ALTINCI BÖLÜM

4183 Words
Ünal Bey, yatağında uzanmış kara kara kızının söylediklerini düşünüyordu. Melek, ailesi için yapıyordu bunları. Aslında tüm gerçeği biliyordu adam. Ama ne kızını durdurabiliyordu. Ne de ailesini bu çıkmazdan kurtarabiliyordu. Ne yapacağını, ne yönde bir karar vereceğini bilmiyordu. Başka bir işte daha çalışmaya gücü yoktu. Olsaydı sabaha kadar da çalışır ailesine bakardı. Fabrikadaki işi çok ağırdı zaten. Akşama kadar yorgunluktan kımıldayacak hali kalmıyordu. Zuhal, kızı uyuyuncaya kadar onun yanında bekliyordu. Meyra, bu gece evde yoktu. Olsaydı ablasına destek olurdu. Oğlanlar ise çok tan uyumuştu. İyi ki de erken uyumuşlardı. Yoksa babasının bağırışları çocukları çok korkutur, çok üzerdi. Zuhal Hanım, kızı uyuduktan sonra  ışığı kapatıp kocasının yanına geldi.  Saat epeyce geç olmasına rağmen kocası hala uyumamıştı. Uzandığı yatağında dalgın bir şekilde  düşünüyordu. Zuhal, üzerini değiştirip, kocasının yanına uzandı. Adamın elinin üstüne ellerini koyarak: "Ünal, yeter artık. Düşünmeyi bırak" dedi "Ne kadar düşünsen de iş olacağına varır. Hadi uyu lütfen. Sabah işe gideceksin" "Canım karım. Hayat arkadaşım. Sana olan sevgim ne kadar büyük bilemezsin. Senin le evlenirken sana ne  söz vermiştim hatırlıyor musun? Seni hiç üzmeyecektim güya. Ölünceye dek seni hep mutlu edecektim. Ama bugün geldiğimiz duruma bak. Seni bir gün bile mutlu edemedim. Yüzünü hiç güldüremedim.  Çocuklarıma iyi bir baba olamadım. İçim yanıyor kadınım.  Bu yaşananlar beni kahrediyor. Melek, okulu bıraktı benimle beraber evin bütün yükünü göğüsledi. Onun bunu yapması beni kahrediyordu zaten. Okuyup iyi bir meslek sahibi olamamasına üzülürken, şimdi başına gelenler beni daha çok üzüyor. Meleğin ailesi için hayatını feda etmesini hazmedemiyorum Zuhal. Bu beni kahrediyor." "Ünal, canım benim, öncelikle sen beni çok mutlu ettin. Evine bağlı bir eş. Çocuklarına âşık bir baba oldun hep. Bizim için elinden ne geliyorsa yaptın. Evet, sıkıntılar yaşadık. Hala da yaşıyoruz. Ama bu seni yıldırmasın. Bu dünya imtihan dünyası. Tabi ki inişler çıkışlar olacak. Tabi ki sıkıntılar yaşayacağız. Ama hepsi geçecek.  Hep geçti sen biliyorsun. Biz bu günlere kadar geldik Ünal. Tüm zorlukları aşarak bu günlere geldik. Melek, için de üzülme. Belki gerçekten mutluluğu Ilgaz da bulacak. Biz bunu bilemeyiz hayatım. O çocuğun gözlerinde saf sevgiyi gördüm ben. Ilgaz, kızımızı gerçekten çok seviyor. Benim hislerim kuvvetlidir biliyorsun. Taylan'ın kızımızı mutlu edemeyeceğini biliyordum. Ama Ilgaz, Taylan, gibi değil. O çocuk kızımızı mutlu edecek göreceksin." Meyra, bu gece arkadaşında ders çalışmak için gitmişti. Lise son sınıftı kız ve üniversite sınavları yaklaşıyordu. Bu yüzden gece gündüz hiç durmadan  ders çalışıyordu. Ailesinin zor zamanlar geçirdiğini gören kız. Okulu bırakıp çalışmayı bile düşünmüştü günler önce. Ablası ve babasının sert bir şekilde karşı çıkmasıyla bu fikrinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bu yüzden derslerine daha çok asılıyordu. Durmadan sınava hazırlanıyordu. Cüneyt, babasının Ilgaz'a söylediklerini daha yeni öğrenmişti. Onlar yüzünden Ilgaz'ın acı çektiğini duymak Cüneyt'i  çok kızdırmıştı. Amcasıyla yaptığı telefon konuşmasından öğrenmişti her şeyi. Babasına ve ağabeyi Kerem'e çok sinirlenen genç adam onlarla şiddetli bir tartışma yaşamıştı. Ilgaz'ın ölümünü istediğini söyleyen ağabeyinin üzerine yürüyen Cüneyt, babasının attığı tokat sonucunda kapıyı çarpıp çıkmıştı evden. Kendini amaçsız bir şekilde sokaklara atmıştı. Cüneyt, babasını bir türlü anlamıyordu. Bir insan bu kadar kötü olabilir miydi? Öz yeğenine yaptıkları Cüneyt'i çıldırtıyordu. Yol boyunca nereye gittiğini bile bilmeden yürüdü. Sonra da bir açık hava parkına geldi. Kenarda boş bir banka gidip oturdu. Öfkeden elleri bile titriyordu genç adamın. Bir süre oturup sakinleşmeye çalışsa  iyi olacaktı. Oturduğu bankta başını arkaya yaslayıp gözlerini kapadı.  Bir süre o şekilde bekledikten sonra gözlerini tekrar açarak etrafı seyretmeye başladı. Herkes kendi halinde yaşıyordu. Her masada ayrı bir hayat, ayrı bir dünya vardı. Biraz ilerde üç tane kız masanın üzerine kitaplarını yaymış ders çalışıyorlardı. Parkın az ışık gören daha sessiz yerine oturmuşlardı. Bir tanesi kitabını daha iyi görebilmek için telefonunun ışığını kullanıyordu. Diğer kızlar ise ellerinde telefonlarıyla pek ders çalışır gibi duymuyorlardı. Cüneyt, farkında olmadan başını bile kaldırmadan ders çalışan kızı incelerken buldu kendini. Lise öğrencisi olduğu her halinden belli olan kızın yüzünü çok merak etmişti. Gecenin bu geç saatinde neden burada ders çalışıyorlardı acaba? Büyük ihtimalle yakın da ki evlerde oturuyorlardı. Meyra, arkadaşının evinde ders çalışırken gelen misafirler yüzünden arkadaşlarıyla beraber eve çok yakın olan bu parka gelmek zorunda kalmışlardı. Gelen misafirlerin küçük çocukları kızlara rahat vermemişti bir türlü. Onlarda buraya gelip en sakin köşeye oturmuşlardı. Oturdukları masa biraz az ışık görüyordu. Meyra daha iyi görebilmek için telefonunun ışığını açmıştı. Meyra, arkadaşlarıyla kendi hallerinde takılırken üç tane adam geldi yanlarına. Kızlardan izin bile almadan rahat tavırlarla masaya oturdular. Yanlarına oturan adamları gören Meyra, hemen ayağa kalktı. "Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Lütfen gider misiniz, yalnız kalmak istiyoruz" dedi adamlara. Yaşı yirmi beşin üstünde olduğu her halinden belli olan adam Meyra'ya yaklaşıp, "Neden huylandın piliç, sadece oturacağız" dedi. "Gidin başka yere oturun. Görüyorsunuz ders çalışıyoruz" "Senin gibi kızları iyi tanırım ben" dedi bir diğeri. "Ailelerine ders çalışacaklarını söyleyip âlemlere akarlar" "Sen yanlış tanıyorsun. Ben o kızlardan değilim. Hele âlemci hiç değilim. Âlemlere akınca sizin gibi hödüklerle karşılaşacaksam bir şey kaybetmiş sayılmam" "Senin dilin çok mu uzun  küçük piliç? O diline var ya" "Ne yaparsın?" dedi Cüneyt. Öfkeyle adamlara bakarak. Adamlar hemen arkalarına dönüp baktılar. Bir kaç metre uzakta bankta oturan adamdı konuşan. "Sen de kimsin be adam?" dedi adamlardan biri. "Her şeye çorba olan adamlardan birisin her halde. Ya da kahraman olmaya çalışan hanım evladı mı? Her kim olursan ol. Çeneni kapat. Tekerimize taş koymaya kalkma" "Ya çenemi kapatmazsam ne yapacaksınız? Siz mi kapatacaksınız yoksa?" "Evet, biz kapatacağız" dedi masadan kalkan diğer adam. Arkadaşlarının ayağa kalktığını gören diğer iki adam da ayağa kalktı. Üçü beraber bankta hala hiç bir şey yokmuş gibi oturan Cüneyt'in üzerine yürüdüler. Adamların üzerine geldiğini gören Cüneyt, kılını bile kıpırdatmadan oturmaya devam etti. Meyra, ise onları korumaya çalışan adam için endişelenmeye başlamıştı. Kavga çıkacağından korktuğu için yerine oturmadan olanları izliyordu. Adamlardan biri hızla gelip Cüneyt'in üzerine atladı. Adamın atlamasıyla Cüneyt, hemen yana kayarak ayağa kalktı. Cüneyt in kalkmasıyla dengesini sağlayamayan adam yere yapıştı. Öfkeyle tekrar ayağa kalkan adam diğer arkadaşlarına da saldırmalarını söyleyerek harekete geçti. Cüneyt, üç adamın da hakkından gayet kolay geliyordu. Kavga bütün şiddetiyle devam ederken adamlardan biri bıçağını çıkarıp Cüneyt'in üzerine doğru yürümeye başladı. Bıçağı çıkaran adamı  gören Meyra, ayağındaki ayakkabısını çıkarıp adama doğru koştu. İki adamla birden mücadele eden Cüneyt, kızın kendilerine doğru koştuğunu fark etmişti. O arada da diğer adamın bıçakla ona doğru geldiğini gördü. Adamları yumruk darbeleriyle yere deviren Cüneyt, bıçakla ona doğru gelen adamın üstüne atlayan kızı gördü. Meyra, koşarak gelip eli bıçaklı adamın arkasından  üzerine atlamıştı. Sonra da adamın saçlarından tutarak yere düşürmüştü. Elindeki bıçağı yere düşüren adam bıçağı ararken kız adamın tekrar sırtına atlayıp yüzünü tırmalamaya başladı. Meyra'nın üzerinde olduğu adam hızla yerden kalktı. Kızı yere fırlattıktan sonra kızın karnına tekme vurmaya başladı Meyra, canı yanınca gözyaşları içinde karnını tutup bağırdı. Kızın ağladığını gören Cüneyt, çıldırmıştı. Hemen üstüne atlayıp yere yatırdığı adama art arda yumruklar indirip yüzünü gözünü kan revan içinde bıraktı. Cüneyt, vurmaya devam ederken etrafta ki insanların çağırdığı polisler geldi. İki polis koşarak geldi ve hemen  adamı Cüneyt in elinden aldı. Yoksa Cüneyt, Meyra'ya vuran  adamı dayakla öldürecekti. Polisler adamları apar topar alıp önce hastaneye sonra da  karakola götürdü. Meyra'nın arkadaşları ve Cüneyt'i de ifadelerini almak için karakola götürdüler. Cüneyt, ifadesini verdikten sonra, hala karnını tutan Meyra'nın yanına yaklaştı. "İyi misin küçük? Canın çok yanıyor mu?" diye sordu. Meyra, onlara yardım etmek için üç tane adama karşı koyan en az bir doksanlık adamın gözlerine çevirdi bakışlarını. Cüneyt, kızın bakışlarını ona çevirmesiyle  hayatında gördüğü en güzel gözleri gördü. İşte o an dünyadan soyutlandı genç adam. Cennetten gelen bir Melek, miydi bu kız. Yoksa peri kızı mıydı? Kızın yeşil gözleri öyle güzel bakıyordu ki, adamın aklını başından almıştı. Meyra'da Cüneyt'ten farklı değildi. Hayatında gördüğü en yakışıklı adam şuan karşısında gözünü bile kırpmadan ona bakıyordu. İki genç saniyelerce birbirlerinin gözlerinde kayboldu. "Artık gidebilirsiniz" diyen polis memurunun sesiyle kendine geldi iki genç yürek. Meyra, hemen gözlerini adamdan  kaçırıp arkadaşlarının yanına gitti. Sonra da onlarla beraber karakoldan dışarı çıktı ve dışarda Cüneyt'i beklemeye başladı. Cüneyt' de onların hemen ardından yavaş adımlarla çıktı karakoldan. Dışarı çıktığında onu bekleyen kızları görünce hemen yanlarına gitti. "Siz daha gitmediniz mi kızlar?" dedi. Sadece Meyra'nın gözlerine bakarak. "Size teşekkür etmeden gidemezdik. O zaman size haksızlık etmiş olurduk. Bizim için başınızı derde soktunuz. Üstelik sizde yaralandınız. Çok teşekkür ederiz. Sizin sayenizde o adamlardan kurtulduk." "Önemli değil. Kim olsa aynı şeyi yapardı." dedi Cüneyt, yeşil gözlü güzele bakarak "Hayır yapmazdı" dedi Meyra. Kimse aynı şeyi yapmazdı. Size ne kadar teşekkür etsek az." "Bu arada benim adım Ela" dedi diğer kız. "Bu da arkadaşım Meltem. Bu dünya güzeli kızda Meyra" "Meyra" dedi Cüneyt, kendi kendine. "Kendi gibi adı da şahaneydi bu küçük kızın. "Bende Cüneyt, tanıştığımıza çok memnun oldum. Benim artık gitmem lazım kızlar. Lütfen kendinize dikkat edin olur mu?" dedi ve kızların yanından uzaklaştı. Uzaklaştıkça da derin bir boşluk sarmaya başladı kalbini. Sanki kalbinin bir yarısını geride bırakıyordu genç adam. Meyra ve kızlar hemen evlerinin yolunu tuttular. Meyra, arkadaşında kalacaktı bu gece ama vaz geçmişti. Hemen kendi evine, kendi yuvasına gitmeliydi. Arkadaşının babası onu getirip evlerine bıraktı. Meyra, evin ışıkları yanmadığı için anahtarıyla girdi içeriye. Sonra da hemen ablasıyla beraber kaldığı odaya gitti. Ablasının uyuduğunu görünce hemen üzerini değiştirip yanına uzandı. Sonra da kurtarıcılarının hayaliyle uykuya daldı. Ilgaz, sabah erkenden kalkıp hazırlandı. Diyalize girmek için hastaneye gidecekti. Bütün gece sürekli bölünen uykusuyla huzursuz bir gece geçirmişti genç adam. Sabah kalktığında ise babasını Derman amcası ve oğlu Diyarla kahvaltı masasında bulmuştu. Ilgaz, Kemal dayısından sonra en sevdiği insan olan Derman'ı görünce hemen yanına gidip ona sarılmıştı. Sonra da gidip Diyar'a "Hoş geldin" dedi. Diyar'ın da bu aile de Ebru'dan sonra ev sevdiği insan Ilgaz'dı. O da Ilgaz'ın samimi davranışına aynı samimiyetle karşılık verdi. Ilgaz, Derman ve oğlunu gördüğüne çok sevinse de babasının onları neden çağırdığını merak etmişti. Kenan Bey, çok önemli bir sebep olmasa Derman'ı buraya çağırmazdı. Memlekette ki işleri halledebilecek tek insan Derman'dı çünkü. Ilgaz, onlarla kısa bir süre sohbet ettikten sonra hemen hastaneye gitmek için villadan ayrıldı. Şimdi ise diyaliz olduğu yatağında günlerdir yaşadıklarını düşünüyordu. Dört saat süren tedavi bittikten sonra hemen hastaneden ayrıldı. Dinlenmek için tekrar villa ya döndü. Villa ya geldiğinde ise hiç kimsenin olmadığını gördü. Yardımcı kadın annesinin alışverişte olduğunu babasının da misafirleriyle beraber şirkete gittiğini söyledi. Ilgaz, bir süre salondaki  koltukta uzandı. Telefon da sosyal medya hesaplarına baktı. Meleğin hesaplarını bulmaya çalıştı uzunca bir süre. Kızın bütün hesapları gizliydi. Ve profilin de bile kendi fotoğrafı yoktu. On on beş dakika sonra odasına gitmek için ayaklanan Ilgaz kapı çalınınca koltuğa tekrar oturdu. Evde ailesinden hiç kimse yoktu. Bu yüzden gelen kimse onunla ilgilenmesi gerekiyordu. Yardımcı kadın hemen gidip kapıyı açtı ve gelen misafiri içeriye davet etti. Ilgaz, oturduğu koltuktan başını çevirip kimin geldiğine baktı. Bakar bakmaz da gördüğünün gerçek olduğuna inanamadı. Rüya mı görüyordu genç adam? Gelen gerçekten de Meleği miydi? Ilgaz, hemen ayağa kalktı. Melek, bütün gece kâbuslar görmüştü. Kâbuslarında hep ev sahibinin babasına söylediklerini vardı. Kız sabah çok erken saatte uyandı. Hiç kimseye bir şey söylemeden evden çıktı. Saatlerce yol yürüyerek Ilgaz'ın villasına geldi. Buraya gelene kadar nefes nefese kalmıştı. Melek, villanın büyük bahçe kapısından içeri girmek için hiç zorlanmadı. Kenan Bey'in adamları zaten onu tanıyorlardı. Giriş kapısına geldiğinde ise hiç vakit kaybetmeden kapının ziline bastı. Bir kaç saniye sonra yardımcı kadının açtığı kapıdan içeri girdi. Çok korkuyordu olacaklardan. Bunu Ilgaz'a nasıl söyleyecekti? Gururunu ayaklar altına nasıl alacaktı?  Daha dün Ilgaz'a neler söylemişti? Melek, içeri yavaş yavaş girdi ve doğruca salona geldi. Büyük salonda koltukta oturan Ilgaz, ayak seslerini duyunca bakışlarını ona çevirdi. Meleği görür görmez de ayağa kalktı. Melek, Ilgaz'ın ayağa kalkmasıyla ne yapacağını nasıl davranacağını bilemedi. Stresten elleri terliyordu kızın. Bacaklarında güç derman kalmamıştı. Bir anda yere yığılacak gibi hissediyordu kendini. Ilgaz ise hemen Meleğin yanına geldi. "Gerçekten sen misin Melek? Yoksa rüya mı görüyorum söylesene? Sen gerçekten buraya geldin değil mi?" "Evet, benim Ilgaz. Rüya falan görmüyorsun. Buraya geldim. Çünkü başka çarem yoktu. Gidecek bir yerim, yardım isteyecek kimsem yoktu. Ben ne yapacağımı bilemiyorum çünkü" "Ne oldu Melek? Neden böyle titriyorsun? Hasta mısın yoksa?" "Şimdi yapacağım konuşma benim için o kadar zor ki. Söyleyeceklerimi söylemektense ölmeyi tercih ederdim. Ama başka çarem yok benim" "Ne söyleyeceksin Melek? Lütfen korkutma beni" "Sen neden korkarsın? Zor durumda olan benim. Korkması gereken benim" "Söyle, hadi söyle artık ne oldu?" dedi Ilgaz, merakla. "O evin tapusunu bana verir misin Ilgaz? O eve şu an çok ihtiyacım var. Bana gurursuz de. Para karşılığında kendini satıyor de. Ne dersen de. Benim o eve hemen ihtiyacım var. Çünkü ev sahibi babam eğer kirayı ödemezse karşılığında beni istiyormuş." "Ne?" diye bağırdı Ilgaz öfkeyle. "Ne istiyormuş o şerefsiz?" "Karısından boşanıyormuş. Benim le evlenmek istiyormuş. Bunun karşılığında evi aileme verecekmiş. Görüyorsun ya. Ne yapsam kurtulamıyorum. Benim değerim bir ev kadar" Meleğin sözleri Ilgaz’ı kahretmişti. Melek, bu duruma onun yüzünden düşmüştü. Ilgaz'ın kalbi parçalanmıştı kızın haline" "O adamla evlenirsem yaşayamam ben. Ben de senden yardım istiyorum. Benimle evlen Ilgaz. Evet, senin dediğin gibi ben senin le çıkarlarım için evleniyorum. Bunu sen söylemiştin bana. Bütün söylediklerini kabul ediyorum. Lütfen ailemin sokakta kalmasına izin verme" Bu Meleğin son sözleri olmuştu. Heyecana strese daha fazla dayanamayan kız salonun ortasına çöküp kalmıştı.Ilgaz, üzüntüden perişan halde yere yığılan kızın yanına koştu hemen. Telaşla kızın yanına oturup başından tuttu. "Melek, neyin var, söyle bana iyi misin?" dedi. Kızı dizlerine yatırıp. "Sen neden böyle yapıyorsun sevdam? Neden bu kadar üzülüyorsun? Ne aileni zor durumda bırakırım. Ne de seni başkasına veririm. Onların mutlu olması için elimden geleni yapacağım Melek. Onlar benim de ailem artık. Sende benimsin Meleğim. Sende benim sevdamsın" Söylediklerini kız duymuyordu ama Ilgaz, konuşmaya devam etmeye onun uyanması için çabalamaya devam ediyordu. Meleği bir türlü kendine getiremeyen Ilgaz, yerde yatan kızı hemen kucaklayıp koltuğa yatırdı. Yardımcı kadınında yardımıyla Melek, bir kaç dakika sonra  gözlerini açtı. Başında endişeli bir şekilde ona bakan Ilgaz'ı gören Melek, hemen doğruldu ve koltuğa başını yasladı. Meleğin kendine geldiğini gören Ilgaz. Kızı tutup hızla kendine çekti ve sıkıca sarıldı. "Meleğim çok korktum. Sana bir şey olacak diye çok korktum" dedi titreyen sesiyle. "Lütfen kendini hiç bir şey için üzme. Ben senin mutluluğun için her şeyi yaparım. Yüzünü güldürmek için dünyayı avuçlarına koyarım. Sen iste yeter ki Meleğim. Ilgaz, senin için gökten yıldızları bile toplar. Sen hiç ağlama artık  olur mu? Çünkü senin ağlamana üzülmene dayanamaz bu adam. Beni affet Meleğim. Bütün olanlar beni affet olur mu? Seni anlayamadım. Neler yaşadığını bilemedim Meleğim. Sen benim hayatımda tanıdığım en mükemmel insansın sevdam. Bu dünyada senin için yapamayacağım  hiçbir şey yok. Beni affet ne olur. Bana bir şans daha ver. Dünkü söylediklerim gerçek duygularım değildi Melek. Senin gibi mükemmel bir kızın beni kabul etmesini hazmedemeyen insanlar  yüzünden seni çok kırdım. İnan o sözleri söyler söylemez pişman oldum. Kahroldum. Perişanım Meleğim.  Seni kırdığım için çok perişanım inan. Sana yaptıklarım, söylediklerim beni  kahretti saatlerdir. Bundan sonra sen ne istersen o olacak. Lütfen üzülme artık. Senin üzerinde hiç bir yük olmayacak bundan sonra. Bütün yükünü ben alacağım. Seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım." "Benim için kötü düşünmüyorsun değil mi? Beni ayıplamıyorsun değil mi Ilgaz?" "Ben senin için ölürüm Meleğim. Seni nasıl ayıplarım. Seninle gurur duyuyorum ben. Senin gibi bir kıza aşık olduğum için kendimi çok şanslı görüyorum inan bana" "Sen de bana inan Ilgaz. Sen ne istersen yapmaya çalışacağım. Seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım." "Senin varlığın benim için mutluluk Melek. Senin nefes aldığın her yer bana cennet. Senden  tek isteğim beni sevmeye çalış lütfen. Eğer bir gün benim seni sevdiğim gibi sen de beni seversen.  Ben o gün dünyada gerçek cenneti yaşayacağım." "Bundan sonra ki hayatımı sana adayacağım Ilgaz. Eğer bir gün âşık olursam, o adam sen olacaksın" "Sen bana hep dürüst davrandın Melek. Seni anlamayan, anlayamayan bendim. Bundan sonra böyle olmayacak merak etme. Ben de seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım. Sana hep anlayışlı davranacağım. Hiçbir şey için kendini zorunlu hissetmeyeceksin" "Buraya gelirken çok korkuyordum. Dün sen bana tapuyu vermeye çalıştığında sana çok laflar etmiştim. Ama ertesi gün söylediğim sözleri kabul etmek zorunda kaldım. Bu yüzden buraya gelmek benim için çok zordu. Gururum çok incindi Ilgaz. İnan tüm vücudum titredi acıdan. Yapacak başka bir şeyim yoktu. Vaktim çok dardı. İş bulamamıştım. Benim yüzümden babam çok üzülmüştü. Bir an önce onun sıkıntılarından kurtulmasını istedim" "İyi ki geldin Meleğim. İyiki bana geldin. Ben senin herşeyin olmak istiyorum bir tanem. Sözlün, nişanlın, kocan, hayat arkadaşın ve günü geldiğinde, işte  o zaman da sevdan olmak istiyorum. Ben senin kalbini istiyorum Meleğim. Ve sana yemin ediyorum. Senin le hemen evleneceğiz. Ama sen bana ne zaman âşık olursan o zaman benim olacaksın. Seni hiçbir şeye zorlamayacağım. Senin için her şeyi göze aldım Melek. Senin için ölümle bile savaşacağım. Senin için yaşayacağım ruhum" "Benim için yaşa Ilgaz. Benim için ölümle bile savaş. Çünkü bende senin le beraber savaşacağım. Sonu ne olursa olsun" Ilgaz Meleğin sözlerinden sonra ona bir kez daha sarıldı sıkıca. Sonra da alnından öptü kalbindeki bütün aşkıyla. Ilgaz'ındı Melek. Artık onun yâriydi. Onun dünyası. Onun ruhuydu. Hiç bir değeri olmayan hayatına değer katan kadınıydı. "Sana bir şey daha soracağım Meleğim. Bana sizin ev sahibinin kim olduğunu ve nerede yaşadığını söyler misin?" "Ne yapacaksın Ilgaz? Öyle bir adamla muhatap olma. Sakın başını derde  sokma"dedi  korkuyla. "Sen merak etme Meleğim. Ben seninle koca bir ömür mutlu olmak istiyorum. Bunu riske atacak hiç bir şey yapmam. Yapamam. Melek'ten adamın kim olduğunu ve nerede yaşadığını öğrenen Ilgaz, kısa bir telefon konuşması yaptıktan sonra tekrar Meleğin yanına geldi. Şimdi hemen sizin eve gideceğiz. Evden aileni alıp diğer eve götüreceğiz. Ailen o evde rahat edecekler. Senin de gözün arkada kalmayacak. Bu günden itibaren de hiç bir şekilde para konusu geçmeyecek aramızda. Çünkü sen benim en değerli hazinemsin Meleğim. Senden değerli hiçbirşey yok benim için. Ayrıca ben senin kocan olacağım. İstediğin gibi harcama yapacaksın. Ne istersen alacaksın. Hiç kimseye hesap vermen gerekmiyor anladın mı?" "Bundan sonra sen bana ne alırsan kabul ederim Ilgaz. Ama lütfen manevi değeri daha çok olan şeyler al bana. Lütfen gurur yaptığımı  zannetme. Paranın ne kadar önemli olduğunu zaten biliyorum. Ama bu güne kadar para beni hep üzdü biliyor musun? Onun için çok parayla alınan şeyler mutlu etmiyor beni." "Tamam, Meleğim senin için villanın bahçesine her türden çiçek diktireceğim. Sana hediye vermek istediğim zamanlarda hep onlardan vereceğim" Melek ve Ilgaz bir süre daha villa da kalmaya karar verdiler. Ilgaz, Meleğin bir şey yemediğini ve o yüzden halsiz kaldığını biliyordu. Bu yüzden mutfakta onun için yemek hazırlattı. Daha doğrusu yemeği Melek, hazırladı. Mutfağa girdiklerinde yardımcı kadının çok yoğun olduğunu  gören Melek, yemeği kendi hazırlamaya karar verdi. Ilgaz ve kendisi için hızlı bir şekilde menemen yapmaya başladı. Annesi  Meleğe  yemek yapmasın ta küçük yaşlarda öğretmişti. Aynı şekilde Meyra'ya da öğretmişti.  Kızlarının  hiçbir konuda sıkıntı yaşamasını  istemiyordu. Her zaman ayakta kalabilmelerini istiyordu. Hayat pek adil davranmamıştı. Ünal Bey ve Zuhal Hanım'ın ailesine çok sıkıntılar yaşamışlardı yıllardır. Yine de bir şekilde ayakta kalmışlardı. Melek, yemek yaparken Ilgaz, gözünü bile kırpmadan onu izliyordu. Kızın bu yaşında bu kadar zorluk yaşaması, ailesi için verdiği mücadele ve kendini onlar için feda etmesi adamı çok etkilemişti. Genç adam bugün  böyle bir şey yaşanacağını da bilmiyordu.  Bu sabah ne kadar da  üzgündü oysaki. Melek'i kaybettiğini düşünerek yıkılmıştı. Bugün hayat  onun  için güzel bir sürpriz hazırlamıştı. Şu an o kadar mutluydu  ki genç adam. Mutluluğunu hiç bir  şeyin bozmasını istemiyordu. Melekle beraber dertsiz tasasız güzel bir hayat istiyordu. Melek, ise Ilgaz'ın onu izlediğinden habersiz yemek masasını hazırlamaya devam ediyordu. Bir süre sonra Ilgaz'ın kendini izlediğini  fark eden  Melek,  çok utanmış ve bakışlarını kaçırmıştı. Melek, masayı hazırladıktan sonra hazırladığı  Menemen'i de koydu masaya. Sonra da  Ilgaz a  sofranın hazır olduğunu ve yemeğe oturabileceklerini  söyledi. Ilgaz, o kadar dalmıştı  ki  Meleği  izlemeye, kızın söylediğini duymadı bile. Melek, gözünü bile kırpmadan kendisine bakan adamın yanına kadar geldi. "Ilgaz" dedi yumuşak bir ses tonuyla. "Evet, Melek" "Sofra hazır" "Efendim. Anlamadım?" "Diyorum ki. Sofra hazır. Artık yiyebiliriz" Meleğin söylediklerini daha yenice anlayan genç adam. "Ha. Şey tamam. Tamam oturalım. Çok acıktım zaten" dedi. Ilgaz, Melekle beraber masaya yürümeden önce hemen kızın elinden tuttu. Masaya geldiklerinde ise önce Meleğin oturması için sandalyeyi çekti. Yardımcı kadının şaşkın bakışları arasında Meleği yerine oturttu. Melek, " Ilgaz çaylar.." demesine fırsat bırakmadan. "Ben hallederim diyerek çaydanlığı eline aldı. Yardımcı kadın, " Ilgaz Bey, isterseniz çaylarınızı ben doldurayım" sözüne aldırmayan Ilgaz. Bardaklara çayları doldurmaya devam etti. Sonra da başını yardımcı kadına döndürüp. "Sevim abla. Biz başımızın çaresine bakarız. Sen başka işlerle ilgilen" dedi. Yardımcı kadın. Ilgaz'ın açık açık söylemese de kızla yalnız kalmak istediğini anlamıştı. Oda  onlara, " Afiyet olsun" diyerek hemen mutfaktan çıktı. Sevim, yıllardır Kenan Bey'in ailesinin yanında çalışıyordu. Ilgaz'ı ta küçüklüğünden beri tanıyordu. Ilgaz'ın annesi Necla Hanım'ın oğlunun başında ağladığı günlere çok şahit olmuştu. Necla Hanım, yıllarca oğlu için çok acı çekmişti. Hala da çekiyordu. Oğluna bir şey olacak korkusu kadını mahvediyordu. Ilgaz, on sekiz yaşına girdikten sonra kendi işlerini kendi hallediyordu. Necla Hanım, Ilgaz'la beraber hastaneye eskisi kadar gitmiyordu. Artık Adana'ya kızlarının yanına daha çok gidip geliyordu. Ama yine de oğlu canıydı kadının. Sevim Hanımda Necla Hanımla beraber çok ağlamıştı Ilgaz için. Bu yüzden Ilgaz'ı kendi oğluymuş gibi çok seviyordu. Ilgaz, Melek'ten bir saniye bile gözlerini ayırmadan çayını yudumluyordu. Melek, adamın bakışlarından o kadar utanıyordu ki sürekli gözlerini  kaçırıyordu. Melek, bu delici bakışlara daha fazla dayanamadı. "Öyle bakmasana Ilgaz. Çok utanıyorum" dedi adama bakarak. "Sana öyle tutkunum ki Meleğim gözümü senden ayırsam sanki benden gidecekmişsin gibi geliyor. Çok korkuyorum inan. Seni tekrar kaybetmekten. Seni benden almalarından çok korkuyorum. Bir de biliyor musun? Senin yüzünde ki her bir noktayı. Her bir çizgiyi ezberledim. Sen benim için dünyanın en değerli varlığısın." "Ne olur Ilgaz, böyle düşünme. Bana istediğin kadar bak. Ben bakışlarından utansam da sen bana hep sevgiyle bak. Benim kendim için  istediğim iki şeyden biri de bir gün senin sevgine karşılık verebilmek. Geçmişte olan her şeyi unutup seninle bir hayat kurabilmek. Şunu da unutma. Bu saatten itibaren. İki dünya bir araya gelse beni senden hiç kimse ayıramaz. Eğer sen beni istemezsen anca o zaman  senden giderdim." "Bu konuyu tekrar açmak istemiyorum Meleğim. Ama geçen gün sen bayıldığında hastaneye o adam götürdü seni. Ben hastane de seni götürenin o adam olduğunu gördüğüm de çıldırdım. Aklım başımdan gitti. Onu oracıkta öldürmek istedim. Sen ona tekrar dönersin diye çok korktum. Beni bırakırsın diye çok korktum. Lütfen beni bırakma Melek. Ne olur kimse için beni bırakma. Ben seni çok seviyorum. Hayatımda kimseyi sevmediğim kadar çok seviyorum." "Bana o adamdan söz etme Ilgaz. O adama tekrar döneceğimi düşünürsen beni çok üzersin. Ben beni ve ailemi küçük düşüren adamı asla affetmem. Onu kendinle kıyaslama bile. Ben seninle bir yola çıktım Ilgaz. Beni bu yoldan döndürecek tek kişi yine sensin. Buna başkasının gücü yetmez." Ilgaz ve Melek, sohbet ederek karınlarını doyurdular. Yemekten  sonra Ilgaz birkaç telefon görüşmesi  daha yaptı. Sonra da Melekle beraber kızın ailesinin evine gittiler. Onlar eve geldiklerinde nakliye aracı çoktan  gelmişti. Adamlar hızlı bir şekilde eşyaları kamyona yüklemeye başlamışlardı. Zuhal Hanım, kızının Ilgaz'la beraber geldiğini görünce hemen yanlarına gitti. "Neler oluyor Melek? Bu adamlar eşyaları neden yüklüyorlar" dedi. Melek, bir şey söylemeden Ilgaz, verdi cevabı. "Yeni evinize taşıyacaklar efendim" dedi. Melek, annesine yaklaşarak kollarını omzuna attı. Size dün gece söylemiştim annecim. Ilgaz, bana düğün hediyesi bir ev almış. Biz Ilgaz'la beraber villa da yaşayacağız. Siz de Ilgaz'ın bana aldığı evde yaşayacaksınız"  "Evet Zuhal anne. Melek, doğru söylüyor. Artık yeni evinizde yaşayacaksınız. Ev bahçeli müstakil istediğiniz gibi rahat yaşayabilirsiniz. Ünal babam da kabul etsin lütfen. Bende sizin bir evladınızım. Bundan sonra sizin derdiniz benim de derdim. Bir sıkıntınız olursa lütfen bana söyleyin. Sizin için elimden geleni yaparım." "Sağ ol Ilgaz Bey oğlum. Çok teşekkür ederim. Sen olmasan ne yapardık bilmiyorum" "Asıl siz sağ olun efendim. Asıl  Melek olmasa ben ne yapardım bilmiyorum. Melek, benim yaşama sevincim dünyam. Onun için yapamayacağım hiçbir şey yok." Eşyalar kamyona yüklendikten sonra hep beraber o evden ayrıldılar. Kısa süren bir yolculuğun ardından yeni eve geldiler. Taşıma şirketinin adamları eşyaları taşırken Ilgaz, Meleğe kısa sürecek bir işinin olduğunu hemen döneceğini söyleyerek oradan ayrıldı. Kısa süre sonra Diyar'ın verdiği adrese geldi. Kapıyı açıp içeri girdiğinde Meleğin ailesinin ev sahibini buldu karşısında. Adam apar topar neden getirildiğini bilmeden sandalyede oturuyordu. Ilgaz, Diyar'a teşekkür ettikten sonra gidebileceğini söyledi.  Kendisi de adamla yalnız kaldı oda da. Adamın karşısında ki sandalyeye oturup öfkeli bakışlarını adama çevirdi. "Sen kimsin?" dedi adam. Ona öfkeyle bakan Ilgaz'a. "Asıl sen kimsin?" dedi Ilgaz. Oturduğu sandalyeden ayağa kalkarak. "Sen kim oluyorsun da Meleği istiyorsun lan?" "Bu seni ilgilendirmez. Seni tanımıyorum bile. Bu Meleğin babasıyla benim aramda. Onların eve ihtiyacı var. Benim de bir kadına. Yani karlı bir anlaşma teklif ettim" "Senin var ya gelmişini geçmişini s......m. Sen kim oluyorsun da benim sözlüme göz koyuyorsun lan? Yürek mi yedin aşağılık herif?" "Kimsin sen? Melek nerden senin sözlün oluyormuş?  Ben böyle bir şey duymadım" "Kendimi tanıtayım o zaman. Ben Ilgaz Güçlüoğlu. Meleğin sözlüsü. Ve yakında kocası olacak adam" "Şu Kenan Güçlüoğlu.." "Evet, iyi bildin. Ben Kenan Güçlüoğlu'nun  oğluyum. Melek Yılmaz da benim sözlüm. Sen başına çok büyük dert aldın. Benim sevdiğim kadına bulaşmayacaktın. Sana bunu ödetmek boynuma borç oldu" dedi ve yumruğunu adama geçirdi. Adam oturduğu  sandalyeden sert bir şekilde yere düştü. Öfkeyle adamın başına dikilen Ilgaz. "Kalk ayağa" dedi. Adama yüksek sesle bağırarak. "Karşı koysana  hadi. Burada ikimiz tek başımızayız. Hadi görelim erkekliğini. Öyle zor durumda olan insanlardan kız istemeye benzemez bu işler. Hadi karşı koy bana. Ne kadar erkekmişsin  görelim" Ilgaz'ın sözlerine sinirlenen adam ayağa kalkarak Ilgaz'ın üzerine yürüdü. Ilgaz, üzerine gelen adamı iki yumruk darbesiyle yere uzattı. Daha sonra da üzerine ayağını koyarak. "Melek benim. Anladın mı benim? Onun bir daha  adının anmak bir kenara, geçtiği sokaktan geçersen seni öldürürüm. Bu bir tehdit değil unutma" Ilgaz, yerde yatan adamın üzerine cebinden çıkardığı paraları fırlattı.  Onu kan revan içinde orada bırakarak dışarı çıktı. Sonra da arabasına binerek oradan uzaklaştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD