5. BÖLÜM

1162 Words
‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎Gözlerimi ormana çevirdim. Bir adam. ‎ ‎Yüzü görünmüyordu. Ama silahı hâlâ üzerime doğrultulmuştu. ‎ ‎Beni tanıyor muydu? ‎ ‎Neden öldürmek yerine sadece dizimden vurmuştu? ‎ ‎Beynimin içinde sorular yankılanırken, Murat beni yukarı çekti. Helikopter hızla yükseldi. ‎ ‎Aşağıda adam hâlâ duruyordu. Bizi izliyordu. ‎ ‎Ve bir şeyler fısıldıyordu. ‎ ‎Ne dediğini duyamadım ama dudak hareketlerinden anladığım kadarıyla… ‎ ‎“Daha bitmedi.” ‎ ‎ ‎Yaralıydım. Baran’ın bilinci açıktı ama kan kaybediyordu. Selim ise tamamen kendinden geçmişti. ‎ ‎Telsizden bir ses duyuldu: ‎ ‎“Kartal-1, hastaneye iniyoruz. Hazırlanın.” ‎ ‎O an içimde bir şeyler kıpırdadı. ‎ ‎Hastane. ‎ ‎Ve Feray… ‎ ‎Gözlerimi kapattım. Bir anlığına her şeyi unuttum. ‎ ‎Ama bu savaş daha bitmemişti. ‎ ‎O gölgeler peşimizdeydi. Ve ben, neyle karşı karşıya olduğumuzu henüz bilmiyordum. ‎ ‎Ama öğrenecektim. Ne pahasına olursa olsun. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎“Beni bırakmayacaksın, değil mi?” ‎ ‎O cümleyi fısıldıyordu. Ses, zihnimde yankılanıyordu. O anın hatırası, silah seslerinden daha gürültülüydü. ‎ ‎Ama gözlerimi açtığımda, savaşın içinde değildim. ‎ ‎Bu sefer… hastanedeydim. ‎ ‎Gözlerim bulanıktı. Beyaz ışıklar tavanda titreşiyordu. Yanımda monitörlerin ritmik sesi vardı. Bedenim ağırdı. ‎ ‎Ama kalbim? O çoktan hızlanmıştı. Çünkü bir silueti fark ettim. ‎ ‎Feray. ‎ ‎Kapının önünde duruyordu. ‎ ‎Beni izliyordu. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ZAMAN DURDU ‎ ‎İçimde hiçbir şeyin tamiri mümkün değilmiş gibi bir his vardı. Ama o gözler… ‎ ‎Feray’ın gözleri bana geçmişi hatırlattı. Omzuma dikiş attığı geceyi. Savaşın ortasında bile bana “Yaşıyorsun” diyerek gülümsediği anı. ‎ ‎Ama bu sefer gülümsemiyordu. ‎ ‎Bu sefer yüzünde sadece… korku vardı. ‎ ‎“Yağız?” dedi yavaşça. ‎ ‎Sesi, en büyük silahımdan bile keskin bir darbe gibiydi. ‎ ‎“Buradayım,” diye fısıldadım. ‎ ‎Aramızdaki mesafe küçüktü ama hissettirdiği ağırlık tonlarcaydı. Savaşın ortasında bile bu kadar çaresiz hissetmemiştim. ‎ ‎Feray, ağır adımlarla yaklaştı. Gözleri dizime kaydı. Bandajın altındaki yaranın izini gördü. Ama bu sadece fiziksel yaraydı. ‎ ‎Asıl olanlar içimdeydi. ‎ ‎Ellerini yavaşça uzattı. Ama dokunmadı. ‎ ‎Sadece… orada olup olmadığımı kontrol ediyordu. ‎ ‎Benim gerçekte hâlâ yaşayıp yaşamadığımı. ‎ ‎Ve o an, içimde bir şey koptu. ‎ ‎Ama konuşamadım. Çünkü kelimeler… bu savaşın ortasında lükstü. ‎ ‎O da konuşmadı. Ama gözleri… her şeyi söylüyordu. ‎ ‎“Kaybolma.” ‎ ‎Ve ben, kaybolmamak için son gücümle ona baktım. ‎ ‎Ama bu an, uzun sürmedi. ‎ ‎Çünkü savaş hâlâ peşimizi bırakmıyordu. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎Kapının dışında, ağır bot sesleri duyuldu. ‎ ‎Sonra birisi hızla içeri girdi. Murat. ‎ ‎Yüzü gergindi. Bir şey olmuştu. ‎ ‎“Komutanım,” dedi, sesi tıpkı bir bıçak gibi keskindi. “Sorun var.” ‎ ‎Feray, endişeyle geri çekildi. ‎ ‎Ben ise yavaşça doğruldum. Ağrıyı umursamadan. Çünkü savaşın bir kuralı vardı: ‎ ‎Eğer beklersem, ölürüm. ‎ ‎“Ne oldu?” diye sordum. ‎ ‎Murat’ın gözleri odadaki monitörlere kaydı. Sonra kapıyı kontrol etti. ‎ ‎Sesi kısıp fısıldadı: ‎ ‎“Bizi bulan kişi… kayboldu.” ‎ ‎Nefesim kesildi. ‎ ‎Murat devam etti. “Ormanda seni vuran adam. Cesedini bulamadık.” ‎ ‎Beni vuran adam… ‎ ‎Helikopterden bizi izleyen gölge… ‎ ‎Öldüğünü sanmıştım. Ama ölmemişti. ‎ ‎Feray, bu konuşmaya daha fazla dayanamadı. “Siz… ne diyorsunuz?” ‎ ‎Murat, ona dönüp cevap vermedi. Çünkü cevap çok tehlikeliydi. ‎ ‎Ama ben anladım. ‎ ‎Bizi izliyorlardı. ‎ ‎Ve Feray’ın bile güvenliği artık kesin değildi. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎Hastane koridorlarından biri… bomboştu. Ama hissediyordum. ‎ ‎Biri oradaydı. ‎ ‎Adımlarımı ağır attım. Dizimdeki yaraya rağmen yürüdüm. Çünkü gölgenin beni izlediğini biliyordum. ‎ ‎Hava hâlâ gece kadar soğuktu. ‎ ‎Ve bir anlığına, çok kısa bir anlığına… ‎ ‎Bir ses duydum. ‎ ‎Fısıldıyordu. ‎ ‎“Bu daha başlangıç.” ‎ ‎Sonra, sessizlik. ‎ ‎Ama ben, bu savaşın artık bambaşka bir seviyeye geçtiğini biliyordum. ‎ ‎Ve kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. ‎ ‎“Bu daha başlangıç.” ‎ ‎O fısıltı zihnimde yankılanırken, hastane koridorundaki sessizlik artık tehditkârdı. ‎ ‎Biri burada. Bir gölge, bir hayalet gibi… ‎ ‎Ama ben de bir hayalettim artık. ‎ ‎Tetikteydim. Vücudumun her hücresi, bir tehlikenin varlığını seziyordu. İçgüdülerime güvenmek zorundaydım, çünkü hayatta kalmak için başka şansım yoktu. ‎ ‎Dizimdeki ağrıyı umursamadan ilerledim. Adımlarımı sessiz attım. ‎ ‎Koridorun ucundaki kapı aralıktı. ‎ ‎Gölge oradaydı. ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎ ‎Kapıya yaklaşırken elim otomatik olarak belimdeki silaha gitti. Parmağım tetiğe kaydı. ‎ ‎Nefesimi tuttum. ‎ ‎Kapıyı hızla açtım. ‎ ‎Ama oda boştu. ‎ ‎O an, arkamda rüzgârın hışırtısını hissettim. ‎ ‎Tehdit arkamdaydı. ‎ ‎Ani bir refleksle eğildim ve bir bıçağın havayı yararak geçtiğini gördüm. Eğer o saniyede eğilmeseydim, boynumdan saplanacaktı. ‎ ‎Düşman… yaşıyordu. ‎ ‎Ve artık burada, hastanenin içinde benimleydi. ‎ ‎Önümde kapüşonlu, yüzü maskeli biri duruyordu. Elleri çıplaktı, bıçaktaki kan hâlâ tazeydi. ‎ ‎Beni öldürmeye gelmişti. ‎ ‎Ama ben zaten ölümü çoktan kabullenmiştim. ‎ ‎Adam ikinci hamleyi yapmaya kalkıştığında, tetiği çektim. Silahım patladı. ‎ ‎Ama… adam o kadar hızlıydı ki. ‎ ‎Kurşun havayı yararak duvara saplandı. Adam bir gölge gibi yana sıçradı ve tekrar saldırdı. ‎ ‎Bu sefer bıçağı koluma saplamak istedi. Ama ben de boş değildim. ‎ ‎Bileğini tuttum, ters çevirdim ve omzunu kıracak kadar güçlü bir darbe vurdum. ‎ ‎Adam geriye sendeledi ama asla acısını belli etmedi. ‎ ‎Korkutucu olan da buydu. ‎ ‎Normal biri acıyla bağırırdı. Ama bu adam hiçbir tepki vermedi. ‎ ‎Sonra gözlerini gördüm. ‎ ‎Kızıl. ‎ ‎Ölümü kabul etmiş birinin gözleri gibi… ‎ ‎ ‎--- ‎ ‎ ‎ ‎O an koridorun diğer ucundan koşan ayak seslerini duydum. Güvenlik mi? Yoksa başka düşmanlar mı? ‎ ‎Ama adam kaçmaya karar verdi. ‎ ‎Kapının yanındaki camı tek hamlede kırdı. Ellerini kesmesine rağmen hiç duraksamadan kendini aşağıya bıraktı. ‎ ‎Pencereden hızla koştum ama adam çoktan kaybolmuştu. ‎ ‎Hastanenin aşağısındaki sokakta, bir gölge gibi yok olmuştu. ‎ ‎Telsizi açtım. “Murat, hastane girişini kapat. İçeride biri vardı.” ‎ ‎Murat’ın sesi ciddileşti. “Saldırı mı?” ‎ ‎“Evet,” dedim. “Ama kaçtı. Ve çok eğitimli biri.” ‎ ‎Birkaç saniyelik sessizlik oldu. ‎ ‎Sonra Murat derin bir nefes aldı. ‎ ‎“Komutanım… sanırım bu iş düşündüğümüzden daha büyük.” ‎ ‎Bunu ben de hissetmiştim. ‎ ‎Çünkü bu savaş artık sadece bir operasyon değildi. ‎ ‎Bu bir avdı. ‎ ‎Ve ben av mıydım, avcı mıydım, onu bile bilmiyordum. ‎ ‎Ama tek bildiğim şey şu: ‎ ‎Bunu bitireceğim. ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD