DEVRİM
"Yarın akşam valizleri hazırladıktan sonra yazın neler koyduğunuzu." kafa salladık. "Eksikleri hafta içi bir gün gider alırız. Eksiklerinizi iyi kontrol edin." yeniden kafa salladık. "Görüşürüz sonra." sarıldık. Kızları uğurlayıp yalnız kaldığımda etrafı topladım. Ardından odama çıktım. Küçük valizimi yatağın altından zorla çıkardıktan sonra yatağın üstüne koyup açtım. Dolabımın önüne geçip bir sürü tişört ve şort çıkardım. Bir tane kazak ve hırka da koydum. Akşamları soğuk olurdu. Birkaç tane de yazlık elbise koyduktan sonra iç çamaşırı çekmecemi açtım. Her gün için bir takım koymak istesem de sığmayınca haftanın her günü için bir tane alıp iç çamaşırı çantasına koydum. Yıkayıp kullanmam gerekecekti. Bikinilerimin olduğu çekmeceyi açıp içinden sevdiğim bikini ve pareoları aldıktan sonra plaj havlularımı ve sandaletlerimi çıkardım. Sığmayacaktı. Oflayarak küçük valizi boşalttıktan sonra yerine koyup büyük valizi aramaya başladım. Nerede olabilirdi ki?
"Anne?"
"Efendim kuzum? Ne oldu bu saate?"
"Büyük valiz nerede? Bulamıyorum? Eşyalarımı küçük valize sığdıramadım."
"Büyük valizler bizde kuzum."
"Ne yapacağım ben?"
"Yarın gidip alırsın. Haftasonu gitmeyecek miydiniz?"
"Evet ama şimdi hazırlamam lazım çantamı."
"O zaman abinin valizini al."
"Ben onunla küsüm."
"O zaman barışmanın zamanı geldi kuzum." ofladım.
"Neyse ben gider alırım akşam."
"Ne inatçısın sen. Abin o senin. Barışın. Sinirlendirmeyin beni." ofladım.
"Görüşürüz anne." telefonu kapattım.
Saate baktım. Saat daha 8'di. Alışveriş merkezlerinin kapanmasına 2 saat vardı. Bence hemen gider gelirdim. Üzerime şort ve tişört giyip çantamı aldığım gibi evden çıkmıştım. Arabayla hemen giderdim.
Bulabildiğim en büyük valizi almış otoparka inmek için merdivenlere yöneldiğimde "Hey Devrim!" diyen kız sesiyle şaşkınca sesin geldiği yöne baktım. Tanımıyordum. "Tanışıyor muyuz?" "Barda tanışmıştık. Sen sarhoştun biraz hatırlamıyor olabilirsin." kaşlarımı çattım. "Ne zaman tanıştık?" "Savaş ve Mete'nin arkadaşıyız biz. Eda ben." elini uzattığında tuttum. Savaş ve Mete'nin yüzlerini hatırlamaya çalıştım. "Şey şu uzun saçlı çocuk ve esmer olan mı?" "Aynen onlar. O gün pek konuşamadık. Müsait misin? Bir şeyler içelim?" "Aslında pek değilim. Valiz hazırlamam lazım." "Tatile mi?" "Sayılır. Kampa gideceğim. Valizimi hazırlayıp eksiklerimi almam gerek." "Bol bol sinek ilacı almanı öneririm." gülerek kafa salladım. "Tavsiyene uyacağım." "Başka zaman görüşürüz." kafa salladım. "Görüşürüz." arkamı dönüp birkaç adım attım. Ayıp mı etmiştim? Daha zamanım vardı valizi hazırlamak için. Arkamı dönüp ilerleyen kızın peşinden koştum.
"Aslında kahve içebiliriz?" gülümseyerek bana baktı. "Harika. Dışarıda bildiğim harika kahve yapan bir yer biliyorum. Birazdan kapanır burası." kafa salladım. "Olur. Arabayla geldim gidelim mi?" kafa salladı. Otoparka gittiğimizde beni takip ediyordu. "Ne zaman kamp?" valizi arabanın bagajına koydum. "Bu haftasonu gideceğiz." "Mete ve Savaş da gidecek." gülümsedim. Bagajı kapatıp sürücü koltuğuna geçtim. Yanıma oturdu. "Nerede bu kahveci?" "Tam yanında oturuyor. Sen ilerle tarif edeceğim yolu." evine mi gidecektik? Şaşırmış aynı zamanda biraz korkmuştum. Tanımadığım birinin evine gitmek pek akıl kârı değildi?
Bir rezidansa girdiğimizde etrafa inceliyordum. "Burada durabilirsin." kapıdaki görevlilerin kapımızı açmasıyla indiğimizde etrafa bakındım. Anahtarı valeye verdikten sonra Eda'yı takip etmeye başladım. Gelen asansöre bindiğimizde 23. kata bastı. "Çok yüksekmiş." diye mırıldandığımda gülümsedi. "Herkes öyle diyor. Manzaraya bayılacaksın." gülerek bana baktığında gülümsedim. Yükseklik korkum aşırı yoktu her insan gibi düşmekten korkuyordum. "Ee? Ne var ne yok?" "Sıradan. Sıkıcı bir yaz." gülümsedi. "Kamp eğlenceli olacaktır." dudak büzdüm. "Olmazsa dönerim zaten." gülüştük. Uzun bir asansör yolculuğu olacaktı.
"Kahveni nasıl içersin?" koltuğa oturdum. "Sade." gülerek mutfak olduğunu tahmin ettiğim yere girdi. Etrafa bakındım. Gayet güzel döşenmiş modern bir evdi. Ayağa kalkıp tavandan yere kadar cam olan tarafa gittim. Bütün şehir ayaklarımın altında uzanıyordu. Renk renk ışıklarla süslenmişti her yer. İç çekerek kollarımı birbirine doladım. Gerçekten çok güzel görünüyordu. Yaşadığım şehri hiç bu kadar yüksekten görmemiştim daha önce. Gülerek camdan baktım. İnsanlar minicik görünüyordu. Önüme uzatılan kahveyle korkarak geri çekildim. "Daldığını fark etmedim. İyi misin?" kafa sallayarak uzattığı kahveyi aldım. "Teşekkür ederim." "Afiyet olsun." camın önündeki berjerlere oturduk. "Evin güzelmiş." "Teşekkürler. Kardeşim ve annemle yaşıyorum normalde ama onlar dün tatile gitti." "Senin bir planın yok mu?"
"Aslında nişanlımla bir şeyler düşünüyoruz ama işten izin alamayacak sanırım." "Nişanlın mı var?" kafa sallayarak yüzüğünü gösterdi. "Birkaç gün önce ayrıldık ama barışmak üzereyim. Belki hatırlarsın barda yanımdaydı." hatırlamaya çalıştım. "Gelmiyor aklıma." gülüştük. "Serdar adı. Üniversite 2.sınıfta nişanlandık. Hala birlikteyiz." "Çok tatlı." bu kadar uzun zaman gerçekten takdire şayandı. "Senin sevgilin var mı?" kafamı iki yana salladım. "Yok." şaşkınca baktı. "Ciddi misin sen? Senin gibi güzel bir kızın sevgilisi nasıl olmaz?" güldüm. "Teşekkür ederim." gülümsedim. "Flört falan da mı yok hiç?" "Kafama göre birini bulamıyorum." "Sadece kafana uyan birini arama. Nişanlımla çok zıt karakterlerde insanız aslında ama ettiğimiz kavgalara rağmen iyi anlaşıyoruz. Önemli olan sevgi." dudak büzdüm. "Bana öyle gelmiyor ya. Bana uyacak birini istiyorum ben. Aynı şeylerden hoşlanacağım, aynı şeyleri yapacağım kafa dengi birini istiyorum ama şu anlık öyle biri yok." güldü.
"Biraz daha az seçici olmalısın. Sana tavsiye vereyim. Kendine benzeyen birini arama. Sıkılırsın. Sürekli aynı şeyleri yapmak monotonlaşmak iyi değil. İlişkiyi canlı tutmak için heyecan şart. İnan bana." güldüm. "Arada belki heyecan olabilir ama ben sakin bir hayat istiyorum. Zaten arkadaşlarımla yeterince hareketliyim. Aşk hayatımda biraz sakinlik istiyorum." kafasını iki yana salladı. "Sen bu kafayla evde kalırsın." kahkaha atarak soğuyan kahvemden yudum aldım. Sanırım haklıydı.
"Fal kapat. Sana fal bakayım." şaşkınlıkla sordum. "Bakabiliyor musun cidden?" "Tabiki de. Sana söyleyeyim. Dediklerimin hepsi tutar." "Ayy ben korkarım ama şimdi." güldü. "Kötü şeyleri söylemem merak etme." gülerek fincanımı kapattım. "Aslında barda gördüğün kızlar sürekli fal baktırmaya giderler ama ben korktuğum için hiç gitmedim." "Neyden korkuyorsun?" "Gelecekte kötü şeyler olduğunun söylenmesinden." "Önceden bilirsen önlem almaya çalışırsın?" "Bilmiyorum ben çok korkuyorum. Bakmayalım. Çok korktum." fincanı açıp parmağımı içine sokup falı bozdum. Gülerek bana baktı. "Kıyamam sana ya. Sana lavaboyu göstereyim elini yıka." dediğinde elime baktım. Hep kahve bulaşmıştı. Gülerek kalktık.
"Havlu temiz." gülümseyerek girip elimi yıkadım. Dediği havluya kuruladıktan sonra aynaya baktım. Akan göz kalemimi silip banyodan çıktım. "Eda beni ağırladığın için teşekkür ederim. Ben artık kalkayım. Daha fazla rahatsızlık vermeyeyim. Saat çok geç oldu zaten." mutfaktan çıktı. "Biraz daha otursaydın?" "Gideyim ben. Seni de uğraştırdım." "Her zaman beklerim." gülümsedim. "Bir dahakine cesaretimi toplarsam belki fal bakarsın bana?" güldü. "Seve seve." ayakkabılarımı giyindim. Çantamı uzattığında teşekkür ederek aldım. "Kahve için teşekkür ederim." "Afiyet olsun. Yine beklerim." asansör geldi. "Görüşmek üzere." el salladım. Kapı kapandığında saate baktım. Gece yarısını geçmişti. Telefonumu çıkardım. Kızlardan bir sürü arama ve mesaj vardı. Konferans arayıp kulağıma dayadım.
"Neredesin sen?" ilk açan Katy olmuştu. Mercan ve Güneş'in gelmesini bekledim.
"Valiz almak için alışveriş merkezine gitmiştim. Orada barda gördüğümüz kızla karşılaştım. Kahve içmek için eve davet etti. Yeni çıktım. Şimdi eve gidiyorum."
"Kimmiş o?"
"Eda ismi."
"Hatırlayamadım." Katy mırıldandığında Mercan
"Ben hatırladım. Bütün gece Savaş'la konuştu." güldüm.
"Nişanlıymış."
"Savaşla mı?" üzgünce sordu.
"Hayır. Başka bir şey dedi ismine. Serdar dedi galiba tam hatırlamıyorum."
"He iyi."
"Bir de güzel fal bakıyormuş."
"Baktırdın mı?"
"Tabiki hayır ben korkarım." güldüler.
"Merak ettik seni. Neyse ben yatıyorum." Güneş mırıldandığında asansörden indim.
"Tamam. Ben de eve gidip valizimi hazırlayacağım zaten."
"Görüşürüz sonra."
Telefonu kapatıp resepsiyona gittim. "Benim arabam vardı?" "Eda Hanım arayıp haber verdi. Arkadaşlarımız arabanızı getirecek." gülümseyerek dışarı çıktım. Çok geçmeden arabam geldiğinde bindim. Uzun bir gün olmuştu. Sevmiştim Eda'yı. İyi kızdı.