Melek, Ilgaz'a gönderdiği mesaja cevap geldikten sonra zorla da olsa uyumak için yatağına girdi.
Yarın onu zorlu bir gün bekliyordu.
Ilgaz'la konuşup ayrıldıktan sonra bütün gün iş arayacaktı.
Hatta iş aramaya sabah erken gitse daha iyi olurdu. Saat ikiye geldiğinde ise Ilgaz'ın yanına gidebilirdi.
Melek, gece boyu sık sık uyanmış, yarım yamalak uykuyla sabahı etmişti.
Sabah da erkenden kalkıp hemen duşa girdi. Sonra da hazırlanıp annesinin yanına geldi.
Annesine iş aramaya çıkacağını söyleyerek kahvaltı bile etmeden evden ayrıldı. Zuhal Hanım, kızının ardından seslense de Melek çok tan evden çıkmıştı.
Ilgaz, sabah kahvaltıdan önce tahlil vermek için erkenden hastaneye gitti.
Kanları alındıktan sonra hastanenin kantininde hafif bir kahvaltı yaptı.
Sonra şirkete babasının yanına gitti. Babasının odasına girdi ve onu beklemeye başladı.
Babası bir kaç saat önce acil bir toplantıya girmişti.
Toplantıya girerken de sekreterine kimsenin onu rahatsız etmemesini söylemişti.
Ilgaz, babasının odasında otururken bile yerinde duramıyordu.
Meleğin karşısına çıktığında ne yapacaktı.
Buluşmaya gittiği zaman canından çok sevdiği kıza ayrılacağını nasıl söyleyecekti.
Meleği görünce bile kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu zaten.
Bu işin içinden nasıl çıkacaktı.
Ilgaz, babasının odasında volta atarken toplantısı biten Kenan Bey, geldi odaya.
Oğlunun hiç beklemediği bir zamanda şirkete gelmesi şaşırtmıştı adamı.
"Hoş geldin Ilgaz. Seni beklemiyordum.
Bir sorun mu var oğlum?" dedi.
"Evet baba. Bir sorun var. Benim için çok önemli bir sorun.
Bugün Melekle buluşacağım. Ona evlenmeyeceğimi söyleyeceğim."
"Yapma oğlum. Lütfen bunu kendine yapma. Çok pişman olacaksın oğlum. Gel beni dinle. Sevdiğin kızı sakın kaybetme.
Melek, çok iyi bir kız. İnan bana seni çok mutlu edecek.
Bir hiç uğruna aşkını harcama"
"Ben çok düşündüm baba. Buraya senden bir şey istemeye geldim.
Sonra Melekle buluşacağım."
Ilgaz, bir saate yakın babasının odasında kaldıktan sonra kendi arabasıyla şirketten ayrıldı.
Melek, saat ikiye yaklaşırken sahile gelmişti.
Sabahtan beri iş aramış ve ayaklarına kara sular inmişti.
Üstüne üstlük iş falan da bulamamıştı.
Sahilde oturup bir süre dinlenmek istiyordu kız.
Ilgaz'la konuşup sonra da iş aramaya devam edecekti. Sahil bugün fazla kalabalık değildi.
Melek, biraz dinlendikten sonra ayakkabılarını eline alıp denize doğru adımlamaya başladı.
Denizin serin sularına ayaklarını sokup gözlerini kapattı.
Aylardır ilk defa geliyordu sahile.
Hayatının iniş çıkışları kızın gezip eğlenmesine izin vermemişti.
Melek, sahilde çıplak ayak gezerken Ilgaz geldi yanına.
"Merhaba" dedi Ilgaz, soğuk bir ses tonuyla. Melek, Ilgaz'ın ses tonundaki soğukluktan kalbinin üşüdüğünü hissetti. Bütün vücudu titredi sanki.
Melek, hiç bir şey söylemeden denizden çıkıp kıyıya yürüdü.
Oradaki bir banka oturup ayakkabılarını giydi.
Ilgaz'da Meleğin peşinden gelerek kızın yanına oturdu.
Melek, bakışlarını Ilgaz'a çevirip,
"Kaç gündür aramıyorsun Ilgaz. Rahatsız mıydın acaba?
Aramayınca ben seni merak ettim"
Melek, önce ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu yüzden biraz ılımlı yaklaşmaya karar vermişti.
Meleğin sözleri Ilgaz'ın sinirlenmesine neden olmuştu.
"Neden merak ettin Melek?
Zaten hasta bir adamım ben. Sık sık hastanelik olurum"
"Şey ben.."
"Bak Melek. Beni iyi dinle.
Ben lafı dolandırmayı ve yalan söylemeyi hiç bir zaman sevmedim. Sana tek bir soru soracağım.
Senden de dürüst bir cevap istiyorum.
Sen benimle evlenmeyi neden kabul ettin?"
"Sen ne diyorsun Ilgaz? Biz bunları konuşmuştuk zaten. Neden sürekli aynı şeyi soruyorsun?"
"Bu bir gerçek. Ben hasta bir ad...."
"Sürekli aynı şeyi neden söylüyorsun ha?
Herkes hasta olabilir anladın mı beni?
Sen kendine acımaya devam ederek ne yapmaya çalışıyorsun?
Eğer bu bahaneye sığınıp benimle evlenmek istemiyorsan kendin bilirsin. Ben kendimi sana zorla kabul ettirmeyeceğim"
Ilgaz, Meleğin söyledikleriyle daha da sinirlendi.
"O zaman planını gerçekleştiremezsin Melek. Bütün hayallerin suya düşer. Senin planın benim le evlenmek üstüne değil mi?"
"Ne diyorsun sen be? Ne planı yapmışım ben anlamadım?"
Ilgaz, cebinden çıkardığı tapuyu Meleğe uzattı.
"Artık benimle evlenmeye mecbur değilsin Melek. Benimle evlenme karşılığında istediğin evi sana hediye ediyorum. Babam babanı da iyi bir işe yerleştirir merak etme.
Yani bunlara ulaşmak için benimle evlenmek zorunda değilsin anladın mı?"
Melek, Ilgaz'ın sözleriyle beyninden vurulmuşa döndü. Olduğu yerde sendeledi. Zaten sabahtan beri hiçbir şey yememişti.
Duydukları kızın aklını başından aldı..
Ilgaz, Meleğin değişen yüz şeklinden çok korkmuştu.
Kızın sendelemesi üzerine onu tutmak için uzandığında Melek, tarafından sert bir şekilde durdurdu.
"Sen ne diyorsun be?" dedi titreyen sesiyle.
"Sen kendini ne zannediyorsun?
Ben mi geldim sana? Ben mi evlenmek istedim?
Ailen geldi evimize. Senin beni görüp beğendiğini ailen söyledi.
Ben seni ve aileni tanımıyordum bile.
Ben önceden plan falan yapmadım.
Ailen gelip beni istedi. Babam senin de söylediğin gibi. Hasta olduğun için beni sana vermek istemedi.
Sandığın gibi beni bir şey karşılığında vermedi.
Sizden hiç bir şey istemedi anlıyor musun?
Ben kabul ettim seninle evlenmeyi. Ailen senin çok iyi bir insan olduğunu söyledi. Ben bunun için kabul ettim.
Bu evlilik hem senin için hem de benim için iyi olacaktı.
Sen beni sevdiğini söylemiş sin ailene.
Bu yüzden sen kazanacaktın.
Bende ne olursa olsun seni mutlu edecektim. Bunun için canımı bile verirdim. Buna kararlıydım da. Babandan sadece aileme yardım etmesini rica ettim.
Çünkü ev sahibi evden atacaktı bizi.
Çünkü babam artık kirayı ödeyemiyordu.
Çünkü kardeşlerim aç kalmak üzereydi.
Çünkü onlar benim yüzümden bu duruma düşmüşlerdi.
Ben de onları düşürdüğüm durumdan kurtarmak istedim.
Siz zenginler için belki gurursuzluk bu. Çünkü siz açlık nedir bilmiyorsunuz. Benim babam ve annem kardeşlerimi doyurmak için aç bile yattılar"
"Melek ben."
"Sözümü kesme. Evet, haklısın Ilgaz Bey. Ben seni kurtuluş olarak gördüm.
Ailenin servetinin peşine düştüm.
Sen de benim servet avcısı bir kız olduğumu öğrendin sorun çözüldü.
Her neyse. Daha fazla konuşmaya gerek yok. Bundan sonraki hayatınızda mutluluklar diliyorum. Size iyi günler. Bundan sonra benim gibi bir servet avcısını görmeyeceksiniz.
Hiç merak etmeyin. Ha bu arada. Kendinize de acıyıp durmayın artık. Bu dünyada o kadar zor durumda olan insan var ki."
Kızın söyledikleri Ilgaz'ı çok üzmüştü.
Babasını dinlememiş hayatının hatasını yapmıştı genç adam.
Meleğin kalbini çok kırmıştı.
Oysa kızın dedikleri doğruydu. Onun ailesi istemişti Meleği.
Melek, Ilgaz'ın peşinde değildi ki.
Kızı seven kendisiyken Meleği suçlamıştı. Melek, ona sana aşığım falan dememişti.
Kollarına da atlamamıştı.
Çok büyük hata yapmıştı Ilgaz.
Ilgaz, sahilden uzaklaşmakta olan Meleğin peşinden koştu hemen.
"Melek, lütfen. Lütfen dinle beni" diye seslendi ardından.
"Ilgaz Bey. Lütfen. Beni rahat bırakın.
Ben sizi benim gibi birinden kurtarıyorum işte.
Buna sevinebilirsiniz. Sizde gidin artık.
Benim hiç kimseyle vakit kaybedecek zamanım yok.
İş bulmam lazım benim"
Melek, son sözünü söyledikten sonra hızla oradan ayrıldı.
Ilgaz, giden kızın ardından baka kalmıştı.
Sonra da öfkesine hâkim olamayarak yumruğunu yanında durduğu arabanın camına geçirdi.
"Allah belanı versin Ilgaz" dedi kendi kendine.
"Senin gururun batsın. Beğendin mi şimdi yaptığını?
Hayatta tek sevdiğin kadını kaybettin.
Değdi mi ha. Söyle değdi mi?
O kahrolası gururun kurtuldu mu?"
Ilgaz, amcasının söyledikleri büyüterek Meleği kırdığı için çok pişman olmuştu. Ama olan olmuştu.
Sözler ağızdan çıkmıştı bir kere.
Çok ağır konuşmuştu genç adam.
Söylememesi gereken zehir gibi cümleler kurmuştu kıza.
Melek, ağlayarak hızla yürüyordu yolda.
Bir taraftan da başı dönüyordu sürekli.
Kendini nasıl bu hale düşürmüştü?
Ailesini de kendisini de mahvetmişti.
Onları zor durumdan kurtarayım derken hem kendini hem onları daha çok rezil etmişti.
Neden böyle olmak zorundaydı?
Neden hayatı bir türlü düzene girmiyordu?
Neden bir kere olsun doğru karar veremiyordu?
Artık bacakları titriyordu kızın. Nefesi kesilmeye başlamıştı.
Melek, zar zor bir kaç adım daha attıktan sonra olduğu yere yığıldı kaldı.
Meleğin yere düşmesiyle etrafında onu gören herkes kıza yardım için koştu.
Herkes ona yardım edip kaldırmaya çalışırken kızın düştüğü yere lüks bir araç durdu.
Arabadan inen adam yerde yatan kızı görünce hemen yanına geldi. Sonra da kızı kucağına alıp arabasının arka koltuğuna yatırıp oradan uzaklaştı.
Ilgaz, ise Meleğin perişan halde koşarak gittiğinden bu tarafa kızı uzaktan takip ediyordu. Kızın başına bir şey gelir diye çok korkuyordu adam.
Melek, hızla sahilden ayrılınca Ilgaz, yakında olan arabasına atlayıp takip etmeye başlamıştı.
Melek, nereye gittiğini bilmeden yürüyordu.
Bir süre daha amaçsız bir şekilde yürüyen kız olduğu yere yığılıp kalmıştı.
Kızın yere düştüğünü gören herkes etrafına toplanmıştı.
Ilgaz, hemen arabayı yola bırakıp Meleğin yanına doğru koştu.
Daha Ilgaz, yetişemeden kızın düştüğü yerde lüks bir araç durdu. Arabadan inen adam Meleği kucağına alıp arabaya koyup oradan uzaklaştı.
Ilgaz, hemen geri dönüp arabasına bindi.
Hızlı bir şekilde arabasını çalıştırıp arabanın peşine düştü.
Şansına kırmızı ışık yanmıştı ve Ilgaz, Meleği götüren araba ya yetişmişti.
Kimdi bu adam? Meleği nereye götürüyordu? Ilgaz, arabasının direksiyonu yumrukluyordu öfkeden.
Yeşil ışık yandıktan sonra Meleği götüren araba hızla yola devam etti.
Ilgaz, arabaya yetişmek için gaza bastı. On dakikalık yolculuktan sonra Meleği götüren araba özel bir hastaneye girdi.
Ilgaz da arabayı takip ederek hastaneye girdi.
Sonra da arabanın içinden izlemeye devam etti.
Acil servis ten gelen sedyeye Meleği yatırıp içeri götürdüler.
Ilgaz da hemen arabayı otoparka bırakarak acile girdi koşarak.
Müdahale odasında doktorlar Melekle ilgileniyorlardı. Ilgaz, hemen acil müdahale odasının kapısına vardı.
Sonra da içinden ağlayarak çıkan Taylan'ı gördü.
Ilgaz, Taylan'ı görünce donup kalmıştı. Sonra da öfkeden deliye dönmüştü.
Bu adam ne hakla Meleğe yaklaşıyordu? Ona yaptığı bunca şeyden sonra nasıl karşısına çıkabiliyordu?
Ilgaz, delirmişti ama şimdilik önceliği Melek ti. O da hemen onu iterek Meleğin yanına girmeye çalıştı.
Ama güvenlikler içeri girmesine izin vermedi.
Melek, ise acil müdahale odasında çığlık çığlığa bağırıyordu.
Ilgaz, içeri girmek için çabalasa da güvenlikler onu sıkıca tutuyordu.
Güvenlik Ilgaz'ı tutarken dışarı çıkan Taylan, tekrar geldi içeriye.
Ilgaz, onu görünce güvenlik görevlilerini itip ellerinden kurtuldu. Sonra da gidip Taylan'a yumruğu geçirdi.
"Ne yaptın lan Meleğe. Neden bağırıyor?" dedi öfkeyle.
Taylan, ise ne olduğunu anlayamadan gelen yumrukla yere serilmişti.
Hızla yanına gelen güvenliklerin yardımıyla ayağa kalktı.
