Bacağımdaki bıçak, sporcu atletime sıkıştırdığım jilet ve botlarımın kenarına sıkıştırdığım telefon...Tüm kurtulma ihtimallerim hazırdı. Öncelikle nasıl hareket edeceğime karar vermeliydim.
Hakkı abi, Sansar, Memduh ve beni kafakola almışlardı. Bir duvarın dibinde üzerimize tutulan 8 silaha bakıyorduk.
''Bu karı fark etti pusuyu.'' diyen adamın sözü üzerine herkes bana baktı.
''Lazerli silah kullanacak kadar aval olmasaydınız lan sizde!''
Suratıma inen tokatla gülümsedim. Daha beterleri de olacak Efnan, Akça sana söylemişti. Biliyordun, sadece güçlü dur.
''Senin icabına başka türlü bakacağım orospu karı!''
Bu sözündeki ima belden aşağısı ve dizden yukarısı ile alakalıydı. Jiletim yine işe yarayacaktı.
''Cevat sikine takmaz bunları! Burada öldürelim gitsin!''
''Siz öldürün karı benimle gelecek!''
Yaka paça bir arabaya bindirildim. Ellerimi bağlaması işime gelmeyeceği için uslu duruyordum. Yaklaşık yarım saat sonra durdu araba, geçtiğimiz yolları aklıma kazımıştım.
Kolumdan sürükleyerek indirdi beni arabadan, geldiğimiz evin deminki mafya babasının evi olduğunu anlamam uzun sürmemişti. Ayaklarının ucuna doğru fırlattı beni.
Canımın acısını belli etmemiştim, herif eğilip parmaklarını çeneme doladı, sıktığında canım çok yanmıştı.
''Demek benim işimi mahvedersin ha!'' Suratıma sert bir tokat attı, ''Mahvedeceğim seni kaltak karı!''
Ve sonrasında bedenime değen o darbeler durmadı bir süre.
Ağzımda hissettiğim kanı biriktirdim, beni yerden kaldırdıklarında ise kanı bembeyaz halının üzerine tükürdüm. Yediğim tokadı umursamadan kapadım gözlerimi.
Kümese benzer bir yere fırlatıldığımda avaz avaz çığlık atmak istesem de susmuştum. Her yanım az önce yediğim dayaktan ötürü ağrıyordu.
Pantolonumun düğmesini açıp elimi bacağıma uzattım. Kılıfıyla birlikte bacağıma sardığım bıçağı elime alıp pantolonumu düzelttim. Gömleğimin manşetlerine doğru iterek sakladım çakıyı.
Kaç saattir aynı yerdeydim bilmiyordum, tekrar bana bakmaya geldiklerinde bir çözüm yolu bulup yaşamam gerekiyordu.
En çok Akça için.
Kapı aralandığında karşıma depodaki o adam geldi. Kapıyı kapatıp elini pantolonuna uzattı.
''Soyun!''
Kemerini çekip yanıma fırlattığında bu kemerle o adamı boğacağımdan habersizdi. Üzerime doğru eğildi.
''Uzan şuraya sen alışıksındır böyle şeylere, mafya orospusu olmak kolay değil.''
''Haklısın, valla değil.''
Başını uzatıp boynuma yaklaştırdı usulca, kokumu çekti içine.
''Kan kokuyorsun ve de....Ve de...''
Daha da yaklaşıp bana dokunacakken hızlı bir hamle ile ağzını elimle kapadım ve onu sırt üstü yere serdim bıçağıma uzanırken yarım kalan sözüne devam ettim.
''Kan kokuyorum, ve de ölüm!''
Bıçağı koluna saplarken kemeri alıp boğazına geçirdim.
Etkisiz hale getirip silahını ve arabasının anahtarını aldım. Önceden arabasının plakasını aklıma kazıdığım için bunu biliyordum.
Kapıyı açtım usulca, bu herifin yanımda olduğunu bildikleri için rahat olacaklar ki bir kişi bile yoktu etrafta. Yine de temkinli atıyordum adımlarımı.
Yüksek duvarlara tırmanabilirdim zaten başka şansım yoktu, kapıya yöneldiğim an yakalanırdım. Silahı belime yerleştirip duvara tırmanmaya başladım. Canım acıya acıya en üste tırmandığımda aşağıya atladım.
Tam o sırada önümde siyah takım elbiseli birini fark ettim, evet Efnan olmadı yakalandın.
''Karı kaçıyor!'' diye bağırdı, hızla silahıma davrandım. Ama iş işten geçmişti. Bu kez başaramadın Efnan dedim kendi kendime, olmadı Efnan yapamadın... Özür dilerim Akça, affedecek misin beni?
Affetmezsin sen, biliyorum.
Başıma dayadılar silahı, girdiğim bu yolun sonunun ölüm olduğunu biliyor olsam da erkendi ulan daha alamamıştım intikamımı. Daha olmazdı, olmamalıydı.
''Sıksana şerefsiz ne bekliyorsun!''
''Ölmekten korkmayan insanlar şu hayattaki en salak insanlardır.''
''Akıllıyız diyen oldu mu piç!?''
Bir tokat daha yedim, zaten kanayan dudaklarım daha da kanarken kanlarını tükürdüm tekrar.
''Sıkacaksan sık yağmur yağıyor ıslandım lan!''
''Karı az sonra ölecek yağmuru dert ediyor abi.''
''Prensipli orospu!''
Bir gün içinde ilk defa bu kadar çok duymuştum bu kelimeyi. Akça söylemişti ama bu yola çıktığında duymadığım tüm hakaretler sırdaşın olacak demişti.
Saçlarımdan tutup kafamı geriye çektiğinde elimde olmadan inledim, ''Gölge hakkında ne biliyorsun?''
Cevat hakkında sordukları sorulara cevap vermemiştim şimdi de Gölgeyi soruyorlardı. Gölge bunlar içinde oldukça önemliydi.
''Gölgeden bayağı korkuyorsunuz dimi lan?''
''Adam gibi bir bilgi verirsen belki seni affederiz.''
''Hadi be harbi mi?''
''Anlat! Gölge hakkında ne biliyorsun?''
Usul bir nefes alıp konuşmaya başladım.
''30 küsur yaşında, boyu 1.93 diye tahmin ediyorum. Şerefsizin teki, puşt bıraktı kaçtı bizi!''
''Bu karı bizimle taşak geçiyor!''
Tetiği çektiğinde nefesimi tuttum, ölmek değildi bana koyan intikamımı alamadan ölmek istemiyordum. Akça'ya verdiğim sözleri tutamadığım için üzgündüm.
Yağmur tüm bedenimi sırılsıklam etmişti. Dudaklarımdan akan yağmur tanelerine direnemiyordum artık. Gözlerimi usulca kapayıp fısıldadım.
''Affet beni Akça.''
Ve son.
Bir el silah sesi duydum, ölsem bu sesi duymazdım. Hemen gözlerimi açtım, evet ben değil bana silah doğrultan adam ölmüş ve üzerime yıkılmıştı, yere düşen silahı alıp hızla kendime bir mevzi aradım.
Bir el bileğime dolanıp beni kendine çekerken başımı kaldırdığımda Gölgeyle karşılaştım. Beni kendine çekip arkasına aldı.
Yaklaşık 15 dakika sürdü bu çatışma bileğimden hiç çekmediği ellerini daha da sıkılaştırıp beni bırakmadı. Çıktık evin bahçesinden hızla. Arabaya geçtik hemen gaza bastı.
''Takip etmesinler Efnan!''
Onu başımla onaylayıp uzattığı silahı aldım, camı sonuna kadar açıp belimden yukarısını camdan sarkıttım. Tekerlerini hedef aldığımda ardı ardına ateş ettim. Şoför direksiyon hakimiyetini kaybetmişti, zaferle camdan içeriye girdim. Silaha ne olur ne olmaz diye bir şarjör daha takarken Gölgenin gözeri üzerimdeydi.
''Yüzünden başka bir yerinde yara var mı?''
Hayır anlamında başımı salladım.
''Başka bir şey yaptılar mı?''
Başımı sinirle çevirdim ona. Gözlerimden onu yakacak kadar harlı bir ateş çıkmıştı. Gölge yanmayı kabul etmedi ama, zaten çoktan o ateşlerde cayır cayır yakmıştı ruhunu.
''Cevap ver Efnan! Başka bir şey yaptılar mı?''
''Tecavüz etmediler merak etme!''
Bir peçete uzattığında bu peçeteyi almayı reddettim, yalancı bir sinirle baktım yüzüne.
''Anamı ağlattılar geberiyordum!''
''Gebermemişsin ama.''
''Ulan umurunuzda değiliz be, kaldık depoda siktir olup gittiniz!''
''Dudağın kanıyor sil şunu.''
''Hadi ben neyse daha yeniyim Hakkı, Memduh, Sansar?''
''Ölmediler Efnan, iyi hepsi.''
''Bir de ölselerdi.''
Frene bastığında araba aniden durdu. Öne savrulduğumda başımı torpidoya çarpmaktan Gölge kurtarmıştı beni. Arabadan inip benim yanıma dolandı. Kapıyı açıp beni indirdi arabadan.
''Bırak beni!''
Kolumdan çekerek yol kenarındaki çeşmeye götürdü beni, suyu açıp yüzümü yıkamaya başladı. Yere akan kanları gördüğümde tahminimden daha çok hasar aldığımı anladım.
Saçlarımı yüzümden uzaklaştırıp birkaç kez daha yıkadı yüzümü.
Uzattığı peçeteyle yüzümü kurulamaya başladım, yüzüme değdirdiğim anda kan oluyordu. Arabadan çıkardığı malzemelerle yaralarıma tedavi etmeye başladı. Elindeki bandı çekip aldım.
''Gerisini ben hallederim.'' diyerek arkama bile bakmadan uzaklaşmaya başladım.
Kolumu tutması uzun sürmedi, ''Saçmalama bin şu arabaya.''
''Depodaki adamın orada olduğunu biliyordun! En başından beri olacaklardan haberdardın. Biz ortalığı ateşe verdiğimizde sıyrıldın gittin kaçtın!'' Sertçe göğsünden itip üzerine yürüdüm, gözlerine onu bilmek ister gibi baktım ''Sen kimsin Gölge?''
Gözlerinde bir şey belirdi ben o duyguyu yakalayamamıştım.
''Yakaladın beni.'' diye konuştu rahat bir sesle, ''Zekisin Efnan.''
''Cevat'a ihanet mi ediyorsun?''
Sustu ama ben susamadım.
''Her şey planlıydı, o adamın orada olduğunu biliyordun Gölge! Bile bile bizi ölüme terk ettiniz! Yem olacak adam mıydık lan biz! Hadi ben neyse de diğerleri!''
''Bağırma Efnan!''
''Bağırtma o zaman!''
Sahte öfkemi çok gerçekçi bir şekilde tiyatroya dönüştürürken o bu tiyatronun yardımcı oyuncusuydu.
''Her şey oyundu. Cevat beyin bir oyunuydu. Senin adamı fark edeceğini biliyordum, benim hakkımda hain olduğumu düşüneceğini de. Ama çıkarın için silahına sarıldın. Siz çatışmaya devam ederken aynı anda biz karşımızdaki adamın diğer mallarını kaçırmıştık bile.''
''Niye bize de söylemediniz, madem aynı gün içinde iki vurgun planlıyorsunuz bilseydik eğ-''
''Bilseydin ölürdün Efnan! Bunu yalnızca ben biliyorum. Başka kimse değil. Unut, artık sende bilmiyorsun!''
''Niye söyledin o zaman?''
''Çünkü sen...''
''Çünkü ben?''
Sustu, sanki söylese ikimizde ölecektik.
Bacaklarımdaki gücü kaybettiğimde sendelemiştim. Gölge beni kucağına aldığında arabaya doğru yürümeye başladı. O an üzerimize yağan yağmuru dindirmek istedim ama yapamadım. Gözlerim kapanırken son duyduğum sen Gölgeye aitti.
''Çünkü sen karanlıksın Efnan.''