SEKİZİNCİ BÖLÜM

3799 Words
Ilgaz ve Melek, hastaneden çıktıktan sonra ikisi beraber önce Meleğin ailesinin evine geldiler. Melek, dün annesini arayıp haber vermişti Ilgaz'ın hastanede olduğunu ve onunla kalacağını. Yine de Zuhal Hanım'ın dünden beri gözü yollardaydı. Ilgaz'ı o kadar çok merak etmişti ki sabaha kadar gözüne uyku girmemişti kadının.  Ilgaz'ın şuan  karşısında sapasağlam  olduğunu görünce çok sevindi. Kocası da sabahtan beridir sürekli Zuhal Hanım'ı arıyordu. Oda Ilgaz'ın nasıl olduğunu çok merak ediyordu. Ünal Bay, dün  bütün olanları Zuhal Hanım'dan öğrenmişti. Ilgaz'a oda çok üzülmüştü ama elinden gelen bir şey yoktu. Gencecik adamın yaşadıkları Ünal Bey'e kötü hissettirmişti. Bu sabah Kenan Bey in emriyle bir adam gelip Ünal Bey'i yeni işine götürmüştü. Ünal Bey, artık itiraz falan etmek istemiyordu. Madem Kenan Bey ve ailesi onları ailelerine kabul etmişti. Ünal Bey, de onları ailesi olarak kabul edecekti bundan sonra. Gurur yaparak hem karısının hem de çocuklarının hayatını daha fazla zorlaştırmak istemiyordu. Meleğe gelince. Melek için hala çok üzülüyordu. Melek, Ünal Bey'in içinde kanayan yara olmuştu. Kızının ailesi için yaptığı fedakârlık Ünal Bey'in unutabileceği bir şey değildi. Zuhal Hanım, iki ailenin biraz daha yakınlaşması için Ilgaz'ı ve ailesini akşam yemeğine davet etmeye karar verdi. Çünkü ilk gelişlerinde pekte iyi karşılamamışlardı onları. Önce Ilgaz'a akşam ailen yemeğe bize gelir mi acaba? Diye sordu. Ilgaz, Zuhal Hanım'ın davetine çok sevinmişti. "Tabi ki gelirler Zuhal anne" dedi. Sonra da annesi ve babasını arayıp Meleğin evine akşam  yemeğe gelmelerini söyledi. Daha sonra da Zuhal Hanım'dan Melekle dışarı çıkmak için izin istedi. Eğer izin verirlerse bugün nikâh işlemlerini başlatmak istediğini söyledi. Zuhal Hanım, her ne kadar   evlenmeleri için henüz erken olduğunu düşünse de Ilgaz'ın gözlerinde ki heyecan ve ışıltı kadını kabul etmek zorunda bırakmıştı. Zuhal, bu heyecanı Taylan'da bile görmemişti. Taylan'da kendince seviyordu belki. Ama Ilgaz'ın sevgisi çok güçlü ve derindi. Bunu çok iyi anlamıştı Zuhal Hanım. Kızı adına çok mutluydu kadın. Çünkü kızı bu defa gerçek sevgiyi bulmuştu anlaşılan. Bir anne olarak maddi sıkıntı çekmeyeceğini bilmekte kadının içini rahatlatıyordu. Melek, yıllardır maddi sıkıntılar yaşıyordu zaten. Para yüzünden bırakmamış mıydı Taylan onu. Taylan'ın annesi sırf fakir bir kız olduğu için oğluna istememişti kızını. Bu sefer kızının doğru adamı bulduğuna inanmak istiyordu Zuhal. İnşallah Ilgaz, yanıltmazdı Meleği. Zuhal, derin düşünceler üçündeyken Ilgaz, tekrar sordu aynı soruyu. "Zuhal anne ne dersiniz gidebilir miyiz?" dedi kadının gözlerine bakarak. Zuhal Hanım, Ilgaz'a bakıp gülümsedi. Sonra da, "Tamam oğlum gidebilirsiniz. Yalnız akşama çok geç kalmayın. Biliyorsunuz misafirlerimiz var" Annesinden izin aldıktan sonra. Melek, hemen üzerini değiştirmek için odasına gitti. Önce hemen kısa bir duş aldı. Banyodan çıktıktan sonra saçlarını kurutup  iddialı bir makyaj yaptı. Sonra da vücuduna tam oturan saks mavisi bir elbise giydi. Elbise hem  kısa hem de göğüs dekoltesi vardı. Sırt dekoltesi de olan elbiseyi de giyen  Melek, hızlı adımlarla aynanın karşısına geçti. Kız aynaya bakarak ve kendini baştan aşağı süzdü. Bu elbiseyi Ilgaz'ın  tepkisini ölçmek için giymişti. Ilgaz'ın kıskanç hallerini merak ediyordu kız. Melek, üzerini değiştirirken Ilgaz, susamış ve su almak için  mutfağa gitmişti. Genç adam suyunu içerken, "Ben hazırım" diyerek Melek, girdi mutfağa. Ilgaz, elinde bardakla hızla  ona döndü. Meleği gördüğünde ise içtiği su boğazına takıldı. Melek öksürük krizine giren Ilgaz'ın sırtına eliyle vurarak: "Helal Ilgaz. Ne oldu sana? İyi misin söylesene?" dedi telaşla. Ilgaz, hem öksürüp hem de elindeki bardağı mutfak tezgâhına bıraktı. Sonra da Melek’e bakarak: Eğer beş dakika içinde o elbiseyi çıkarmazsan Meleğim. Seni.. Gerisini sen getir" dedi. Sonra da derin bir nefes alarak konuşmaya devam etti "Benim gördüklerimi kimse göremez. Kimse sana benim gibi bakamaz Meleğim" "Ilgaz ya. Olmamış mı elbise, yakışmamış mı bana?" "Sorunda bu ya Meleğim. Çok güzel olmuşsun.  Sana bakmaya ben kıyamazken, başka adamların sana bakması beni çıldırtır. Şu an var ya seni öpmemek için zor tutuyorum kendimi. Bu yüzden lütfen Meleğim. Lütfen o elbiseyi çıkar." "Ilgaz Bey, siz kendinizi bana yanlış mı tanıttınız? Ben sizi gayet modern, anlayışlı, açık görüşlü bir adam olarak tanımıştım. Yoksa yanılmış mıyım?" "Benim güzel sevdiğim. Konu sen olunca her şey değişiyor biliyor musun? Bazen sana olan aşkım beni şeker gibi eritiyor tatlı bir adama dönüşüyorum. Bazen de kıskançlıktan bir canavara dönüştüğüm doğrudur. Şimdi eğer bana izin verirsen o canavar seni." dedi ve Meleğin dudaklarına yapıştı. Önce kızın tepkisinden korkarak çok çekinmişti ama daha fazla dayanamamıştı. Öyle seviyordu ki esmer güzeli yârini. Kimse ona hayranlıkla baksın istemiyordu. Ilgaz'ındı Melek. Onun yâriydi. Başka gözler değmesin istiyordu genç adam. Ilgaz'ın Meleği çok güzeldi. Aklını başından alıyordu genç adamın. Ona bakan gözleri tek tek oymak istiyordu. Melek, ilk anda afallayıp kendini geri çekmek istese de Ilgaz izin vermemişti buna. Kızı kollarıyla sıkıca sarıp kaçmasına müsaade etmemişti. Ilgaz, öyle tutkuyla öpüyordu ki Melek, donup kalmıştı. Ne yapacağını  nasıl karşılık vereceğini bilememişti. Daha doğrusu öpüşmeyi bilmiyordu ki kız. Taylan, onu çok öpmek istemişti ama ona hiçbir zaman izin vermemişti. Onu seviyordu belki. Belki de sevdiğini sanıyordu. Ama yine de ona izin vermek içinden gelmemişti nedense. Ilgaz, tutkusuyla aşkıyla muhteşem bir erkekti. Bunu daha iyi anlamıştı Melek. Bir öpücükle kızın aklını başından almıştı. Ilgaz, Meleğin dakikalardır öpüşüne karşılık vermediğinin fark edince zorla da olsa kendini geri çekti. Gözleri hala kapalı olan kızın gözlerinden öptü bu defa. "Özür dilerim Meleğim. Lütfen affet beni. O kadar güzelsin ki dayanamadım. Seni bir daha zorlamayacağım. Lütfen üzülme olur mu? Kızma bana lütfen" "Ilgaz'ın bu sözleri üzerine Melek hemen Ilgaz'ın gömleğinin yakalarından tutarak kendine çekti hızlıca. Sonra da dudaklarını adamın dudaklarıyla buluşturdu. Hiç hareket etmeden derin bir öpücük bıraktı ve geri çekildi. "Benim aptal sözlüm. Ben sana kızmadım ki. Ben, bu konularda çok acemiyim. Beni ilk öpen erkek sensin Ilgaz. Bu yüzden bocaladım. Donup kaldım. Çünkü n e yapacağımı bilmiyorum." "Seni ilk ben öptüm öylemi? Şu an o kadar mutluyum ki anlatamam Meleğim. Her şeyi ikimiz beraber öğreneceğiz öyleyse. Sana bir şey itiraf edeyim mi? Sen de benim ilk öptüğüm kadınsın. Ve sana yemin ediyorum. Son öptüğüm kadında sen olacaksın. Bundan sonra hayatıma kimse girmeyecek." "Ilgaz Ağam, kusura bakma ama öpüşün hiçte acemi öpücüğüne benzemiyordu. Resmen nefesim kesildi." "Nefesini kestiğime çok sevindim kadın. O zaman beni sevebilmen için umut var demektir. Ve ayrıca doğru söylüyorum. İlk öptüğüm kadın sensin. İnan hiç de zorlanmadım. Doğaçlama gelişti her şey" Melek, Ilgaz'ın koluna yumruğunu geçirdiği anda annesi girdi içeriye. "Ne yapıyorsun kızım, neden vuruyorsun çocuğa" dedi Meleğe bakarak. "Şey ben.." Melek bir cevap veremeden annesine bakarken, Ilgaz konuşmaya başladı. "Ben hiç bir şey yapmadım Zuhal anne. Sadece elbisen çok güzel dedim. Oda bana vurdu." Zuhal Hanım Ilgaz'ın sözleri üzerine kızını baştan aşağı sürdü. Sonra da,  "Tü edepsiz kız. Bu ne biçim elbise böyle. Yarısı nerde bunun" dedi elbiseye bakarak. "Anne ya. Sen de mi? Baksanıza bir nesi var elbisenin? Ben çok beğendim" diyerek saçlarını havalandırıp kendi etrafında döndü cilveli bir edayla. Bunu fark eden annesi. Kızının bu hareketine biraz kızsa da. Aslında  çok da sevinmişti. Çünkü Melek'te Ilgaz'ı sevecek gibi duruyordu. Zuhal Hanım. Bir gerçeği daha anlamıştı. Melek, Ilgaz'ın yanında çok rahattı. Sanki yıllardır genç adamı tanıyor. Onunla beraber yaşıyor gibiydi. İkisini karşılaştırmak istemiyordu ama Taylan'ın yanında bu kadar rahat değildi Melek. Ya da Zuhal Hanım, öyle zannediyordu. Sürekli beraberlerdi ama hep bir eksiklik hissetmişti Zuhal Hanım. Taylan, Meleği kendine göre çok seviyordu belki ama Ilgaz'ın sevgisinin yanından bile geçemezdi. Ilgaz,  sevgisini karşısına olduğu gibi yansıtıyordu. Meleği çok sevdiğini onları tanımayan biri bile bir bakışta anlardı. Melek, içinde durum aynıydı. Melek, Taylan'a böyle küçük oyunlar yapmazdı mesela. Davranışlarını test etmeye çalışmazdı. Taylan'la onun beraberliği olması gereken bir şey gibiydi Melek, için. Ya da çocuk denecek yaşta karşısına çıkan Taylan'ı bir mecburiyet olarak görüyordu kız. Daha doğrusu ilişkilerinde ruh yoktu. Meleğe bakarken dalıp giden Zuhal Hanım. Kızının tekrar seslenmesiyle kendine geldi. "Meleğim, kızım çok güzel olmuşsun. Hadi madem çıkın. Daha fazla oyalanmayın. Akşama da erken gelin olur mu? Meyra, okuldan sonra arkadaşıyla beraber gelecek. Ondan bana yardım etmesini istedim." "Tamam, anneciğim" dedi Melek. Sonra da annesine sarılarak Ilgaz'ın yanına geldi. Genç adam kıza bakmaya dalmışken elinden tutup çıkışa yürüdü. Ilgaz, Meleğin peşinden kapıya kadar geldi. Melek, kapıya açmak için elini uzattığında hemen Meleğin elinden tutarak çevirip sert bir şekilde kapıya yasladı. Sonra da kızın üzerine eğilip dudaklarını  kulağına yaklaştırdı. Önce derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştı. Zira kızın güzelliği genç adamı deli ediyordu. Melek, donup kalmış bir şekilde Ilgaz'ın ne yapacağını beklerken. Ilgaz kızın açık boynuna tutkulu bir öpücük bırakarak tekrar kulağına yaklaştı. "Meleğim, eğer bu elbiseyle dışarı çıkarsan. Sana yan gözle bakan her erkek gördüğümde, seni herkesin içinde öperim. Seni uyarıyorum bak. Ayrıca seni bilmem ama bu benim çok hoşuma gider." Melek, Ilgaz'ın söylediklerine başını aşağı yukarı sallayarak cevap verdi. Çünkü kızın şu an bacakları titriyordu ve konuşamıyordu bile. Ilgaz'ın tutkusu kızın nefesini kesiyordu. Böyle bir duygunun olduğunu bugüne kadar bilmiyordu kız. Ilgaz, öyle tutkulu ve âşık bir adamdı ki. Melek, kendinden korkmaya başlamıştı. Çünkü kalbi her an Ilgaz'a teslim olabilirdi. Melek, gözleri kapalı bir şekilde beklerken Ilgaz kızın gözlerinden de öperek, "Nefes al Meleğim. Sonra da git üzerini değiştir" dedi. Melek, tekrar olumlu anlamda başını salladı ve onu kapıya yapıştıran adamdan kurtularak odasına koştu. Odasına girip kapıyı kapattıktan sonra sırtını kapıya yasladı. "Sakin ol Melek. Ne yapıyorsun sen? Sen Nasıl bir kız oldun böyle? Neredeyse adamın içine düşeceksin" dedi kendi kendine. Sonra da kendi yanaklarına vurdu ellerini. Hemen dolabına gidip kumaş bir pantolon, ona uygun zarif bir gömlek giyip hemen Ilgaz'ın yanına geri geldi. Ilgaz, kıza şöyle bir baktı. "Yok Meleğim. Ben seni eve kapatmalıyım. Seni benden başka kimse görmemeli. Çünkü senin her halin muhteşem." "Yapma Ilgaz ya. Gerçekten böyle bir şey yapmazsın değil mi? Senden korkmamalıyım değil mi?" "Ah benim gönlümün sahibi esmer sevdam. Tabiki şaka yapıyorum. Ben sana kıyabilir miyim hiç? Senin üzülmene dayanabilir miyim?" Ilgaz ve Melek, evden çıktıktan sonra nikâh tarihi almak için nikâh dairesine gittiler. Oradaki işlerini hallettikten sonra Melek, Ilgaz'ın yorulacağını düşünerek bir kafeye girmeyi teklif etti. İki genç kafeye oturup garsonun gelmesini beklemeye başladılar. Garson gelir gelmez Melek, sade bir kahve istedi. Ilgaz, ise sadece su. Melek, derin bir nefes alıp Ilgaz'a baktı. Ilgaz da aynı şekilde bakmalara doyamadığı sevdasına baktı göz ucuyla. Sonra da sandalyesini Meleğin yanına getirdi. Kafede bulunan onca kişiye aldırmadan Meleğin başını kendi omzuna yasladı. Daha doğrusu Melek'ten çok uzun olduğu için adamın göğsüne yaslandı kız. "Meleğim benim. Senden neden ayrı kalamıyorum ki ben? İlla nefesin nefesimde olacak. Yoksa inan ki boğuluyorum. Bu normal mi söylesene? Ben delirdim mi, yoksa aşkından? Mecnun mu oldum anlamadım" Melek, Ilgaz a bakıp bir şey söyleyeceği sırada kahvesi geldi ve garson tarafından masaya bırakıldı. Garson bu güzel çifte gözaltından bakarak gülümsedi. Sonra da masadan ayrıldı. Melek, şuan olduğu yerde çok mutluydu. Kahveyi çok sevdiği halde binlerce fincan kahve verseler, Ilgaz'ın kalbinin üzerinde soluklanmayı tercih ederdi. O kadar huzur doluydu şuan. Dünyada ne olursa olsun umurunda değildi. Ilgaz, kahvesi geldiği halde kımıldamayan Meleğe gülümseyerek başından öptü. "Meleğim" dedi. Aşk kokan ses tonuyla: Biliyorum. Şu an olduğun yerden çok memnunsun ama kahven soğuyacak" Melek, Ilgaz'ın sözlerinden sonra kapalı olan gözlerini açtı. Sonra da Ilgaz'a çevirdi bakışlarını. "Senin kalbinin ritmi bana huzur veriyor adam. O sesi dinlemeyi dünyadaki hiç bir şeye değişmem." Ilgaz, genişçe gülümsedi ve masadaki suyunu aldı. Meleği ona iltifat ermişti. Buda onu çok mutlu ediyordu. Kalbi huzurla aşkla dolmuştu genç adamın. Sanki Melekle yeniden doğuyordu. Melek te soğumak üzere olan kahvesini aldı ve bir yudum içti. Fincanı tekrar masaya bırakıp etrafı izlemeye başladı. Bir ara gözleri kafenin kapısına takıldı.  Kafenin kapısını  açıp içeri giren adama baktı. Öfkeyle içeri giren adam aynı öfkeyle Melek ve Ilgaz'ın oturduğu masaya geldi.Melek, kahvesinden bir yudum alıp fincanı tekrar masaya bıraktı. Sonra da elini çenesinin altına koyarak etrafı izlemeye başladı. Bir ara gözü kafeteryanın kapısına ilişti. İşte o zaman gördü kafeteryanın kapısından içeri giren adamı. Melek, şok olmuş bir şekilde adama bakarken adam hızla Melek ve Ilgaz'ın olduğu masaya geldi. Önce Meleğe baktı özlemle. Sonra da öfkeli bakışlarını Ilgaz'a çevirdi. Ilgaz, gözünü bile kırpmadan sevdiği kıza bakarken masaya gelen adamı görüp hemen ayağa kalkmıştı. "Ne arıyorsun lan burada?" dedi  öfkeyle bakan adama. "Ne arıyorum öyle mi? Ne aradığımı söyleyeyim sana. Sende bana ait bir şey var Ilgaz Ağa. Bir gün onu senden geri  alacağım onu söylemeye geldim" "Sen canına mı susadın lan? Ne söylemeye çalışıyorsun? Kendini öldürtmek mi istiyorsun? Burada sana ait hiç bir şey yok. Hem sana ait bir şey olsa senin yanında olurdu değil mi? Erkek adam kendisine ait olan bir şey zaten kaybetmez" "Sana ait şey nedir, sen ne diyorsun be adam?" diyen Melek, öfkeyle fincandaki kahveyi Taylan'ın suratına fırlattı. Taylan, hemen  bakışlarını Meleğe çevirdi. "Sen ne yapsan haklısın Melek. Sana karşı boynum kıldan ince. Hatalı olan benim. Seni yarı yolda bırakan benim. Sen beni öldürsen bile kılım kıpırdamaz. İnan bana ben böyle olsun hiç istemedim. Oyuna getirildim Melek. Ben oyuna getirildim. Senden ayrılmayı ben istemedim. Annem ve karım olacak kadın beni tuzağa düşürdü. Ben  her şeyi çok geç öğrendim. Onların oyunlarını daha  yeni öğrendim. Beni affet Melek. Gel her şeye yeniden başlayalım. Bu adamı bırak. Tekrar eski günlerimize dönelim lütfen. Sen de beni unutmadın değil mi Melek? Ben mi hala seviyorsun değil mi?"  Ilgaz, Taylan'ın Meleğe söylediklerini duyunca çıldırmıştı. Bir taraftan da  söylediklerinden çok korkmuştu. Meleğin o adama geri dönüp Ilgaz'ı bırakacağından çok korkmuştu. Taylan'ın söylediklerinden sonra herkes bir anda sus pus olmuştu. Masada şuan ölüm sessizliği vardı. Bir süre sonra Taylan, tekrar konuşmaya başladı. "Sana her şeyi anlatacağım Melek. Bana oynanan oyunları. Ben o gün." "Melek, seni dinlemeyecek konuşmayı kes artık. Birazcık adamlığın kaldıysa  masamızı terk et. Yoksa seni doğduğuna pişman ederim." Ilgaz'ın sözlerinden sonra sinirlenen Taylan, "Çok korkuyorsun değil mi?" dedi. Ilgaz'a bakarak. "Onu kaybetmekten çok korkuyorsun. Melek ve ailesinin zor durumundan yararlandın. Paranla kandırdın onu. Yoksa senin gibi hasta bir ada." "O cümleyi sakın tamamlama!" diye bağırdı Melek. "Sen kimsin be? Sen kimsin de benim sevdiğim adama bunları söyleyebiliyorsun?" "Melek, ben." "Sen hangi akla hizmet benim karşıma çıkıp aldatıldığını sana oyun oynandığını söylüyorsun. Ben bunları bilmiyor muyum, tahmin etmiyor muyum zannediyorsun? Annen seni benimle evlendirmemek için ne gerekirse yapacaktı. Seni her şekilde  engellemeye çalışacaktı zaten. Kadın boş durmayacaktı. Bunu sende biliyordun. Oyuna gelen sendin. Ben değil Taylan. Her şeyi bitiren sendin. Hani bana gönderdiğin mektupta yazmışsın ya? İki çıplak bir hamama yakışır diye. Dediğin doğru aslında. Sen benimle bir hayat geçirebilecek bir adam değildin. Biliyor musun? Annene minnettarım şimdi. Çünkü sen beni bırakmasaydın. Ben Ilgaz'ı tanıyamazdım" dedi Ilgaz'ın elinden tutarak. Sonra da bakışlarını Taylan'a çevirip. "Ben sana ait değilim. Hiç bir zaman da olmadım. Senin kandırılmış olmanda benim umurumda bile değil. Bizi rahat bırak. Seni bir daha hiç bir şekilde görmek istemiyorum. Sen benim için yoldan geçen sıradan bir adamsın. Hiç umursamadığım. Dikkatimi bile çekmeyen bir yabancı. Bir daha da sakın Ilgaz'a hasta falan demeye kalkma. Sen sağlam vücudunla sözde sevdiğinle evlenmeyi bile beceremedin." "Lütfen Melek. Beni dinle. O mektubu ben yazmadım. Ben sana öyle bir mektup asla yazmam. Ama şuna inan. Ben senden asla vazgeçmem. Bir gün sen de beni affedeceksin. Bunu biliyorum. Gerçekleri sende anlayacaksın. Seni gerçekten sevenin ben olduğumu anlayacaksın" "Ölmeyi tercih ederim. Anladın mı? Seni tekrar affetmektense ölmeyi tercih ederim. Bizim hayatımızdan çık git. Bir daha sakın karşıma çıkma." "Asla vazgeçmem Melek. Senden asla vazgeçmem Bunu yapamam. Seni başkasına bırakamam." "Sana git dedi duymadın mı? Dedi Ilgaz sinirle. Sonra da Taylan'ın yanına yaklaşarak, "O benim anladın mı?  Taylan mısın ne haltsın? Melek benim. Benim kadınım. Seni burada öldürmemi istemiyorsan ondan uzak dur. Eğer karşıma çıkmaya devam edersen sana acımam" dedi sadece Taylan'ın duyacağı ses tonuyla. Taylan, "Görüşeceğiz. Bunu  göreceğiz Ilgaz Güçlüoğlu. Melek, için her şeyi göze aldım" dedi ve kafeteryadan çıkıp gitti. Melek, Taylan'ın gitmesinden sonra öfkeyle oturdu kalktığı masaya. Sinirden elleri titriyordu kızın. Hangi cüretle karşısına çıkıyordu? Böyle bir hakkı nereden buluyordu bu adam? Birde utanmadan Meleğin hala onu sevdiğini söylüyordu. Konuşmaları kızın midesini bulandırmıştı. Ilgaz ise masada elleri titreyen Meleğin bu halini yanlış anlamıştı. Onun Taylan'ı aklından çıkarmadığını düşünmüştü bir an. Meleğin daha fazla üzülmesini istemediği için aklından geçeni söyleyivermişti. "Melek, üzülme ne olur. Senin üzülmen beni kahrediyor. Eğer istersen onunla..." "Sakın!!" diye bağırdı Melek. Sakın  daha fazla konuşma. Yoksa seni asla affetmem. Ne yapmaya çalışıyorsun sen? Güya beni çok seviyorsun. Ne yapacaksın ha? O adama mı vereceksin beni? Nasıl bir erkeksin sen?" Ilgaz, Meleğin öfke dolu sözlerinden  sonra hiç bir şey söylemeden cüzdanını çıkardı. İçinden yüz tl çıkarıp masaya bıraktı. Sonra da Meleğin elinden tutarak hızla kafeteryadan çıktı. Arabanın yanına kadar tek bir kelime bile konuşmadan geldiler. Ilgaz, arabanın kapısını açıp önce Meleği bindirdi. Sonra da şoför kapısına dolandı. Kendisi de arabaya bindikten sonra, Meleği hızla tutup kendine çekti. Sonra da sıkıca sarılarak saçlarını öptü defalarca. Kızın boynuna burnunu sürterek kokusunu içine çekti. Defalarca, defalarca kokladı sevdiği kadını. "Bu saatten sonra Meleğim. İki dünya bir araya gelse, seni benden kimse alamaz. Sen benimsin akşam güneşim. Sen benim karanlık geceme doğan akşam güneşimsin. Seni benden ancak ölüm ayırır" Ilgaz, Meleğin bir şey söylemesine müsaade etmeden dudaklarına yapıştı. Kalbinde ki büyük aşkla, Meleğine olan büyük tutkusuyla öptü, öptü. Meleğin annesi Meyra ve Meyra'nın arkadaşının yardımıyla akşam için bütün hazırlıkları tamamladılar. Hava yavaş yavaş ısındığı için masayı bahçeye hazırlamaya karar verdiler. Zuhal Hanım, yemeklerin son durumlarıyla ilgilenirken Meyra ve arkadaşı masayı hazırlamıştı bile. Bir arada Meyra, eniştesini çok merak ediyordu. Eşyalar taşınırken  görmüştü ama henüz tanışamamışlardı. Babası Ilgaz'ı kabul etmediği için Meyra, Ilgaz'ın konusunu bile açamamıştı. Günlerdir üniversite sınavı için hazırlanan kızın gözü hiçbir şey görmüyordu zaten. Sadece geçen gün onları kurtaran adam vardı aklında. Onu düşünmek istemese de sık sık aklına geliyordu. Karşısına nereden de çıkmıştı o adam. Bir anda girivermişti aklına. Meyra'nın sürekli onu düşünmesine neden olmuştu. Oysa kız ablasının yaşadıklarından sonra ne âşık olmak istiyordu.  Ne de başka bir şey istiyordu.  Kendini sadece okuluna adapte etmişti oysaki. Ama karşısına çıkan bu sırık kızı rotasından çıkarmaya çalışıyordu. Başka bir yerde de Ebru, derin düşünceler içindeydi. Diyar, gitti gideli kız çok üzgündü. Bu yakışıklı serseri başına dert olmuştu yıllardır. Ondan ne kadar kaçmaya çalışsa da olmamıştı bir türlü. Ebru, kaçtıkça kalbi Diyar'a koşmuştu. Onca onun la evlenmeye hazır zengin adam varken o gitmiş Diyar, serserini sevmişti. Eskilerin de dediği gibi gönül ota değil bo... a konarmış. Tamda böyleydi işte. Ebru'nun kalbinde bir volkan gibiydi Diyar'ın aşkı. Ebru, onu görmemeye daha fazla dayanamayacaktı artık. Kız kardeşinin ona ihtiyacı vardı ama Ebru, kafayı yemek üzereydi. Her ne olursa olsun Diyar'ı görmeliydi. O da bu yüzden bugün sabah kalkar kalkmaz babasını aramış İstanbul'a gelmek istediğini söylemişti. Babası çok  karşı çıkmıştı kızına. İstanbul'a gelmesini istememişti ama fayda etmemişti. Kızının yalvarmalarına daha fazla dayanamayan Kenan Bey, karşı  koymayı bırakmıştı. Mecburen kabul etmişti kızının isteğini. Olacakları engelleyemezdi nasılsa. Kızı ve Diyar'ın kaderi birse onları ayıramazdı adam. Bu yüzden  Ebru'nun gelmesine izin verdi. Ayrıca Ebru’dan gelirken kız kardeşini de getirmesini istedi. Kardeşi de lise ikinci sınıftı ikisinin de sene sonu sınavları bitmek üzereydi. Ebru, babasının isteğini kabul etmişti. Kız kardeşiyle beraber artık İstanbul'da yaşayacaktı. Hem bu sayede annesi sürekli Adana'ya gelip gitmek zorunda kalmayacaktı. Ebru, kendince bir karar vermişti Eğer Diyar, Adana'ya dönmezse oda dönmeyecekti. Öfkesiyle dünyayı bile yakabilecek güçte olan sevdiğiyle ne yapacaktı bilmiyordu ama. Ondan uzakta  olmak istemiyordu. Diyar'ın nefreti mi büyük sevgisi mi görecekti. İstanbul'a gelmeden önce Ebru'yu görmeye geldiğinde anlamıştı aslında. Diyar'ın ne kadar âşık ve tutkulu bir erkek olduğunu. Ama yine de çok korkuyordu kız. Ya Diyar, nefretinden vazgeçmezse. Ya babasına olan kini hep devam ederse, ne yapacaktı kız? Canından çok sevdiği babasından mı vaz geçecekti? Asla. Bunu asla yapamazdı. Aşkından ölse bile babasından vaz geçemezdi. Bu aşk onun sonu olacaktı. Bunu çok biliyordu Ebru. Ama vaz geçemiyordu bir türlü  Unutamıyordu Deli sevdasını. Yüreği deli adamı nasıl uslandıracaktı. Öfkesini nasıl söndürecekti? Bunu hiç bilmiyordu kız. Yine de bir yolunu bulacaktı Ebru. Asla vazgeçmeyecekti hırçın yârinden. Ebru'nun sevdiğiydi Diyar. Ne olursa olsun hiç kimseye vermeyecekti onu. Ilgaz ve Melek, sahilde oturmuş yavaş yavaş batan güneşi izliyorlardı. Melek, Ilgaz'ın omuzuna yaslanmış sessiz ve mahsundu. Bugün yaşadıklarına hala inanamıyordu kız. Taylan'ın böyle gurursuz bir adam olacağı aklının ucundan bile geçmemişti. Melek, onunla birlikte geçen beş yılından şimdi daha çok pişmandı. Ilgaz, sürekli üzgün bir şekilde düşünen kızın alnından öptü. Sonra da saçlarını okşayarak, "Üzülme gönlümün sultanı. Senin yüzünde ki hüzün beni kahrediyor. Sen mutlu ol istiyorum Meleğim. Senin yüzün hep gülsün. Ne olur bende dâhil kimse için üzülme." "Ben seninle mutluyum Ilgaz. Sadece kızgınım. O adam ne hakla benim karşıma çıkıp konuşabiliyor. O benim için artık bir yabancı. Ne hakla bizim masamıza gelir? Ne hakla huzurumuzu bozar? O adam beni o gün nikâh salonunda herkese rezil ettiği an benim için bitmişti. Ben onun gibi biriyle konuşmak falan istemiyorum" "Tamam Meleğim. Üzülme sen lütfen. O adamın sana yaklaşmasına  izin vermeyeceğim. Merak etme sen olur mu akşam güneşim?" Melek ve Ilgaz, yarım saat daha sahilde kaldıktan sonra Meleğin evine gittiler. Ilgaz, önce yolda gelirken aldığı kıyafetlerle üzerini değiştirdi. Sonra da içmesi gereken ilaçlarını içti. Zuhal Hanım, Ilgaz'a o kadar iyi davranıyordu ki, Meleğin evinde kendini yabancı hissetmiyordu. Akşam saati yaklaşınca Ünal Bey'de döndü işten. Adam yeni işinde hiç zorluk çekmiyordu. Bu yüzden de kendini aşırı yorgun hissetmiyordu. Ünal Bey, eve girdiğinde Ilgaz'ın salonda Meyra ve oğlanlarla sohbet ettiğini gördü. Bir süre kapıda durup onları izledi. Hepsi bir arada çok mutlu görünüyordu. Ilgaz, bütün ailenin gönlünü almayı başarmıştı. Ilgaz, onlara bir şeyler anlatıyor Meyra ve çocuklarda Ilgaz'ın söylediklerine kahkahalarla gülüyorlardı. Ilgaz’da hemen kabul etmişti Meleğin ailesini. Onlarla gayet samimi bir şekilde konuşuyordu. Ünal Bey, onları bir süre daha izledikten sonra yanlarına doğru adımladı. Ilgaz, Ünal Bey'in geldiğini fark edince  hemen ayağa kalktı. Ünal Bey, ona samimi bir o kadar da tedirgin gözlerle bakan genç adamın yanına kadar geldi. Sonra da, "Hoş geldin Ilgaz. Lütfen rahatsız olma evladım, otur rahatına bak dedi. Ilgaz, önce gidip Ünal Bey'in elini öptü. Sonra da ikisi beraber geçip koltuğa oturdular. Meyra, babası geldikten sonra mutfağa annesi ve ablasının yanına gitti. Mutfağa girer girmez hemen koşup ablasına sarıldı. "Ablacım. Biliyor musun? Ilgaz eniştem çok iyi bir insanmış. Bir kaç saatte kalbimizi çaldı. Onu senden daha çok sevebiliriz haberin olsun" dedi. Melek, gülümseyerek kardeşine bir şey söyleyeceği  sırada dışarıdan araba sesi geldi. "Geldiler" diye bağırdı Meyra. Melek, hemen mutfaktan çıkarak aynaya koştu önce. Son bir kez kendine aynada baktıktan sonra hemen kapıya yürüdü. Ünal Bey ve Ilgaz da dakikalardır koyu bir sohbetin içindeydi. Onlarda korna sesini duyunca ayaklandılar. Ünal Bey, Ilgaz'a bakarak, " Sende artık bu evin bir üyesisin Ilgaz. Lütfen hiçbir zaman çekinme. Şimdi gidin Melekle beraber aileni karşılayın" dedi. Melek, kapıya geldiğinde Ilgaz'da gelmişti çok tan. Ilgaz, Meleği de kapıda görünce ona gülümseyerek elini uzattı. Melek, Ilgaz'ın uzattığı eli tutarak kapının kolunu çevirdi. Sonra da evin giriş kapısından çıkıp bahçe kapısına yöneldiler. Ilgaz'ın ailesi bahçe kapısında kapının açılmasını bekliyorlardı. Onlarla beraber Cüneyt'te gelmişti Meleğin evine. Cüneyt, yemek organizasyonundan habersiz amcasını ve Ilgaz'ı ziyaret gitmişti villaya. Onlar tam villadan ayrılırken karşılaşmışlardı. Kenan Bey'de Cüneyt'ten onlarla yemeğe gelmesini istemişti. Cüneyt, rahatsız etmek istemediğini söylese de amcası ve yengesini kıramamıştı. Oda onlarla beraber gelmişti Meleğin evine. Kenan Bey, onlara doğru el ele gelen oğlu ve Meleği görünce derin bir oh çekti. Çünkü karşısında gördüğü bu iki gencin birbirine ne kadar bağlı olduğu o kadar belliydi ki. Oğlunun aşkından zaten emindi adam. Ama Melek te bir gün mutlaka çok sevecekti Ilgaz'ı. Bunu çok iyi biliyordu adam. Kenan Bey ve Necla Hanım, onları hayranlıkla izlerken. Melek, Ilgaz'ın elini bırakıp hızla bahçe kapısına geldi. Sonra da kapıyı açarak önce Necla Hanım'a sarıldı. "Hoş geldiniz Necla Anne" dedi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD