" dedim ve hiç bir şey olmamış gibi önümden yürüyen adamı takip ettim.Bu sırada yapacak başka bir şey olmadığı için arka profilden onu kesmeye başladım.Uzun boylu bir adamdı.Saçları siyah,gözleri mavinin en belirgin,en güzel tonuydu...Çok büyük göstermiyordu fakat gözlerini kıstığında kenarda beliren çizgiler azda olsa yaşını ele veriyordu.Giyim tarzı bir delikanlıya taş çıkartan cinstendi.Deri bir ceket,krem bir pantolon ve ona uygun bir ayakkabı..Aslında buna ayakkabı demek hakaret olurdu.Bu bildiğin Mirhan'ın ayağında gördüğüm ve benim sürekli dalga geçtiğim o iğrenç postallardandı..
"Beğendin mi?"
Duyduğum ses ile bakışlarımı arabanın kapısına dayanmış adama çevirdim.Ellerini göğsüne bağlamış, sırtını arabaya yaslamış,tek kaşı havada beni izliyordu..Yani benim ona yaptığımın aynısını ruhum bile duymadan bana yapıyordu..
"Neyi?"dedim anlamamazlıktan gelerek.
"Bakmaman gereken herşeyi" dediğinde hafifçe gülümsedim..Tabi ki bu lafın altında kalmayacaktım.Biz kadınlar haksız da olsak asla bir lafın altında kalmaz, kalamazdık..Genimizde yoktu böyle bir şey..
"Üzgünüm bizımlaa diğııılsın" dedim ve hiç bozuntuya vermeden arka kapıyı açarak içeri girdim.Onun benim hakkımda ne düşüneceği umurumda bile değildi çünkü umurumda olan her şeyi geride bırakalı çok olmuştu.
Dakikalar sonra yola çıktığımızda bize arkadaşlık eden tek şey sessizlikti.Aslına bakarsak bundan memnundum ama yinede birşeyler sorması,konuşması bu yolculuğu daha da kılınabilir hale getirebilirdi..
Nefes aldım ve genzimi yakan kokuya aldırmadan oturduğum yerde hafifçe kıpırdandım..Koltuk çok rahattı fakat sorun şuydu ki benim kıçım rahata pek alışkın değildi..
"Bir sorun mu var?" diyen ses ile düşüncelerimden çıkıp,dikkatli bir şekilde araba süren adama baktım.
"Bu kanıya nereden vardınız?"
"Sürekli kıpırdanıyorsunuz"
"Beni mi izliyorsunuz Sedat bey"
"Hayır Cansu hanım.Koltuktan çıkan ses kulaklarımı tırmaladığı için konuşma gereği hissettim"
"Ya demek öyle.Kulaklarınızı tırmaladığım için üzgünüm ama koltuk çok rahatsız edici"
"Öyle mi?.Genelde arkadaşlarım pek rahat olduğunu söyler "
"Demek ki arkadaşlarınız rahata alışkın "
"Peki siz değil misiniz?"
"Hayır "
"Dikkat çekmek için yeni bir yöntem olsa gerek"
"Dikkat çekmek için derken?"
Ne diyordu bu adam yahu..
"Bilirsiniz işte. Kadınların erkeklere kendilerini fark ettirmeleri için şekilden şekile girdikleri berbat durum"
"Klasik erkek beyni."diyerek lafı yapıştırdım hemen.
"Derken?"
"Biz kadınların dikkat çekmek için bir derdi asla olmaz zira benim hiç olmaz çünkü her daim dikkat çekerim.Kızılım ve çillerim var."
"Klasik erkek beyni derken?"
Soruyu tekrar etmesinin üzerine durdum ve istifini bozmadan arabayı kullanan adamı süzdüm.Gayet sakindi.Belli ki hükmetmeye alışkın bir yapısı vardı.Baskın karakter olduğu her halinden belliydi.
"Klasik erkek beyni.Bilirsiniz iste dünyada bir erkek kendisi varmış gibi gezinen acınası tipler"
"Siz kadınların erkeklerden farklı olduğunu sanmıyorum.Para olsun yeter..Gerisinin bir önemi yok.."
"Kimi kadın için elbet para önemlidir bunu inkar etmemiz çok saçma olur..Ama bazı kadınlar var ki sevilmek, sevildiğini bilmek ister.Her dakika düşünüldüğünü yanında olmasa bile yanındaymış gibi hissetmek ister. Uzaktan da olsa kıskanılmak, kutsanmak ister." deyip sustum.Gerizekalı değilse ne demek istediğimi elbet anlardı. Geçmişim gözümün önüne gelmişti.Aptallığım,çocukluğum,bir hiç uğruna çarpan kalbim..Ve en önemlisi de hayallerim..
Hayallerim..
Kendi yazdığım ve başrolünü bizzat kendimin üstlendiği hayallerim..Yıkılan,yok olan acımadan iki kelime ile kararan hayallerim.
Olmadık yerde aklıma gelen düşünceler ile hafifçe gülümseyip kafamı sağa sola salladım..Üzerinden çok zaman geçmişti.Yaram kabuk bağlamış yerinde sadece izi kalmıştı lakin o izler yine de can yakıyordu işte.
"Bence kadınların tek derdi para ve sekstir" diyen ses ile gözlerimi camdan ayırıp yine ve yine arabayı kusursuz bir şekilde süren adama baktım.Anlaşılan kadınlar ve para ile ilgili bir sıkıntısı vardı..
"Siz kadın gibi kadına denk gelmemişsiniz Sedat bey"
"Kadınların canı cehenneme"
"Sizin de canınız cehenneme" dedim hiç çekinmeden. Ne zannediyordu hemcinslerime hakaret edip benim susacağımı falan mı?Öyle bir düşünceye sahipse kesinlikle ahmak adamın teki olamlıydı.
"İltifatınız için teşekkür ederim."
"Ne demek " dedikten sonra sustum ve sessizce yolculuğun bitmesini bekledim..Yaklaşık on dakika sonra Nazlı Çavuşoğlu'nun küçük ama sıcacık evini gördüğümde derin bir oh çekip bu kasvetli yolculuk son bulduğu için Allah’a şükrettim..
"Bence de çok şükür "
Onun laf sokmasına aldırmadan demir parmaklıkların açılmasını bekledim.Bir kaç dakika sonra araba durduğunda ise hemen aşağı indim..Evin taş parkeli yolundan ilerlerken arkadan onun geldiğini o koca postalların çıkardığı sesten anlamıştım..
"Senin evin yok mu ?" diye sordum arkamı bile dönmeden.
"Merak mı ettin?"
"Evet merak ettim senin gibi bir adam hangi ahırda yaşar "
"Merak pek iyi değildir Cansu hanım insanın başına dert açar "
"Merak bir insanın başına dert açtığı kadar güzel şeylerde getirebilir " dedim ve kapının ziline uzandım.Saniyeler sonra açılan kapı ile kollarıma atlayan minik kızı kucaklayıp şapur şupur öpmeye başladım.O vakit her şeyi çoktan unutmuştum bile.
"Cansu teyzeee"
"Cansu teyzen kurban olsun sana bir tanem nasılsın " dedim kokusunu içime çekerek..
"Biliyor musun Cansu teyze bebeğimin kolu kırıldı"
"Oyyy önce koluna bir bakalım yapabilirsek yaparız olmadı yarın alışverişe çıkar yenisini alırız ne dersin"
"Çok sevinirim..Cansu teyze Sedat amcam da bizimle gelebilir mi" demiş
ve küçük ellerini minik dudaklarının kenarına koyarak sessizce konuşmaya devam etmişti.
"O bana hep dondurma ısmarlıyor"
En azından bunu yapabilecek kadar düşünceliymiş demek ki.
"Neden olmasın"dedim gülümseyerek.
"Siz ikiniz yine ne hain planlar yapıyorsunuz bakalım ?"
Duyduğum ses ile kucağımda ki fıstığı yere bırakıp arkadaşıma,kız kardeşime,bu hayatta ki en büyük şansıma sarıldım.
"Bunun seni ilgilendirdiğini sanmıyorum Naz"
"O benim kızım ve sen benim kız kardeşimsin pis hayııın" dediğinde ufak bir kahkaha attım ve gözünde ki gözlüğü ile görüş alanıma giren Asaf'a baktım.
"Enişte bu gözlük seni acayip yakışıklı göstermiş bence hiç çıkarma "deyip gülümseyerek ona doğru ilerledim.
"Değil mi..Bende Nazlı'ya bunu söylüyorum fakat bir türlü kabul etmiyor."
"Kıskançlıktan etmiyordur o"
Bir ağabey edasıyla sarıldım ona.Ağabeyden de öteydi benim için..
Daha sonra Nehir'in kucağıma gelmesi ile onu bir güzel kucaklayıp salona ilerlerdim.Masada ki yemekleri görünce guruldayan karnıma aldırmadan koltuğa oturdum ve sarı saçları ile oynamaya başladım.Gözlerinin içinde ki beyazların kızarması onun uyku vaktinin geldiğinin kanıtıydı çünkü.
"Yemeğini yedi mi Naz"
"Evet canım yedi,Hatta uyku vakti geçiyor ama seni görmek istediği için çok ısrar etmedik"
"Anladım..Uyudu gibi bir şey zaten sofraya oturmadan önce yatağına yatırırım"
"Tamam sen gelesiye bende çorbayı ısıtırım" dediğin de kafamı sallayarak onu onayladım ve kucağımda ki cadının saçlarını okşamaya devam ettim.Dakikalar sonra uyuduğunu anladığımda yavaşça yerimden kalktım.Usul usul çıktığım basamaklar bitince bir zamanlar kış bahçesi olarak adlandırılan fakat Nehir dünyaya geldikten sonra güzel bir odaya çevrilen kapıdan içeri girdim.Pespembe,rüyalar aleminden fırlamış gibiydi bu oda..Bembeyaz bir yatak,yatağın uzerini süsleyen toz pembe tüller,perdeler,halılar ve her köşeyi süsleyen fotoğraflar..Hayran olunası bir aşkın,mutluluğun ve onlara bahşedilen Allahın mucizesi olan en güzel hediyenin fotoğraflarıydı bunlar..
Aklımdaki düşüncelerle birlikte sessizce pembe yeşil ve sarı çiçeklerle kaplı olan yorganı kaldırdım sonra da kucağımdaki meleğin uyanmamasına dikkat ederek usulca yatağına yatırdım.Çok şanslıydı.Birbirini deli gibi seven bir aileye sahipti.Onlara hayran olan dayıları vardı ve ağızlarından çıkan en ufak bir şeyi hiç çekinmeden ne olursa olsun yapacak ananne ve dedesi..Oysa benim böyle güzeller güzeli bir kızım olsa ne dayısı olacaktı ne teyzesi,ne de dedesi..
İşte bu düşüncelerle boğazımın kuruduğunu hissettim o an..Benim bir çocuğum olsa annemden ve Cansu'nun ailesinden başka kimsesi olmayacaktı.
"Ey Can hadisene kızım yaa açlıktan midem kazındı"
Nazlı'nın carlama sesi kulaklarıma geldiğinde kendime çeki düzen verip yavaşça ayağa kalktım ve bir kez daha saçlarına ufak bir öpücük kondurup sessizce odadan çıktım.Aşağı indiğimde Nazlı tezgahın üstündeki ısıtıcıya su koymuş eli belinde öylece salonda oturan kocasını izliyordu..
"Adamı yedin bitirdin bee"
"Ahdım olsun o gözlüğü kıçımın altında ezip pestilini çıkaracağım,sonra da yanlışlıkla ezmiş muamelesi yapıp çöpe atacağım "
"Malmısın Naz ne istiyorsun adamın gözlüğünden"
"Bende bilmiyorum ne istediğimi ama takmasın işte "
"Yemin ederim kafayı yedin"
"Rabani rabani..Ben nerelere gideyim Can hala adet olmadım,üstüne bir de kafayı sıyırdım " dediğinde ufak çaplı bir kahkaha attım.
"Her boşluğu doldurursan olacağı bu"
"Ama test yaptım çıkmadı"
"Olabilir..Kan testi yaptır"
"Pazartesi Tuğba hanıma bir gideyim o zaman "
"Bence de git. En azından için rahat eder"
"Bir tanesin Can "
"Sende bir tanesin Naz"
"Hadi bir an evvel sofraya oturalım yoksa açlıktan şuracıkta bayılacağım "
Sözlerini onaylandıktan sonra masanın kurulu olduğu salona geçtim.
"Hadi masaya" diyen Nazlı'nın sesi ile masanın bulunduğu tarafa doğru ilerledim ve her zaman ki oturduğum sandalyeye oturdum.Belki çok saçma gelecekti ama böyle küçük şeylerin hep uğur getirdiğine inanan tiplerdendim.
"Herkes ne istiyorsa tabağına alsın,ben sadece çorbaları servis ederim o kadar" diyen Nazlı'nın sesi ile çorbayı es geçip hemen ana menüye daldım.Kızarmış patates ve köfte.Küçüklüğümde bayramdan bayrama gördüğüm ve en sevdiğim yemek.Tamam yaptığım belki görgüsüzlüktü ama çorba içip karnımı doyurmak istemiyordum..
Dakikalar sonra kafamı yumulduğum tabaktan kaldırdım ve nihayet konuşulan şeylere kulak kesildim.Tasarımlardan,taşlardan ve dış ülkede ki tanıtım amaçlı bir şeylerden bahsediyorlardı lakin ben hangi konudan bahsettiklerini bir türlü anlamıyordum.Bilmediğım bir vakit Asaf yeni bir işe mi başlamıştı acaba?
İşte bu düşüncelerle bardağıma buz gibi bir kola dolduruyordum ki duyduklarım ile şaşkınlıktan neye uğradığımı şaşırmıştım.
"Her zaman ki gibi tanıtım lansmanlarına ben katılmıyorum.Benim ve şirketimin adına en güvendiğim adamlar katılıyor"
İşte bu cümlelerdi elimdeki şişenin yeri boylaması,yeri boyladığı sıra da da yan sandalyedeki adamın üstüne dökülmesi.
"Ah..Ben şey..Özürdilerim " dedim ve masanın üstünde ki peçeteyi elime alıp göğsünden itibaren aşağı dökülen ıslaklığı silmeye başladım..Adamın üstüne neredeyse bir şişe kola boca etmiştim.İnanılacak gibi değil..
"Lanet olsun bırak şunu " demesi ile anında elimi çekip hemen ayağa kalktım ve yapabileceğim başka bir şey var mı diye etrafıma bakındım..O sıra da odayı terkeden adamın farkında bile değildim.Koltuğun üzerinde ıslak mendili gördüğümde iki adım atıp elime aldım lakin aradığım adamı göremedim.
"Nerede?"diye sordum telaşla.
"Lavaboya gitti." dediği sırada Nehirin ağlama sesi gelmişti.Bu sırada Nazlı hızlı adımlarla odadan ayrılmış,bir dakika bile geçmeden elinde kıyafete benzer bir şeyle karşımda belirmişti.
"Lavabonun yerini biliyorsun Can sana zahmet bunu girişe as ve Sedat'a seslen."
"Ben..Tamam ver " deyip ne yapacağımı şaşırmış vaziyette lavabonun yolunu tuttum.Bunlar Asaf'ın kıyafetleri değil gibiydi.Çünkü o böyle baskılı, üzerinde kafatası figürleri bulunan şeylerden giymezdi..Bu ne iğrenç bir şeydi yahu..
Düşüncelerimden sıyrılıp lavabonun kapısını tıkladım. Sessizce kapının açılmasını beklerken hiçbir hareketliliğin olmayışı kafamda soru işaretleri bırakıyordu.Acaba duymamış mıydı?
Bir saniye sonra içeride bir kapı daha olduğunu hatırladım ve bir daha çalma gereksinimi duymadan lavaboya bodoslama daldım.Fakat bodoslama daldığım vakit gördüğüm şey ile ağzımdan kaçan çığlığa engel olamadım..