Gün henüz doğmamıştı. Derya, karakolun kapısında elinde bir çay bardağıyla bekliyordu. Parmakları soğuktan kızarmıştı ama bırakmıyordu. Bardağı değil... Onu beklemeyi. Rauf’un sesi telsizden son kez bir saat önce gelmişti. Dönüyordu. Ama Derya’nın içindeki ses, o dönüşün sadece bir geliş olmadığını haykırıyordu: Artık bir şeyler değişecekti. Uzakta araç farları göründü. Karakol kapısı açıldı. Askerler tek tek indi. Yorgun, suskun, uykusuzdular. Ama Derya’nın gözleri yalnızca birini aradı: Rauf. Ve işte… Gövdesi karanlıktan çıkarken, Derya’nın kalbi hızlandı. Elindeki çay soğumuştu ama gözlerindeki ateş ilk kez bu kadar canlıydı. Rauf, onu gördüğünde adımlarını hızlandırdı. Sertti, ama adımları bu kez kararlıydı. Gözleri, Derya’nın yüzüne kilitliydi. Onun orada olduğunu biliy

