Çetin Koçarslan Serhat ve Eren, Elif’i o benzin kokan toprağın üzerine bastırıp kelepçelerken, benim gözüm paslı asma kilitten başka hiçbir şeyi görmüyordu. Yerden nasıl fırladığımı, kapının önüne nasıl uçtuğumu hatırlamıyorum. Ellerim kanıyordu, dizlerimdeki kumaş yırtılmıştı ama zihnimde sadece o kapının ardındaki iki canın kalp atışı yankılanıyordu. Kendi silahımı kayalıklara fırlatmıştım. Sağa sola bakındım ve kulübenin temelinden kopmuş, koca bir taşı iki elimle kavradım. Taşın ağırlığı kaslarımı gerse de, içimdeki o delice korku bana insanüstü bir güç veriyordu. “Zümra! Geri çekil!” diye kükredim, taşı havaya kaldırırken. Ve bütün gücümle, o paslı asma kilidin üzerine indirdim. Metalden çıkan o sağır edici ses dağlarda yankılandı ama kilit kırılmadı. Ellerimdeki deriler yüzüldü.

