Sahibinin kim olduğunu unutma!

1047 Words
Keyifli Okumalar... Camı kapattıktan sonra yatağa geçtim. Demir’in sınırlarını sessizlik kuralını bozarak zorluyordum. Biliyorum ama elimde değildi. Benim yapım böyleydi. Kolay kolay kimseye boyun eğmezdim. Yatakta sırt üstü yatarak tavana bakmaya başladım. Beyaz tavanın pürüzsüz yüzeyinde gözlerim gezindi, zihnimdeki karmaşa yavaş yavaş azalıyor, uykuya teslim oluyordum. Bundan sonra neler olacaktı bilmiyordum ama olmasını bekliyordum. Göz kapaklarım ağırlaşıyor, bilincim yavaşça karanlığa gömülüyordu. Birkaç dakika sonra kapı açıldı. Gözlerimi açtım. Odaya dolan serin hava dalgasıyla bir an ürperdim. Karanlığa alıştıktan sonra sabahtan beridir uyuduğumu idrak etmiştim. Bu nasıl olurdu? Ben zorla getirildiğim yerde böyle bebek gibi rahatça nasıl uyurdum? İç hesaplaşmamı sürdürürken odanın ışığı aniden açıldı. Gözlerim ışığın parlaklığına alışmaya çalışırken, göz bebeklerim istemsizce küçüldü. Sıkıntılı bir şekilde yatakta doğruldum. Önce sabahki hizmetli kadının geldiğini zannettim. Ama karşımdaki kişiyi görünce içimde bir korku dalgası yayıldı. O, Demir'di. "Demek kuralları bozmak hoşuna gidiyor," dedi sakin ama sert bir sesle. Gri gözleri buz gibi soğuktu, bakışlarında katı bir kararlılık vardı. Odadaki tüm havayı dolduran varlığıyla bir adım öne çıktı. Gözlerim onun karanlık silüetini süzerken, derin bir nefes alıp içimdeki korkuyu bastırmaya çalıştım. Demir’in ifadesi ciddiydi. Kollarını göğsünde birleştirerek bana doğru yaklaştı. Yatakta otururken, ayaklarımı yere indirdim ve dik oturdum. Onun varlığı, odanın havasını daha da ağırlaştırmıştı. Kalbim hızla atmaya başladı. İçimdeki meydan okuma duygusu bir anlık korkunun ardından tekrar yükseldi. Sessizliğe büründüm, bu anı bekliyordum. Kararlılıkla ona baktım. "Senin kuralların benim umurumda değil." dedim umursamaz tutmaya çalıştığım sesle. Gözleri kararan Demir'in eli saçlarıma uzandı ve sertçe yapıştı. Keskin bir acı başımda yankılanırken, saçlarımın diplerinden gelen sızı yüzümü buruşturdu. Onun güçlü elleriyle saçlarımın arasında sıkışıp kaldım. Gözlerim yaşlarla dolarken, dişlerimi sıkarak acıyı bastırmaya çalıştım. Demir’in eli saçlarımda sıkıca dururken, başımı zorla yukarı kaldırdı. Yüzümdeki acıyı ve öfkeyi görebiliyordu. Bunu bilerek daha da sertleşti, gözlerindeki kararlılık değişmeden devam etti. "Sana ne demiştim dün?" diye sordu, sesi buz gibi soğuktu. Ben susunca saçlarımı çekerken beni ayağa kaldırdı. Gözlerim dolmuştu ama ona olan öfkem, içimdeki korkuyu bastırıyordu. Onun baskısına boyun eğmeyecektim. Dudaklarımı sıktım, ağzımdan tek bir ses bile çıkmadı. Bu, ona karşı sessiz bir meydan okumaydı. Demir, beni saçlarımdan tutarak odanın ortasına doğru sürükledi. Ayaklarım sendeledi ama dengesiz adımlarla onu takip ettim. Odanın merkezinde durduğunda beni bıraktı. Saçlarımdaki baskının kalkmasıyla birlikte aniden başımı geri çektim. Saç diplerimdeki acı hâlâ hissedilirken, ona karşı dik durmaya çalıştım. Gözlerimden akan birkaç damla yaşı silmeden, onun gözlerine baktım. "Senin o aptal kuralların umurumda değil." dedim kesik kesik nefes alarak. Acı ciğerlerime dolmuştu. Nefesim kesiliyordu. Demir üzerime eğildi. "Benim bir sınırım yok kadın! Elimde kalacaksın. Ve senin için saydığım paranın her kuruşunun tadını çıkarmadan ölmene izin vermem." sözleri bedenimi delip geçerken aklıma ablam geldi. Beni kaç paraya satmıştı acaba? Elim istemsizce saç diplerime gitti. Lanet olsun çok acıyordu. Az daha asılsaydı kafa derimi yüzecekti hayvan. Aniden, "Bu kadar mı?" diye sordum, sesimdeki meydan okumayı gizlemeye çalışmadan. Demir’in yüzünde kısa bir anlık şaşkınlık belirdi, ardından yerini sert bir ifadeye bıraktı. Gözlerini kısmıştı, bakışlarıyla beni delip geçiyordu. "Henüz başlamadık bile," dedi tehditkar bir tonla. Adımlarını yavaşça attı, etrafımda dolanmaya başladı. Bir yırtıcı gibi, avını izler gibi. İçimdeki gerilim artıyordu ama korkunun yerini cesaret almıştı. Kendimi bu durumda bulmuşken, ona karşı durmanın bir yolunu bulmam gerektiğini biliyordum. Bir an durdu, sonra aniden hareket etti. Elini omzuma koyup beni geri iterek yatağa düşürdü. Başım yastığa çarparken, hızlıca doğruldum ve ona meydan okurcasına baktım. İçimdeki öfke alevlenmişti, bu durumu kabullenmeyecektim. "Ne yaparsan yap, beni kıramazsın," dedim, sesimdeki kararlılık netti. Demir, birkaç adım geri çekildi ve beni süzdü. Yüzündeki sert ifade değişmeden duruyordu ama gözlerinde bir kıvılcım belirdi. "Bu dediğini zamanı geldiğinde sana hatırlatacağım," dedi, sesi alaycı bir tonda. Sonra arkasını dönerek odadan çıktı. Kapı sertçe kapandı ve odaya tekrar sessizlik hakim oldu. Yatağın üzerinde otururken, derin bir nefes aldım ve gözlerimi kapattım. * * * * Ertesi sabah, Demir’in emriyle zorla aşağı indirildim. Zihnimde bir önceki gecenin acısı ve öfkesi yankılanıyordu. Saç diplerimdeki acı hala hissedilirken, onu tekrar görme düşüncesi içimde bir huzursuzluk yaratıyordu. Ancak güçlü kalmalıydım. Büyük yemek odasına girdiğimde, Demir çoktan masanın başına oturmuştu. Geniş masa, çeşitli yiyeceklerle donatılmıştı; taze meyveler, peynir çeşitleri, ekmekler ve sıcak çay. Demir’in yüzündeki soğuk ifade, odanın atmosferini daha da ağırlaştırıyordu. Sağ tarafına oturmam için işaret etti. Tereddüt etmeden, ama içimdeki meydan okumayı gizleyerek onun yanındaki sandalyeye oturdum. Bana bakmadan kahvaltısını etmeye başladı. Çatalını kullanarak önündeki tabaktan bir parça peynir aldı, dikkatlice çiğnedi. Onun sessizliği beni daha da sinirlendiriyordu. Gözlerimi tabağıma diktim, iştahım kaçmıştı ama güçlü durmalıydım. Kendime bir parça ekmek alıp ağzıma attım. Her lokmamı çiğnerken, onun hareketlerini göz ucuyla izliyordum. Bir süre sessizlik içinde kahvaltı ettik. Demir, çayını yudumlarken bakışlarını bana çevirdi. Gözlerindeki sert bakış değişmemişti. Sonunda sessizliği bozarak konuştu, sesi aynı geceki gibi soğuktu. "Sana sahibinin kim olduğunu hatırlatacağım Meryem." Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı ona çevirdim. Onunla göz göze geldim, bakışlarımda meydan okuma vardı. "Ben bir köpek değilim." Demir gülümsedi. Gülümsemesi korkutucuydu. "Görüyorum." Benimle eğleniyordu. Kan beynime sıçrayınca elimdeki çatalı masaya fırlattım. Çatal tabağa çanağa çarparak çirkin gürültü çıkarınca Aras salona dalmıştı. Bize doğru yaklaşınca ona kötü kötü baktım. Beni umursamadı bile. "Bir şey yok Aras. Çıkabilirsin." Aras kafasını salladıktan sonra yemek salonundan çıktı. Demir bana baktı. "Otur ve kahvaltını yap Meryem." diyerek masayı işret etti. Gözlerimi devirdim. "Doydum." Boş tabağıma baktı. "Doyup doymadığına ben karar veriyorum. Otur!" Sözleri tepemi attırmıştı. Beni sahiden de malı sanıyordu bu adam. "Midemi bulandırıyorsun." dedim meydan okur gibi. Bana baktı. Çatalını yavaşça tabağının kenarına bıraktıktan sonra masadan kalktı. O kalkınca bedenimi tedirginlik kapladı. Geri geri gitme dürtümü zorlukla bastırdım. Bana hiç acele etmeden yaklaştı ve tam dibimde durdu. Aniden uzanarak ensemi kavradı. Ne yalan söyleyeyim yine saçlarıma yapışacak sanmış ve gerilmiştim. Ama bu yaptığı saçlarıma yapışmaktan da kötüydü. Çünkü dudakları tam dudaklarımın üstündeydi. Konuşsa dudaklarımız bir birine dokunacaktı. Elimde olmadan heyecanlanmıştım. Dün gece canımı yakan adamın kokusu ve dudaklarının yakınlığı beni heyecanlandırmıştı. Rezilin önde gideniydim. Hepsi o aptal Raşit`in suçuydu. Yıllardır beni doğru dürüst tatmin etmemişti. Demir konuşunca her şey aklımdan çıktı. Çünkü dudaklarını dudaklarıma sürtmüştü. Ve şerefsiz herif bunun beni heyecanlandırdığını anlamıştı. "Yatağıma daha erken girmek istediğini bu kadar belli etmemen gerekiyordu." dedikten sonra alt dudağımı dudaklarının arasına aldı. Öpmedi ve ya ısırmadı. Öylece durdu. Benim kalbim de durdu. Gözlerim kapandı, dudaklarımın üzerindeki sıcaklığı hissettim. Nefesim hızlandı, içimdeki karmaşa büyüdü. "Bırak." dedi sesim titreyerek. Nefesim dudaklarına çarpmıştı. "Artık çok geç yavrum. Çok geç." Kısa ama deli bir bölümdü. Bence Meryem`in psikolojisi yerinde değil. Siz ne dersiniz?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD