ŞERARE PROLOG 3

1195 Words
Nûjin, Hazar’ın hemen yanında oturuyordu. Ağzına birkaç lokma atmaya çalışsa da boğazına dizilen gerginlik, yutkunmasına engel oluyordu. Karşısında kayınbiraderi Ciwan ve onun eşi sessizce kahvaltılarına devam ediyordu. Yanlarında Mirza ile Zîlan oturmuştu. İkisi de ortamın ağırlığını sezmiş gibi kafalarını önlerinden kaldırmıyorlardı. Zîşan ise her zamanki rahat tavrıyla Nûjin’in yanındaki sandalyeye yerleşmişti. Masada bir sandalye boştu. Kimse o yer hakkında tek kelime etmese de Nujin o yerin kime ait olduğunu çok biliyordu. Genç kızın gözünde o boş sandalye diğerlerinden daha görünür, daha ağırdı... Anladığı kadarıyla Hazar Mir Hézrawan'ın karısı konakta değildi. Bu farkındalık, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte patlak veren o kargaşayı yeniden hatırlattı Nûjin'e. Düşünceleri, istemediği halde aynı sahneye sürüklendi. Hazar'ın öfkeli adımları, konakta yankılanan sert sesi ve her kelimesiyle kalbine işleyen o ağır sözcükler... Eğer Ceylan gerçekten evde değilse, o halde Hazar neyin hiddetiyle konağı birbirine katmış, babaannesine ağza alınmayacak sözler sarf etmişti? Doğruyu söylemek gerekirse Nujin bunu Ceylan için yaptığını düşünüyordu. Zılgıt seslerini karısının duymuş olacağını düşünerek çileden çıktığını tahmin ediyordu. Dolgun alt dudağı belli belirsiz büküldü. İçinde ince bir burukluk gezindi. Yanılmış olabileceği ihtimali, bir anlığına zihninde belirdi ama hemen bastırdı. Gururu buna izin vermedi. Sorgulamak, kendi kalbini didiklemek gibiydi. Acıtacağını biliyordu. Bu yüzden sustu. Düşüncelerini bastırıp sessizliğe sığındı. Ne olursa olsun yapılanların nedeni sonucu değiştirmiyordu. "Ağabey, bırak da bugün evde kalayım!” Mirza’nın huysuz sesi sofradaki sessizliği yırtar gibi oldu. Kaşlarının arasındaki çizgi belirginleşmiş, sesi sabırsız bir çocukla inatçı bir adam arasında gidip geliyordu. “Ne işim var şirkette anlamıyorum ki! Sevmiyorum diyorum size!” "Mirza!” Kocasının tok sesi Nûjin’in kulaklarında yankılandı. Genç kadın, elindeki çatalı farkında olmadan sıkıca kavradı. Kalbinin derinlerinde tanıdık bir ürperti geziniyor, ne kadar bastırmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Elinde değildi, Hazar’dan çekinmeden edemiyordu. "Sabah sabah benim sinirlerimi zıplatma," dedi Hazar sertçe. "Kahvaltını et, on beş dakika sonra çıkacağız.” “Bırak kurê min bırak!” Feyruz Hézrawan’ın sesi konağın taş duvarlarında yankılandı. Gözleri torunu Mirza’ya çevrilmiş olsa da, sözlerinin asıl hedefinde kim olduğu belliydi. Hazar Mir Hézrawan. Yüzündeki çizgiler gerilmiş, kaşlarının arası derin bir öfkeyle belirginleşmişti. “Ağabeyine gelenler gelmiş,” dedi, kelimeleri keskin bir bıçak gibi havada asılı kaldı. Hazar bir an sessiz kaldı. Başını yavaşça yana çevirip babaannesine baktığında dudaklarının kenarında alaycı bir kıvrım belirdi. "Vallahi Feyruz Hanım,” dedi dişlerinin arasından, sesi hem kısık hem öfke doluydu. "Senin de benden aşağı kalır yanın yok. Maşallah, bu sabah yüzün pek bi nursuz." Feyruz sert bir nefes alıp başörtüsünü düzeltti. "Senin yüzünde nur da var da neye yarıyor oğul?” dedi, kaşları öfkeyle çatılmıştı. “Bakan bir daha mı bakıyor? Herkes senden kaçmak için fırsat kolluyor. Hadi oradan, kurê kerî!" "Çok ayıp nene!" Nûjin, kulaklarına dolan ince, tiz sesle irkildi. Gözlerini merdivenlere çevirdiğinde, üzerinde arabalı pijamalarıyla dikkatle aşağı inen küçük bir oğlan çocuğu gördü. Basamakları titrek ama kararlı adımlarla inerken, yüzündeki ciddiyet yaşına hiç uymuyordu. Dışarıdan bakınca hem huysuz hem de sevimli görünüyordu. “Anne?” Küçük çocuk bir an duraksadı, sonra aradığını bulmuş gibi koşar adımlarla annesinin kucağına atladı. “Hani böyle kelimeleri kullanmak ayıptı? Yasaktı hatta! Büyük nenem neden bu kurallara uymuyor? Hazar amcama ne dedi, duydun mu?” Nûjin, şaşkınlıkla çocuğa baktı. Sanki büyümüş de küçülmüş gibiydi. "Feyruz dapir şaka yapıyor, annecim." Helin, mahcup bir edayla etrafına bakınırken, oğluna açıklama yapma çabasına girişmişti. Nûjin, bu tabloyu içten bir gülümsemeyle izledi. Helin gözlerini yardım istercesine kocasına çeviriyor, fakat bir karşılık alamıyordu. Ciwan Hézrawan bu sahneden belli ki hoşlanıyor, tek kelime etmiyordu. Nûjin’in yüzünde derin bir buruklukla karışık tebessüm belirdi. "Buyur bakalım,” Hazar’ın sesi hafif alaycı ama keyifliydi. Nûjin, bakışlarını karşısındaki üçlüden çekip tabağına geri indirdi. "Açıkla Feyruz Hanım!" Hazar, arkasına yaslanıp keyifle gerildi. Kolunu Nûjin’in oturduğu sandalyenin arkasına bıraktığında, genç kadının omuzlarının istemsizce gerildiğini fark etmedi bile. Nûjin, Hazar’ın yakınlığı ve burnuna dolan odunsu koku karşısında ağır bir nefes aldı, ifadesini korumaya çalıştı. Hazar’ın gülümsemesine karşın, Zilan ve Zişan’dan yükselen kıkırtılar Nûjin’in dikkatini büyük ölçüde dağıttı. Fakat Feyruz Hanım’ın ateşli bakışları, sofradan yükselen sesleri anında susturdu. “Feyruz ve Hazar Mir Hézrawan savaşı başlamadan ben çekileyim,” diyen Mirza, elindeki bazlamayı aceleyle ağzına tıkıp ayağa kalkarken. “Arabada beklerim, ağabey!” diyerek kahvaltı sofrasını terk etti. "Herkese afiyet olsun. Sen de çok geç kalma, Ciwan." Hazar Mir Hézrawan, Mirza’nın ardından yerinden doğruldu. "Gel bakalım, aslan parçası!" Kollarını açtı, küçük çocuğun annesinin kucağından süzülüp kendi kollarına ulaşmasını bekledi. Nûjin, gözlerini hızla Hazar’dan kaçırıp yanağının içini ısırdı. İstemsiz bir gerilim, tuhaf bir sıcaklık yayılıyordu içine. Lanet olsun ki engel olamıyor, kendisine karşı duyduğu öfke büyüyordu. "Hadi Miran." Helin, Hazar’ın yanından usulca uzaklaşarak yanına gelen oğlunu kucağına aldı ve onu tekrar sandalyeye oturttu. "Kahvaltını yap, sonra okula gideceksin." Nûjin, elini çatala sıkıca sardı. Masadaki konuşmalardan tamamen kopmuş, zihni bir boşlukta sürükleniyordu. Gözleri, istemeden de olsa kaynanasıyla çarpıştığı an hatasını anladı ve yüzüne utanç dolu bir sıcaklık yayıldı. "Kocanı yolcu et, buke." Gülistan hanımın dudaklarından dökülen uyarıcı sözcükler sert ve bir o kadar da otoriterdi. Nûjin, midesinde hafif bir bulantı hissederek yerinden kalktı. Adımları ağır, düşünceleri karmakarışıktı. Her adımda, hem derin bir utanç duyuyor hem de iliklerine kadar çekindiğini hissediyordu. Nujin, hızlı ve telaşlı adımlarla taş zemini dönerken bir anda karşısına çıkan kocasının geniş sırtı bakakaldı. Siyah bir gömlek ve koyu gri bir yelek giymişti. Geniş sırtı, kalın ensesi ve uzun boyuyla fark edilmeyecek gibi değildi. Nujin kısa bir an duraksadı, ne yapacağını bilemez bir hâlde ağırca yutkundu. Tam o sırada Sultan, elinde kocasının gri ceketiyle yanına yaklaştı. Genç kızın yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Gözleri Nujin’e ilişti ve sessiz bir tebessümle, ceketi ona doğru uzattı. Nujin titreyen elleriyle uzanıp ceketi kavradı ve hafifçe kendine doğru çekti. Ardından, arkasını kendisine dönmüş ve hâlâ telefonda konuşmakta olan kocasına doğru bir adım attı. Nefesini tutmuş, hırsla dudaklarını dişliyordu. Kalbi göğüs kafesini yırtacakmış gibi hızla çarpıyor, nefesleri git gide sıklaşıyordu. Kocasının telefonu kapattığını fark ettiği anda içindeki telaş, başka bir boyuta sıçradı. "Sultan," Ansızın kendisinde dönen beden ve gözlerine değen tanıdık gözler başladığı sözü tamamlayamadı. Hazar'ın gözlerindeki şaşkınlık saniyesinde yok olurken genç kız telaşla bakışlarını kaçırdı. Nujin, elindeki ceketi sımsıkı kavrayarak öne doğru bir adım attı. Gözleri, Hazar Mir'in gözlerinden başka her yerde geziniyor, yaşadığı utancı ve heyecanı bastırmaya çalışıyordu. "Şey… ceket…” diye mırıldandı Nujin, sesi ince ve kırılgandı. Kelimeler boğazında düğümlenmiş, titreyen elleriyle ceketi biraz daha kendine çekmişti. Hazar, bakışlarını ona kilitledi ama bir adım bile atmadı. Aralarındaki mesafeyi her anlamda koruyordu. Nujin, derin bir nefes aldı ve kaçmaya bir son verip titreyen gözleriyle Hazar’ın yüzünü süzdü. Gözlerinde şaşkınlık, biraz da utanç vardı. Kalbindeki hızlı çarpıntıyı saklamaya çalışıyordu. Hazar’ın bakışları ise soğuk, dikkatli ve mesafeliydi. Hiçbir duyguyu belli etmiyordu. Genç kız ceketi hâlâ sıkıca kavramış, adımlarını yavaşça ama kararlı bir şekilde kocasına doğru atıyordu. Hazar hâlâ sessiz, hareketsiz ve ifadesiz duruyordu. "Ben… Gülîstan daye seni yolcu etmemi söyledi." dedi titrek bir sesle ve aralarındaki gerginlik dolu sessizliği bozdu. Hazar gözlerini ayırmadan kendisine baktı ve sadece başını hafifçe salladı. Söyleyecek bir sözü yoktu. Nujin, hafifçe çekimser bir adım daha attı ama yine durdu. Kalbindeki sancı ve heyecan, hâlâ kontrol edilemez bir hâldeydi. Hazar’ın mesafesi, onun duygularını bastırmasına sebep olacak kadar soğuktu. "Eyvallah." Hazar Mir Hézrawan'ın uzanıp elindeki ceketi alması ve arkasını dönerek konaktan çıkıp gitmesi saniyeler içinde gerçekleşti. Nujin'in elleri iki yana düşerken hayatın böyle nasıl gideceğini düşünüyordu. Kocasına bir el kadar yabancıydı. Nûjin'e de bu kadarı yeterdi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD