On Birinci Bölüm

2097 Words
Terasa çıkıp gecenin getirdiği karanlığı dinledim. Karanlıktaki ışıklarda yaşayan hayatları düşündükçe iç çektim. Sonunda, yalnız kalabilmiştim. Gecenin karanlığı ve sessizlik bana huzur veriyordu. "Özür dilerim," İrkildim, malesef yine yalnız değildim. Sesin sahibini bildiğim için arkamı dönme gereği duymadım. "Sadece aklım karışık. Anlıyor musun?" gözlerimi kapatıp derin nefesler almaya çalıştım, gecenin o soğuk kokusuna bayılırdım ve hep sakinleşmeme yardımcı olurdu. Yine öyle olmasını diledim. "Anlamıyorum," dedim başımı yanımda duran bedene çevirerek. İlk kez duvarları yoktu, gözlerine biraz daha baksam orada görmek istemediğim güzel duygular görmekten korkuyordum. Bakışlarımı kaçırdım. "Alp, Nisan'ı hayal kırıklığına uğratıyorsun. " Yüzünü buruşturdu. "Neden sadece Nisan'ı düşünüyorsun?" Söylediği şeyi anlamaya çalışmadım. "Çünkü Nisan benim kardeşim. Çünkü ona karşı hata yapamam anladın mı? Gereksiz hareketlerinden sıkılıyorum." "Anlayamıyorum..." dedi karanlıkta yüzüme bakmaktan vazgeçip ışığa doğru dönerken. "Düşüncelerini anlayamıyorum, kendimi de anlayamıyorum." Bir an için ona bakmayı kestim. "Sen gülümseyince sıcacık oluyor içim, ama bakışlarında o kadar çok buzdan duvar var ki... Tam ısınmışken üşüyorum. Üşürken ısınıyorum. " Başını aşağı yukarı salladı. "Seni anlatmak böyle bir şey." Derin bir nefes aldım tekrar, hayır. İçimdeki bu hisleri havanın kokusu bile dindiremeyecekti. "Seni anlatmanın tarifi yok." dedim. Ağzımdan çıkan kelimeleri sonradan idrak edince kısık sesli bir küfür savurdum. Bir süre sustuk, o da benimle birlikte geceyi izliyordu. "Seni yaklaşık bir senedir tanıyorum Alp. İlk kez böylesin," "Nasıl?" "Karmaşık." Gözlerimiz birbirinde gereğinden fazla takılı kaldığında ilk kez bakışlarımı çekmedim. "Senden nefret ediyorum. " dedim gözlerimi gözlerinden çekmeye içim el vermezken. Mavileri koyulaştı. Ona çok mu taviz veriyorum? "Senden gerçekten nefret ediyorum. " dedim yeniden. Öyle bakmayı kes. "Şimdi Nisan'ın yanına git ve onu çok sevdiğini söyle. Onu sev Alp, o seni seviyor." Aramızdaki sözsüz anlaşmanın imzası gözlerimizmiş gibi yeniden baktık birbirimize. "Bende senden nefret ediyorum Mısra Tekin. Ama bana olan nefretin için değil, kendine olan nefretin yüzünden. " Elini terasın demirliklerine vurdu. Demirin çıkardığı ses kulaklarımda defalarca kez yankılanmıştı. "Kendinden nefret ettiğin için senden nefret ediyorum Mısra! Kendine acı çektirdiğin için senden nefret ediyorum!" Bağırdı, sesi böyle yükselmemişti daha önce. Hiç bana kızmamıştı. Gözlerim dolduğunda söyledikleri yüzünden değil de benim için bana kızışındandı. O sert adımlarla aşağı indiğinde daha fazla dayanamayıp yere çöktüm. Ağlama Mısra. Şimdi olmaz. Fark ederler. Fark ederler. Ağlama. Biraz daha üşüyüp aşağı indim, Dağhan'ın bakışları anında beni bulduğunda yüzümdeki değişikliği anlamıştı. Mert hemen yanında Mehmet'le gülerek bir şeyler konuşuyordu, beni fark ettiğinde kaşları hafifçe çatıldı. O kadar mı kötü gözüküyorum? Gözlerimi devirip Nisan'a bakındım. Gitmişti. Alp'le. Gözlerimi kapatıp bunların rüya olmasını diledim. Reyhan'la Mehmet 'e tekrar mutluluklar diledikten sonra çantamı alıp çıkışa doğru yürüdüm. Dağhan elini omzuma attığında diğer yanıma da Mert gelmişti. Sinem'i orada öylece bırakmış mıydı yani? Ona geri dönmesi gerektiğini söylemek istedim ama tek bir cümle kuracak halim yoktu. Eskiden olduğu gibi topukluyla bile aralarında kısa kaldığımda yanlarında kaybolmak şu anki en güzel seçenekti. Arabaya gidene kadar Dağhan elini omzumdan çekmemişti, Mert de hemen yanımdan sessizce yürüyordu. Arabaya binip eve gidene kadar kafamı dağıtmak için havadan sudan muhabbetler açmış, arada lisedeki anılardan bahsetmişlerdi ama hiçbiri dikkatimi çekmiyordu. Dağhan ve Mert önde ben de arkada oturdum, başım cama yaslıydı. Evin önüne geldiğimizde "İyi geceler" diyip arabadan indim. İkisi de bir şey dememişti. Anahtarla kapıyı açıp sessizce içeri girdim. Nisan önündeki cips tabağından birkaç parça cipsi ağzına atıp bana el salladı. Bir yandan da kumandayla kanalları karıştırıyordu. Gülümsemeye çalışıp ayakkabılarımı bir köşeye attım. "Sen iyi misin?" Elindeki cipsi ağzına atmadan önce birkaç saniye bekledi. Duvara yaslanıp ona baktım. "Çok yoruldum," sırıtıp elindeki cips kasesini salladı. "Gel de yiyelim," başımı iki yana salladım. "Yarın 5 ameliyata gireceğim Nisan, uyumam lazım." Dudağını büzüp kafasını salladı. "İyi geceler o zaman," gözlerimi yavaşça kapatıp açtım, o da öpücük attı. Normalde olsa bu hareketine gözlerimi devirirdim ama odaya girip kapıyı kapatmakla yetindim. Ne oluyordu böyle? Kendimi yatağa bıraktığımda yaşananlar yeniden gözlerimin önüne serilmişti. Onu düşünmeyi reddedip gözlerimi kapattım. Çok uykum vardı ve çok yorgundum.. En azından güzel bir uyku çekebilecektim. "Üzerini çıkar Mısra! Makyajınla uyuma sakın!" Bana hiç yardımcı olmuyorsun Nisan. "Tamam!" diye seslenip homurdanarak uzandığım yerden doğruldum. Üzerime geceliklerimi geçirip zar zor makyajımı sildim. Tekrar yatağa girdiğimde uykum kaçmıştı ama yine de gözlerimi kapattım. ** Odamda oturup kahvemi yudumladım. Aradan on gün geçmişti, her şey biraz daha yolundaydı. Mert ve Dağhan aynı evde kalmaya başlamışlardı. Araları hala soğuktu ama beklediğimden iyi bir iyileşme gösteriyorlardı. Dağhan onu eve alırken "Sakın eskisi gibi olmayı bekleme." demiş ama bu sefer 'eskisi gibi' olmaktan daha iyi olacak gibi görünüyorlardı. nisan'ın keyfi son günlerde pek iyi değildi, nedenini anlatmıyordu ama Alp'le ilgili bir şeyler olduğunu düşünüyordum. Alp'le defalarca karşılaşmamıza ve aynı ameliyata girmemize rağmen birbirimizle hiç konuşmamıştık. Yüzüme bakmıyordu, tabii bende onun. Telefonum çaldığında kahvemi masaya bırakıp önlüğümün cebindeki telefonumu aldım. Nisan arıyordu. Akşam kafeye gelmemi istediğinde onu geçiştirmeye çalışsam da yapamamıştım. Didem, Sinem ve bizimkileri çağırdığını söyledi. Bizimkiler kategorisine artık Alp'in de giriyor oluşu beni aşırı sinirlendiriyordu. Ellerimi saçlarımdan geçirip kopartmak ister gibi çekeleştirdim, kapım tıklatıldığındayse sesli bir şekilde ofladım. "Gel!" Kapı aralanıp içeri doğru bir demet çiçek uzatılınca anlayamayarak "Kimsiniz?" diye seslendim. Mert kapıdan kafasını uzatıp gülümsedi. "Girebilir miyim?" gözlerimi devirip yeniden "Gel," dedim. İçeri girip arkasından kapıyı kapattı, elindeki kutuyu masaya bırakıp karşımdaki koltuğa oturdu. Hemen kutunun kapağını açtım. Bir kutu dolusu çikolata getirmişti. "Çok güzel!" diyip içinden bir tane aldım. "Teşekkür ederim," en sevdiklerimden almıştı. Gülümsedi. "Öyle bir ofladın ki sesi dışarıdan duyuldu, noldu?" dediğinde ağzım dolu olduğu için bir şey yok manasında başımı iki yana salladım. Oturduğu koltukta sırtını geriye yasladı. "Dökül artık, yeter." dedi tekrar. Ben de onun gibi arkama yaslanıp bir yudum daha ısırdım. "Ne söylememi istiyorsun?" Omuz silkti. "Hislerini." Bu sefer de ben omuz silktim. "Sana kırgınım mesela?" Gözlerimi kısıp dik dik baktım. "İki çikolatayla geçmeyecek kadar." Sırıtıp çiçeği işaret etti gözüyle. "Çiçekte var?" Gözlerimi devirdim. "Hıhı," kutudan bir tane daha aldım, kaşlarını çattı. "Sen kahvaltı etmedin mi?" "Sorguya mı geldin?" "Soruma cevap alamadım," "Yapmadım ve sen buna bir şey demeyeceksin." "Seni kucaklayıp kantine indirmemi istemiyorsan kalkacaksın," gözlerimi kıstım. "Güvenlik çağırırım." O da gözlerini devirdi. "Yaparsın,biliyorum." Güldüm. Gözleri gülüşüme takıldı, sonra da gülümsedi. "Kırgın olduğunu da biliyorum. Yıllarım senin hayalinle geçti. Eğer o masadan kalkmak zorunda kalmasaydım belki de... Çocuklarımızı seviyor olurduk şu an." Mideme kramp girdi. Bu düşünce kalbimi daraltmıştı, derin bir nefes aldım. "Olmamış şeyleri düşünmenin bi anlamı yok, eminim bunların olmamasın da da bir hayır vardır. " Acı bir şekilde gülümsedi. "İyi ki evlenmedik mi diyorsun yani?" Derin bir iç çektim. "Biz yapamazdık, diyorum." "Çok güzel yapardık, Mısra." Gözlerinin en içine baktım. "Ama yapamadık, Mert." Gözlerini kaçırdı. "Seni çok özledim." Derin bir nefes verdim. "Bundan sonra sadece dostun olabilirim. Eskisi gibi." Başını anlayışla salladı. "Biliyorum, biliyorum." Sonra akşam görüşmek üzere sözleştik, hastaneden birlikte çıktık. O işlerinin olduğunu söyleyip başka bir yöne gitti ben de kafeye doğru. İçeri girdiğimde seslensem de kimse ses vermemişti. Yeniden "Nisan!" diye seslendim. Sonra da Nisan'ın markete gittiğini düşünüp mutfağa gittim. İçeriye girmemle çığlık atmam bir oldu. Bağırdığım için sesim titrerken elimi kalbime götürdüm. "Gerizekalı mısın ya! Ses versene!" Alp karşımda kendine kola dolduruyordu. İstifini bile bozmamıştı. "Nisan diye seslendin, Alp deseydin cevap verirdim." Gözlerimi devirip "Katkısız salaksın." dedim. Sonra gözüm tezgahın üzerindeki sarmalara takıldı. Alp'i itip sarmalara yöneldiğimde ne olduğunu anlamamıştı. Tabağı elime alıp kokladığımda nasıl bu kadar güzel olduklarını düşünüyordum. Bir tanesini elime alıp hunharca yediğimde Alp dehşet içinde bana bakıyordu. "Ne var?" Ağzım doluyken konuştuğum için kahkaha attı. "Gerçekten acaip bir insansın." omuz silkip ağzıma bir tane daha sarma attım. Alp 'te elimdeki tabaktan aldığı sarmayı ağzına attığında ona ölümcül bir bakış attım. "Güzelmiş." Tabaktaki sarmalar üçer beşer eksildiğinde çalan telefonu kulağıma götürdüm. "Mısra, sakın sarmaları yeme. Sadece o kadar sarma kaldı- " Alp'le birbirimize baktığımızda yutkundum. Benden ses gelmeyince Nisan ağlamaklı bir sesle "Yedin değil mi?" dedi. "Alp'te yedi, hatta