YEDİNCİ BÖLÜM

4178 Words
Ilgaz, Melek ve ailesinin ev sahibine haddini bildirdikten sonra arabasına atlayarak oradan ayrılmıştı. Genç adam arabasını doğruca Meleğin ailesi için alınan eve sürdü. Bu arada da kısa süre önce başlayan ağrıları git gide çoğalıyordu. Meleğin yeni evine yaklaştığı sırada daha da  şiddetlenen ağrıları yüzünden arabayı durdurmak zorunda kalmıştı. Ağrıları dayanılmaz hale gelen Ilgaz, ne yapacağını düşünürken babası geldi aklına. Telefonu çıkarıp babasını aradı önce. Babasının telefonunu açmaması üzerine bu sefer Meleği aradı hemen. Melek, Ilgaz'ın geç kalması üzerine onu çok merak etmeye başlamıştı. Annesiyle beraber evi yerleştirirken bir taraftan da gözü yollardaydı. Tam perdeyi asmak için sandalyeye çıkmak üzereyken telefonunun sesini duydu. Kimin aradığını merak ederek hemen telefonunu eline aldı. Arayanın Ilgaz, olduğunu görünce hiç beklemeden hemen açtı. Tek duyduğu ses ise, "Melek yardım et" sesiydi. Melek, telefon elinde koştu dışarıya. Sağa sola baktı ama Ilgaz'ın arabası görünürde yoktu. Melek, hiç beklemeden yol boyunca hızla koşmaya başladı. Bir taraftan da Ilgaz'ı konuşturmaya çalışıyordu. Ilgaz, zorla da olsa nerede olduğunu kıza  söyleyebilmişti. Melek, Ilgaz'ın yerini öğrenince daha da hızlı koşmaya devam etti. Bir kaç dakika sonra da  Ilgaz'ın arabasının olduğu yere geldi. Arabaya baktığında kapısının ve camlarının kapalı olduğunu gördü. Melek, hemen şoför koltuğunun olduğu kapıya geldi. Sonra da cama tık tıklatıp Ilgaz'ın kapısını açmasını istedi. Ilgaz, Meleğin onunla konuşmaya çalışan sesini duyunca zorla da olsa kapının kilidini açtı. Melek, hemen kapıyı açarak Ilgaz'ın yüzünü avuçlarının arasına aldı. "Neyin var Ilgaz? Söylesene, ne oldu sana?" dedi korkuyla. Ilgaz, yanına nefes nefese kalmış bir halde gelen kıza sarıldı sıkıca. "İlacım geldi. Artık iyi olacağım" dedi dişlerini sıkarak. Ağrısını Meleğin hissedip daha çok üzülmesini istemiyordu genç adam. Melek, ise Ilgaz'ın acı çektiğini çok tan anlamıştı. Melek, Ilgaz'ın kolundan tutarak zorla arabadan indirdi. Sonra da arka koltuğa bindirip yatırdı. Ilgaz, arka koltuğa geçerken kıza yardımcı olabilmek için kendini çok zorlamıştı. Melek, zorla da olsa Ilgaz'ı arabaya bindirdikten sonra hemen şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Meleğe araba kullanmayı Taylan, öğretmişti. Meleğin ailesinin hiç bir zaman arabaları olmamıştı ama Taylan, arkadaşlarından aldığı arabalarla kıza araba kullanmayı öğretmişti. Melek, arabayı kullanırken çok zorlanmıştı. Çünkü onun öğrendiği araba Ilgaz'ın arabasının yanına bile yaklaşamazdı. Uzay üssü gibiydi arabanın içi. Melek, çalıştırırken bile çok zorluk yaşamıştı. Yaşadığı bütün zorluklara rağmen yılmamıştı kız. Zorla da olsa Ilgaz'ın tedavi gördüğü hastaneye gelmişti. Melek, hemen arabadan inerek görevlilere sedye getirmeleri için bağırdı. Acil servisten çıkan görevliler hızla sedye getirirken Melek, arabanın arka kapısını açarak onlara yardımcı olmaya çalıştı. Ilgaz'ın o kadar çok ağrısı vardı ki yerinde duramıyordu. Meleğe ne kadar belli etmek istemese de her halinden belliydi çok çektiği acı. Bütün vücudu terden sırılsıklam olmuştu. Gömleği  ıslaklıktan üzerine  yapışmıştı. Görevliler Ilgaz'ın kollarından tutarak arabadan indirip sedyeye koydular. Melek, hemen koşarak sedyenin yanına geldi ve Ilgaz'ın elinden tuttu. Ilgaz, Meleğin elini tuttuğunu hissedince gözlerini zorla  açarak ona baktı. Melek'te ona baktı korkulu gözlerle. Ilgaz'ı hemen acilin kapısından içeri sokup acil müdahale odasına götürdüler. Melek, acil müdahale odasının kapısında yapa yalnız kala kalmıştı. Olayı haber alan Ilgaz'ın doktoru hemen müdahale odasına geldi. Melek, hem merak hem korkuyla bekliyordu dışarda. Daha sabah çok iyiydi Ilgaz. Ne olmuştu ona? Neden bu kadar hasta olmuştu bir anda? Hep böyle acılar ağrılar mı çekiyordu bu adam? Melek, elini kalbine götürüp yumruk yaptı. Çünkü şuan kalbinde çok değişik, tarif edemediği bir acı vardı. Kalbi sıkışıyor, nefesi kesiliyordu kızın. Ilgaz’ın çektiği acıları ta yüreğinde hissetmişti. Melek, müdahale odasının önünde beklerken Ilgaz'ın annesi ve babası geldi telaşla. Yanlarında da Meleğin daha önce hiç görmediği iki adam vardı. Kenan Bey, hastaneden aldığı telefonla karısını da alarak apar topar hastaneye koşmuştu. Yolda Kemal Bey ve Derman'ı da aramıştı. Onlarla  hastanenin kapısında buluşup içeri girmişlerdi. Kenan Bey, müdahale odasının kapısında bekleyen Meleği gördüğünde çok şaşırmıştı. Ilgaz ve Meleğin kavgalı olduğunu, hatta ayrıldıklarını düşünüyordu adam. Ama Melek, şuan karşısında gözyaşları içinde ayakta bekliyordu. Kenan Bey, hemen kızın yanına gelerek. "Ne oldu kızım? Ilgaz ne zaman rahatsızlandı?" dedi. "Melek, kendinde konuşacak derman bile bulamamıştı. Oda  yanına doğru gelmekte olan Necla Hanım'a koşup sarıldı. Necla Hanım, ağlamaktan perişan olmuş kıza sevgiyle sarılarak saçlarını okşadı. "Üzülme kızım. Benim oğlum güçlüdür. İnan bana  bunu da atlatacak. Şimdi sen yanındasın ya. Hayata daha sıkı sarılacak Ilgaz'ım." "Ne olur Necla Hanım. Ilgaz a bir şey olmasın. O acı çekmesin lütfen. Ben onun acı çekmesini istemiyorum" Melek, Necla Hanım'a sarılmaya devam ederken doktor çıktı odadan. Kenan Bey, doktoru görünce hemen yanına doğru yürümeye başladı. Doktor Aydın Akman. Yıllardır Ilgaz'ın doktoruydu. Yedi gün yirmi dört saat. Ne zaman olursa olsun. Nerde olursa olsun. Ilgaz, için her şeyi yapardı adam. Ilgaz'ın küçük yaşlardan beri doktoru oydu. Doktor Aydın Akman. Ilgaz'ın tedavi sürecinde hiç bir zaman yalnız başına karar vermemişti. Yurt içi ve yurt dışında ki birçok doktor arkadaşıyla da görüşmeler yaparak, Ilgaz'ı tedavi ediyordu. Ve  bu günlere kadar gelmişlerdi. Ilgaz, birçok hastalığı yenerken kullandığı ilaçlar böbreklerini bitirmişti. Tek böbreğini kaybetmiş diğer ise pekte iyi durumda değildi. Yıllardır da böbrek hastalığıyla mücadele ediyordu. Doktor, Kenan Bey in yanına geldi ve Ilgaz'ın neden rahatsızlandığını anlatmaya başladı. Doktor ve Kenan Bey, konuşurlarken Melek, ne konuştuklarını ve Ilgaz'a ne olduğunu  merak ediyor nefes bile almadan onları izliyordu. Biraz uzakta oldukları için konuşmalarını duymuyordu ama gözü sürekli Kenan Bey'in yüzündeydi. Bir süre sonra adamın gülümsemesiyle tuttuğu nefesini bıraktı. "Çok şükür Ilgaz iyi " dedi Necla Hanım'a tekrar sarılarak. "Nereden bildin kızım?" dedi Necla, Meleğe bakarak. "Bakın Kenan Bey in yüzü gülüyor. Ondan anladım Ilgaz'ın iyi olduğunu. Bir süre sonra Kenan Bey, doktorla konuşmasını bitirip  Melek ve Necla Hanım'ın yanına geldi. Yüzünde rahatlamış bir tavır vardı adamın. Sanki dünyanın yükü üstünden kalkmış gibiydi. Karısına ve Meleğe  baktı gülerek. "Çok şükür Ilgaz iyi. Bunu da atlattı benim oğlum" "Çok şükür Kenan. Rabbime binlerce şükürler olsun" Kenan Bey. Meleğe bakarak, "Melek kızım, doktorun söylediğine göre Ilgaz, seni görmek istiyormuş. Ağrıları geçer geçmez ilk seni sormuş" dedi. Melek, Ilgaz'ın ailesinden önce onu görmek istemesine çok şaşırmıştı. Hala olduğu yerde dikilirken. "Hadi kızım. Bak Ilgaz, seni bekliyor. Yanına git. Seni çok merak etmiş"  Kenan Bey'in sözlerinden sonra. Melek, daha fazla beklemedi.  