Kanayan burnunu eline silerek Ilgaz'a baktı. Sonra da,
"Sana ne be adam. Asıl sen kimsin? Meleği nereden tanıyorsun?"
"Bu seni hiç ilgilendirmez" dedi Ilgaz öfkeden delirmiş bir şekilde
"Şimdi defol git buradan. Senin onun yanında yerin yok. Ben onunla ilgilenirim"
Melek, acil servise getirildikten sonra hemen acil müdahale odasına alınmıştı.
Açlık ve stres ten bayılan kız bir kaç dakika sonra kendine gelmişti.
Kızın uyanmasından sonra yanına Taylan, girmişti.
Melek, zar zor gözünü açtığı yatağında Taylan'ı görünce adeta çıldırmıştı.
Var gücüyle bağırarak dışarı çıkmasını istemişti.
Taylan, konuşmaya çalışınca, Melek, daha çok bağırmış kendini hasta yatağından atmaya çalışmıştı.
Meleğin sinir krizi geçirmesi üzerine Taylan'ı odadan apar topar çıkardılar.
Taylan, Meleğin onu görünce ki davranışıyla yıkılmıştı.
Fazlasıyla hak etmişti bunu biliyordu.
Ama ağır gelmişti işte.
Taylan, dışarı çıktıktan sonra Melek, biraz sakinleşip tekrar uzanmıştı yatağa.
Birkaç dakika sonra dışarda kavga olduğunu duyan doktorlar ve hemşireler hemen dışarı çıktı.
Herkesin dışarı çıkmasıyla Melek, odada yalnız başına kalmıştı.
Biraz dinlenmek için gözünü kapatacağı sırada dışardan gelen tanıdık seslerle hemen yataktan doğruldu.
Kolunda ki takılı serumu eline alıp kapıya yöneldi.
Kapıyı açıp dışarı çıktığında birbirine girmiş Taylan ve Ilgaz'ı gördü.
Taylan'ın ağzı burnu kan içindeydi ama Meleğin umurunda bile değildi.
Melek, bakışlarını hemen Ilgaz'a çevirdi. Onun iyi olup olmadığını inceledi kız.
Şükür ki Ilgaz'da bir şey yoktu.
Ilgaz ve Taylan, halakızın kapıdan onlara baktığını görmemişti bile.
Taylan, öfkeyle hala Ilgaz'a söylenmeye devam ediyordu.
"Ben onu tanıyorum. Onu evine ben götürürüm. Senin Melekle ne işin olabilir" dedi Ilgaz'a.
Melek, Taylan'ın söyledikleriyle iyice çileden çıktı.
Hemen koşup iki adamın arasına girdi.
Sonra da öfkeyle Taylan'a bakarak,
"Seni tanımıyorum. Git burdan" dedi.
"Melek bak."
"Defol buradan. Senin yardımını kabul edeceğime ölmeyi yeğlerim.
Beni eve nişanlım bırakır" dedi Ilgaz'ın yanına giderek.
Meleğin Ilgaz'ı nişanlısı olarak tanıtması Ilgaz'ı mutlu ederken Taylan'ı kahretmişti"
"Melek sen nişanlandın mı? Ne zaman? " dedi yıkılmış ses tonuyla.
"Son sözümü az önce söyledim.
Sizi tanımıyorum. Gidin buradan"
Taylan, Meleğin ısrarla onu kovması üzerine mecburen hastaneden ayrıldı.
Oda da yalnız kalan Melek ve Ilgaz, doktorun yanlarına gelmesiyle dikkatlerini ona verdiler.
"Melek Hanım. Bu hengâme de sağlığınızı konuşmadık.
Sanırım yemek yememişsiniz. Açlıktan tansiyonunuz düşmüş.
Gerekli tedaviniz yapıldı.
Hemşire hanım gelip tekrar tansiyonunuza bakacak sonra gidebilirsiniz.
Bence hemen bir şeyler yiyin"
"Merak etmeyin doktor bey. İyiyim ben. Eve gider gitmez yemek yiyeceğim"
Doktor gittikten sonra Ilgaz, Meleğe yaklaştı.
"Melek ben.."
"Bana sakın bir şey söyleme.
Senin le aramda hiçbir şey değişmedi. O pislik buradan gitsin diye senin nişanlım olduğunu söyledim. Sen benim hiçbir şeyim değilsin. Şimdi hemen buradan git.
Seni de görmek istemiyorum."
"Melek lütfen. Özür dilerim. Ben aptal herifin tekiyim. Ne olur affet beni."
"Senin gibi zengin adamlar özür dilemez Ilgaz Bey. Ben sizin servetinizin peşindeyim unuttunuz mu?"Melek, Ilgaz'a özür dilemesinin hiç bir işe yaramayacağını söylemişti.
Ne kadar özür dilese de kızın kırılan gururunu kurtaramazdı.
Kalbinde açtığı yarayı iyileştiremezdi.
Melek, hemşire yanına gelip tansiyonunu ölçtükten sonra hastaneden ayrılmıştı.
Kısa bir süre kaldığı hastanede yüklü bir fatura çıkarmışlardı Meleğe.
Faturanın miktarı Melek, için çok fazlaydı.
Ilgaz, hastanede çıkan faturayı ödemek istese de Melek, ne ona izin vermiş nede yüzüne bakmıştı.
Yanında da fazla para olmayan Melek.
Senet imzalayıp çıkmıştı hastaneden.
Ilgaz'la tek kelime bile konuşmadan,
koşarak uzaklaşmıştı.
Ilgaz, ise yaptığının pişmanlığıyla kala kalmıştı orada. Hangi akla hizmet söylemişti o sözleri? Ne zannediyordu? Kıza yaptıkları yanına mı kalacaktı?
Söylediği sözlerin vicdan azabıyla kavruluyordu şimdi.
Aynı sözleri kendisi duysa ne yapardı hiç bilmiyordu?
Kötü sözden ağır yük yokmuş. Bunu anlamıştı genç adam.
Bir hiç uğruna üzmüştü Meleğini.
Kalbini parçalara ayırmıştı durup dururken.
Aynı şekilde kendisi de kahrolmuştu.
Başını hangi taşa vursa unuturdu kıza yaptıklarını.
Ilgaz, üzgün bir şekilde hastaneden ayrılıp hemen villaya geldi.
Saat geç olduğu için babası da işten gelmişti.
Ilgaz, hemen eve girip hiçbir şey söylemeden odasına gitti.
Kenan Bey, oğlunun eve üzgün bir şekilde gelmesinden anlamıştı bir şeyler olduğunu.
Ilgaz, şirkete gelip Meleğin ailesine aldığı evin tapusunu istediğinde çok kızmıştı ona.
Ilgaz, tapuyu Meleğe vermek için aldığını söylemişti. Bunu yapmaması için ikna etmeye çok uğraşmıştı.
Oğlu böyle yaparak gururunu kurtaracağını sanıyordu.
Ama en çok üzülen kaybeden kendisi olacaktı. Kenan Bey, bunu ona anlatamamıştı.
Babasının sözünü dinlemeyen Ilgaz. Perişan bir halde dönmüştü eve.
Kenan Bey, yanına bile uğramadan odasına giden Ilgaz'a bakmak için hemen ayaklandı. Oğlunun arkasından odasına kadar geldi.
Ilgaz, kendi odasına girip odasında ki mini dolaptan ilaçlarını aldı.
Ağrıdan iki büklüm olmuştu genç adam. Vücudunun her yerinden terler boşalmıştı.
Önce ilaçlarını içti sonra da zorla da olsa duş almak için banyoya girdi.
Kısa bir duşun ardından eşofman altını giyerek odaya geldi.
Babası ise Ilgaz'ın odasında ki koltukta onun duştan çıkmasını bekliyordu.
Ilgaz, banyodan gelince Kenan Bey, oturduğunu koltuktan ayağa kalktı.
Oğlunun yanına kadar gidip ona öylece baktı adam.
Oğlunun başını yere eğerek bakışı çok üzmüştü.
"Dediğini yaptın mı Ilgaz? Sen evin tapusunu Meleğe verdin mi gerçekten?" dedi.
Ilgaz, elindeki saçlarını kuruladığı havluyu öfkeyle yere attı.
Sonra da yerde ki bakışlarını babasına çevirdi.
"Evet baba. Bunu yaptım. Allah beni kahretsin ki yapmamam gereken her şeyi yaptım.
Kendi elimle kendi yüreğime sıktım anladın mı?
Bir halta yaramaz bir adam olduğumu bir kez daha kanıtladım.
Siz benim sevdiğim kızla mutlu olmam için çabalarken, ben kendi elimle kendi mutluluğumu kaybettim.
Onu çok üzdüm baba. Söylediklerimle yıkıldı kız. Melek, çok ağladı baba.
Benim kalbim sızladı inan. O ağladı benim kalbim paramparça oldu."
"Ben sana söylemiştim Ilgaz.
Bunu yapmamanı söylemiştim oğlum.
Sevdiğini bir hiç uğruna kaybetme demiştim. Sözümü dinlemedin Ilgaz.
Hem o kızı hem kendini çıkmaza soktun"
"Amcam bana öyle bir şekilde anlattı ki baba. Ben kendimi bir hiç gibi hissettim. Melek senin gibi hasta bir adamla evlenmeyi nasıl kabul etti sanıyorsun? Dedi bana. Meleğin ve ailesinin bunu para için kabul ettiğini söyledi.
Ona inanmamalıydım ben. Onun beni zehirlenmesine izin vermemeliydim.
Bütün suç bende baba.
Ben kendi elimle sevdiğim kadını kaybettim. Onun gururunu kırdım"
"Olan oldu artık. Geçmişi geri getiremezsin Ilgaz.
Bundan sonra yoluna bakmaya devam edeceksin. Senin önceliğin sağlığın. Yarın diyalize gireceksin sakın unutma.
Sanırım ağrında var. Yüzün çok soluk. Bugün çok stres yaşadın. Hem kendini hem Meleği çok üzdün. Şimdi ben gidiyorum. Sen yat biraz dinlen. Eğer ağrın şiddetlenirse hemen beni uyandır. Hemen hastaneye gidelim."
"Tamam baba. Dediğin gibi olsun.
Ben hemen yatıyorum.
Uyumaya çalışacağım, hiç merak etme sen." Kenan Bey, oğlunun odasından çıktıktan sonra kendi çalışma odasına geçti.
Cebinden telefonunu çıkarıp hemen kardeşini aradı.
Bir kaç çalıştan sonra kardeşi telefonu açtı.
"Buyur ağabey. Bir şey mi oldu?
Sen beni bu saatlerde pek aramazdın." dedi.
"Sende beni bu saatte aramaya mecbur bırakmazdın Kazım."
"Anlamadım ağabey. Ben seni neden mecbur bırakmışım?"
"Şimdi beni iyi dinle Kazım.
Sana ilk ve son kez söyleyeceğim.
Bugünden itibaren benim ailemin özel meselelerine burnunu sokmayacaksın anladın mı?
Ben senin ailene nasıl karışmıyor isem. Sende benim aile meseleme karışma. Özellikle de oğlumdan uzak dur. Ona söylediklerin yüzünden oğlum şu an odasında üzgün yatıyor.
Oğlum için nelere göğüs geriyorum biliyorsun Kazım"
"Ama ağabey. Söylediklerim yalan değildi. Bunu sende biliyorsun.
O kız ve ailesi bizim ailemize uygun değil."
"Öyle mi Kazım? Neden layık değilmiş? Fakir oldukları için mi?
Yapma bunu kardeşim. Sen ne zamandan beri insanları sınıflara ayırıyorsun? Annem ve babam da fakir bir hayattan geldi.
Sen bunu belki bilmiyorsun.
O zamanları yaşamadın çünkü.
Ama ben çok iyi biliyorum.
Benim için zengin fakir ayrımı yok kardeşim. Benim tek derdim oğlumun mutluluğu ve sağlığı.
Sana son kez söylüyorum Kazım.
Benim aile sorunlarım seni ilgilendirmez.
Bundan sonra seninle ilgili olumsuz bir şey duymak istemiyorum.
Sen benim kardeşimsin.
Beni gayet iyi bilirsin. Oğlum için yapamayacağım bir şey yok.
Oğlumu üzersen bende seni üzerim.
Bunu sakın unutma.
Kardeşliğimizin ve anne babamızın hatırına bu seferlik unutmaya çalışacağım.
Bir daha olmasın Kazım. Beni karşına alma kardeşim. Eğer karşına alırsan neler yapabileceğimi iyi bilirsin.
Onun için seni uyarıyorum.
Ha bu arada. Bundan sonra gözüm senin üstünde haberin olsun"
Kenan Bey, kardeşine söyleyeceklerini söyledikten sonra telefonu kapattı.
Sonra da yıllardır bütün işlerini yapan sağ kolu olan Derman ve oğlu Diyar’ı arayıp İstanbul'a çağırdı.
Derman, yıllardır Kenan Bey in emrinde çalışmıştı. Kenan Bey, ona emekli ye ayrılmasını söylediği halde adam bunu hiç düşünmemişti bile.
Derman, hala gençlere taş çıkaracak zekâya ve güce sahipti.
Derman’ın oğlu Diyar, askerliğini yeni bitirip gelmişti.
Oda babasıyla beraber Kenan Bey in emrine girmişti.
Ama Diyar'ın amacı babası gibi sadakat değildi.
Onun amacı intikamdı. Kenan Bey ve ailesine yapılan saldırı da hedefini şaşıran kurşunlarla ölen annesinin intikamı içindi.
Yıllar önce olan bu olay yüzünden Diyar, daha küçük yaşta annesiz kalmıştı. Bu olayın suçunun da Kenan Bey de olduğunu biliyordu.
Kenan Bey, önemli bir ihale için rakipleri tarafından tehdit ediliyordu.
Rakip şirket Kenan Bey ve Güçlüoğlu, şirketler grubunun bu ihaleye katılmasını istemiyordu.
Bu yüzden Kenan Bey i sürekli tehdit ediyorlardı.
Kenan Bey, onlara pabuç bırakmayacağını, ihaleden hiç bir şekilde çekilmeyeceğini söylemişti.
Rakip firmanın sahibi Kenan Bey e gözdağı vermek için ailesini hedef almıştı. Amaç öldürmek olmasa da korkutmak için sıkılan kurşunlar Diyar'ın annesine gelmişti.
Kenan Bey in kızlarıyla ilgilenen kadın kurşunların hedefi olmuştu. Kadın kalbine gelen kurşunla oracık ta hem Kenan Bey in büyük kızı Ebru, hem de oğlu Diyar'ın gözleri önünde can vermişti.
Diyar, o gün bu gündür Kenan Bey den nefret ediyordu.
Bir gün intikam almak için yemin etmişti. Hem annesini vuran adamlardan hem de Kenan Bey den hesap soracaktı. Kenan Bey ve karısı Ilgaz'la ilgilenirken Diyar'ın annesi ve babası hem Kenan Bey in büyük evi ve çiftliği ile ilgilenmişti yıllarca.
Diyar, daha küçük yaştan beri Kenan Bey'in kızı Ebru ya âşıktı.
Ama Ebru, gururlu ve gözü hep yükseklerde olan bir kızdı.
Hiç bir zaman Diyar'ı ciddiye almamıştı. Sevdiği kızdan da ilgi göremeyen Diyar'ın nefreti daha da katlanmıştı.
Kenan Bey in telefonundan sonra Derman, işleri diğer çalışanlara devredip oğluyla beraber İstanbul un yolunu tutmuştu.
Kenan Bey, Diyar'ın kendisine olan nefretini hissediyordu.
Kızına olan ilgisini de biliyordu.
Bu yüzden kızından uzak tutmak için babasıyla beraber onu da çağırmıştı İstanbul'a. Biliyordu ki Diyar'ı ancak babası durdurabilir di. Kenan Bey düşmanlarının giderek arttığını hissediyordu. Kardeşinden böyle bir şey beklemiyordu Kenan Bey.
Eğer kardeşi böyle yapmaya başladı ise bunun bir sebebi vardı mutlaka.
Kardeşi de en az kendisi kadar zeki bir adamdı. Kenan Bey, kardeşine bundan sonra gözünün üstünde olacağını söylemişti telefonda.
Onun ne yaptığını anlamak için başka adam görevlendirse kardeşi mutlaka anlardı. Ama Kazım, Derman'la baş edemezdi. Bu yüzden Derman, buraya gelerek neler olup bittiğini, kardeşinin başka neler yaptığını öğrenecekti.
Ilgaz, babası gittikten sonra uzandığı yatağında Meleği düşünüyordu yine.
Bir yolunu bulup ondan tekrar af dilemeliydi ama nasıl? Bunu nasıl yapacaktı genç adam? Söylediği o ağır sözlerin bir telafisi var mıydı?
Kahroluyordu Ilgaz. Kalbi o kadar açıyordu ki şuan. Diğer ağrılarını düşünemiyordu bile.
Melek, hastaneden çıktıktan sonra bir taksiye atlayarak eve gelmişti.
Sonra da hiç bir şey söylemeden odasına gitmişti.
Zuhal Hanım, kızının eve perişan halde geldiğini görünce hemen peşinden gitti. Melek, odasına girip hemen üzerini değiştirdi, sonra da banyoya gidip elini yüzünü yıkadı.
Bütün kemikleri sızlıyor bütün hücreleri acı çekiyordu kızın.
Düşünmeden verdiği fevri kararlar yüzünden kendini rezil etmişti herkese. Erkeklerin elinde oyuncak olmuştu. Kendi hayatını bile bile çıkmaza sokmuştu.
Daha küçük bir kızken kurduğu hayallerinden eser yoktu şimdi.
Bu yaşında kendini yaşlanmış gibi hissediyordu.
Zuhal Hanım, hiç konuşmadan yatağında oturan kızına,
"Neyin var kızım? Bu halin ne böyle?
Betin benzin atmış." dedi kızına sarılarak. Bir süre sarılmış halde bekledi. Kızının saçlarını okşadı, öptü, kokladı. Sonra da omuzlarından tutup yüzüne baktı. Kızının kızarmış gözlerini görünce,
"Dur bir dakika.
Sen ağladın mı Melek?" dedi telaşla. Kızından bir cevap alamayan Zuhal Hanım, tekrar sordu.
"Bana doğruyu söyle Melek. Seni kim ağlattı? Sana kim ne yaptı güzel kızım?"
Annesinin söylediklerinden sonra göz pınarları tekrar taşmaya başladı Meleğin. Artık dayanamıyordu kız.
Güçlü olmayı bırakıp annesine sarılmak istiyordu sıkıca.
Olan biten her şeyi anlatmak, biraz olsun rahatlamak istiyordu.
Tam ağzını açıp bir şey söylemek üzereyken. Babası geldi işten.
Ünal Bey, öfkeden deliriyordu.
Eve gelir gelmez hemen odasına gitmişti. Zuhal Hanım, hemen kızının odasından çıkıp kocasını yanına geldi.
"Ne oldu Ünal. Neden bu kadar öfkelisin? İş yerinde bir sorun mu çıktı?" dedi.
Öfkeden yerinde duramayan adam.
Karısına bakarak,
"Lanet olsun bu hayata Zuhal.
Lanet olsun. Bu insanlar nasıl bu kadar aşağılık olabiliyorlar?
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz biz?"
Melek, babasının yüksek sesle öfkeli konuşmasını duyuyordu.
Neden bu kadar öfkelendiğini anlayamamıştı kız. Oda kendi odasından çıkıp anne ve babasının oda kapısına geldi.
Babasının neden bu kadar sinirli olduğunu öğrenmesi gerekiyordu.
"Ne oldu Ünal anlarsa?
Merak tan çatlatma insanı. Ne olduysa anlat artık"
"Nemi oldu Zuhal. Gelirken ev sahibi geçti önüme. Yine kirayı istedi. Benden bir kaç gün sonra maaşımı alacağım. O zaman veririm dedim.
Ama adam ne dese beğenirsin?
Eğer kirayı ödeyemeyecek olursak başka şekilde de anlaşırız dedi"
"Başka şekilde mi. Nasıl bir başka şekilmiş bu?"
"Adam kızımı istiyor benden Zuhal.
O şerefsiz benim kızımı istiyor.
Kaç yaşında adam benim kızımla evlenecekmiş. Karısıyla boşanmak üzereymiş. Benim kızımla evlenirse bu evi üstümüze yapacakmış.
Ne yapayım kadın? Söyle ne yapayım?
O adamı öldüreyim mi?
Ya da kendimi mi öldüreyim?
Adam bir de ne dedi biliyor musun?
Kızımın adı çıkmış. Zaten onu kimse almazmış. Çıldırdım Zuhal. İnan bana çıldırdım. Onu öldürmemek kendimi zor tuttum. Evlatlarım hatırına tuttum kendimi "Kocasının söyledikleri kadını kahretmişti. O pislik herifin kızına bakışlarını zaten beğenmiyordu Zuhal. Sonunda kendini göstermişti.
Onların zor zamanlarını fırsata dönüştürmek istiyordu şerefsiz.
Zuhal Hanım, kocasının yanına oturdu.
"O adam kızımın yakınından bile geçemez Ünal.
Yarından tezi yok hemen ev aramaya çıkacağım.
Bir oda bile olsa bir yer bulup buradan taşınacağız.
Sen üzülme adam. Her şeyin bir çaresi vardır. Bu kadar kahretme kendini"
"Ben kendimi düşünmüyorum Zuhal.
Ben o alçağın kızıma, benim canımın yarısına dil uzatmasını hazmedemiyorum."
"Bunları düşünme hayatım.
O adam aşağılığın tekiymiş. Söylediklerinden kendisi utansın."
"Baba merak etme. Bizim evimiz var.
Hemen yarın burada taşınacağız" dedi odaya gelen Melek.
Melek, babasının annesine anlattıklarını dinlerken bacakları titremiş ve yere çökmüştü.
Babasını bu hale düşürdüğü için kendinden nefret etmişti.
Hiç dünyada olmamayı dilemişti.
Kendini öldürmek günah olmasa, anne babasının çok acı çekeceğini bilmese, bu değersiz hayatına son verirdi.
Herkesin diline düşmüştü Melek.
Babasının başını yere eğmişti. Kahroluyordu kız. Bu olanlar için Taylan'a lanetler yağdırıyordu.
"Ne diyorsun kızım sen? Bizim nasıl evimiz var?"
"Babacım bugün Ilgaz'la buluştum.
Bana nikâh hediyesi olarak bir ev aldığını söyledi.
Ben onunla beraber villada yaşayacağım için o evde siz oturacaksınız."
"Melek sen o evi kabul mü ettin kızım? O zaman bizim gururumuz, şimdiye kadar verdiğimiz mücadelemiz ne olacak. Pes mi edeceksin? Sevmediğin bir adamla evlenerek hayatı kendine zehir mi edeceksin?
Ne yapmaya çalışıyorsun sen?"
"Babacığım, başlarda haklısın acele karar verdim. Ama Ilgaz'ı tanıdıktan sonra anladım ki, o çok iyi bir insan.
Çok candan. Hem annem de onu çok sevdi değil mi anne?" dedi annesine bakarak.
Zuhal Hanım, İki arada kalmıştı.
Ne kızına kıyabiliyordu nede kocasının üzülmesine dayanabiliyordu.
Annesinin sessiz kalkışana sinirlenen kız. Sözünü tekrarladı.
"Öyle değil mi anne? Sen de Ilgaz'ı çok sevdin."
"Evet, kızım" dedi Zuhal Hanım, yumruklarını sıkarak.
"Evet, Ilgaz çok iyi bir genç.
Ben de onu çok sevdim"
"Kızım o has..."
"Lütfen baba sözünü tamamlama olur mu? O iyi olacak. Ben ona hep destek olacağım. Daima yanında olacağım.
O da beni çok seviyor zaten.
Ben üzüleceğim diyerek çok korkuyor. Ne istersem yapıyor.
Lütfen baba. İnan bana. Bu defa çok mutlu olacağım.
Hem Ilgaz'ın ailesi de beni seviyor.
Kaynana sorunum da olmayacak.
Daha ne isterim ki?"
"Peki, kızım" dedi Ünal Bey.
"Sen bilirsin. Ne istiyorsan onu yap"