en çok o yedi." Nisan homurdanarak telefonu kapattıktan beş dakika sonra yanımıza gelmişti. "Markete gidene kadar rahat duramadınız değil mi?" Ellerini beline koymuş anne edasıyla çemkiriyordu. Alp'le aynı anda birbirimizi gösterdiğimizde Nisan gözlerini devirdi. "Şimdi ikinizde oturup sarma saracaksınız!" "Hah! Bana hiçbir güç sarma sardıramaz!" Alp'te Nisan gibi ellerini beline koyduğunda omuz silkip tezgaha yaslandım. *** "Nisan bu yırtıldı," Ben sardıklarımı çiğ de olsa yediğim için Nisan benden umudu kesmişti ama Alp gibi bir adamın karşımda sarma sarması ve yırtılan yapraklara küfretmesi cidden komikti. Onun sardığı üç sarmadan bir tanesini de ağzıma attığımda elime vurdu. "O en düzgünüydü vicdansız." Nisan arkadan gelip başıma tülbent bağladığında kafamı kaldırıp güldüm. Alp sırıtarak beni izlerken onun kafasına geçirdiği tülbentle homurdandı. "Bu ne ya? Biri görse hastanedeki bütün karizmam çizilir yemin ediyorum, " Nisan gülerek başörtüsünün uçlarını kafasının üstünde bağladı. "Saçların dökülürse diye hayatım." Oturduğum yerde biraz daha yayılıp önüme yapraklardan bir tanesini koydum. "Ablanı izle de öğren." Alp tek kaşını kaldırıp yaptıklarımı izledi. Yaprağın ucunu kopartıp içine harcını koydum. Yaprağı dikkatlice sarıp incecik olan sarmayı havaya kaldırdım. Beni şaşkınca izliyordu. Sen beyin cerrahısın kendine gel. Nisan kollarını birleştirip bana baktı. "Aferin. Şimdi onu yavaşça tencereye koy. " Sırıtıp ağzıma attım. Nisan elini alnına vurup yanımıza oturdu. Alp hâlâ ciddi ciddi sarmaya çalışıyordu. Nisan çaktırmadan fotoğrafını çekip bana attı. İç harcını yenilemek için mutfağa gittiğinde ellerimi masaya yaslayıp Alp'e baktım, sandalyemi biraz ona yaklaştırıp önündeki kaseden dolayı göremediğim sarışına baktım. Yaprağın bütün kenarlarını içine sokmaya çalışıyordu. "Yaptım!" Gereksiz bir heyecanla kafasını kaldırıp parıldayan gözleriyle baktı. Onun heyecanına gülümsedim, bakışı gülümsememe kayınca o da gülümsedi. "Aferin, şimdi onu bana ver." Nisan'ın lafını değiştirip kullandığımda gülerek parmağını salladı. "Hayır," Ellerimi yıkayıp içeri giren Dağhanla Mert'e baktım. Arkalarından Didem'le Sinem de girdiğinde hepimiz Nisan'ın kurduğu sofraya oturduk. Kuş sütü değil de sarma hariç her şey sofradaydı. Nisan sarma sarmaya çalıştığımızı sofrada da anlattı sonra hep birlikte güldük. Mert gülmemişti, aksine omuzlarındaki gerilmeyi görmüştüm. Konuyu değiştirmek için Dağhan ve Sinem'e döndüm. "Siz şimdi Dağhan'la..." dedim Sinem'e bakarak. Gülümseyerek Dağhan'ın elini tuttu. Birbirlerine bakıp tekrar gülümsediklerinde Dağhan'ın bu haline alışık olmadığım için suratımı buruşturdum. "Anladım aşıksınız." Dağhan güldü. "Kıskanma, senin yerin ayrı." Gözlerimi devirdim, Sinem utanmıştı. "Aman, mutlu olun da hiç önemli değil." Herkes havadan sudan muhabbet ederken Nisan servisleri yaptı, yemekler yendi. "Mısra hocam-" "Hastanede değiliz Didem, Mısra diyebilirsin." Gülümseyerek başını salladı. "Ameliyatlardaki başarılarına çok özeniyorum," kendisi asistan doktordu, o yüzden her şey ilgisini çekiyordu. "Sen daha da iyisi olacaksın, güveniyorum. Elin çok hızlı." Alp'le göz göze geldiğimizde bakışlarımı çektim. "Çok beceriklidir evet," dedi Alp iğneleyici sesiyle. Elimdeki çatalı masaya bırakırken güldüm. "Evet, Alp hep beni kıskanır." O da güldü, "Çok kıskanırım," Mert yine dik dik Alp'e dönmüştü. "Alp alanında çok başarılı ama ben Mısra'nın birkaç yıla Alp'i sollayacağını düşünüyorum." Sinem bunları söyledikten hemen sonra içeceğini yudumladı. Alp ona gözlerini kısarak "Hain," dediğinde biz de güldük. "Kız doğruları söylüyor," Gecenin geri kalanı gülüşmelerle geçmişti. Ertesi gün hastanede acile indim. Bu aralar düşüncelerim hep geçmişteydi, sürekli karşıma biri çıkacakmış gibi hissediyordum, kokular, bakışlar hep geçmişi hatılartıyordu. "Şikayetiniz nedir?" "Baş ağrısı şikayetiyle geldim, sırtıma kadar uzanan bir ağrı var. Hiç geçmiyor ama bu aralar arttı." 20 yaşlarındaki genç adama bakıp başımı salladım. "Size birkaç test yaptırmamız gerekecek. " "Tamam," dedi. Ayşe onu yönlendirirken sonuçları görmek istediğimi söyledim. Ambulans sesi içeride yankılandığında kapıya doğru ilerledim. Ambulanstan 18 yaşlarında bir kız indirildiğinde Dağhan da yanımdaydı. "Anemnezi nedir?" "18 yaşlarında kız, Afra Tekin. İki kez solunumu durdu, bilinci kapalı, göz refleksi yok." Duyduğum isimle bir an kalakaldım. "İçeri çekin, ct istiyorum." "Dur," dedim ambulans görevlesine bakarak. "İsmi ne dedin?" "Afra Tekin, " dedi şaşırmış bir şekilde. Annemin ismi ve soy ismini taşıyan başka bir beden. Tesadüf... Afra Tekin. Beni dünyaya getiren melek. Belki de tesadüf değil.... "Kızım! Kızım nerede?" Duyduğum ses iliklerime işlerken sesin geldiği yöne dönmedim. Aynı ses bu kez daha gür bir şekilde kulaklarımda yankılandığında gözlerimi kapatıp bu anın kabus olması için yalvardım. "Hassiktir," Dağhan'la göz göze geldik. Korku. Gözlerindeki tek duygu. Nefes alışverişlerim bile nefrete bulaştığında yavaşça ona doğru döndüm. Hiç değişmemiş. Yüzündeki çizgiler, çoğalmış. Saçları bembeyaz. Ama bakışları, hâlâ aynı. Beni gördüğünde gözleri büyüdü, ağzı hafif aralandı. Elindeki montu yere düşürdü. Benim bakışlarımsa sabitti, ifadesiz. Yılların öğrettiği bir şey varsa o da bakışlarımı buza çevirmekti. "Kızım.." Kendinin bile duyamayacağı kadar kısık söylemişti ama dudaklarını okumuştum. Hedefi ben olduğumda bu kelime dudaklarına hiç yakışmamıştı. Üstüne baktım, şık giyinmişti. Güzel bir bedende saklı çirkin bir ruh. Bana doğru birkaç adım attığında bende birkaç adım geriledim. Kızım dediği binlerce an, Kızım ben geldim, Kızım annene yardım et. Kızım kardeşine ödevlerini yaptır. Sınavın nasıldı kızım? Seni çok seviyorum kızım. Rafların arasından dökülüp kulaklarıma saplandı. "Mısra," dedi gözleri dolu dolu. Arkamı dönüp içeri girmek için hareketlendim. "Kızım!" "Bana kızım deme!" Attığım çığlık boğazımı yırtmış ama kimse duymamış gibiydi. "Ben," Ben seni seneler önce terk ettim. Seneler sonra bir başkasına kızım diyorum, ona babalık yapıyorum. Ben bir şerefsizim. Ben pisliğin tekiyim. Sesimi düzelttim. "Def ol git buradan." Ciğerlerimi yakan acı gittikçe büyürken onun ailemi elimden aldığı düşüncesi de büyümüştü. Acının yerini nefret kaplarken yumruklarımı sıktım. Keşke o gün geberen o olsaydı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD