Yeni Sahibim.

2085 Words
Yeni hikaye tam gaz devam. Bakalım ne diyeceksiniz bu bölüme. Keyifli Okumalar... Meryem... Gözlerimi açtığımda beni izleyen ablamı ve onun arkasındaki adamı gördüm. Hızla yerimde doğrulmuştum. Bu o adamdı. Benim odamda Buse ile oral seks yapan adam. Yutkundum. Korku dolu bakışlarımı adamdan ablama çevirdim. Ablam her zamanki gibi muhteşem görünmüyordu. Ağlamıştı. Makyajı akmıştı. Ve çok üzgündü. "Abla neler oluyor? Bu adamın odanda ne işi var?" diye sordum temkinle. Adam ablama fırsat vermeden. "Ben Demir Arslanlı. Senin yeni sahibinim." Sahibim mi? Yataktan hızla fırladım, ayaklarım soğuk zemine bastığında içimdeki tedirginlik iyice arttı. Ablamın önünden geçerek Demir Arslanlı'nın karşısına dikildim. Bana yukarıdan aşağıya bakarken, gözlerinde eğlenceli bir pırıltı vardı. Kendimi toparlamaya çalışarak sordum: "Az önce söylediklerinizi tekrar eder misin? " diye sordum. Gözlerindeki eğlenceli pırıltılarla gülümsedi ve "Ben senin yeni sahibinim." diye fısıldadı. Fısıltısı tüylerimi diken diken etse de belli etmemek için çabaladım. "Ben kimsenin süs köpeği değilim Demir Arslanlı. Müesseseden hizmet aldıysanız kapı orada gidebilirsiniz. Ben hiçbir yere gelmiyorum. " diyerek kapıyı ona gösterdiğimde ablam bana yalvararak baktı. Bakışlarında korkunun kulak sağır eden çığlıkları yankılanıyordu. Ona yaklaştım. "Beni bu adama verecek misin abla?" diye sorduğumda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Kollarını bana dolayarak sıkıca sarıldı. Geri çekildiğinde "Onunla git ablam. Söz veriyorum zamanı geldiğinde gelip seni alacağım." dedi. Demir`e baktım. beklemekten sıkılmış hali vardı. "Beni böyle adamla nasıl gönderirsin abla? " diye sordum dişlerimin arasından. Demir yaklaşıp kolumu tuttu. "Ablan seni bana sattı yavrum. Seni burada istemiyor," dedi soğuk bir sesle. İçimde bir volkan patlamıştı sanki. Ablamın beni satmış olması, ruhumun en derin noktalarına kadar işleyen bir acıydı. Gözlerim doldu, ama ağlayamazdım. Yıllarca güvendiğim, bana kol kanat geren ablamın ihaneti, içimdeki bütün umutları yıkmıştı. Dizlerim titredi, nefesim kesildi. Ablam, aynı kandan olduğum insan beni bir mafyaya satmıştı. Sözler beynimde uğulduyordu. Ben bir mal gibi satılmıştım. "Beni satmak mı?" dedim kısık bir sesle, "Neden?" Ablamın yüzünde çaresizlik vardı. Bu manzara, acımı daha da katmerlendiriyordu. Kendimi toparlamaya çalıştım, ama nafile. Demir'in soğuk eli kolumda, ablamın pişmanlık dolu gözleri üzerimde, ruhum parçalanıyordu. Ondan kurtulmak için çabalamadım. Bedenim bir anda öyle bitkin düşmüştü ki sanki içimdeki tüm hayat enerjim emilmişti. "Beni böyle adamla nasıl gönderirsin abla?" diye tekrar sordum, sözlerim hıçkırıklarla bölünüyordu. Ablamın gözlerindeki çaresizlik, benim acımı hafifletmiyordu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İçimde bir boşluk ve derin bir acı hissediyordum. Demir’in zorla beni sürüklemesiyle, hayatımın kontrolünü tamamen kaybettiğimi hissettim. Onunla gelmemek için gücümü kullanmak pahasına direndim. Ondan kurtulmak için diğer elini kavrayıp kendime çekerek tüm gücümle ısırdım. Bunu beklemediği için boş bulundu ve beni bıraktı. O an özgürlüğün kapıları önümde açılmış gibi hızla merdivenlere doğru koştum. Demir benim kaçtığımı gördüğünde elinin acısını unutmuştu. Ben merdivenleri hızla inerken o bağırdı. "Aras kızı yakala!" Alt kata az kalmıştı. Aras ismini duyunca tökezledim ve hızla bana doğru uçan iri yarı adamın kollarına düştüm. Adam beni hafif bir şeymişim gibi yakaladı ve kendine hapsetti. Şerefsiz Aras bana hareket alanı tanımamış bedenimi sıkıca tutmuştu. Özellikle bacaklarımı bacaklarının arasına hapsetmişti. Erkekliğine vuracağımı tahmin etmiş olmalıydı. Kendini emniyete aldıktan sonra yukarı doğru bağırdı. Kalın sesi beynimde yankılanmıştı. "Paket güvende patron. " Paket ben miydim? Kollarında debelendim. "Sensin paket. Pis herif. Brak beni. Şerefsiz, onun bunun çocuğu..." hakaretlerimden etkilenmemiş gibi elini ağzıma kapattı. "Sekkddmdkl.." Küfürlerim avucunun içinde anlamsız randomlara dönüştü. Demir merdivenlerden rahat rahat inerek yanımıza geldi. Aras denen çam yarması onu görünce, "Patron kız çok vahşi. " dedi. Ona dönerek ateş eden gözlerle yüzüne baktım. Hala debeleniyordum. Demir bana bakarak güldü. "Biz kimleri ehlileştirdik Aras. Bununla mı baş edemeyeceğiz? " Aras onu onayladı. O sırada merdivenlerden inen ablam Demir denen mafya bozuntusunun ayaklarına kapandı. Bizi izleyen ablamın çalışanları korku ile bir birilerine sarılmışlardı. Ablam Demir`in ayaklarına kapandığında hepsi yüzlerini çevirdiler. Patroniçelerini böyle görmeye dayanamamışlardı. Kalbime saplanana acı le gözlerim doldu. "Yalvarıyorum Demir. Bırak onu. Bak senin tarzın değil. Sen itaatkar kadınları seviyorsun. O ise çok asi. Seni zorlayacak." hıçkırarak ağlıyordu. Ve Demir`in ayaklarına kapandığı için hiç gocunmuyordu. "Ablaa" sesim Aras`ın avucunda buharlaştı. Eskisinden daha da şiddetli çırpınmaya başladım. Aras bile beni zapt etmekte zorlanıyordu. Demir o an ablama değil bana odaklanmıştı. Gri gözleri öfkelendiği için gümüş rengine dönmüştü. Ablamı umursamadan yanıma geldi ve kulağıma eğildi. O bana doğru gelirken ablam elini yüzüne kapatarak ağlamaya başladı. Sanki yeterince ağlamamış gibi. Demir, sıkkın ifadesini daha da kasvetlendirerek. "Dinle küçük hanım," dedi alaycı bir tonla. "Ya benimle gelirsin ya da ablanı ve bu evi orospuları ile birlikte ateşe veririm. Seçim senin." dedi. Bu sözler, içimdeki dehşeti daha da büyüttü.O an mücadeleyi bıraktım. Artık Aras`ın kollarında sakindim. Aras buna güvenerek elini ağzımdan çekti. Onların ne yaptığı artık umurumda değildi. Bakışlarım ablamdaydı.Ablamın gözlerinden süzülen yaşlar ve yüzündeki pişmanlık, ruhumda daha derin yaralar açıyordu. Demir’in tehdidi altında, bir seçim yapmam gerekiyordu. Ablamı kurtarmak için kendimi feda etmek zorundaydım. İçimdeki acıyı bastırarak, başımı eğdim. "Tamam," dedim, gözlerim dolu dolu. "Seninle geliyorum." Bu sözler, hayatımın sonunun geldiğini hissettirdi. Ben kaderime boyun eğince Demir Aras`a kafasını salladı. Aras beni bırakınca hemen ablama koştum. Ona sıkıca sarılarak veda ettim. Ona son bir kez sarılarak, içimdeki bütün umutları ve hayalleri Demir’in karanlık dünyasına bırakmak zorunda kaldım. **** Demir'in demir gibi soğuk elleri kolumda, evden çıkarıldığımda içimdeki korkuya rağmen ona direndim. Beni zorla arabaya tıktıktan sonra kendisi de bindi ve uzun konvoy halinden ablamın evinden ayrıldık. Derin sessizlik içinde yolu izlemeye başladım. İçimdeki savaşçı yanım şimdilik sakindi ama onun kısa zamanda ortaya çıkacağını biliyordum. Yol boyunca sessizlik içinde yol aldık, arabayı yalnızca motorun sesi dolduruyordu. Bir saat sonra şehirden çok uzakta orman evine vardığımızda, buranın büyüklüğü ve gösterişi karşısında şaşırdım. Ancak bu şaşkınlık, içimdeki endişeyi hafifletmedi. Arabadan inmekte direndiğim için Demir beni sertçe araçtan çekti ve sürükleyerek evin içine soktu. Karanlık koridorda yürüyerek merdivenlerle yukarı çıktık. İkinci katta sondaki odaya doğru sürüklendikten sonra odanın önünde durduk. Kapıyı açmadan önce bana baktı. Ona öfkeli bakışla karşılık verdim. Gri gözleri yaramaz parıltı ile parlıyordu. Ben bir şey diyecek diye beklerken o tek kelime etmeden odaya itip kapıyı sertçe kapattığında, yalnız kaldım. Odanın içinde yankılanan sessizlik beni daha da ürkütüyordu. Gözlerim yavaşça karanlık odada dolaştı, gölgelerin arasında belirginleşen detayları seçmeye çalışıyordum. Odanın içi büyük ve kasvetliydi. Duvarlarda birkaç eski tablo asılıydı, odanın atmosferine tuhaf bir ağırlık katıyordu. Bir köşede büyük, ağır bir gardırop duruyordu, sanki odanın karanlığını daha da derinleştiriyordu. Pencere kenarındaki kalın perdeler, dışarıdan gelen ışığı tamamen engelliyordu. Odanın merkezinde büyük, gösterişli bir yatak vardı, ama bu lüks görüntüye rağmen, o an bana hiç de davetkar gelmiyordu. Yatak, o an için bana sığınacak bir yer gibi görünüyordu. Yavaşça yatağa çıktım ve büzülerek bir köşesine çekildim. Bundan sonra başıma nelerin geleceğinden habersizdim. Zihnimde binlerce senaryo dolaşıyordu. Kafamda sürekli kaçış planları yapıyordum. Ayağa kalktım ve pencereye doğru ilerledim. Pencerenin dışından bakınca, evin yüksekliği ve çevresindeki karanlık orman daha da korkutucuydu. Pencereden kaçmak imkansız görünüyordu; kaçsam bile ormanda kaybolurdum. Pencerenin önünde durup dışarıdaki karanlık ormana bakarken, çaresizlik içinde ellerimi yumruk yaptım. Her nefes alışımda, içimdeki korku daha da büyüyordu. Geriye dönüp yatağa oturdum, kollarımı dizlerime sararak kendimi daha güvende hissetmeye çalıştım. Ama bu odada ve bu evde, güvende olmanın mümkün olmayacağına emindim. Zihnimde ablamın yüzü canlanıyordu. "Söz veriyorum, zamanı geldiğinde gelip seni alacağım" demişti. Ama o an ikimiz de bunun gerçekleşmeyeceğini biliyorduk. Ben burada ya o adama boyun eğecektim ya da ölüp gidecektim. İkinci şık tercihimdi. Bir süre karanlık odayı izlemeye devam ettim. Sıkılmaya başlamıştım. Zamanın nasıl aktığını anlamıyordum. Keşke telefonum yanımda olsaydı. En azından ablamı arardım. Nasıldı acaba? Mantığım onun beni bu adama sattığını haykırsa da kalbim yaptığı şeye sebep bulmuştu. Beni korumak için büyük meblağ istemişti. Ama başarılı olamamıştı. Zihnim düşüncelerimle meşgulken kapının altından sızan ışığı geç fark ettim. Bu kapının arkasında birinin olduğunu gösteriyordu. Yataktan indim. Adımlarımı dikkatlice atarak kapıya yaklaştım ve kulağımı kapıya dayadım. Kapının arkasından gelen ayak seslerini ve fısıltıları dinlemeye çalıştım. Ancak sesler net değildi; ne konuştuklarını anlayamıyordum. Geri çekilip yatağa çıktım. Sırt üstü yatarak bakışlarımı tavana sabitledim. Beni buraya neden getirdiklerini biliyordum. Demir beni beğenmişti ve becermek için ablamdan koparmıştı. Onca kadın varken neden ben? Çirkin değildim hatta güzeldim ama bu bir sebep değildi. Zaten şeyini ağzına alan Buse de çok güzel kadındı. Ama Demir onu değil beni istemişti. Neden? İşte bu nedeni bilmiyordum. Ama öğrenecektim. Bir süre sonra kapının kilidinin döndüğünü duydum. Kalbim hızla çarpmaya başladı ve endişe tüm bedenimi sardı. Kapı açıldığında, Demir’in yanında iki adam daha gördüm. Adamlar sert bakışlarıyla bana doğru ilerledi. Demir, alaycı bir gülümsemeyle, "Umarım rahatına bakıyorsundur," dedi. Ona öfkeyle baktım. "Ne istiyorsun benden?" diye sordum. Cevap vermeden önce bir an duraksadı ve sonra yüzündeki gülümseme daha da genişledi. "Seninle ilgili planlarım var Asi," dedi. "Ama önce kuralları öğrenmen gerek." Bana neden Asi demişti? Asi olduğum için m? Yoksa başka anlamı mı vardı? Adamlar bana doğru yaklaştı ve kollarımdan tutarak beni yataktan kaldırdılar. Direnmeye çalıştım, ama iki adama karşı güçsüzdüm. Demir’in soğuk bakışları altında, odadan dışarı sürüklendim. Karanlık koridorlardan geçtikten sonra, iki adamın arasında titreyerek duruyordum. Demir, büyük bir masanın arkasına geçti ve alaycı bir gülümsemeyle bana baktı. Sonra, sert bir sesle konuşmaya başladı. Her kelimesi içimde yankılanıyor, beni daha da derin bir korkuya, endişeye sürüklüyordu. "Bu evde kalacaksan, bazı kurallara uyman gerekiyor," dedi. Sözleri ağır ve tehditkardı. Ardından kuralları birer birer sıralamaya başladı: İyi de ben bu evde kalmak istemiyordum ki. Bu adam ne saçmalıyordu öyle? Ben içimde düşüncelerimle boğuşurken o kuralları sıralıyordu. 1. İtaat: "Benim söylediğim her şeye itaat edeceksin. İtiraz yok, soru yok. Sadece dediğimi gibi yapacaksın.". 2. Sessizlik: "Bu evde asla ve asla yüksek sesle konuşmayacaksın. Sessizlik esastır. İhtiyacın olduğunda izin alarak konuşabilirsin." 3. Kaçış Yok: "Kaçmayı denemeyeceksin. Orman seni yutar, geceyi çıkaramazsın. Herhangi bir kaçış girişiminde bulunursan, sonuçlarına katlanırsın." 4. Odadan Çıkma: "Sana izin verilmedikçe odandan çıkmayacaksın. Yemek ve diğer ihtiyaçların odana getirilecek. İzinsiz dışarı çıkman yasak." 5. Temizlik: "Odanda ve kendinde sürekli temizlik ve düzeni koruyacaksın. Pislik ve dağınıklık kabul edilemez." Sıraladığı kuralların ardından, en önemli ve temel kuralı vurguladı: "En önemli ve temel kural," dedi, gözlerini gözlerime dikerek, "yatakta bana itaat etmen. Bu, senin buradaki varlığının esas sebebi. İtiraz yok, soru yok. İtaat edeceksin." Sözleri içimde bir ürperti yarattı. Bu cümle, sadece bir kural değil, aynı zamanda bir tehditti. Bu evdeki varlığımın sadece itaat etmekten ibaret olduğunu anlamamı istiyordu. Bedenime attığı bakış içimi kaldırdı. Onunla isteğim dışında olmayacaktım. Öldürse bile. Raşit ile bu durumu yeterince yaşamıştım. İkincisini daha kaldıramazdım. "Sen kendine köle arıyorsan yanlış kişiyi alıkoymuşsun Demir Arslanlı. Ben senin istediğin tarz köle değilim. " dedim. Cesaretli çıkışım dikkatini çekmişti. Ayağa kalkarak yanıma geldi ve çenemi kavrayarak yüzümü yüzüne yaklaştırdı. Gri gözleri yine gümüşe dönmüştü. "Dudaklarımı iyi oku sürtük. Sen zaten benim kölemsin. Seni paramla satın aldım. İstediğimde altımda istediğimde odanda olacaksın. Canım seni ne zaman sikmek isterse hazırlanıp altıma yatacaksın." gözlerine öfke ile bakarak çenemi sert parmaklarının arasından kurtarmak için çabaladım ama nafileydi. Çabam onu eğlendirmişe benziyordu. Gülümsedi. "Böyle yaparak seni daha fazla istememe neden oluyorsun yavrum. Asi kadınları ehlileştirmek benim en büyük hobim." dudaklarıma baksa da çok şükür ki öpmedi. Çenemi bırakarak adamlarına işaret etti. Adamlar tekrar beni odaya götürmek için sürüklemeye başladılar. Onlara elimden geldiğince direnmeye çalışıyordum. Adamlar beni tekrar odaya götürüp kapıyı kapattıklarında, içimdeki korku ve çaresizlik daha da büyümüştü. Yatağa oturup düşündüm, ne yapacağımı bilemiyordum. Demir’in sözleri kafamda yankılanıyordu. En önemli ve temel kural, itaat etmekti. Bu acımasız dünyada, hayatta kalmak için ne yapmam gerektiğini biliyordum. Ama içimdeki umut kırıntısına tutunarak, bir gün bu kabustan kurtulacağımı hayal ediyordum. Şimdi, sabırla beklemek ve doğru anı kollamak zorundaydım. Ama bu süre zarfında, Demir'in acımasız kurallarına boyun eğmek zorundaydım. Bu düşünceyle yatağa büzüldüm, içimdeki korku ve çaresizlikle dolu bir geceye daha adım attım. Uyku gelip beni bulduğunda ona hiç beklemediğim bir anda yakalanmıştım. Sabaha gördüğüm kabuslarla savaşarak uyandım. Yorgun ve tedirgin bir şekilde yataktan kalktım. Saçlarım dağınıktı, yüzüm solgun ve endişeliydi. Odada bir kapı aradım. Ve bulmuştum. Kapıyı açarak içeriye baktım. Kocaman ve modern banyo beni cezb ediyordu. Banyoya girerek ihtiyacımı giderdim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynanın önünde diş fırçası kabında yeni ambalajlı diş fırçası olduğunu gördüm. Hemen alarak macunu sıktım ve dişlerimi fırçaladı. Dişlerimi temiz tutuyordum ve bir gece fırçalamamam benim için felaket demekti. Banyoda irim bittikten sonra dışarı çıktım. Ben odaya girerken hizmetçi olduğunu anladığım bir kadın yatağa tepsi bırakıyordu. Beni görünce gülümsedi ve "Günaydın. " dedi. Ağız ucuyla ona "Günaydın." dedikten sonra gitti. Yatağa yaklaşarak tepsiye baktım. "Madem asi kadınları ehlileştirmeyi seviyorsun. Uğraş şimdi benimle Demir Arslanlı." diyerek sinsice sırıttım ve tepsiyi aldım. Pencereye yaklaşarak onu açtım. Tepsiyi kavradım ve içimdeki öfkenin bir yansıması olarak, sert bir hareketle dışarıya fırlattım. Tepsi, havada bir an için süzülerek etrafa yiyeceklerin dağıldığı bir iz bıraktı. Yiyecekler rüzgarla savrulurken, o an içimdeki huzursuzluk da biraz olsun hafiflemiş gibi hissettim. Evin önündeki korumaların gözü önünde yiyecekler yerle buluşurken Aras kafasını kaldırdı ve bana baktı. Ona hafif gülümseyerek camı kapattım. Gel bakalım şimdi ayağıma Demir Arslanlı... Bölümü nasıl buldunuz?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD