Söylediğine inanamayan gözlerle kendisine bakan kızın, en az üç gün aklından çıkmayacağından emindi. Şaşkınlık bir kadına bu kadar mı yakışırdı? Aşık olduğunu söylediğinde şaşırmamıştı bu kadar, onu yok saymayı seçmişti. Şimdi ise; doğru sözlerin insanlar için etkilerinin birbirinden ne denli farklı olabileceğinin yürüyen ispatı gibiydi.
"Çirkin insanlar, onları iddia konusu yapacak kadar değersiz, değil mi sizin gözünüzde?"
Çirkin insanların arasına mı koymuştu kendini gerçekten? Çirkin olduğunu mu düşünüyordu? Hayır, düşünmekle kalmayıp buna inanıyordu. Yoksa başka şekilde kurardı cümlesini. Belki çirkin olmadığını söylerse konuşmaya devam edebilirlerdi. O da olmazdı. Bu kez de onu, kızın belki de yıllardır inandığı düşüncenin aksine inandırması gerekirdi. O kadar vakti olduğundan emin değildi. İtiraz etmekle yetindi.
"Çirkin olduğunu düşünmüyorum."
"Güzel olduğumu düşünüyor musun?"
Niye iddiaya girdiniz? dese daha kolay cevaplardı soruyu Okan. Yine de güzeldi ona kalırsa. Saçını biraz açsa, ona uymayan gözlüklerini çıkarsa, bedenini moda katili kıyafetlerin altına saklamayıp kendine yakışanı giyse... Etrafında güzellik uğruna türlü eziyetler çeken ve üstüne de bunun için para veren pek çok kadından açık ara farkla önde olurdu. Susması işe yaramayacaktı, orası netti de ağzını açarsa ne diyeceğini bilememek Neslihan'a beklediği cevabı veriyordu zaten. Bunları ona anlatsa dürüstlükten yırtardı belki. Ağzını açmışken susturuldu.
"Hiç zahmet etme. Ben iddia konusu yapabileceğin biri değilim. Bence geri dön geldiğin yere."
"Yanlış anladın beni. Özür dilerim. Benim salak arkadaşlarım işte. Çok başka tanıttılar seni bana."
"Ben senin salak arkadaşlarını hiç tanımadığıma eminim. Ayrıca beni sana çok başka tanıttıklarını da hiç sanmıyorum. Evet, ben gayet asosyal, çirkin, erkeklerle işi olmayan biriyim."
Kendini çirkin olarak addetmekle kalmayıp bir de kalıplaştırmıştı. Okan'ın nasıl olduğunu anlamadığı şekilde, kendi arkadaşlarının Neslihan'ı ona aynen anlattığı gibi çıkmıştı dudaklarından sıfatlar.
"Neslihan, bir kahve içerken özür dilememe izin ver. Lütfen."
"Senin yanlış anlama sorunun var sanırım. Özrünü falan istemiyorum. Tekrar karşılaşmayalım yeter."
Okan'ı ağzı açık şekilde arkasında bırakıp kütüphaneye doğru yürümeye başladı. Bugün cumaydı ve iki gün gelemeyeceği yer olan mekanda sessizce kitap okuyabilirdi. Vize haftalarını sevebileceğini hiç düşünmemişti. Üniversiteye giden çok fazla arkadaşı yoktu; ama zaman zaman izlediği filmlerden kötü bir dönem olduğuna dair izlenim edinmişti.
İlkokuldan bu yana sınavlardan çekincesi olmamıştı hiç. Lisans okurken de olmamasına sevindi. Biraz kütüphanede durur, sonra da bir sinemaya gider hoşuna giden bir filmi izleyebilirdi. Yengesi gelirken balık almasını rica etmişti. Eve dönerken de o işi halledebilirdi. Üniversitede sınav haftaları bu yüzden paha biçilemez olmaya adaydı onun için. Sınava girip çıkıyor ve ders olmadığı için günün kalanında kendince kültürleniyordu. Aklında günün geri kalanının planı çoktan şekillenmişken kütüphane kapısında kolundan tutuldu yine.
"Anlamak istemiyorumdur belki. Sana doğruyu söyledim ve hala elimi sıkmadın Neslihan. Merhaba ben Okan Sırakaya."
