10. BÖLÜM

1344 Words
‎ ‎Gittim. ‎ ‎Ama ne kadar uzağa gidersem gideyim, aynı binada yaşamanın ağırlığından kaçamadım. Günler geçti, belki haftalar… Ama hiçbir şey değişmedi. ‎ ‎Feray’la konuşmaya cesaret edemeden, her gün binaya girerken ve çıkarken onu görmeye devam ettim. ‎ ‎O, sabah erkenden hastaneye gidiyordu. Ben ise biraz daha bekleyip öyle çıkıyordum, sanki bilinçsizce de olsa yollarımızın kesişmemesini sağlamaya çalışıyordum. ‎ ‎Ama bazen kaçınılmaz oluyordu. ‎ ‎Bir sabah, ben tam binadan çıkarken Feray içeri giriyordu. Yağmur yağıyordu. Saçları ıslanmıştı, belli ki şemsiyesini açmaya fırsat bulamamıştı. Omzunda çantasını düzeltirken gözleri bir an bana kaydı. ‎ ‎Sadece bir saniyeliğine… ‎ ‎Sonra yüzünü çevirdi ve kapıyı açarak hızla içeri girdi. ‎ ‎Ardından o kapı bir daha kapanırken, içimde de bir şeylerin bir kez daha kırıldığını hissettim. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎Akşamları daha sessiz oluyordu. ‎ ‎Ben kapıyı açıp apartmana girdiğimde, bazen koridorun sonundaki posta kutusunu karıştırırken görüyordum onu. ‎ ‎Bazen asansör kapısını beklerken… ‎ ‎Bazen, anahtarlarını düşürmüş halde, sinirle yere çömelirken… ‎ ‎Ama her seferinde göz göze geldiğimizde, hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. ‎ ‎Bu sessizlik, bu yok sayılış beni paramparça ediyordu. ‎ ‎Konuşmalımıydım? Bir şeyler söylemeli miydim? Ama ne diyecektim ki? ‎ ‎Feray beni affetmiyordu. ‎ ‎Ve ben de bunu değiştirecek bir yol bulamıyordum. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Operasyon, diğerlerine benzemiyordu. İlk çatışma başladığında bunun sıradan bir görev olmadığını anlamıştım. Bize kurulan pusunun içine düştüğümüzü fark ettiğimizde çok geçti. ‎ ‎Patlamanın şiddetiyle geriye savruldum. Göğsümde bir sıcaklık hissettim. Ardından keskin bir acı… Derin bir nefes almaya çalıştım ama ciğerlerime sanki ateş dolmuştu. Kulaklarımda çınlayan uğultu yüzünden etrafımdaki sesleri tam seçemiyordum. Gözlerim kararmaya başlamıştı ama bilincimi kaybetmemek için kendimi zorluyordum. ‎ ‎Biri adımı haykırıyordu. Etrafımda hareket eden gölgeleri zar zor seçebiliyordum. Bir çift güçlü el, beni yerden kaldırdı. Omzumda bir el hissettim. ‎ ‎“Komutanım, dayan!” ‎ ‎Göz kapaklarım ağırlaşırken tek düşündüğüm şey şuydu: Buradan sağ çıkmalıyım. ‎ ‎Ama çıkamadım. ‎ ‎ ‎ ‎Gözlerimi tekrar açtığımda hareket eden ışıkları gördüm. Ambulansın tavanındaki kırmızı ve mavi lambalar, gözlerime batıyordu. ‎ ‎Beni hastaneye götürüyorlardı. Konuşamıyordum ama dışarıdan gelen sesleri duyabiliyordum. Ambulansın içinde uğraşan sağlık görevlileri, birbirlerine talimatlar veriyordu. ‎ ‎“Basıncı düşüyor!” ‎ ‎“Kanamayı durdurmalıyız!” ‎ ‎Ama benim duyduğum tek şey, onun sesi oldu. ‎ ‎Feray. ‎ ‎Başta emin olamamıştım. Bilincim tam yerinde değildi ama o ses… Onu her yerden tanırdım. ‎ ‎Ve sonra ambulansın kapıları açıldı. ‎ ‎Hastanenin acil servisi ışıl ışıl aydınlıktı ama gözlerim o kadar yorgundu ki her şey bulanık görünüyordu. Bir çift el beni sedyeyle ambulansın dışına çekerken, o an duydum. ‎ ‎“YAĞIZ!” ‎ ‎Feray’ın çığlığı, kulaklarımda yankılandı. ‎ ‎Sesi titriyordu. İçinde korku vardı, panik vardı, çaresizlik vardı. O güçlü, dimdik duran Feray’ın sesinde duyduğum o çaresizlik, içimi parçaladı. ‎ ‎Başımdaki sargıyı hissettim. Göğsüme bastırılan elleri, kanın sıcaklığını… Ama hiçbir acı, Feray’ın o an attığı çığlık kadar yakmadı içimi. ‎ ‎Onu ilk kez böyle duyuyordum. ‎ ‎Sonra birden hızla konuşmaya başladı. “Onu hemen içeri alın! Nabzı nasıl? Durumu stabil mi?” ‎ ‎Etrafımdaki diğer sesler kayboldu. Göz kapaklarım yavaş yavaş kapanıyordu ama içimde bir şey, uyanık kalmam için çırpınıyordu. ‎ ‎Ama gücüm yetmedi. ‎ ‎Gözlerim kapanırken, son duyduğum şey Feray’ın çaresiz sesi oldu. ‎ ‎Ve sonra, karanlık. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Gözlerimi açtığımda tavanı gördüm. Burası… bir hastane odasıydı. ‎ ‎İlk fark ettiğim şey sessizlik oldu. Ne silah sesleri ne de patlamalar… Sadece hastane koridorlarından gelen boğuk uğultular vardı. ‎ ‎Hayattaydım. ‎ ‎Gözlerimi kırpıştırarak etrafıma bakındım. Oksijen maskesi takılıydı, kollarıma serum bağlanmıştı ve göğsüme sargılar sarılmıştı. Derin bir nefes aldım ama ciğerlerim hâlâ yanıyordu. Hareket etmeye çalıştığımda göğsümdeki acı yüzünden inceden bir hırıltı çıktı. ‎ ‎Tam o an kapı açıldı. ‎ ‎Ve içeri o girdi. ‎ ‎Feray. ‎ ‎Beni görünce gözlerindeki duygu değişimini fark etmemek imkânsızdı. Önce bir anlığına duraksadı, sonra yüzünü çabucak ifadesiz bir maskeye çevirdi. Sanki dün ambulansın başında çığlık atan o değilmiş gibi. ‎ ‎Yavaşça yanıma geldi, elindeki tableti açıp göz gezdirdi. ‎ ‎“Uyandın,” dedi, sesi son derece nötrdü. ‎ ‎Ben de gözlerimi ona diktim. Evet, uyandım. Ama o çığlığı hâlâ kulaklarımdaydı, Feray. ‎ ‎Boğazım kuruydu. Konuşmak istedim ama edemedim. Bunun tek sebebi susuzluk değildi. ‎ ‎O konuşmaya devam etti. ‎ ‎“Göğsünden ciddi bir yara aldın. Neyse ki hayati organlarına isabet etmedi ama kan kaybın fazlaydı. Şu an toparlanıyorsun.” ‎ ‎Yüzüne baktım. Doktor Feray. ‎ ‎Beni görmezden geliyor, sadece hastasıymışım gibi davranıyordu. ‎ ‎Bir şey söylemeye çalıştım ama sesim çıkmadı. Dudaklarımı araladım, Feray bunu fark etti. Masanın üzerindeki suyu alıp bardağa koydu. ‎ ‎Sessizce pipeti dudaklarıma uzattı. ‎ ‎Bütün bu süre boyunca gözlerime bakmadı. ‎ ‎Su boğazımdan geçerken hafifçe yutkundum. ‎ ‎Teşekkür edemedim. Çünkü aramızda hâlâ çözülmemiş, içimizi kemiren bir şey vardı. ‎ ‎Benimle konuşmuyordu. ‎ ‎Ama buradaydı. ‎ ‎Ben ölmedim. ‎ ‎O çığlığını duydum. ‎ ‎Ama şimdi, sanki hiç olmamış gibi davranıyordu. ‎ ‎Bardağı yerine koydu. Birkaç şeyi daha not aldı. ‎ ‎“Dinlenmelisin,” dedi kısa bir süre sonra. ‎ ‎Sanki söylediklerinin benim için bir anlamı yokmuş gibi döndü ve kapıya yöneldi. ‎ ‎Bir şey yapmalıydım. ‎ ‎“Feray.” ‎ ‎Sadece adını söyleyebildim. ‎ ‎Ama bu bile onu durdurmadı. ‎ ‎Kapıyı açtı ve dışarı çıktı. ‎ ‎Ben de arkasından baktım. Gittikçe uzaklaşan, ama aslında hep burada olan kadına. ‎ ‎ ‎ ‎Feray’ın odadan çıkışıyla birlikte içimde tuhaf bir boşluk oluştu. Buradaydı ama aynı zamanda hiç yoktu. Varlığı, yokluğundan farksızdı. ‎ ‎Gözlerimi tavana diktim. İçimde, sanki göğsümdeki yaranın dışında da başka bir şey kanıyordu. ‎ ‎Beni görmüştü. Ellerimden akan kanı, yüzümdeki kesikleri, ambulansın içinde soluk soluğa canımla mücadele edişimi… Ama en çok da beni kaybetme ihtimalini görmüştü. ‎ ‎Ve çığlığı… ‎ ‎O an gerçek hislerini saklayamamıştı. ‎ ‎Ama şimdi? Şimdi doktor Feray olmuştu. Hasta-doktor ilişkisi, duvar gibi aramıza çekilmişti. ‎ ‎Benimle konuşmuyordu. Benimle göz göze bile gelmiyordu. ‎ ‎Ama buradaydı. ‎ ‎Burada olması yetmezdi. ‎ ‎İç geçirdim ve gözlerimi kapattım. O an, onun kapıdan çıkarken yüzündeki ifadeyi düşündüm. Öfke yoktu. Ama sevgi de yoktu. Yalnızca kaçış vardı. ‎ ‎Kaçıyordu. ‎ ‎O an kapı tekrar açıldı. Gözlerimi açtım ve içeri giren kişiye baktım. ‎ ‎Büşra. ‎ ‎Omuzlarını dikleştirmiş, kollarını göğsünde kavuşturmuştu. Feray’ın en yakın arkadaşlarından biriydi. Ve şu an bana bakışı, savaş alanında düşmana bakan bir askerin bakışı gibiydi. ‎ ‎“İyi misin?” diye sordu, ama sesinde merak yoktu. Daha çok bir sorgulama gibi. ‎ ‎“Hayatta kaldım,” dedim kısık sesle. ‎ ‎Büşra başını eğdi. Birkaç saniye boyunca konuşmadı. Sonra bana yaklaşıp yatağın yanındaki sandalyeye oturdu. ‎ ‎“Feray’ı gördün,” dedi doğrudan. ‎ ‎Soru değildi. Zaten görmemem imkânsızdı. ‎ ‎Başımı hafifçe salladım. “Beni duymuyor. Görmüyor.” ‎ ‎Büşra gözlerini kıstı. “Görüyor. Hem de her şeyden daha iyi.” ‎ ‎İçim sıkıştı. ‎ ‎“Bunu neden yapıyor?” diye sordum. “Beni neden bu kadar dışlıyor?” ‎ ‎Büşra, uzun bir nefes verdi. ‎ ‎“Çünkü kırıldı,” dedi basitçe. “Ve artık bir daha tamir olmak istemiyor.” ‎ ‎Sustum. Çünkü haklıydı. ‎ ‎Beni gördüğünde attığı çığlık… O an içindeki duvarlar yıkılmıştı. Ama şimdiki Feray, o duvarları tekrar örüyordu. ‎ ‎Büşra eğilip bana biraz daha yaklaştı. ‎ ‎“Bak, Yağız,” dedi alçak sesle. “Onu tekrar kaybetmek istemiyorsan, gerçekten çabalaman lazım. Ama sadece ‘affet beni’ diyerek değil. Çünkü Feray boş sözleri duyacak noktayı çoktan geçti.” ‎ ‎Ona baktım. ‎ ‎Gerçekten çabalamalı mıydım? Gerçekten Feray’ı geri kazanabilir miydim? ‎ ‎Ama en önemlisi… ‎ ‎Feray, bunu istiyor muydu? ‎ ‎İşte, bunu bilmiyordum. ‎ ‎Ve öğrenmek için yapabileceğim tek şey… vazgeçmemekti. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD