Fotoğrafı yerine bırakıp hemen yanında duran diğer çerçeveyi aldım.
Burada da yine iki kardeş bir sürü çocuğu etraflarına almış onlarla beraber kameraya gülümsemişlerdi.
Belli ki iyi bir kızdı, neden ölmüştü acaba?
Fotoğrafta Alp’le kızın arkasındaki binada asılı duran tabelaya baktım.
Eylem Sungur Yetiştirme Yurdu
Sungur?
Alp’in soyadı.
Eylem...
Kardeşinin adı mıydı acaba?
“Mete, Nilay, Sena, Onur, Gülay,Fatih, İbrahim.”
Sesini duyduğumda korkarak geri çekildim.
“Ne?”
Gözleriyle elimdeki fotoğrafı gösterip elindeki sırt çantasını koltuğa bıraktı.
“Fotoğraftaki çocukların isimleri.”
Fotoğrafı hafifçe ona çevirip tekrar baktım.
“Senin yanındaki kız...”
“Eylem,” dedi yanıma gelip fotoğrafa bakarken.
O fotoğrafa bakarken ben ona bakıyordum, yeşilleri acıyla parlamıştı.
“Kardeşim,”
Fotoğraftaki Alp’le şu an yanımda olan Alp arasındaki fark içimi acıtıyordu.
Fotoğrafa uzun uzun baktığında elimdeki fotoğrafı yerine bırakıp ona döndüm.
“Özür dilerim, “ başımı göğsüne yaslayıp kollarımı beline doladığımda o da bana sarılıp başını başıma yasladı.
“Onlara yardım etmeyi çok seviyordu, her hafta beraber yanlarına gidip onlara oyuncak yiyecek falan alırdık. Orayı evi gibi sevmişti, bende doğum günü hediyesi olarak oraya ismini verdim. “
O yüzden Eylem Sungur Yetiştirme Yurdu’ydu...
“Neden öldü? “
“Psikolojisi bozuktu, bir gün babamla dışarı çıktılar. Arabayı sürmek istemiş, sonra otobanda sinir krizi geçirmiş. Yanında olmalıydım, ona destek olmalıydım.”
Derin bir nefes aldı.
“Fazla hız yapıp uçurumdan yuvarlanmışlar. Babamı da kardeşimi de kaybettim.”
“Allah rahmet eylesin,” başımı kaldırıp yüzüne baktığımda alnımdan öpüp hızlıca geri çekildi.
“Amin, hadi gidelim. “
Normalde olsa bu hareketine kızacağımı bildiği için hızlı davranmıştı.
İç çekip fotoğraftaki gülen yüze son kez baktım.
“Geliyorum,”
Evden çıkıp arabaya binene kadar hiç konuşmamıştık.
Olayı kısa kestiğini farkındaydım, atladığı yerlerde çok fazlaydı, bu da belliydi zaten.
Ama üstüne gitmek yerine onu bekleyecektim,zamanımız boldu değil mi?
“Eee, yolculuk nereye?”
Direksiyona oturup arabayı çalıştırdığında başımı arkaya yaslayıp güldüm.
“Çanakkale’ye!”
Islık çalıp arabayı çalıştırdığında o da güldü.
“O yüzden orada kalacağız...” başımı sallayıp telefondan açtığım şarkıyı arabaya bağladım.
“Uzun sürecek bir yolculuk gibi,” dediğinde telefonumu alıp Nisan’ı aradım.
“Efendim tatlım!”
Bu kızın enerjisine hayranım...
“Nisan biz Alp’le teyzeme gidiyoruz, haftasonu yokum yani.”
“Alp’le mi!” diye çığırdığında telefonu kulağımdan uzaklaştırıp bana kısa bir bakış atan Alp’e gülümsedim.
“Evet,” kahkahası telefonda yankılandı.
“Oley be, bak eski sevgilim diye demiyorum iyi çocuk, “
Patavatsız...
“Gerizekalı, kapatıyorum.”
“Dur,dur dur!” dedi karşı taraftan bağırarak.
“Kuzey varya, bugün kafeye geldi.” Sesindeki mutluluk güldürmüştü.
“Aferin kızıma, eee?”
Gülüşü kulaklarımı doldurdu.
“Kahvaltı etti, yemekleri bir övdü bir övdü.” Güldüm.
“Neyse, hadi kapatıyorum, size iyi yolculuklar. Bende Seda Teyzeciğimi arayayımda,”
“Sakın!” derken telefon kapandı.
İç çekip telefondan yeniden şarkı açtım.
“Ne diyor?” Alp’e dönüp omuz silktim.
“Teyzemi arayacakmış,” güldüğünde bende güldüm.
“Teyzenin adı ne? Nelerden hoşlanır, yanında nasıl davranayım?”
Derin bir nefes alıp gülerek ona döndüm.
Bu konuşma uzun sürecekti.
“Bak Alp, sakın tamam mı? Çok ileri gitme düğün tarihi falan da sorarlar şimdi. Biz daha sevgili bile değiliz!”
Ağzımdan çıktığı gibi pişman olsam da bana kısa bir bakış atmakla yetinmişti.
Üstünü düzelttikten sonra elindeki çiçeğe son kez bakıp kapıyı çaldığında nefesimi tutmuş olacakları bekliyordum.
Teyzem kapıyı açıp içten bir şekilde Alp’le selamlaştığında onu boydan süzüşünü izledim.
“Merhaba Alp, ben Seda. Tanışmıştık zaten.”
Alp “Merhaba,” dedikten sonra elindeki çiçekleri teyzeme verdi.
“Bunlar sizin için.”
Teyzem elindeki çiçeklere sarılıp kokladıktan sonra “Çok naziksin, teşekkürler. Hadi geçsenize içeri!” dediğinde ayakkabılarımı çıkarıp önden eve girdim.
“Kızımm, hoşgeldin. “ teyzemle sıkı sıkı sarıldığımızda beni kolay bırakmadı.
Geri çekildiğimde omzuma hafifçe vurup “Aramasam, gel demesem geleceğin yok Mısra!”
Mahçupça omuz silkip “Hastanenin durumunu biliyorsun teyze, çoğunlukla tatilde bile orada oluyorum.” Dedim.
“Hoşgeldin Alp abi,” kuzenim Eslem Alp’in elini sıktıktan sonra bana dönüp boynuma atladı.
“Abla niye özletiyorsun kendini!”
Öyle sıkı sarılıyordu ki bir an nefes alamadım.
“Felç olacağım Eslem!” Geri çekilirken yanaklarımı sıkıp birkaç defa öptü.
“Çok özledim seni mıymışık suratlı!” Gülüp bende onun yanaklarını sıktım.
“Hâlâ neşterim var ve mıymışık dediğin için hâlâ kafanı kesebilirim!”
Gülüşerek oturduğumuzda ben Alp’in yanına Eslem de benim yanıma oturmuştu.
“Karnınız aç mı? Hemen mi geçelim yoksa Eren’le Fatih’i bekleyelim mi?”
Alp bana ‘onlar kim’ der gibi bir bakış attığında “Eren diğer kuzenim, Fatih’te eniştem.”
Kaşlarını kaldırıp başını sallarken “Bizim için sorun yok, yolda atıştırdık Seda abla, bekleyelim onları da.” Dediğinde teyzem bana da baktı.
“Aynen,” demekle yetindim.
10-15 dakika sonra eniştemle Eren’de gelmişti zaten.
Sofraya oturduğumuzda Alp’le yan yanaydık ve herkesin gözü ikimizin üstündeydi.
Neden gelmek istedik ki?
Mantının kokusu odaya dolduğunda “Allahım!” diyip kokuyu içime çektim.
Mantı her zaman haklıdır.
“Ellerinize sağlık,” dedi Alp’te bana bakıp gülerken.
“Afiyet olsun çocuklar, eee ne zamandan beri berabersiniz?”
Birkaç saniye birbirimize bakıp tekrar teyzeme döndük.
“1 aydır.”
“2 aydır.”
Alp’le göz göze geldiğimizde ona ‘sıçtın gerizekalı ‘ bakışı attım.
“Yani bir nokta iki aydır. Bir buçuk ay oldu.”
Masadaki herkes birbirine baksa da başlarıyla onayladılar.
“Nasıl tanıştınız Mısra abla?”
Sanane Eslem, tanışmadık biz.
“Aynı yerde çalışıyoruz canım,” dedim gülümseyerek.
“Düğün ne zaman?”
Yutamadığım yemek boğazımda kalınca öksürmeye başladım.
“Mısra iyi misin?”
Öksürüklerimi durdurmaya çalışsam da başımı iki yana sallayıp bardaktan bir yudum su içtim.
“İyiyim.”
Eniştem hâlâ ceval bekliyormuş gibi yüzümüze bakıyordu
“Şey...”
“Biz aslında bunu daha düşünmedik ama bir dahaki gelişimizde buna beraber karar veririz diye düşündük.”
Alp kardeşim sen napıyosun?
Eniştem onaylıyor muyum diye bana döndüğünde başımı hızlıca salladım.
“Mısra benim kızım Alp, yetişkin insanlarsınız. Size karışamam ama onu üzersen seni elimden kimse alamaz.”
Sağol enişte ne güzel yardımcı oldun.
“Yemek çok güzel olmuş, “ dedi Eren lafı değiştirmek için. Ona minnet dolu bir bakış atıp teyzeme döndüm.
“Eee teyze, “
“Eee Alp,” dedi bana bakmadan.
“Senin branşın neydi Alp?”
Alp lokmasını yutup elindeki kaşığı tabağının kenarına nazik bir şekilde bıraktı.
“Ben beyin cerrahıyım,”
“Mısra ablamla aynı yani.” Eslem’i başımızla onayladık.
“Annen babanlar nasıl Alpciğim?” dedi eniştem bu seferde.
Yanlış soru.
“Babam vefat etti Fatih Abi, annemde iyi teşekkürler.”
“Vah vaah!” dedi teyzem vahim bir surat ifadesiyle.
“Başın sağolsun, nasıl oldu? “
Masanın altından Alp’in elini tuttum. Gözlerini gözlerime dikti.
“Anlatmak zorunda değilsin,”
Başını iki yana sallayıp teyzeme döndüğünde derin bir nefes almıştı.
“Anlatacağım.”
&Mert’ten...
“Çok beklettim mi?” Başımı kaldırıp makyaj olmamasına rağmen kusursuz olan yüzüne baktım.
Bu kız karşıma nereden çıkmıştı bilmiyorum ama bütün bağlılıklarımı değiştirmişti.
“Hayır bekletmedin, ben erken geldim. “
Hayır, bekletmişti ama bunu ona söylemeyecektim.
Gülümseyip, çantasının askısını omzuna yerleştirdi.
“Nereye gideceğiz?” Sandalyeyi geriye itip ayağa kalktım.
“Acıkmışsındır,” dedim bütün sevecenliğimle.
Yüzünü buruşturup sanki açlığını yokladı.
“Nisan gibi!” İkimizde gülerken hastanenin çıkışına doğru yürümeye başlamıştık.
Nisan’ın yemeği ne kadar sevdiğini herkes biliyordu.
“Didem,” dedim ellerimi soğuktan dolayı cebime koyarken.
“Ben, “ söyle artık şunu!
Alt tarafı seni seviyorum diyeceksin.
“Şurada çok güzel bir restorant var gidelim mi?”
Elimle işaret ettiğim yerde restorant var mıydı onu bile bilmiyordum ama neyse...
“Nisan varken başka yere gidersek kafamızı koparır!” gülerek söylediğini onayladım.
Yol boyunca ikimizde derin derin nefesler almıştık.
Neydi bu? Heyecanlanıyor muydum?
Kafeye girdiğimizde Nisan bize imalı bakışlarından gönderdi.
“Çok açız,” demekle yetindim. O mutfağa koşturmuştu zaten.
“Nisan’la çocukluk arkadaşısınız değil mi? “ başımı sallayıp gözlerine baktım. Sorunun nereye gideceğini anlamıştım.
“Ve Mısra’yla da.”
“Neyi merak ediyorsan sorabilirsin. “ yerinde kıpırdanıp ellerini masanın üstünde birbirine kenetledi.
“Siz eskiden nişanlıymışsınız...”
“Çok eskiden,” diye düzelttim.
“Farketmez, hâlâ ona karşı...” cümlenin devamı yoktu, gözlerine bakmak istiyordum ama o gözlerini kaçırıyordu.
“Onu çok seviyorum, “ dedim gözlerime bakması için direnirken. Eğer bakarsa gözlerimdeki sevgiyi görür diye.
Ben öyle söylediğimde başını kaldırıp bana baktı. Hayal kırıklığına uğramış gibiydi.
“Çünkü o benim dostum.”
Derin bir nefes verdiğine şahit olurken gülümsedim.
“Seneler önceydi, hissettiklerimizi birbirine karıştırdık.”
“Size spesyalimden getirdim.” Nisan konuşmamızı böldüğünde ona tip tip baktım, o gülümsüyordu.
O önümüze iki tabak bıraktığında garsonlardan biri de mezeleri getirmişti.
Bana göz kırpıp gittiğinde tekrar Didem ‘e döndüm.
“Senin geçmişte böyle bir şeyin oldu mu?”
Bir yandan da çatalımı Nisan’ım getirdiği bonfileye batırdım.
Elleri çatalın üstünde bir süre kaldı.
“Şey...” dedi sonra. Yanakları kızarmıştı.
“Hayır, olmadı.” Başımı sallayıp eti ağzıma attım.
Söyle artık, söyle artık.
“Aslında ben seninle bir șey konușmak istiyorum-“
“İçeceklerde geldii,” Nisan yine araya girdiğinde elimdeki çatalı masaya bırakıp ona baygın gözlerle baktım.
“Tamam Nisan teşekkürler.”
“Hadi şimdi siz uslu uslu konuşun.”
Ellerini çırpıp bize baktığında bizde ona bakıyorduk.
Birden ne yaptığını farketmiş gibi hızlıca arkasını dönüp gittiğinde Didemle tekrar göz göze geldik.
İkimizde aynı anda güldüğümüzde Didem’in gerginliği de gitmişti. Yemeklerimizi yerken havadan sudan muhabbet etmiş, birbirimizin neleri sevdiğini daha iyi öğrenmiştik.
Artık kalkmaya karar verdiğimizde hesap için Nisan’a öpücük atmakla yetinmiştim, nasıl olsa o parayı şu an almayacaktı.
Soğuk hava yüzümüzü yaktığında yan yana yürümeye başladık.
“Parkın içinden gidelim mi?” Başımla onaylayıp parkın olduğu tarafa doğru yürümeye başladım.
“Didem...” dedim can çekişiyormuş gibi bir sesle.
Yüzüme endişeyle bakıp “Efendim?” dediğinde derinbir nefes alıp parkın ortasında durdum.
“Sana bir şey soracağım.” Ama nasıl yapıldığını bilmiyorum.
“Sor,” dedi gözleri gülerken.
“Ben seni-“
“DİDEEEM!”
ŞAKA MISIN NİSAN!
İkimizde korkuyla sesin geldiği yöne döndüğümüzde Nisan’ın koşarak bize doğru geldiğini gördük.
Nefes nefese kaldığında elini dizine bastırıp nefesini düzene sokmaya çalıştı.
“Atkını unutmuşsun.”
“Yuh!” dedim sinirle ona bakarken.
“Onun için mi buraya kadar koşup konuşmamızı beşyüzüncü kez bölüyorsun?” Nisan bana dil çıkarıp d
Didem’e öpücük attı, Didem de gülerek teşekkür ettikten sonra atkıyı alıp Nisan’a el salladı.
Biz yine göz göze geldiğimizde Didem anlayışlı bir şekilde gülümseyip küçük elleriyle elimi tuttu.
Ellerimizi birbirine kemetleyip yürümeye başladığında ona şaşkın gözlerle bakıyordum.
Biraz arkasından yürüdüğüm için ellerimizi ayırmadan bana doğru dönüp 10 dakikadır yüzünden düşmeyen gülümsemesiyle gözlerime baktı, kalbimin eridiğini hissettim. Aşk bu muydu?
“Bende seni,” dediğinde karşımda ne kadar zeki bir kız olduğunu yeniden anlamış oldum.
Defalarca başladığım ama bitiremediğim cümlemi tamamlamış, beni bu lanet durumdan kurtarmıştı.
Onun bana baktığı gibi bakıp tuttuğu elimle avucundaki elimi daha sıkı kavradım.
O, tamamlayamadığım cümlemle beraber hayatımıda tamamlayan kişi olacaktı.
“Sessizlik sonsuzluk gibi yayıldı geçmişlerinde, “
( DidemOztepe)
Evet, bir kitapta okuduğum cümle tam olarak buydu. Şu an aramızda olan da buydu.
Teyzemlerin evinin bahçesinde, salıncakta oturmuş, susuyorduk.
Teyzem ve Eslem çay koymak için gitmişlerdi ya da bizi yalnız bırakmak için bilemiyorum.
O dalgın dalgın etrafa bakıyordu,bende ona. Normalde olsa gözlerini kaçıran taraf ben olurdum ama şu an hiç normal değildi.
Kardeşime tecavüz ettiler, ben asistanlıktaydım. Farklı şehirlerdeydik farklı hayatların içindeydik çığlıklarını duyamadım, onun sesini duyamadım, kurtaramadım onu.
Öğrendiğimde ve yanına gittiğimde olayın üzerinden bir hafta geçmişti.
Kimseyle konuşmamış, yemek yememiş sadece arada bir krize girip bağırıyormuș ama beni görür görmez “Neden?” diye sordu. “Abi diye bağırdım, neden beni kurtarmadın?”
İçim yeniden ürperirken bakışlarımı üzerinden çektim. Bunları sofrada yemekler yendikten sonra anlatmıştı ve hepimizi derin bir sessizliğe boğmuştu. Ona sarılmak istiyordum ama içimde bunu yapmamamı söyleyen bir tarafım vardı.
“Çaylar da geldiii” teyzem elindeki tepsiyle bahçeye çıktığında Eslem de elindeki tabaklarla geliyordu.
Alp transtan çıkmış gibi irkilince ona doğru döndüm.
“iyi misin?”
Beni bașıyla onaylayıp çayını karıştırmaya başladı. Gecenin geri kalanı benim küçüklüğümden ve komik anlarımızdan bahsedilerek geçti. 10 dakika kadar sonra Alp’te normale dönmüş muhabbete katılmıştı.
“Teyze,” dedim gülümserken.
“Alp’i benim gizli yerime götüreceğim,” gülümseyerek başını salladı.
Alp kaşları çatık bir şekilde bana baktığında ayağa kalkıp elimi ona uzattım. Elimi tutup ayağa kalktığında beraber bahçeden çıktık.
El ele yürürken gözleri ellerimizdeydi. Uçurum kenarına geldiğimizde korkuyla geri çekildi.
“Mısra lütfen gidelim.” Gülümseyip elini bıraktım ve uçurumdan atladım. Çığlık atıp ismimi haykırırken ben uçurumun alt tarafındaki kayalıklarda oturuyordum. Burası yüksekti ama tehlikeli değildi, uçurumun iki metre altında bir çıkış yeri daha vardı ve yukarıdan düşen biri denize değil buraya düşüyordu.
“Alp, hadi sende in.” Sesimi duyduğunda bağırmayı bırakıp tepeden olduğum yere baktı.
“Aptal kız aptal!” ben gülerken o da dikkatlice yanıma indi.
“Ödümü kopardın,” ellerini saçlarıma sürüp geri çekildiğinde “Bunu hakettin,” demektende geri durmamıştı.
Topraklı ellerini kafana sürdü!
Yumruğu karnına geçirip homurdanarak saçlarımdaki toprakları silkeledim.
“Şimdi sana asıl yerimi göstereceğim.”
Beni dikkatle izlerken arkamı dönüp emekleyerek kayaların arasındaki boşluğa girdim.
Telefonun ışığını açıp arkamdan geldiğinde burayı ne kadar özlediğimi farketmekle meşguldüm.
El yordamıyla yerdeki loş ışığın düğmesine bastığımda odaya benzer küçük yer aydınlandı.
“Oha,” dedi şaşkınlıkla etrafı incelerken.
Battaniye ve yastıklardan yaptığım yer yatağına oturduğumda hafif kenara çekilip gelmesini bekledim. Koca cüssesini sığdırması zor olmuştu ama ikimizde rahattık.
Burası küçük bir odayı andıran, kayaların aşınmasıyla oluşmuş şirin bir yerdi. Ben intihar etmeye kalkıştığımda burayı bulmuştum ve burayı ruhumu yansıtan bir eve çevirmiştim. Kayalara karanlıkta parlayan birkaç fotoğrafımızı asmıştım. Annemin özenle ördüğü yastıklar ve kendi çeyizine yaptığı ama kullanmaya kıyamadığı yorganlardan bir tanesi vardı. Burası hep temizdi çünkü benden sonra Eslem’in de geldiğini biliyordum. Arada gelir,temizler, benim, eniştemin yardımıyla oyduğum kayaların içindeki kitapları karıştırırdı.
“Nasıl?” dedim neredeyse iç içe olan bedenlerimize bakarak. Gayet uzun ama genişlik olarak iki kişiyi kabul edebilecek bir yer değildi.
“Buraya bir başkasıyla gelebileceğimi hiç düşünmemiştim,” dedim gülerek.
“Seçtiğin yerin darlığından belli.” Dedi nefesi tenime çarparken.
“Nasıl?” dedim cevabını alamadığım soru yüzünden sabırsızca.
“18 yaşında bir kız döşemiş,” dedi gülümseyerek.
“Acı çeken bir kız huzur bulabilmek için döşemiş.”
Burası acı kokuyordu. Acı ama huzur.
Sonra duvardaki fotoğrafa bakıp tekrar gülümsedi.
“Kayınvalidem mi?” Gözlerimi devirip “Hayır,” dedim.
“O benim annem.”
Gülerek saçımdan öptü.
“Annemiz çok güzelmiş.” Bu cümle kalbime öyle güzel dokunmuştu ki ağlayasım geldi.
“Çok güzeldi,” dedim ona hayranlıkla bakarken.
“Bu da Efe mi?”
“Evet,” dedim gülümseyerek. “Kardeşimiz.”
Kalbinin atışına şahit olmuş gülümseyişini içime çekecek kadar yakın bulmuştum kendime.
“Sana benziyor,” güldüm.
“Bunu hiç kabul etmezdi biliyor musun? Ablam bana benziyor derdi,” o da güldü.
“O zaman, “dedi elimi tutup gözlerime bakarken.
“Bugün ailenle tanışmış oldum.”