Neslihan'ın onu geride bırakıp gitmeleri, Okan'ın egosuna indirdiği çekiç gibi Thor'unkinden bile ağır hasar veriyordu. İddia konusunu açtığına pişman olmaya başladı. Hedefe giden yolda her şey mübah ilkesinin onun için geçerli olmadığını anlamasıyla, belki de ihaleye fesat karıştırdığından bu kısmi dürüstlüğün elinde patlaması an meselesiydi. Buna ne tepki verecekti bakalım Neslihan Hanım? Verdiği karşılığa göre sonraki hamlesi biçimlenebilirdi.
"Eksik konuşmuşum demek, hoşuma giden bir doğrudan bahsetseydin, elini o zaman sıkardım."
"Senin aklıdan ne geçiyordu?"
"Aklımdan geçeni söylediğimde aynı cümleyi mi tekrar edeceksin? Seninle o zaman mı tanışacağız zannediyorsun?"
"Hayır. Senin aklından geçenleri değiştirmek istiyorum diyorum. Her kadında işe yarayan yöntem sende işe yaramadı. Paslanıyorum galiba. Ölümlü olduğumu hatırlattığın için teşekkürler."
"Ne zaman istersen demek isterdim; ama yalan söylemek istemiyorum. İş çıkmaz benden sana. Başka birilerini bulsunlar iddia için. Alacağın ödülden indirim yaparsın biraz."
"Sana söylediğimde iddia yalan oldu. İstesem bile devam etmeyi yediremem artık kendime. Şimdi aklındaki imajımı değiştirmek istiyorum."
"Yüzüne faça mı atacaksın?"
"Sadece yakışıklı olduğumu mu düşünüyorsun? O kadar mı sığ görünüyorum?"
"Başka bir şeyini görmedim."
"Normal şartlarda yakışıklı olduğum söylendiğinde, duymaya alışkın olsam da sevinirdim. Sen söyleyince, yani en azından ima edince hakaret gibi oldu."
Karşısındaki adamın üzgün haline şaşıran Neslihan, belki de düşündüğü kadar pislik olmayabileceğini geçirdi aklından. İddia için ona yanaştığını kabul etmişti. İstemese söylemezdi. O zaman da iddiayı hiç kazanamazdı. İddia bir yerde dürüstlüğünün kanıtıydı. Başka şartlarda ilk görüşte değil, ilk elli görüşte bile aşık olamazdı kendisine bu Okan Sırakaya.
Ne kadar dürüst olursa olsun bu adamı hayatında istemiyordu. Her şeyin bir gerçeklik sınırı olmalıydı onun dünyasında. Dünyası sınırlıydı çünkü. Neslihan bilimde ve kendi dünyasında gözle gördüğünden emin olacağı kadar, mantık çerçevesinin de dışına çıkmayı çok amaçlamıyordu. Bu adam çerçeve dışına çıkmayı bırak, o çerçeveden yüksekliğe bakmadan aşağı atlamaya davetiye çıkarıyordu.
Bir yere dalmış, hayatı boyunca nerede, kime, ne yanlışlar yapmış da onun hakkında peşin hükümde bulunduğunu sorguluyor gibiydi karşısındaki adam. Kime ne yanlış ne doğru yaptığı umurunda değildi. Ona yanlış yapmasın yeterdi Neslihan'a. Hayatında yeterince yanlış insan vardı. Üstelik kan bağıyla bağlı olduğu bu insanları oldukları yerden başka yere de gönderemiyordu.
"Beklentilerini karşılamadığım için özür dileyecek değilim. Dediğim gibi, benden sana iş çıkmaz."
"Orasını anladım. Bir kahve içelim istedim sadece. Ne dersin? Kendimi doğru tanıtmak istediğim kadar seni de doğru tanımak istiyorum artık. Sandığın kadar çirkin değilsin Neslihan. Güzelliğin çok başka yerlerinde senin."
İddianın zorluk derecesi tartışılmazdı. Uzaya çıkarmışlardı arkadaşları hedefi. O zaman Okan da astronot olurdu. O uzaya çıkmak için altı ayı vardı önünde. Yüz yetmiş sekiz gün en azından. Yeterince uzundu. Dört ay diye kendisi ısrar ettiğinde arkadaşları dalga geçmişti.
"İnan ki, sana dört ayı vererek iddiayı şimdiden kazanmayı çok isterdik; ama biliyorsun, kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi sana yapamayız. Altı ay iyidir. Gel kendine güvenini törpüle biraz. Kaderine razı ol."
"Bu dediğinizi size dört ay sonra yedirmek için atacağım tüm adımlarımı."
"He he! Öyle yaparsın. İki hafta da gözlem süresi sana. Neyi ne zaman yapıyor, ince ince hesapla. Mevsim kışa dönerken bu iddia hiç iyi olmadı sanki. Karda kışta kızın peşinden düşe kalka nasıl koşacaksın bakalım?"
"Siz, ya beni tanımıyorsunuz ya da kızı gözünüzde çok yukarılara taşımışsınız. Hiçbir şey imkansız değildir. Neslihan da değil."
Bu konuşmanın ertesi gününde uzaktan kütüphaneden çıkan kızı gösterdiklerinde düşündüğü ilk şey çok güzel olduğu olmadı elbette. Hafif kamburunu çıkararak yürümesi, fark edilmemek için sanki ayaklarının altındaki yolu hızlı adımlaması onun için iddiayı, resmen başlatan olimpiyat meşalesi gibiydi. Okan'ın aksine hiçbir iddiası olmayan kıza altı ay bitmeden, onun da Okan'ı kendisi isteyerek sahip olması, girdiği diğer iddiaların yanında ustalık eseri olacaktı.
Sonraki iki hafta boyunca okuduğu bölümün ders programını, sınav tarihlerini ve Neslihan'ın okuldaki günlük rutinini öğrenerek geçmişti. Yaşadığı yeri de öğrenmişti; ama o mahalle sık sık gitmek isteyebileceği bir yer değildi. Mümkünse çıkmaya başladıklarında bile onu eve bırakmasını teklif etmemesini diledi. Muhit kötü değildi de kafalar çağ atlamamış izlenimi vermişti ona. Bu geri kalmışlık tek açıdan iyi olabilirdi. Neslihan'ın ailesinin de o mahallede yaşıyor olmasıydı.
Birlikte olduklarının ertesi günü, koşa koşa omzunda ağlayıp şikayet edebileceği, aydın görüşte anne ve baba bulamayacaktı etrafında. Başına bela olmadan, üstüne kalmadan, mide bulandırıcı baş ağrıları çekmeden bitip gidecekti her şey. Karşısındaki kadının kararsız bakışları iyiydi. Tıpkı cevap vermede tereddüt ettiği zamanki gibi. Gerçi onu şaşırtmayı her seferinde başarmıştı Neslihan. İkinci denemesinde iddia konusunu açacağını düşünmemişti.
"Neyse ki; başka yerlerimdeki güzelliğin seninle bir ilgisi olmayacak. Dert etmene gerek yok. Şimdi kolumu bırak. Vaktimden çalıyorsun."
Okan'ın söylediği cümleyle afallayacağını da Neslihan hiç düşünmemişti. Annesine zaman zaman çirkin olduğunu söylerdi ve annesi her ne kadar itiraz etse de kızının yaşadıkları ortamda aksine inanması zordu. Sürekli etek giymesine, kazaklarının darlığına, topuklu ayakkabıya laf eden babaannesi onun gençliğini sömürmüştü. Kocasına bahsini açmış olmasına, Ahmet'in de annesine defalarca söylemiş olmasına rağmen kadın boş bulduğu her yerde kızı darlamaktan geri durmamıştı.
"Kızım ben senin iyiliğini düşünüyorum. Devir kötü. İzliyoruz televizyonda. Geçen gün mini etek giymiş birini ellemiş adam. Başına gelirse rezil olursun Neslihan'ım."
Neslihan rezil olmazdı. Adamı rezil ederdi. Ne diye kendisi utanacaktı ki, izni olmadan bedenine dokunan birisi için. O ahlaksız adamın babaannesi de acaba, torununa yapma öyle şeyler, kadının rızası olmadan dokunulmaz diyor muydu? Kadın kısmının ailesine düşüyordu bu gereksiz nasihatlar. Toplum olarak ahlaklılaştıramadıklarından mağdura kendisini koruması gerektiğine inandırma yolunu seçiyorlardı.
Neslihan da artık sırf babaannesinden kılık kıyafetle ilgili can sıkıcı yorumlar duymamak için, yetmiş iki yıllık kadını değiştiremeyeceği için günden güne daha bol, daha renksiz kıyafetler tercih etmeye başlamıştı. Tercihinin sıklığı her gün üzerine giyindiği giysiler olunca, yaşam tarzı haline geldi. Bir süre sonra farkında olmadan eline attığı her şey bu yönde oldu.
Yapılan seçimlerin sıklığı ve dozu değil midir zaten insanın kişiliğini etkileyen? Neslihan da bir süre sonra renksizlikle kalakaldı. Gökkuşağı yağmurdan sonra çıkan, doğa olayının renk cümbüşü haline geldi. Denk gelirse eğer. Yavaş yavaş olan bu değişimler, artık hep oradalarmış gibi kimse tarafından yadırganmamaya başladı.
Yüzüne bakan adam, onun için kendini değiştirebileceği sınırlarda değildi bu yüzden. Yanına yakışmazdı onun. Arkadaş olamazlardı. İddiadan vazgeçtiğini söylemesi onların aynı zamanda aynı mekanda olmaları için yeterli şartları sağlamıyordu. Ne vakti, ne nakdi yetecek bir pozisyondaydı onun için Okan. Son cümlesinden sonra kütüphaneye girdi.
Okan arkasından bakmakla yetindi. Saatin on biri yeni geçtiğini söylüyordu kolundaki elektronik alet. Ne yapması gerektiğine karar vermeye çalıştı. Kütüphaneye girse, sessizlikte zaten ona ulaşamazdı. Dışarı çıkmasını beklese akşamın altısı olabilirdi. En geç saat altıda çıkıp otobüs durağına gittiğini biliyordu. Geçen Cuma sinemaya gitmişti. Bu Cuma da gider miydi ki? Kütüphanenin karşısındaki kaldırıma doğru yürüdü. Bankta oturmakta olan bir kızın bakışları altında yanına oturdu.
İzin istemedi. Yüzüne de bakmadı. Sadece hissetti bakışları. Onun için sıradan, günlük, rutin izlenmeydi bu durumlar. Okan'ın kaşları çatık, gözleri kapıya sabitli halde bakışları deminden beri şahit olduğu olayı açıklamıyordu banktaki kıza. Erkek çok yakışıklı, kız sıradan görüntüsünün bile altında vasatlıktaydı. Ne giyim kuşam ne saç baş olarak bu adamın yanına yakışırdı bu kız.
Yine de adam peşinden koşmuştu ama. Onunla konuşmaya ikna olması için sürekli özür dilerken pişman gibiydi. Şimdi de ikna edememiş olacak ki, sinirli halde kızın çıkmasını bekleyecekti yanında. Allah'ın çirkin şansı verdiği kızlardan olması gerekti. Çünkü yanına oturan kişinin libido, aura her ne haltsa artık bol kepçe içerdiğinden gram şüphesi yoktu.
Ne kadar burada böyle Neslihan'ı bekleyeceğini bilemese de, illa ki çıkacaktı. En geç akşam altıya dek sürerdi. Bu da yaklaşık yedi saate tekabül ediyordu. Telefonu çıkarıp Erkan'ı aradı.
"Söyle kardeşim."
"Kütüphanenin önündeki bankta Neslihan'ı bekliyorum."
"Amaca kilitlenmişsin, süper. Kabul etti mi?"
"Etmedi. Savuşturdu beni. Nereden buldunuz bu kızı?"
"Osman'ın kuzeni sınıf arkadaşı. Böyle tuhaf bir kız var dedi, iddia klasmanına girdi işte."
"Benim niye şimdi haberim oluyor bu kuzen meselesinden?"
"Fark eder mi?"
Kahretsin ki, etmezdi. Kimse kimdi? Okan'a güvenecek kadar aşık olsun, kendini verecek kadar da güvensin yeterdi ona. Formalite işler canını sıkıyordu. Tavlama kısmını bir an önce atlayıp asıl olaya dalmalıydı.
"Bana, seninle işim olmaz dedi."
"Kardeşim istersen ayrıntılara girip yok yere modunu düşürme. Enerji, sinerji ne lazımsa gönderelim."
"İddiayı kaybetmeyi bu kadar çok mu istiyorsun?"
"Ben eğlenmek istiyorum. Kaybedersen ben yine eğlenirim gerçi, son model cep telefonumla."
"Heveslenme kardeşim. O iş bende. Sen harçlıklarını biriktirmeye başla."
"O iş de bende merak etme. Sen dikkat et, fazla kapılma bu kıza. Daha şimdiden kapısında beklemeye başladın."
"Siktir git lan. Keyfimden bekliyorum sanki."
"Ben uyarayım, benden çıksın."
"Neslihan çıkıyor, kapatıyorum."
Tüm konuşma boyunca söylenenlere anlam vermeye çalışan kız, Okan'ın konuşmayı sonlandırmasıyla kendini toparladı. Dinlediğini anlamadığını varsaydı. Nitekim, hızlı adımlarla kütüphaneden çıkan deminki kızı takip etmeye başladı. Bölük pörçük takip edebildiği konuşma ardından çıkardığı sonuç, bu adamın bu kızın canını yakacağı oldu.
Kütüphanede son başladığı kitabı yine eline almadan telefonundan en yakın seanstaki, en gidilebilecek filmlere göz atıp bir buçuk saat sonraki saati gözüne kestirdi. Bileti almak isterdi, ancak kredi kartı yoktu. Gittiğinde artık şansına boş yer varsa gişeden alacaktı. Yarım saatte alışveriş merkezinde olurdu.
Yaklaşık kırk beş dakika kitap okuyup sonrasında dışarının yağmurlu ve rüzgarlı havasında buldu kendini. Minibüs durağına doğru koşar adım ilerlerken bir yandan da şemsiyesine mukayyet olmaya çalışıyordu. Esen rüzgar ve yağan yağmur, arkasından gelen adamın ayak seslerini kendi seslerinin arasına alarak bir güzel ezerken Neslihan bir an önce kuru yerlerde olmak istiyordu.
Sevmiyordu sonbaharı. Böyle yağan sağanak yağmurlu bir havada; ama pardon daha şiddetlisiydi, babasını kaybetmişlerdi. İşinde pek çok risk olmasına, annesinin her sabah türlü dualarla yolcu ettiği, dikkatli olması konusunda defalarca tembihlendiği kocası, bundan daha şiddetli biçimde göğün yarıldığı bir öğlen kıytırıktan kalp krizi geçirerek gözlerini kapamıştı.
Kendisine yedirememişti bu ölümü, babasına yakıştıramamıştı; yine de sonuç net şekilde ortadaydı. Yanlış yoktu. Yıllardır ne annesi ne babası hayattaydı. Hayatta olan kendiydi, böyle devam ettiği sürece asla pes etmeyecekti.
Durağa gelir gelmez gelen minibüse teşekkür etti içinden. Şoföre ücreti ödeyip o saatte boş olan araçta en arkadaki cam kenarına oturdu. O seansta hala boşluk olup olmadığını kontrol etti internetten. Vardı. Saat 12.45 seansı idealdi onun için. Film bitince biraz da markette dolaşırdı. Kitapçılarda gezinirdi.
Alamayacağı kıyafetlere bakarak vakit öldürmeyi sevmiyordu. Ona gerçekten de öldürdüğü bir şeymiş gibi geliyordu vakit kavramı eğer camekan izlerse. İçine girince daha fena oluyordu. İstese giyebileceği giysiler, asla giyemeyeceğini bas bas haykırıyordu ona adeta. Az sonra avm'de olurdu.
Gelen minibüse hemen binen kızın peşinden mecburen Okan da bindi. Arabası otoparktaydı ve onu al, bin, çalıştır diyene kadar Neslihan kuş olup da uçardı. Minibüs güzergahı kafasının içindeki bilgiler arasında yer almadığı için son anda yetişti, bindi araca.
Neslihan onu fark etmemişti, az sonra ederdi nasılsa. Kısa bir yolculuğun ardından duyuldu sesi.
"Müsait bir yerde inebilir miyim?"
"Evet inecek var şoför bey."
Konuşurken gözleri onu fark eden kadındaydı. Kafasını gerçekliğinden emin olmak ister gibi sağa sola hızla sallarken daha da hızlı indi araçtan durur durmaz. O da peşinden.
Güvenlik için sıra beklerken herkesin mi bu avm'de işi olduğunu düşünmek istemedi. Kendisi geldiğine göre başka insanlar da gelebilirdi neticede. Okan sadece telefonu geçirerek girdiğinde ileride beklemeye başladı. Çantasını alıp ilerleyen Neslihan'ın yanından yürümeye başladı.
"Ne yapıyoruz şimdi? Kütüphanede işin çabuk bitti."
Neslihan şaşırmışlıkla kızmışlık arası sinema katına çıkarken cevap verme zahmetinde bulunmadı. Ne yapıyoruz derken kast ettiği şeyi anlamadı. Belki de anlamak istemedi. Onu takip edip onunla aynı şeyi mi yapacaktı yani?
Gişede de çok sıra yoktu. Neslihan önde, Okan arkada beklerken film için fazla vakti kalmadığı için acele eden kızın hangi filmi seçeceğini merak etti. Madem sinema şart oldu güzel bir film izlerse zevk bile alırdı takipten.
Sırası geldiğinde Neslihan sessizce konuşmaya gayret ederek 'Örümcek Ağındaki Kız' kız filmi için seçeceği yeri düşünüyordu ekrandan. Normal şartlarda en boş olan sıradan seçim yapardı; ama Okan gelmiş yanında ona bakarken iki dolu koltuğun arasındaki tek boş yeri işaret etti.
"G 7 olsun."
"Onun iki yanı da dolu Neslihan. Yan yana oturamayız ki."
"Öğrenci olacak."
Adamı duymazlıktan gelmek zordu. Onunla filme girmeye kararlı gibiydi. Bu şekilde bir süre uzak durabilirdi ondan. Neden hala etrafında olduğu konusu hala muammaydı zaten.
Biletini alarak, mısırı da film arasına bırakarak doğruca salona geçti. Yeri olan G sırasına doğru yürüdüğünde fragmanlar bitmişti bile. İzin isteyerek yerine geçti. İki çiftin tam ortasını denk getirmişti, ne güzeldi. Hayatın cilveleri severdi onu. Son reklam bitip de ışıklar söndüğünde kucağına uzatılan mısıra bakakaldı.
Okan hiç alakasız bir yerden, sırf kendisini sinema salonuna sokması için aldığı biletle Neslihan'a yetişmeye çalışmadı. Doğruca büfeye giderek iki orta boy mısır ve içecek aldı. Tek alırsa bir tane bile mısır yemeyeceğinden emindi Neslihan'ın. Henüz o aşamaya geçmemişlerdi. Geçecekler miydi? Kesinlikle. İçecekler montunun büyük ceplerinde, iki elinde iki mısır G sırasına doğru ilerledi. Diğer yerler de boştu; ama kız gıcıklığına aradaki koltuğu seçmişti. İlk çifte yaklaştı.
"Çok pardon, sevgilime sürpriz yapmak istiyorum. Bir koltuk kaymanız mümkün mü acaba?"
Hiç itiraz etmeden birer koltuk kayan çifte teşekkür ederek doğruca G 6'ya oturdu. Direk ona doğru uzattı elindekini. Mısıra baktığında otomatik hareketlerle uzandı. Üzerine dökülmesinden korkmuş olabilirdi. Cebinden içeceği de çıkarıp verdiğinde konuştu tekrar.
"Ne seversin henüz bilmiyorum. Kola aldım. Diyet yaptığını da düşünmüyorum, çünkü fazla kilon yok gibi. Teşekküre gerek yok."
"Zahmet etmişsin. Ben arada almayı düşündüm."
"Canın çekerse arada da alırız."
Göz kırparak önüne döndü Okan. Neslihan da gözlüklerini düzelterek filmi izlemeye koyuldu. Normalde filmin başlangıcında alırdı mısırını. İlk bölümün daha sakin geçtiğini düşünür, asıl olayların patlak verdiği, aksiyonun dorukta olduğu ikinci bölümde pür dikkat filmi izlediği için araya yeme içme eylemi sokmazdı. Bu alışkanlıkla kucağındaki mısırdan yemeye başladı. İçecek seçimi için onu suçlayacak hali yoktu. Ice tea mango severdi o, onu alırdı.
On dakikalık araya kadar tekrar konuşmadılar. Okan zaman zaman başını döndürerek bakmıştı. Yansıyan az ışıkta kızın yüz hatlarını incelemişti. Sert tutmaya çalıştığı uzun yüzü aslında ovaldi. Yan profilden oldukça hoş görünüyordu. Işıklar açılınca Neslihan, mısırını yarısı yenmiş halde kalktığı koltuğa bırakarak ayağa kalktı. Çantasını alarak önündeki çiftin arkasından ilerlemeye başladı.
"Nereye?"
"Kadınlar tuvaletine."
"Tamam. Çantanı bırak, benim çişim yok. Buradayım."
"Neyle sınanıyorum Ya Rabbim?"
Kafasını sallayarak, çantasını da bırakmayarak yüzüne defalarca soğuk su çarpmak ister halde tuvalete attı kendisini. Salon serindi, ama Neslihan yanaklarının yandığını hissediyordu. Bir erkeğin sıradan ilgisi gibi değildi. Onunla sıradan olarak da kimse ilgilenmemişti. Gözlüklerini çıkarıp bir süre görmeyen gözlerle baktı aynaya. Daldı, gitti. Yüzüne çarptığı sularla kendini biraz daha ferahlamış hissedince çıktı oradan.
Tuvalet koridorunu geçerken tekrar salona dönmese iyi olur diye düşündü. Okan kişisinin amacını aşan yakınlığından rahatsız olmaya başlamıştı. Onu tanımak falan istemiyordu. Kendisini tanımasını da en az diğeri kadar gülünç buluyordu. Tanınacak bir şeyi yoktu bile. Onunla arkadaş olmayı hayal bile edemezdi. Onu hayal ederse, aklına başka türlüsü olabilir mi acaba diye getirebilirdi. O zaman hayaller kurulmadan kırılırdı.
Hem ortada, vazgeçmiş olsa da bir iddia vardı ki; çok çirkindi bu. Ne olacaktı yani? Okan bu hiç kimsenin teklif etmediği kıza çıkma teklif edecek, Neslihan da salak değil, önceleri kanmayacak; ama Okan ısrar edeceği için sonunda ona evet mi diyecekti? Acaba evet dediği anda mı, yoksa biraz daha kanırttıktan, iyice bağladıktan sonra mı terk edecekti onu?
Kendi kendine gülerken salon tarafının tersine yürümeye başladı. Gidip tekrar aynı atmosferde olmak istemiyordu. Güzelim film heba olacaktı, sonunu bitirmeden kalkmayı tercih etmezdi; ama şartlar başkaydı. Özür dilemesine gerek yoktu artık. Hele hele karşısına olup olmadık yerde çıkmasına hiç gerek yoktu. Az daha sınavda kalem oynatamayacaktı.
Geçen beş dakika sonunda Okan da bacaklarını açmak için ayaklandı. Ayakta dikilmektense tuvalet tarafına yöneldi. Neslihan'ı çıkışa doğru giderken gördüğünde bu kızla işinin olduğu gerçeğini düşünüyordu. Hızlanıp yetişti anında.
"Salon bu tarafta Neslihan. Ters yöne gidiyorsun."
"Devamını izlemeyeceğim."
"Benim yüzümden mi?"
"Hayır. Yengem aradı eve gitmem gerek."
"Tam da film arasına denk getirmiş değil mi? Ne tesadüf?"
"Yaa, tesadüf işte."
"Neslihan bak. Kendi koltuğuma geçerim istersen. Planını bozma. Filmi izlerken gördüm seni. Beğendin. Bitir lütfen."
Beğenmişti, evet. İlk serilerini de beğenmişti. Üçünü de izlemişti. Okan yüzünden gittiği daha net şekilde ayyuka çıkamazdı. Onu rahatsız ettiğini düşünerek yer değiştirmeyi de teklif etmişti. Yaptığının yargısız infaz olmasa da, yargılamıştı çünkü, farklı, iğrenç bir amaçla çıkmıştı karşısına, infaz ediyordu adamı. Ne ileri ne geri gidebildi. Konuşamadı bile.
Okan bu tutukluğu fırsata çevirmezse eve gidip kendini yağlayacaktı artık. Paslanmanın bu kadarı kabul edilemezdi onun için. Son kız arkadaşından sonra kendi isteğiyle ara vermişti. Kafasını dinleyecekti bir süre. Süre uzayınca, iddia konusu da bu yüzden bir kız üzerinden seçilmişti. Hepsi birden Okan'la dalga geçmeye, vincinin kalkmadığını ima etmeye götürmüşlerdi işi.
"Şerefsizsiniz var ya. Tamam lan. Kızı da siz seçin. Ne kadar zor o kadar iyi. Bıyıklı, tek kaş, bodur, şişko elinizden geleni ardınıza koymayın. İtiraz etmeyeceğim. Dört ayda da yatağa atacağım kızı."
Aklından geçen bir ay önceki konuşmayla çantasına uzandı kızın. Elini uzattı.
"Hadi gel. Sonunda ne olacak bir tahminin var mı? Bence bu ejderha dövmeli kızla..."
Neslihan, elindeki çantayı kendi omzundan sallandıran, nasıl olduğunu anlamadığı şekilde, elini elinin içine alan Okan'ın yanında yürümeye başladı.