Biyolojik anne olmak kişiye herşeyi veriyormuydu sahi? Oysaki merhametli olmak için insan olmak yeterliyken, şimdiler de zehirli bir atmosfer sarmıştı her yanımızı.
Bir anne düşünün yavrusu için canından vazgeçen, yine bir anne düşünün adını sadece doğurmak veren...
Kendi bebeğini öldürenlerin olduğu bir dünyada yaşamak bana ızdırap veriyor artık.
Yeni nefes almaya başlayanların nefesini kesenlerin, onu en çok koruması gerekenlerle aynı kişiler olması, nasıl bir canavarlığı barındırıyordu içinde?
Ben utanıyorum..Yaşamaktan utanıyorum..
*******
" Gurbetleri vatan edineli, vatan gurbetlenir oldu yüreklerimizde. Caddeleri ip gibi uzayan şehirler mi daha mutlu eder insanı, yoksa bir ağaca rastlayınca kırılıveren sokaklar mı, bilmiyoruz. İnsanların köşeli duvarlar arasında, paravanlar için de mutlu olmaları imkansızlaştı git gide.." İskender Pala'nın Gözgü kitabında yazdığı cümleler şimdi zannedilenlere ne kadar da ters düşüyordu.
Mutluluğu her daim mekânlardan, zenginlikten bol ışıltılı hayattan ibaret sananlar, acaba güneşin batışını hiç bir ağaçta elma kemirerek izlemişler mi?
İzleselerdi bütün hayatlarını yanlış bir zanna feda ettiklerini anlarlardı.
Hocanın ağzından dökülenler, bize çizmemiz için verdiği fotoğrafla tam olarak uyuşuyordu. Bu kadın her seferinde normal dersim yanında bize hayat dersi de vermeye çalışıyordu. Okurken yada gezerken gerçek hayattan bağını koparanların düşüşü sert oluyordu. Önemli olan hepsini aynı fotoğrafta görebilmekti. Yapmamız gerekenlerle yaptıklarımızı , görmemiz gerekenlerle gördüklerimizi aynı kareye sığdırdığımız da gerçek hayatın hem güzelliği hem de acımasızlığı bize aynı hissi veriyordu. Huzur..
Çünkü artık acı da bile anlam bulmuş oluyorduk.
Bizi anlamlı kılanın, bize verilen hem güzel hemde zor şeylerin aynı sayfada yer almasıydı.
Düşünceler için de eşyalarımı toplayıp çantama koydum. Camdan baktığımda yine her zaman ki yerinde beni bekleyen adamla huzurlu bir tebessüm yerleşti çehreme. Yavaşça ayaklanıp hızlı adımlarla sınıftan çıktım. Onu bekletmek istemiyordum..yani babamı...Hoş o her seferinde bunu en büyük vazifesi gibi hem ciddiyet hemde anlamsız bir mutlulukla yapsa da, ben tedirgindim.
Sanırım hâlâ daha bu rüyadan uyanıp bir gün gözümü o adamın çirkin bağırışlarıyla, hem bedenime hemde ruhuma uygulanan şiddetle açarım diye korkuyordum.
"Alinkuşum?" Duyduğum sesle mahcubiyet için de Aymira'ya döndüm. "Unuttun değil mi?"
Başımı onaylarcasına aşağı yukarı salladım. Çehresine yerleşen hüzünle bu kıza karşı olan vefa borcumu ödemek yerine sürekli katladığımı hissediyordum. "Ama söz vermiştin Alin. Hani beraber gidicektik. " Aslının haklı isyanına karşı hiçbirşey diyemedim. Ben iyi bir arkadaş değildim. Kardeş zaten olamazdım..Evlatta olamadığıma göre sanırım vasıfsız bir halde öylece yaşayacaktım.
Birde eş vasfın vardı unuttun sanırım diyen iç sesim unutmadığıma emindi oysaki..Hatta en çok onu hatırladığıma, en çok ta onu beceremediğime emindi. "O olucak mı?" Sorumla yüzündeki hüzün dağılan kız daha hak verir bir hale büründü.
"Evet ama sen benim yanımda olucaksın zaten. "
Eymen Aymira için bir davet düzenlemişti. Yaşadıklarını hâlâ kalplerinde tazeliğini koruyan acısıyla biraz olsun geride bırakmak ve onun geleceği için elinden geleni yapmak istiyordu. Ama haberi yoktu sanırım..Geçmişi çalınanın geleceği olmazdı.
"Sen gelmezsen bende abime böyle bir davette bulunmak istemediğimi söylerim." Son derece ciddî olan kızla pes edercesine omuzlarımı düşürdüm.
"Peki geleceğim."
**********
Seslerin kısma tuşu olsaydı şuan kendimi derin bir sessizliğe gömerdim sanırım. O kadar bunalmış ve sıkılmış hissediyordum ki, yanımdaki kızın neşesine gölge düşürmemek için zoraki gülümsedim. Dolabımda benim için alınan ama asla haberimin olmadığı siyah bir elbise geçirmiştim üzerime. İdeal boyuna rağmen darlığı rahatsız ediyordu.
O buradaydı. Yaklaşık bir saattir aynı havayı solumamıza rağmen , beni görmeme konusunda her zaman ki acımasızlığını koruyordu.
Geçirdiğimiz zamanlara ait güzel dakikalar yoksa sadece benim zihnimde ki varsayımlar mıydı?
Bense onun aksine yine harelerimi üzerinden ayırmadığım da yakışıklılığıyla iç çektim. Yanında ki kadınla ne konuşuyordu tam olarak da kadın sürekli göz süzüp duruyordu. Yine bir el kalbimi sıktığında yanlarında ki kızlarla derin sohbete dalan Aslı ve Aymira'ya göz attım.
Ne kadar da nefes almalık bir zaman diyen iç sesime kulak verip zaten gölge gibi olduğum salondan varlığımı çekip aldım. Kapıyı açtığım da dışarısının soğuk havası titrememe sebep oldu. Alışkındım..Belki normal olan herkesi hasta eden hava bana bir süre sonra işlememeye başlamıştı. Ben anormallere karşı normalleştiğim bir çağda büyümenin dezavantajlarını yaşıyordum bu aralar.. Yaşantılar ve tramvalar bizim zannettiğimizin aksine pusuda bekleyen yırtıcı bir hayvan gibi avını beklerdi. Sessizlikleri gittiklerinin değil avlarına oldukça yaklaştıklarının habercisiydi
Zamanında sesini dinlemediğimiz her acının bir gün çığlığını duymak zorunda kalırdık..Geçiştirdiğimiz, bunda ne var diye küçümsediğimiz ve temeline inmediğimiz her bir duyguyu geleceğe ertelersek sığdıracak yer bulamazdık. En iyisi farkındalık..Farketmek ve iyilesmek için bir adım atmak..
Biz hasta değildik halbuki. Biz insandık!
"İnsanın olduğu yerde bana mükemmel yaşanan duygulardan bahsetmeyin. Zira insan varsa acı vardır.. İnsan yoksa acı da yoktur. Mükemmelleşmek kendini ve sevdiklerini hatasız görmek değil, önce kendinde ve sonra sevdiklerin de hataları görmekle başlar."
Bende de bu var dediğimiz şeyler neden hiç kötü şeyler olamıyor.. İnsanın kimyasında var olanı ben daha ne kadar kendimden uzak görebilirim ki?
Hata kimyada varsa eğer , o zaman sanırım ben hep kendimi kandırmışım.!
Gökyüzünde bugün gözüme daha bir güzel görünen yıldızlara bakıp iç çektim. Ne zaman ki birşeyleri çözmeye kendimden başlıyordum işte o zaman Anlama bir adım daha yakınlaşıyordum.
Anlama yakınlaşmak diyorum farkettiyseniz..Anladığımızı sandığımız herşeyin aslında anlamına bile yakınlaşamadık.
Ömrümüz yanlış sokaklarda, doğru adresi aradığımızı zannederek geçiyor.