Başını olumlu anlamda sallayarak Ilgaz'ın yanına gitmek için oradan uzaklaştı. Hızlı adımlarla Ilgaz'ın kaldığı müşahede odasına geldi. Usulca kapıyı açıp içeri süzüldü. Ilgaz, gözleri kapalı bir şekilde yatakta uzanıyordu. Melek, yavaş adımlarla yatağa doğru yaklaştı. O kadar çok korkmuştu ki Ilgaz a bir şey olacağından. Bir süre nefes almayı bile unutmuştu kız. Odaya girer girmez Adamın inip kalkan göğsüne baktı önce. Nefes alıyordu Ilgaz. Yaşıyordu çok şükür. Aldığı her nefes Melek için huzurdu. Melek, için hayattı. Ilgaz, Meleği bırakmayacağına söz vermişti zaten. Senin için ölümle bile savaşırım Meleğim" demişti kıza. Melek'te Ilgaz'ın bu savaşında hep yanında olmaya söz vermişti. Belki çok acılar çekeceklerdi. Çok yıpranacaklardı. Ama oda Ilgaz'la beraber bütün güçlüklere karşı koyacaktı. Melek, yatağın yanına kadar gelerek orada bulunan sandalyeye oturdu. Sonra da Ilgaz'ı izlemeye başladı. Yüzü, gözü, burnu, ağzı,  kaşı ve kirpiğinin her bir teline kadar süzdü adamı. Hayatında gördüğü en yakışıklı adamlardan biriydi Ilgaz. Hastalık bile alıp götürememişti adamın güzelliğini. "Bana biraz daha öyle bakmaya devam edersen" dedi Ilgaz Meleğe bakan yorgun gözlerle. "Bakarsam ne yaparsın Ilgaz Ağa" dedi Melek, adamın yorgun halini görmezden gelmeye çalışarak. "Nemi yaparım? Seni öperim Meleğim. Buda benim çok hoşuma gider. "Ilgaz Ağa, ben  uyuduğunu zannediyorum. Nasılsın? Ağrın azaldı değil mi? Lütfen iyi olduğunu söyle bana. Sana bir şey olacak diye çok korktum. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim. Seni hastaneye nasıl getirdim, onu bile bilmiyorum." Meleğin heyecanla art arda söyledikleri Ilgaz'ı gülümsetmişti. "Korkma sen gönlümün sultanı. İyiyim ben. Sadece biraz susuz kalmışım. Başka bir şeyim yok. Seni korkutmak istemezdim. Özür dilerim." "Sen iyisin ya Ilgaz. Hiçbir şeyin önemi yok inan bana. Senin yanındayım ya şu an. Sen bana bakıyorsun ya bu bana yeter" "Ilgaz, Meleğin sözleri bitmeden yatağın üzerinde ki elini tuttu ve kendine çekti. Sonra da kıza sıkıca sarıldı. Ilgaz'ın onu kendine çekip sarılması ile afallayan Melek. " Canın yanacak şimdi. Dikkat et be adam" dedi Ilgaz'ın göğsünün üstünden. "Bir şey olmaz Meleğim. Sana sarılmak bana ilaç gibi geliyor. Sana sarıldığımda. Seni kollarıma aldığımda yaşadığımı hissediyorum. Onun için bırak da bu anın tadını çıkarayım." dedi. Melek, Ilgaz'ın söylediklerinden sonra kımıldanmayı bıraktı. Adamın göğsünün üstüne başını koyarak gözlerini kapattı. İnsana bir yer bu kadar huzur verir miydi acaba? Melek, şuan yuvasını bulmuş kuş misali huzurluydu. Adamın kollarının arasında olmak kızı tarif edilemez duyguların içine sürüklüyordu. Bir süre o şekilde kalan iki genç odaya Necla Hanım'ın gelmesiyle hemen birbirlerinden uzaklaştılar. Necla Hanım. Meleğin yanına gelerek. "Kızım ailen merak eder. Sen evine git istersen. Ilgaz bu gece burada kalacak" dedi. Melek, Necla Hanımın sözleri üzerine bakışlarını Ilgaz'a çevirdi hemen. Adamın gözlerinden geçen hüznü o zaman görmüştü. Ilgaz, Melek'ten ayrılmak istemiyordu. Onun yanından gitmesini istemiyordu. Melek hep yanında olsun istiyordu. Bir taraftan da onun daha fazla üzülüp yıpranmasını istemiyordu. "Annem doğru söylüyor Meleğim. Evine git dinlen. Bugün sana yeterince sorun çıkardım zaten" Melek, Ilgaz a hiç bir şey söylemeden bakışlarını Necla Hanım'a çevirdi. "Ben burada kalacağım Necla anne" dedi. Necla, Meleğin ona ilk defa anne demesi üzerine gözleri doldu. Melek, oğlunu kabul etmişti anlaşılan. Sorunlarını çözmüşlerdi. Necla Hanım, bu duruma çok sevindi. Oğlu artık emin ellerdeydi. Çünkü ona çok değer veren bir eşi olacaktı. Çok yakında da oğlunu çok seven bir eşi olacaktı. Çünkü biliyordu Necla Hanım. Oğlunun öyle güzel bir kalbi vardı ki Melek, kısa süre sonra Ilgaz'a sırılsıklam âşık olacaktı. Meleğin hastaneden gitmek istememesi üzerine, "Meleğim sen çok yorul..." "Israr etme Ilgaz. Ben burada kalmak istiyorum. Sen oda da kalmamı istemezsen dışarda beklerim ama seni bırakıp gitmem. Son sözüm bu" "Meleğin atar yaparak gidip odadaki koltuğa oturmasına gülümseyerek bakan Ilgaz. Annesine çevirdi bakışlarını. "Anne siz babamla eve gidebilirsiniz. Benim yanımda Melek, kalacak" dedi. Bu arada odanın kapısı tekrar açıldı. Bu sefer içeriye Kenan Bey, Kemal Bey ve Derman, girdi. Hepsi de Ilgaz'ı çok merak etmişlerdi. Kenan Bey, Necla Hanım'a ve Meleğe bakarak. "İki kadın ne yapıyorsunuz oğluma?" dedi. Sahte bir kızgınlıkla. "Bir türlü dışarı çıkamadınız. Bizde görmek istiyoruz Ilgaz'ı" Necla Hanım, gülümseyerek baktı kocasına. "Siz hepiniz Ilgaz'ı görün. Daha sonra eve gidelim" dedi. Bunun üzerine Kenan Bey. "Ilgaz bu gece burada kalacak Necla. Yanında kalmayacak mıyız?" dedi. "Yanında sözlüsü kalacak Kenan. Biz yaşlandık artık. Biz eve gidelim. Melek, kalır Ilgaz'ın yanında" Kenan Bey, karısının söylediklerine olumlu anlamda başını salladı. Bu arada da Dayısı Ilgaz'ın ifadesini alıyordu. Ilgaz'ın  Melekle  ayrıldığını duyarak çok üzülmüştü adam. Yeğeni mutluluğu daha yeni bulmuşken kaybedecek diyerek çok korkmuştu. Ama şimdi gördüğü kadarıyla araları iyiydi. Bu durum Kemal Bey'i çok  mutlu etmişti. Ailesi Ilgaz'ın yanında yarım saat daha durduktan sonra hastaneden gittiler. Onlar konuşurken Melek, annesini arayarak olanları anlatmıştı. Bu gece Ilgaz'ın yanında kalacağını söylemişti. Zuhal Hanım, kızının yeni hayatının başladığını şimdi daha iyi anlamıştı. Meleğinin bundan sonra hayatı Ilgaz, olacaktı. Zuhal, kızının da  Ilgaz'ı sevmesini istiyordu. Çünkü Ilgaz, sevilmeyi hak eden bir gençti. Meleği gerçekten sevdiği de her halinden belliydi. Kızının da onu sevmesini, ona değer vermesini çok istiyordu. Zuhal Hanım, Melekle konuşup telefonu kapattıktan sonra kocası geldi işten. Zuhal Hanım, kocası işteyken arayıp olanları anlatmıştı. O evden çıktıklarını Ilgaz'ın aldığı eve taşındıklarını söylemişti kocasına. Ünal Bey. Bu işe karşı çıkmaya çalışsa da Zuhal Hanım'ın söyledikleri adamı ikna etmişti. Ünal Bey taşındıkları yeni eve gelmeden önce eski eve uğradı.  Evde onu ağzı burnu kırılmış halde oturan ev sahibi karşılamıştı adamı. Ev sahibi Ünal Bey'den defalarca özür dilemişti. Ünal Bey, biriken kiraları kısa zamanda ödeyeceğini söylemesi üzerine hiçbir borcu olmadığını da söylemişti. Evin sahibi sonra da  başka da bir şey  söylemeden Ünal Bey'in yanından uzaklaşmıştı. Ünal Bey, eve gelince olanları karısına anlatmıştı. Karısı ev sahibini bu hale getirenin Ilgaz, olabileceğini söylemişti kocasına. Adam bu duruma çok şaşırmıştı. Ilgaz, gibi zengin bir ailede büyüyen bir gencin. Meleğin ailesini kendi ailesi gibi sahiplenmesi ne çok şaşırmıştı. Ilgaz'ın ziyaretine gelen herkes hastaneden gitmişti artık. Melek ve Ilgaz, odada baş başa kalmışlardı. Bir hemşire gelip Ilgaz'ın tansiyonunu ölçüp ilaçların verdikten sonra gitmişti. Ilgaz, yavaş bir şekilde doğrulup yastığa dayandı. Sonra da Meleğe çevirdi bakışlarını. Melek, ona manalı bir şekilde bakan adama, "Ne var Ilgaz Ağa? Ne bakıyorsun öyle?" dedi. Ilgaz, gülümsemesini genişleterek, "Meleğim benimle kalmaya çok meraklıydın bakıyorum da. Sana yapacaklarımdan korkmuyor musun?" dedi çapkına bir gülümsemeyle. "Neden korkacakmışım?" dedi Melek, saçını savurarak. "Bana ne yapabilirsin ki?" "Ne yapabilirim Öyle mi? Seni küçük cadı" dedi ve yataktan kalkarak Meleğin yanına geldi. Sonra da kızın elinden tutarak onunla beraber tekrar yatağa döndü. Yatağa kendi uzandıktan sonra kızı yanına çekip onu da yatırdı. Meleğin bir şey söylemesine izin vermeden, " Uyu Meleğim" dedi.Hemşire ertesi sabah, Ilgaz'ın odasına girdiğinde gördüğü manzaradan çok etkilenmişti. Bir zamanlar oda genç olmuştu. Bu iki genci görünce eşiyle yaşadığı günler gelmişti aklına. Ilgaz ve Melek, hasta yatağında birbirlerine sarılmış halde uyuyorlardı. Meleğin başı Ilgaz'ın göğsünün üstünde. Ilgaz'ın  eli ise kızın karnının üstündeydi. Kadın bir süre hayranlıkla  onları izledi. Emel, Hemşire yıllardır bu hastanede çalışıyor ve Ilgaz'ı da çok iyi  tanıyordu. Yıllardır birçok hastalıkla mücadele eden Ilgaz'ın bu hali kadının duygulanmasına sebep olmuştu. Bugüne kadar tek bir sevgilisi bile olmayan genç adamın âşık olmasına da ayrıca  çok sevinmişti. Meleğin yüzünü görür görmez onun iyi bir kız olduğunu anlamıştı zaten. Ilgaz, acil müdahale odasındayken kızın çektiği acıyı gözüyle görmüştü kadın Şu an Ilgaz'ın tansiyonuna ateşine bakması gerekiyordu ama onların rahatını bozmak da  istemiyordu. Hemşire kapıda dikilip bu iki güzel yüreğe bakarken kontrol için odaya Ilgaz'ın doktoru  geldi. Doktor odaya girdiğinde hemşirenin kapının yanında dikildiğini gördü. Hemşirenin yanına gelip, baktığı yöne baktığında ise Ilgaz ve Meleği gördü. Hayatında gördüğü en güzel görüntülerden biriydi şuan karşısında ki görüntü. Doktor da kıyamadı oğlu gibi sevdiği genç adama. Ilgaz, sevdiği kızla ne kadar da huzurlu uyuyordu. Doktor, hemşireye bakarak dışarı çıkmasını işaret etti. Hemşire, dışarı çıkarken kendi de son bir kez daha baktı bu iki güzel insana. Sonra oda çıktı dışarıya. Dışarıda bekleyen hemşirenin yanına gelerek, "Emel hemşire bu odaya kimse girip onları rahatsız etmesin. Kapıya bir güvenlik koy dedi ve kendi odasına yöneldi. Emel, Hemşire de hemen güvenlik sorumlusunu arayarak Ilgaz Güçlüoğlu’nun odasının önüne bir güvenlik koymasını söyledi. Melek, Ilgaz'ın yanına yatınca önceleri tereddüt etse de  adamın gösterdiği şefkat ve saf sevgi kızı rahatlamıştı. Melek, sanki kırk yıldır Ilgaz'ın kollarında yatıyor gibi kendini zamanın akışına  bırakmıştı. Ilgaz, yanında yatmaya çekinen kıza, "Uyu Meleğim" demişti sadece. Sonra da Meleği göğsüne yatırıp sıkıca sarılmıştı.  Kızın mis gibi kokan saçlarını koklayarak kendisi de hemen uykuya dalmıştı. Kenan Bey, sabah erken saatlerde şirkete gitmişti. Odasında ki koltuğuna oturmuş dün doktorla yaptığı konuşmayı düşünüyordu. Doktor, Ilgaz'ın bir an önce böbrek nakli olması gerektiğini söylemişti Kenan Bey'e. Türkiye deki nakil sıralamasında ona sıra gelmesine daha çok vardı. Ilgaz, ise asla rüşvet verip öne geçme fikrini ne düşünmüş nede ailesinin düşünmesine izin vermişti. Ailesinde ve yakın çevresinde herkes test yaptırmıştı. Cüneyt, hariç hepsinin farklı sağlık sorunları olduğu için Ilgaz'a böbrek veremiyorlardı. Cüneyt'i ise babası engelliyordu hep. Kenan Bey'e Cüneyt'in de sağlık sorunu olduğunu, Ilgaz'a böbreğini veremeyeceğini söylemişti. Kenan Bey, gerçekleri bildiği halde hiç bir şey dememişti kardeşine. Çünkü kardeşine hak vermişti adam. Hiç kimse evladına bir zarar gelsin istemezdi tabi. Onun için kardeşine kızmıyordu. Kenan Bey, odasında düşüncelere daldığı sırada kapısı çalmaya başladı. Sonra da açılan kapıdan  içeriye Derman ve oğlu Diyar, girdi. Diyar, her zaman ki gibi nefretle bakmıştı Kenan Bey'e. Derman, ise onları karşılamak için ayağa kalkan Kenan Bey e gidip sarıldı dostça. Her zaman en iyi dostu Kenan Bey’di adamın. Derman'ı, çok zor durumlardan hep Kenan Bey, kurtarmıştı. Ateşin içinden çekip almıştı onu ve karısını. Diyar, bunları bilmiyor. Kenan Bey'i suçluyordu hep. Derman, oğluna  her şeyi anlatmak istese de Kenan, buna izin vermiyordu. Çünkü Diyar'ın annesinin ölümünde en büyük hata Derman'ındı. Kenan Bey, Diyar'ın bunu öğrenip babasına düşman olmasını istemiyordu. Kenan Bey ve Derman, konuşurken Diyar, onlardan uzak bir köşede düşüncelere dalmıştı. Diyar, İstanbul'a yola çıkmadan önce Ebruyla son kez  konuşmuştu. Ebru'ya İstanbul'a gittiğini, bir daha Adana'ya dönmeyeceğini söylemişti genç adam. Kız Diyar'ın söylediklerini duymazdan gelmiş cevap bile vermemişti. Diyar, bunun üzerine sinirlenip kızı duvara sert bir şekilde yaslayarak. Dudaklarına yapışmıştı. Ebru, onu zorla öpen adama öfkelenip bacağına tekme atarak ondan kurtulmuştu. Sonra da bütün gücüyle suratına  tokatı geçirmişti. Diyar, hiç beklemediği bu tepki üzerine kızın yüzünde sıkıca tutarak kendine yaklaştırdı. "Beni iyi dinle Kenan Bey'in kızı" dedi dişlerinin arasından. "Bu günden sonra yalvarsan, ayaklarıma kapansan bile dönüp sana bakmayacağım. Sen beni kendine yakıştıramadın ya. Şu andan itibaren sende benim için bir hiçsin. Benim için başlamadan biten bir hikâyesin" demiş ve Ebru'yu orada bırakıp babasının yanına gitmişti. Diyar'ın ardından yere yığılan kız. "Aptal!!" diye bağırdı. "Sen aptalsın Diyar. Sen aptal adamın tekisin. Sana neden öyle davranıyorum zannediyorsun? Çünkü sen benim babamdan nefret ediyorsun. Çünkü sen benim babama, canıma düşmansın. Babamdan nefret eden onun ölmesini isteyen adamla benim işim olmaz. Bundan sonra sen ve ben. Yer ve gök kadar birbirimizden uzağız" dedi ağlayarak. Ebru, ta küçük yaşlardan beri Diyar'ın ona olan ilgisini biliyordu aslında. Başlarda babasının emrinde çalışan adamın oğlu olduğu için onu görmezden gelmişti. Onun yüzüne bile bakmamıştı. Sonra yıllar geçti Ebru ve  Diyar ikisi de büyüdü. Diyar, çok yakışıklı bir genç oldu.  Çevrelerinde ki bütün kızlar artık Diyar'ın peşindeydi. Ebru, kızların Diyar'a olan aşklarını dinlerken kıskançlıktan deliriyordu. Zamanla oda anlamıştı. Aslında kendisi de deli gibi âşıktı Diyar'a. Genç adamın maddi durumu Ebru'nun hiç bir zaman umurunda olmamıştı. Diyar'ın babasına olan nefreti en büyük ve tek engeldi onlara. Kenan Bey ve Derman, ise  koyu bir sohbetin içindeydi hala. Derman, bir kaç gündür yaptığı araştırmalar hakkında bilgi veriyordu Kenan Bey e. Derman'ın bütün araştırmalarının  gösterdiği tek kişi Kenan Bey'in kardeşi Kazım’dı. Kenan Bey, inanmak istemese de gerçek buydu. Yıllardır tekerine taş koymaya çalışan adam öz kardeşiydi. Kazım, ayrıca Ilgaz'a böbrek verecek üç adamı da çok para verip yurt dışına göndermişti. Kenan Bey, duyduklarına inanamamıştı. Beyninden vurulmuşa dönmüştü adam. Bunlar gerçek miydi? Kazım öz yeğenine bu kötülüğü yapmış mıydı? Derman, kısa süre içinde yapmıştı bu araştırmayı. Her şeyi öğrenip Kenan Bey'e rapor etmişti. İki kardeşin aralarını bozmak istemediği için en ince ayrıntısına kadar da araştırmıştı. Ama maalesef ki gerçekler böyleydi. Kenan Bey in kendini ve Ilgaz'ı koruması için gerçekleri bilmesi gerekiyordu. Kenan Bey, başını koltuğa yaslayarak. "Neden Derman?" dedi. "Kardeşim bunca kötülüğü bana neden yaptı? Ben onun çocuklarını kendi çocuklarımdan hiç ayırmamıştım. Hepsine ayrı ayrı şirketler kurdum. Hepsini ülkenin sayılı iş adamları arasına soktum. Bunu bana neden yaptı? Öz kardeşim Derman. Benim öz kardeşim. Neden oğlumun iyileşmesini istemiyor?" "Kenan" dedi  Derman arkadaşına bakarak. "Sebep hiçbir zaman değişmez. Sonuçlar değişebilir ama sebepler değişmez. Kardeşin elinde olanla yetinmiyor. Daha fazlasını, hatta her şeyi istiyor. Güçlüoğlu ailesinin her şeyini istiyor. Ilgaz'ın iyileşmesini istemiyor. Çünkü Ilgaz, eğer iyileşirse şirketlerin başına o geçecek. Kendi oğulları her zaman Ilgaz'ın yönetimi altında olacak. Bu yüzden Ilgaz'ın iyi olmasını istemiyor. Ayrıca  ona büyük oğlu Kerem ve diğer oğlu Emre de yardım ediyor. İkisi de babaları ne isterse onu yapıyor. Yalnızca Cüneyt, babasına karşı. Cüneyt, Ilgaz ve sana bir zarar gelsin istemiyor" "Biliyorum Derman. Ilgaz'ın yanında yalnızca Cüneyt, olur her zaman. Ilgaz'ı kendi ağabeyi gibi görür." "Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun Kenan? Kardeşinle ilgili ne yapacaksın? Ona karşı çok dikkatli olmalısın. Sanırım kardeşin seni ve Ilgaz'ı bitirmek için elinden geleni yapacak" "Ben yalnızca oğlum için korkuyorum Derman. Ona bir şey olsun istemiyorum. Hiç bir şekilde ona bir şey olmasına izin veremem zaten. Bu yüzden oğlun ve sen bundan sonra burada benim ve Ilgaz'ın yanında olacaksın. Adana'daki işlerin başına Kemal gidecek. Sen her zaman tetikte ol Derman. Oğluma bir zarar gelmesine izin verme." "Merak etme dostum. Senin oğlun benim de oğlum sayılır. Sende yıllardır Diyar'ı kendi çocuklarından ayırmadın. Her kim olursa olsun Ilgaz'a zarar veremez. Buna asla izin vermem. Hem Ilgaz, kolay lokma değildir. Kendini gayet iyi korur merak etme" Diyar, babası ve Kenan Bey in hararetli hararetli ne konuştuklarını merak ediyordu. Çünkü iki yaşlı kurt sadece kendilerinin duyabileceği ses tonuyla konuşuyorlardı. Diyarında aklında hala sevdiği kız vardı. Ebru'ya seni unutacağım. Bundan sonra yüzüne bile bakmayacağım demişti demesine ama şu an aklında yine Ebru, vardı. "Bir intikamım bir de senin için yaşıyorum Ebru. Seni unutmaya yemin etmiştim ama anladım ki ben sana mecburum bir tanem. Bu yüzden sen benim olana kadar hep peşinde olacağım. Bunu sakın unutma." dedi kendi kendine. Ilgaz ve Melek, hastane odasında saat ona kadar uyumuştu. Doktoru onları kimsenin rahatsız etmesine izin vermemişti. Melek, uyandığında her yeri uyuşmuş, bütün vücudu tutulmuştu. Dün gece Ilgaz'ın göğsünün üstüne nasıl yattıysa sabaha kadar da öyle uyumuştu kız. Ilgaz, ise bir eliyle Melek, yataktan düşmesin diyerek ona sarılırken bir elide kızın karnındaydı. Melek, bu hallerini fark edince hemen Ilgaz'ın yanından doğruldu. Meleğin telaşla kalkmasıyla Ilgaz'da uyanmıştı tatlı uykusundan. Melek, hızlı bir şekilde  yataktan indi. Çantasından telefonunu çıkarıp saate baktı. Saatin neredeyse on buçuğa gelmek üzere olduğunu gördü. Bu saate kadar doktor ve hemşire gelmemiş miydi acaba? Ya da geldiler onları o şekilde görüp geri gitmişlerdi. Ilgaz, ise Meleğin yüzü kızarmış halde etrafına bakınmasını gülerek izliyordu. Kızın bu utangaç ve tatlı hallerine daha fazla sessiz kalamadı. "Evet Meleğim. Tamda düşündüğün gibi oldu. Hemşire ve doktorum odaya geldi. Bizi uyuyor görünce uyandırıp bizi ayırmaya kıyamadılar. Bizi öylece bırakıp gittiler. Bizde bu saate kadar güzelce uyuduk. Hayatımda uyuduğum en güzel uykuydu" dedi. Melek, tek kelime bile söyleyemezken Ilgaz, konuşmaya devam etti. "Ben böyle uykuları daha çok istiyorum Meleğim. Onun için en kısa zaman da evlenelim olur mu? Ben senden bir gece bile ayrı yatmak istemiyorum. Hele o güzel kokunu aldıktan sonra asla" dedikten sonra, hemen yataktan kalkıp Meleğin önünde diz çöktü. Kızın şaşkın bakışları arasında hemen ellerinden tuttu. Sonra da, " Benim le evlenir misin Meleğim? "dedi kızın gözlerine bakarak. Melek, bir kaç dakikadır Ilgaz'ın söylediklerinden kıpkırmızı olmuştu zaten. Ilgaz, bir anda evlenme teklif edince hiç bir şey söyleyememiş donup kalmıştı. Ilgaz, hiç bir şey söylemeden gözlerine bakan kıza gülümsedi. " Meleğim, söylesene, yoksa benim gibi yakışıklıyı kabul etmeyecek misin?" dedi. Ilgaz'ın söylediklerinden sonra Melek. " Şey, yani, bilemedim ki ne söylenir şimdi?" Ilgaz, diz çökmüş halde beklerken  kızın bu tatlı haline kahkahalarla gülmeye başladı. "Eğer biraz daha cevap vermezsen bacağımı da kaybedeceğim Meleğim. Zaten tüm organlarım beni bırakıyor. Bir de bacaksız kalmayayım" "Ne diyorsun Ilgaz ya. Böyle şeyler söyleme." "Yalan mı Meleğim. Böbrek desen yok. Kalbimi desen sen aldın. Bedenim ruhum zaten senin. Bana bir şey kalmadı" "Kabul ediyorum" dedi Melek, birden bire. Sonra da Ilgaz'ın yanına  oda diz çöktü. "Senin le evlenmeyi  kabul ediyorum. Ilgaz Dağı kadar güçlü adam. Senin le evlenmeyi tabi ki  kabul ediyorum. Bu benim için bir onurdur" Kızın söyledikleri Ilgaz'ı o kadar mutlu etmişti ki. Sıkıca sarıldı sevdasına. Alnından öptü ve ayağa kalktı. Kalkarken kendisiyle beraber Meleği de kaldırdı. "Senin için uygunsa hemen bugün nikâh işlemlerine başlayalım. Beraber gidelim nikâh dairesine. Senden bir saniye bile ayrı kalmak istemiyorum." "Sen nasıl istersen Ilgaz. Sen iste seninle şuan burada evlenirim. Yalnız önce ailemle konuşmam lazım. Sende konuş ailenle. Onların da rızalarını alalım. Sonra da senin istediğin gibi hemen nikâh işlemlerini başlatırız." Melek, daha sözünü bitirmeden odanın kapısı aniden açıldı. Odaya Ilgaz'ın amcasının oğlu Kerem, girdi. Arkasından da nefes nefese kalmış Cüneyt. "Yapma abi. Rahat bırak Ilgaz ağabeyimi dese de Kerem'in öfkeden gözü dönmüştü bir kere. Kerem, hiç beklemeden öfkeyle Ilgaz'ın üstüne yürüdü. Daha Ilgaz'a ulaşamadan Melek, geçti önüne. "Sen kimsin be adam?" diye bağırdı. "Kim oluyorsun da izin almadan, kapıyı bile çalmadan giriyorsun odamıza" "O küçük gelin. Bakıyorum da hemen sahiplenmişsin bizim hasta ağayı. Meleğin bir şey söyleyeceği sırada Ilgaz, geldi ve Meleği arkasına aldı. Sonra da öfkeli bakışlarını kuzenine çevirdi. "Söyleyeceklerini bana söyle Kerem" dedi. "Senin baban kendini ne zannediyor Ilgaz? Ne hakla benim yetkilerimi kısıtlıyor" ,"Babam yetkilerini mi kısıtladı Kerem Bey. Bundan henüz haberim yoktu.  Ama babam bir şey yaptıysa doğrusunu yapmıştır" "Doğrusunu yapmıştır Öyle mi? Pardon da baban neye ve kime güveniyor? Sana mı güveniyor yoksa? Kendine bile hayrı olmayan. Ömrü hastanelerde geçen hastalıklı oğluna." Melek, Kerem'in söylediklerini duyunca çıldırmıştı. Kimse Ilgaz'a böyle bir şey söyleyemezdi. Ona bu sözleri söyleyen kuzeni olacak adam Ilgaz'ın tırnağı bile olamazdı zaten. Melek, hemen Ilgaz'ın arkasından dolanıp. Kerem'in karşısına geçti. Sonra da suratına yumruğu geçirdi. Melek, öyle hızlı vurmuştu ki. Kerem, sendeleyerek arkasına düştü. Attığı yumruktan sonra Meleğin eli de çok acımıştı. Kız elini tutarak yere çöktü. Kerem ise hızla yerden kalkıp yere çöken Meleğin saçından tuttu. Bunu gören Ilgaz, hızla gelip Kerem'in elinden  Meleği kurtardı. Sonra da Keremin yakasında tutup kapıya doğru fırlattı. "Eğer bir daha Meleğe dokunursan kuzen falan demem seni öldürürüm. Anladın mı Kerem Efendi. Sakın bir daha yapma bunu. Bundan sonra Meleğin gölgesine bile yaklaşmayacaksın" Cüneyt, Kerem'in kolundan tutarak, "Hadi ağabey gidelim buradan" dedi Kerem, onu tutmaya çalışan Cüneyt'i ittirdi ve Ilgaz'a doğru yaklaştı. "Bundan sonra kork benden Ilgaz. Çok büyük hata yaptın. Korkunç bir düşman kazandın. Sen ve senin sadece paranı isteyen bu varoş kızına bundan sonra acımayacağım." "Ne yapacaksın Kerem? Ne yapacaksın söyler misin? Ben buradayım seni bekleyeceğim. Elinden geleni ardına koyma. Ama sakın Meleğe buluşalım deme. Bunu sakın yapma. Melek, benim kırmızı çizgim Kerem. Onun kılına zarar gelirse taş üstünde taş bırakmam" "Görüşeceğiz" dedi Kerem. Sonra da odadan çıkıp gitti. Cüneyt ise ortalıkta kala kalmıştı. Bir tarafta kendi ağabeyi, diğer tarafta kendi kardeşi gibi sevdiği Ilgaz ağabeyi. İki arada bir derede kalmıştı genç adam. Ilgaz, üzgün bir şekilde dikilen Cüneyt'in  yanına gelerek: "Üzülme Cüneyt. Sen benim öz kardeşim gibisin. Hiç bir kuvvet seninle benim arama giremez" dedi. Cüneyt, Ilgaz'a teşekkür ettikten sonra  Kerem, adına Melek'ten de özür diledi. Sonra da odadan çıkıp gitti. Cüneyt, çıktıktan sonra Ilgaz, hemen Meleğin yanına geldi. "Vahşi kedim benim" dedi kızın acıyan elini avuçlarının içine alarak. "Bir daha böyle şeyler yapma olur mu? Benim için kendi canını yakacak şeyler yapma" "Neden yapmayacakmışım Ilgaz? Daha fazlasını bile yaparım. Benim sevgilime kimse laf söyleyemez" "Sevgilim mi? Sen bana sevgilim mi" dedin Meleğim?" "Evet, öyle dedim. Yalan mı söyledim Ilgaz? Sevgilim sin tabi ki. Bende senin Meleğin"
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD