ANSIZIN BİR GECE

729 Words
🚨! 18+ (Bu bölümü okumaya bilirsin.) --- Odada onunla yalnız kalmıştım. Kapıya vurmaya devam ettim, ama kimse sesimi duymadı. Adam bana doğru yaklaştı. Kolumdan tuttuğu gibi kendine doğru çekti, ardından yüzüme sert bir tokat indirdi. Yere düştüm. Başımı kaldırmadım, gözyaşlarım hızla yanaklarıma süzülüyordu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Böylesine bir çaresizlik... Kalbim, onu koruyan göğüs kafesimin içinde korkuyla, acıyla çarpıyordu. Tetiklenmiştim. Acılarımın dineceğine dair en ufak bir umudum yoktu... Adam hızla beni sırtüstü yere uzandırdı. Siyah, uzun saçlarım etrafıma yayıldı. Yaşlı gözlerle ona baktım. Sesim titriyordu, dudaklarım bir çocuk gibi büzülüyordu “Benden ne istiyorsun? Ben sana hiçbir şey yapmadım...” dedim, zor nefesler eşliğinde. Adam yüzüme sırıtarak baktı. Elini saçlarıma götürdü, kulağımın arkasına bir tutamını sıkıştırdı. Sakin, neredeyse fısıltı gibi bir ses tonuyla konuştu: “Böylesine güzel bir kızdan sence ne isteyebilirim?” Nefes alışverişim hızlandı, bedenim daha da titremeye başladı. Adam, elinin tersiyle yüzüme iki tokat daha attı. Gözlerim karardı, başım dönüyordu. Vücudum gittikçe zayıflıyordu. Bir eliyle kollarımı başımın üzerinde birleştirdi... Adam hızla gömleğimi yırttı. Düğümler etrafa savruldu. Eğildi, nefesi tenime değiyordu. Kendini öyle kaptırmıştı ki, bir elimden tutmayı unutmuştu. Fırsat bu fırsattı. Gözüm, az ilerideki inşaat malzemeleri arasında toz içinde kalmış bir vazoya ilişti. Elimi uzattım... Parmaklarım titrese de tutmayı başardım. Tüm gücümle kafasına indirdim. Bir anlık sessizlik. Sonra sıcak bir sıvı yüzüme sıçradı. Kan. Tadı ağzıma doldu—metalimsi, iğrenç, tarifsiz. Adam devrilmişti. Hareket etmiyordu. Kanı üzerime boşalıyordu sanki. Onu üstümden ittirdim. Yerde sürünerek duvara kadar gittim. Nefes nefeseydim. Göğsüm inip kalkıyor ama ciğerlerime tam hava dolmuyordu. Sanki dünya üstüme çöküyordu. Ellerimi kulaklarıma bastırdım. Her şey bulanıklaştı. Nefes al, Eliz. Nefes al. Ama alamıyordum. Boğuluyordum. Tam o anda, bir ses duyuldu. “Eliz...?” Başımı yavaşça kaldırdım. Gözüm neredeyse kapanmıştı, şişmişti. Yüzüm kan içindeydi. Gözyaşlarım, kanla karışıp çeneme kadar süzülüyordu. Sesin geldiği yöne baktım. Acar’dı. Acar yavaşça yanıma yaklaştı. Gözleri korku ve endişeyle doluydu. Ellerini yüzüme uzattı, titreyen parmaklarıyla saçlarımı nazikçe kenara çekti. Saç tellerim, kurumuş kanla yanağıma yapışmıştı. Yüzümün haline bakınca gözleri büyüdü, ama bir şey söylemedi. Sessizce cebinden küçük bir bez çıkardı. Titreyen elleriyle yüzümdeki kanları silmeye başladı. Bez her dokunduğunda, cildim acıdan sızlıyordu. Ama hiç ses etmedim. Onun da sesi çıkmıyordu. O an sadece bir bezin sürtünme sesi vardı odada... Ve içimde yankılanan kırık nefeslerim. "Eliz, hadi... Evine gidelim. Onlar da oradadır şimdi." dedi Acar, sesi yorgun ama kararlıydı. Yol boyunca tek kelime etmedik. Ayak seslerimiz dışında tüm dünya susmuş gibiydi. Kapının önünde herkes toplanmıştı. Mina da oradaydı. Onu öldüreceğim… Her şey onun yüzünden. Herkes bana sorgulayan, ürkek gözlerle bakıyordu. Çantamdan anahtarı çıkarmaya çalıştım, ama ellerim titriyordu. Kontrol edemiyordum. Parmaklarım işe yaramaz gibiydi. "Eliz, iyi misin?" dedi Asaf, sesinde gerçek bir kaygı vardı. Ona sadece kısa bir bakış attım. Çanta ellerimden gevşekçe düştü. Titremem durmuyordu. Acar eğildi, çantayı aldı. Anahtarı buldu, kapıyı açtı. Sessizce içeri girdik. Asaf yanıma yaklaştı. Ellerimi tuttu, gözlerime baktı. "Çok özür dilerim Eliz. Hepsi benim suçum." dedi. Ellerimi sertçe çekip uzaklaştım. Acar araya girdi: "Asaf, sonra konuşuruz. Ortada bir ceset var. Ne yapacağız?" Aksu söz aldı: "Yarın hallederiz. Şimdi biraz uyuyalım. Mina, Emre, kalkın yatakları hazırlayın. Hazır olunca size sesleniriz." Mina’ya sertçe baktım. O ise gülümseyerek göz göze geldi. İçimde bir öfke yükseldi. Evde sadece Acar’ın odası boştu. Tek başıma yatamazdım. Yataklar hazırlandığında herkes odasına çekildi. Ama ben uyuyamıyordum. Sessizce Acar’ın odasına girdim. Uyuyordu. Kolundan hafifçe çekiştirdim. "Eliz? Ne oldu?" dedi uykulu bir sesle. Sadece ona baktım. Konuşmadım. "Eliz, yanımda uyuman olmaz..." Cevap vermedim. Sessizce yatağa girdim, ona sırtımı döndüm. Acar da sırtını döndü. İç çekti. Ben tavana baktım, gözlerim yavaşça kapandı. --- Sabah güneşi yüzüme vuruyordu. Gözlerimi açtığımda... Acar’ın beline sarılmıştım. Aynı anda göz göze geldik. Hemen ikimiz de fırladık. "Ben... Ben senin yatağında ne yapıyorum?!" dedim panikle. Acar şaşkındı. "Sen... konuşuyorsun?" Tam cevap verecektim ki... salondan bağırışlar duyuldu. Koşarak çıktık. "Ne oldu?!" dedim. "Ceset bulunmamış ama seni biri ihbar etmiş!" dedi Emre, korkuyla. Bitti... Her şey bitti. Dünya başıma yıkıldı. Mina!... "Sen ihbar ettin, değil mi?!" diye bağırdım. Hızla bir adım geri attı. "Yalan söylüyorsun!" Herkes ona döndü. "Zaten her şey onun yüzünden oldu! Adamla beni kilitledi!" Üzerine yürüdüm, saçından tutup çektim. "HEPSİ SENİN SUÇUN!" diye bağırdım. Herkes araya girdi, beni zor tuttular. Mina gözlerimin içine bakarak sırıtıp dedi ki: "Evet, ihbar ettim." Şaşkınlık içinde donup kaldım. "Senden nefret ediyorum. Hani nedensiz nefret olur ya… işte öyle! En kötüsünü hak ediyorsun." Başını yana eğdi ve yüksek sesle güldü. Herkes şok içindeydi. Yüzüne ters ters baktım. Saçlarını öfkeyle bıraktım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD