17. BÖLÜM

1355 Words
‎Sason’a vardığımızda hava henüz ağarmamıştı. Araçlar tozlu yolları geçerek güvenli bölgeye ulaştığında içimdeki gerginlik hafifledi ama tamamen kaybolmadı. ‎ ‎Bizi bekleyen destek ekibi, aracın kapısını açtığında ilk işim Feray’ın durumunu kontrol etmek oldu. Yüzü solgundu ama bilinci açıktı. Harun sessizce araçtan indi ve etrafı süzdü. ‎ ‎"Komutanım, sizi doğrudan merkeze götürüyoruz," dedi Murat, telsizi kemerine takarken. ‎ ‎"Tamam," dedim. "Ama önce elimizde ne var, öğrenmemiz gerek." ‎ ‎Baran, çantasından birkaç dosya çıkarıp bana uzattı. "Destek ekibi binada bunları bulmuş. Çoğu hastane kayıtları ama bazıları şifrelenmiş belgeler. Çözülebilir mi bilmiyoruz." ‎ ‎Belgeleri alıp göz gezdirdim. İçlerinde tıbbi raporlar, bazı eski vaka dosyaları vardı. Ama en önemlisi, sayfanın birinde büyük harflerle bir isim yazılıydı: ‎ ‎DENEK 17 - KARTAL ‎ ‎Feray, omzumun üzerinden baktı ve kağıdı elimden çekti. "Bu... bu adam kim?" ‎ ‎"Öğrenmemiz gerekiyor," diye mırıldandım. ‎ ‎O sırada Selim telsizden bir çağrı aldı ve yüzü anında gerildi. ‎ ‎"Komutanım, sıkıntı var," dedi, gözlerini bana dikerek. ‎ ‎"Ne oldu?" ‎ ‎"Takip edilmişiz. Güvenli bölgeye yaklaşan izinsiz bir araç var." ‎ ‎Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Gri saçlı adamın bizi neden serbest bıraktığını şimdi anlıyordum. ‎ ‎Bizi buraya kadar izlemelerini istiyordu. ‎ ‎"Herkes silah başına," dedim, tabancamı çıkarırken. "Bu iş burada bitmedi." ‎Gece henüz tam anlamıyla çözülmemişti. Sason’un dağları sessizdi ama içimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Buraya kadar takip edilmiştik ve bu, düşmanın hala peşimizde olduğu anlamına geliyordu. ‎ ‎Murat telsizden konuşmaya devam ederken Baran ve Efe hızlıca çevreyi kontrol etmeye çıktı. Feray ise hâlâ elimdeki dosyaya bakıyordu, gözleri sayfanın üzerinde donup kalmıştı. ‎ ‎"Kartal bir denek... Ama neyin deneği?" diye fısıldadı. ‎ ‎"Bunu öğrenmek için fazla vaktimiz olmayabilir," dedim. "Eğer takip ediliyorsak, bu belgeler elimizde olduğu sürece tehlikedeyiz." ‎ ‎Tam o anda telsizden Selim’in sesi duyuldu. ‎ ‎"Komutanım, yaklaşan araç tespit edildi. İçinde en az üç kişi var. Silahlı olup olmadıkları bilinmiyor ama durmadan buraya geliyorlar." ‎ ‎"Saldırı mı bekliyorsun, keşif mi?" diye sordu Harun. ‎ ‎"Bilmiyorum," dedim, dişlerimi sıkarak. "Ama bir adım önde olmamız gerek." ‎ ‎YÜKSEK NOKTAYA KONUŞLANDIK. ‎ ‎Murat ve Baran, tepenin hemen yanında mevzilenmişti. Efe, tüfeğiyle araçtaki adamları gözetliyordu. Selim ve ben, Feray ve Harun’u merkeze daha yakın bir noktaya götürdük. ‎ ‎"Gözlemdeyiz," dedi Murat telsizden. "Yaklaşıyorlar ama hız kesmediler." ‎ ‎"Dur ihtarı yapın," dedim. ‎ ‎Birkaç saniye içinde Murat, şarjörünü kontrol edip telsizden konuştu. ‎ ‎"Dikkat! Buraya yaklaşan araç, burası askeri bölgedir. Durmazsanız ateş açılacaktır!" ‎ ‎Ancak araç durmadı. Aksine, daha da hızlandı. ‎ ‎"Komutanım, emir bekliyoruz," dedi Murat. ‎ ‎İçgüdülerim bana bunun sıradan bir keşif olmadığını söylüyordu. ‎ ‎"Lastiklere ateş serbest," dedim. ‎ ‎Murat ve Baran aynı anda tetiklere bastı. Karanlıkta yankılanan silah sesleri, aracı salladı. Ön lastiklerinden biri patladı, araç yalpalayarak yolun kenarına sürüklendi ve sonunda devrilmeden durdu. ‎ ‎Hemen harekete geçtik. Silahımı kavrayarak araca yaklaştım, Murat ve Efe sağımı solumu kolluyordu. ‎ ‎Kapı açıldığında, içerideki adamlardan biri ellerini kaldırdı. ‎ ‎"Ateş etmeyin! Konuşmaya geldik!" diye bağırdı. ‎ ‎Ön koltuktaki adam ise hafif yaralanmış, omzunu tutuyordu. Gözleri etrafı tararken yüzünde soğukkanlı bir ifade vardı. ‎ ‎Harun yanımıza geldi ve arabanın içinde kalan adamlardan birine dikkatlice baktı. ‎ ‎"Bunlardan biri seni kaçıranlardan biri mi?" diye sordum. ‎ ‎Harun gözlerini kıstı, sonra başını salladı. ‎ ‎"Evet. Bunlar o adamların adamları." ‎ ‎Bu sözlerden sonra tetiğe biraz daha bastırdım. ‎ ‎"Konuş bakalım," dedim. "Bizi neden takip ettiniz?" ‎ ‎Ellerini kaldıran adam yutkundu. ‎ ‎"Biz... Biz sadece bir mesaj getirdik," dedi. ‎ ‎"Kimden?" ‎ ‎Adam titreyerek cebinden küçük bir zarf çıkardı ve bana uzattı. İçinde ne olduğunu bilmiyordum ama bunun iyiye işaret olmadığını hissediyordum. ‎ ‎Zarfı aldım, yavaşça açtım. İçinde sadece bir cümle vardı. ‎ ‎"Kartal hâlâ izliyor." ‎ ‎Boğazım kurudu. ‎ ‎Bu bir uyarı mıydı, tehdit mi? ‎ ‎Feray yanımıza geldi, kağıdı elimden çekti ve okuduktan sonra yüzü daha da soldu. ‎ ‎"Bu adamın ölmediğini mi söylüyorlar?" diye fısıldadı. ‎ ‎Harun ise yumruklarını sıkıyordu. ‎ ‎"Kartal... Yaşıyor olabilir," dedi sert bir sesle. "Ve eğer öyleyse, bizi izliyor." ‎ ‎Gecenin karanlığında rüzgar daha sert esmeye başladı. ‎ ‎Ve ben, içimde uzun zamandır hissetmediğim bir duyguyu hissettim. ‎ ‎Bu, sadece bir kovalamaca değildi. ‎ ‎Bu, daha büyük bir savaşın başlangıcıydı. ‎ ‎Gecenin serin rüzgârı, aldığımız her nefeste içimize işliyordu. Elimde tuttuğum notun ağırlığı hissedilmeyecek gibi değildi. “Kartal hâlâ izliyor.” Bu, sadece bir tehdit değil, aynı zamanda bir meydan okumaydı. Ama artık yorulmuştum. Feray’ın gözlerine baktım. O da bitkin ve korkmuştu. Ne onun ne de ekibimin bu belanın içinde daha fazla kalmasına izin veremezdim. ‎ ‎"Burada işimiz bitti." Sesim kararlıydı. ‎ ‎Selim ve Baran, teslim aldığımız adamları destek ekibine teslim etmek için telsizden iletişime geçti. Murat, hâlâ elleri kelepçeli adamlara silah doğrultuyordu. ‎ ‎"Bunu burada bitirmenin bir yolu olmalı," dedi Efe, silahının emniyetini kapatırken. ‎ ‎Harun yanımıza geldi, sesi öfkeyle doluydu. "Kartal yaşıyorsa, onu bulmadan peşimizi bırakmayacaktır." ‎ ‎"Öyleyse onu biz bulalım," dedim. ‎ ‎Murat başını salladı. "Son bir iş. Ondan sonra herkes yoluna bakabilir." ‎ ‎Bu işin kökünü kazımak zorundaydık. Günlerce istihbarat topladık, temas noktalarını araştırdık ve Kartal’ın saklandığı yeri öğrendik. Bir baskın planladık. Sessiz ve kesin olmalıydı. ‎ ‎SON GÖREV ‎ ‎Bir gece yarısı, son kez silahlarımızı kuşandık. Ekip her zamanki gibi hazırdı. Baran, Selim ve Murat çevre güvenliğini aldı. Efe, giriş noktasını belirledi. Feray ve Harun uzakta bekledi; artık onların riske atılmasını istemiyordum. ‎ ‎Saniyeler içinde operasyon başladı. Sessizce içeri sızdık, düşman unsurları etkisiz hâle getirdik ve nihayet Kartal’ı bulduk. Artık kaçacak yeri yoktu. ‎ ‎"Bitti," dedim, ona son kez bakarken. ‎ ‎Kartal’ın yakalanmasıyla her şey çözüldü. Tüm bağlantıları çökertildi, kalan adamları yakalandı. Nihayet, nefes alabileceğimiz bir hayat geri gelmişti. ‎ ‎YENİDEN NORMAL HAYATA DÖNÜŞ ‎ ‎Günler sonra, hepimiz tekrar şehirdeydik. Feray hastaneye döndü, ben ise taburdaki görevime devam ettim. İlk defa, hiçbir gölge peşimizde değildi. ‎ ‎Bir akşam, Eve geldiğimde Feray'da, işten yeni dönmüştü. Göz göze geldik. Onca şeyden sonra, ilk defa huzurlu bir sessizlik vardı aramızda. ‎ ‎"Bitti mi?" diye sordu fısıltıyla. ‎ ‎"Bitti," dedim gülümseyerek. ‎ ‎Ve o an, uzun zamandır ilk kez gerçekten özgür hissettim. ‎ ‎Feray'ın gözlerindeki neşeyi fark ettim. Sessizliği bozarak, "Birlikte bir kahve içmek ister misin?" diye sordum. ‎ ‎Feray hafifçe gülümsedi ve başını salladı. "Tabii, iyi olur," dedi. ‎ ‎Asansöre birlikte bindik, dairelerimizin bulunduğu kata çıktık. Feray'ın dairesinin kapısına geldiğimizde, anahtarlarını çıkarırken bana dönüp, "İçeri gel, ben kahveleri hazırlarken sen de rahatına bak," dedi. ‎ ‎Daireye adım attığımda, sıcak ve davetkâr bir atmosferle karşılaştım. Feray mutfağa yönelirken, ben de salondaki kanepeye oturdum. Etrafı incelerken, duvarda asılı fotoğraflar dikkatimi çekti; ailesiyle ve arkadaşlarıyla mutlu anlarını yansıtan karelerdi. ‎ ‎Bir süre sonra, Feray elinde iki fincan kahveyle salona geldi. Kahveleri sehpanın üzerine bıraktı ve yanımdaki koltuğa oturdu. "Umarım sütlü kahve seversin," dedi gülümseyerek. ‎ ‎"Evet, teşekkür ederim," dedim, fincanı alarak. "Burası gerçekten çok güzel ve huzurlu." ‎ ‎Feray'ın yüzünde hafif bir kızarıklık belirdi. "Teşekkür ederim. Bu evi seviyorum; bana huzur veriyor," dedi. ‎ ‎Kahvelerimizi yudumlarken, yaşadıklarımızı ve geleceğe dair planlarımızı konuştuk. Sohbet ilerledikçe, aramızdaki mesafe azaldı. Bir an duraksadık, göz göze geldik. Kalbim hızla atmaya başladı. Feray'ın nefesini hissedebiliyordum. Yavaşça ona doğru eğildim. O sırada, Feray'ın kalbi de hızla çarpıyordu. Nefesi kesilmiş, zihni karmaşık duygularla dolmuştu. Bir yandan bana karşı hissettiği derin çekim, diğer yandan geçmişin izleri ve geleceğe dair belirsizlikler arasında sıkışıp kalmıştı. Sıcak nefesim yüzüne değdiğinde, içindeki korku ve arzu daha da belirginleşti. Tam o an, duygularının yoğunluğu ve yaşadığı tereddütle geri çekildi. ‎ ‎"Ya geri gidersen," diye fısıldadı, sesi titrek ve endişeliydi. ‎ ‎Geri çekildim, onun gözlerine baktım. "Feray, seni anlıyorum," dedim sakin bir sesle. "Geçmişte yaşadıklarımız kolay değildi. Ama şunu bil ki, hiçbir yere gitmiyorum. Buradayım ve yanında olmaya devam edeceğim." ‎ ‎Feray'ın gözleri doldu, ama gülümsedi. "Teşekkür ederim, Yağız," dedi. "Sadece... biraz zamana ihtiyacım var." ‎ ‎"Ne kadar zaman istersen," dedim. "Ben buradayım." ‎ ‎ ‎ ‎ ‎
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD