SAVAŞ
Hava aydınlanmaya başladığında gerinip etrafa bakındım. Bal yatağın üstünde boş boş bana bakıyordu. Çoğu zaman böyle boş boş bakıyordu. Acıyordum ona ama serbest bıraksam yaşayamazdı ki benim prensesim. "Bal." kulaklarını dikti. "Gel aşkım." homurdanıp yanıma geldi. "Yürüyüşe çıkalım mı? Çişin geldi mi?" bir kez havladığında "Hadi bakalım o zaman gidelim." koşarak kapının önüne gidip oturdu. Üzerimi değiştirip yanıma hırka aldım. Sabah soğuk oluyordu. Tasmasını alıp evden çıktığımda gezmesi için serbest bıraktım. Arkasından yürürken işini hızlıca bitirmesi için dua ediyordum.
Eve ekmek alıp döndüğümde annemin çoktan kahvaltıyı hazırladığını ve masaya oturduklarını görmüştüm. "Günaydın." diyerek mutfağa girdiğimde annem gülümseyerek karşılık vermiş, babam gazetesini indirip beni süzdükten sonra cevap vermişti. "Fırından sıcak ekmek aldım anne. Çikolata kavanozu nerede?" "Dolapta." dolabı açıp boş boş baktım. "Bulamadım." "Karıştır rafları. Oralarda." "Yok." Oflayarak gelip kavanozu çıkarıp uzattı. "Teşekkür ederim anne." oturdum. "Barış nerede?" "İşe gitti. Senin gibi boş adam mı o?" "Baba iş bul dedin buldum. Daha ne istiyorsun allahasen? Okullar başlasın, ben de çalışmaya başlayacağım." "Böyle evde oturdukça ben sinirleniyorum." "Senin kaç gün iznin var?" "Ben 1 ay evdeyim. Tepende. Bütün gün yatmak, gece oyun oynamak yok." ciddiye almadım. "Aynen baba. Zaten ben oyun oynamıyorum." "Dalga geçiyor bir de, seni tavana asarım." "Siz tatile gitsenize?" "Gidelim de kırsınlar ağzınızı burnunuzu yine. Oldu. Bu bir ay sıkı yönetim altındasınız. Kaçışınız yok." ofladım. "Baba ya. Sen de yat. Sonra bak bakalım çalışmak istiyor musun?" güldüğümde ters ters baktı. "Yemeğini çabuk ye, çimleri biçeceksin." kahkaha attım. Yüzü gayet ciddiydi. "Sen ciddisin?" "Ciddiyim tabi, hadi ye yemeğini. Kaytarmak yok." Oflayarak kafamı masaya vurdum. Ev 1 aylığına Nazi kampına dönecekti.
Çimleri biçtikten sonra, bahçedeki çiçekleri sulamış, ilaçlamış ve yabani otları temizlemiştim. Bunların hepsini tek başıma yapmıştım. Babam sadece tepemde dikilmiş, bana direktif vermişti. Uykusuzluktan çimlerde uyuyacak kadar uykum vardı. Ayrıca yorulmuştum ve uykusuzluk bana sinir yaptığı için patlayacak yer arıyordum. Babama patlasam yüksek ihtimalle beni şişirip şişirip patlatırdı. Bunu göze alamazdım. Sinirimi çıkaracak başka bir şey bulmalıydım. Ya da sadece uyusam yeterdi.
Gözlerim, dalları budarken kapanmaya başlamıştı. Açık tutmakta zorlanıyordum. Kaç saattir uyumamıştım? 18? 19? Fazla bile olmuş olabilirdi. Patlamamak için ağzımı da açamıyordum. İçime içime şişiyordum. "Amına koyduğumun dalı kopsana!" sinirle bağırdığımda babam şaşkınca bana baktı. "Özür dilerim." arkamı dönüp budamaya devam ettim. İçimden küfür etmeye devam ediyordum.
"Hadi yeter artık. Git duş al. Akşam yemeğinde görüşürüz." saate baktım. 18.40'tı. Uykusuzluktan ağlayacaktım. Kafamı sallayarak içeri gittim. Banyoya girip üzerimdeki çamurdan kurtulduktan hemen sonra kendimi yatağa atmıştım. Gözlerimi kapatıp derin bir uykuya dalacakken telefonumun çalmasıyla sinirle bağırıp açtım. Her kimse ağzına sıçacaktım.
"Ne var lan amına koyduğum? Bir rahat vermediniz anasını satayım. Beynim sikiliyor zaten. Ne var lan? Ne var!?" telefona bağırdığımda birkaç saniye ses gelmedi.
"Ne oluyor lan? Regl mi oldun amına koyayım?"
"Siktir Mete ya! Uykumu siktin. Uykum var."
"Bana ne oğlum uykun varsa. Yat zıbar amına koyayım. Bana ne diye bağırıyorsun."
"Mete çabuk öt."
"Siktir git ya."
"Mete öt."
"Kamp için malzeme almaya gidelim diyecektim."
"Kampa falan gelmiyorum ben. Söyledim ya sana aptal!"
"Ben de sana geliyorsun demiştim. Mecbursun. Beni yalnız bırakamazsın. Yarın öğlenden sonra hazır ol seni alırım. Kamp için malzeme alırız."
"Gelmiyorum ben. Ayrıca sanki dağın başı amına koyayım. Şehirden 2 saat uzaktır en fazla."
"Adrese baktım. 2 saat falan değil. Baya 4 saat falan. En yakın market 2 buçuk saatlik mesafede. Almamız gerekenler var." ofladım.
"Ben gelmiyorum neden bunları bana anlatıyorsun?"
"Geliyorsun. Hem 1 ay her şeyden uzaklaşmak iyi gelecek. Eminim."
"Benim uzaklaşmak istediğim bir şey yok. Tek istediğim uyumak ve babamın izni bitene kadar uyanmamak." güldü.
"Ali amca izin de mi? Allah sabır versin. Senin belanı verir Ali amca. Ben karışmıyorum." gülerek bitirdiği cümlesinden sonra ekledi. "Hazır Ali amca izindeyken seni bol bol çalıştırır. Artık evi mi boyatır, bahçeyi mi kazdırır bilemem. Allah sabır versin. Sana kampta yatarken fotoğraf atarım."
"Siktir git. Nispet yapıyor bir de! Kampa geleceğime evi boyar, bahçe kazarım en azından sonra sıcacık yatağımda uyurum. Senin gibi çadırda değil." kahkaha attı.
"Ne çadırı oğlum? Kaç yılında yaşıyorsun sen? Bungalovlar var kamp yerinde. Oralarda kalınacak. Duruma göre. 2 veya daha fazla. Yeni kankam Onat'la konuştum da bu konuyu biraz."
"Yok yirmi at amına koyayım o nasıl isim?" kahkaha attım.
"Varoşsun."
"Eyvallah sen de şerefsizsin. Hadi oyalama beni. Uyuyacağım."
"Yata yata kavun karpuz büyür."
"Bir de ben büyürüm. Ayrıca zoruna mı gitti?"
"Gitti tabi. Hiçbir aktiviteye katılmıyorsun. Biraz insan arasına karış."
"Off Mete. Dönüp dolaşıp aynı şeyleri konuşuyoruz. Sevmiyorum ben insan. Çalışmayı sevmiyorum. Sadece yatmayı seviyorum. Bir de oyun oynamayı. Beğenmediysen dükkanın önünü kapama." kahkaha attı.
"Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer yine kürkçü dükkanı?"
"Kaç yılının espirisi bu? 1700?"
"1699."
"Off çene yarıştıramayacağım seninle. Uykum var. Hadi kamptan sonra okulda görüşürüz."
Telefonu suratına kapayıp yatağıma yerleştiğimde annemin masaya çağıran sesini duydum. Oflayarak kaderime lanet ettikten sonra babamın sesini duydum. Ellerimi açıp yukarı baktım. "Allah'ım. Neden ben? Küçükken Kur'an kursunda smack down oynayanlara bahis açtığım için mi oluyor tüm bunlar?" ofladım. "Barış hep kaçıyordu kurstan acaba onunla mı karıştırıyorsun beni? Ben her gün giderdim. Tamam biraz şerefsiz bir çocuk olabilirim küçükken ama bütün duaları ezbere biliyorum. Bir dahaki sefere bunu göz önünde bulundurursan sevinirim. Teşekkürler."
Akşam yemeği boyunca Barış'a sinirle bakmıştım. Sebebim ise Allah'ın bizi karıştırıyor olma ihtimalini düşündüğüm içindi. Bu pezevenk kurstan kaçıp atari oynarken ben dua ezberliyordum ama sonuca bakacak olursak o benden daha başarılıydı. Haksızlıktı bu.
"Savaş ne bakıyorsun lan öyle dik dik deminden beri?" anne babama döndüm. "Size bir şey itiraf edeceğim. Barış küçükken Kur'an kursundan kaçıp atariye gidiyordu. Hoca bizi ayırt edemediği için kendi dualarımı verdikten sonra tişört değiştirip para karşılığında Barış'ın yerine de dua okuyordum. Size söylememem için beni hep sıkıştırıyordu." itirafımı bitirdikten sonra neden dualarımın kabul olmadığını anlamıştım. Küçükken çok şerefsiz bir çocukmuşum. Herkes şaşkınca bana baktı. "Barış?" babam sinirle homurdandığında güldüm. "Efendim baba?" "Bu doğru mu?" kafa salladı. "Küçüktüm o zamanlar oyun oynamak daha eğlenceliydi." "İyi o zaman büyüdüğüne göre yemekten sonra bana bütün duaları okuyacaksın." sırıttım. "Sırıtma. Sen de cezalısın. Yarın kileri toparlayacaksın." ofladım. Hemen bir şey düşünmeliydim.
"Yarın yapamam." "Nedenmiş o?" "Çünkü... Çünkü... Çünkü... Çünkü yarın Mete'ye sözüm var. Kampa gidecek Mete. Onun için alışveriş yapacak." "Yaparsa yapsın. Senin ne işin var?" "Iı... Ben de gideceğim kampa. Nurullah bey çok ısrar etti. İlla gitmem lazımmış. Öğrencilerle kaynaşmam falan lazımmış." Kaşlarını kaldırıp indirdi. "Ne zaman gideceksiniz?" "Pazartesi günü çıkacağız 1 ay kalacağız." "1 ay çok fazla değil mi?" "Nurullah bey çok ısrar etti. Öğrencilerin tepesinde durmam gerekiyormuş. Ben dedim çok fazla diye ama işte ayarlanmış her şey." "Mete neden gidiyor?" "Kaydını bizim okula aldırdı. Baba sen beni sorguya mı çekiyorsun?" "İşten kaytarmak için yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyorum." "Ayıp ediyorsun baba. Ben sana ne zaman yalan söyledim?" "İşten kaytarmak istediğin zaman?" düşündüm. Doğruydu.
Ertesi sabah Mete'nin tepeme binmesiyle uyanmıştım. Babam evde olduğu için bir şey diyemiyordum. Çünkü Mete'yle gideceğimi zannediyordu. "Mete 3 saat daha uyuyayım. Lütfen? Dünden beri gözüme uyku girmedi." "Bana ne. Uyusaydın. Allah Allah. Hadi. Kalk işimiz var. Ali amca kampa gideceğini söyledi." Oflayarak gözlerimi açtım. Tabi ki gitmeyecektim. Kamp tam bir aptal işiydi. Onun yerine 1 haftalığına tura çıkabilir, ardından kamp iptal edildi diyerek geri döner evdeki yatma işime devamı ederdim. Planım buydu. Babamı şüphelendirmemek için yataktan kalkmıştım. "Mete amına koyayım." güldü. "Hadi." Oflayarak banyoya gidip elimi yüzümü yıkadım. "Saat kaç?" yüzümü kurulayarak odaya döndüm. "12'yi çeyrek geçiyor." ofladım. Şimdi hiç bölmeden yatsam, yarın akşama kadar uyurdum. Ne güzel olurdu!
"Kankam Onat'la konuştum. Bungalovlarda her şey varmış, zaten 2'li mi 3'lü mü ne kalacakmışız odalarda. Banyo, yemek, içkiler falan. Hepsi varmış. Sadece kişisel eşyalarını almak yeterliymiş." "Kankan Onat'ın amına koyarım." güldü. "Boşuna benimle plan yapma ayrıca. Ben gelmiyorum." "Ali amca geleceğini söyledi?" "Ona geleceğimi söyledim çünkü ama kampa falan gelmeyeceğim." "Neden?" "Çünkü kampa gelmek istemiyorum. Onun yerine çoktan planımı yaptım. Doğa tırmanışı yapacağım. Tek başıma." tek başımayı vurgulamıştım. "Ha kamp ha tırmanış. Ne fark eder?" "Nasıl ne fark eder? Birinde yalnızsın. Diğerinde gereksiz bir sürü insan var." aldığı şortu yerine bırakıp bana döndü. "Savaş sen neden böyle yapıyorsun?" "Ben onların öğretmeniyim. Öğretmeni. Sence de onlarla öğrenciler gibi takılmam mantıklı mı? Arada mesafe bırakmalıyım. Kampta içli dışlı olacağız."
"İstemezsen olmazsın. Sadece 1 aylığına kafanı boşaltman için. Söz orada seni zorlamayacağım bir şey yapman için. Bütün gün yat uyu. Ağzımı açarsam ağzıma sıçsınlar." kaşlarımı çattım. "Yemin et." "Allah belamı versin ki! Yemin ederim lan. Söz veriyorum hiçbir şeye zorlamayacağım seni." "Yalan söylüyorsun." gözlerimi kıstım. "Ulan yemin ettim ya! Daha ne diyeyim? Burdan şuraya gitmek nasip olmasın." ofladım. "Eğer zorlarsan geri dönerim." "Tamam dönersin. Zorlamayacağım. Geliyor musun?" ofladım. "İyi geliyorum." sarıldı. "Sen var ya adamsın!" gözlerimi devirdim. "Biliyorum."
Alışveriş yaptıktan sonra yemek yemek için hamburgerciye gitmiştik. Mete hamburgerleri almak için gittiğinde ben poşetlere sahip çıkıyordum. O kadar çok şey almıştı ki gereksiz bir süre sonra vazgeçip sadece oturmuştum. "Sanki millet haftasonu gelsin de dışarı çıkalım diye beklemiş. Şu hale bak. Yarım saatte aldım siparişi." Oflayarak karşıma oturdu. Gülerek tepsimi aldım. "Kafeye gitseydik uğraşmazdın." "Ne kafesi oğlum bu sıcakta dışarı mı çıkılır hiç? Manyak mısın sen? Ne güzel alışveriş merkezi işte. Daha ne istiyorsun? Püfür püfür esiyor." gülerek hamburgerinden ısırık aldı. "Ellerini sil hayvan!" ellerimi ıslak mendille sildim. O kadar yere dokunmuştuk. Mikrop kapacaktık. "Hadi lan oradan yemezler bu titizlik numarasını. Odan bok götürüyo ellerini siliyorsun." "Aynı şey mi? Birini yiyorsun. Midene gidiyor. Organlarına yayılıyor içindeki her şey." burun kıvırdı. "Hı hı yedik." gülerek kolasından büyük bir yudum aldı.
"Bu arada babama bu pazartesi çıkacağımızı söyledim." "Neden?" "Öyle söylemeseydim, bütün haftalık plan hazırlayacaktı." güldü. "Şey dersin, ertelendi falan. Kurtarırsın." ofladım. "Bir gün yalan söylerken çarpılacağım ama ne zaman kim bilir!" kahkaha attı. "Sen çarpılmazsın senin için iyi." gözlerimi devirdim. "Hadi oradan. Yalan da söyleyemiyorsun." güldü. "Yalan söyleyemiyor muyum? Oğlum ben annemlere tek ayak üstünde 500 yalan söylüyorum. İçim dahi acımıyor." Tek kaşımı kaldırdım. "Tamam içim acıyor ama mecburum amına koyayım." güldüm. "Biz akıllanmayız valla bak." kafa salladı. "Ne demiş atalarımız?" merakla baktım. "Ne demiş?" "Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar." kafa salladım. "Konumuzla ne ilgilisi var şimdi bunun?" güldü. "Bir ilgisi yok, güzel söylemişler." kahkaha attım. "Mete çok salaksın."
Mete beni eve bıraktığında arka koltuktaki birkaç poşeti aldım. "Eyvallah kardeşim." "Rica ederim. Oyuna girer miyiz?" "Yok ben uyuyacağım. Dünden beri uykusuzum. Belki gece olur ama." "Tamam. Girersen haber ver." Kafa sallayıp arabadan indim. Mete hızla yanımdan ayrıldığında eve yürüdüm. Kapı açılıp içinden Bal çıktığında gülerek boyuna eğilip kafasını okşadım. Barış elinde tasmayla çıktı. "Biz de kaka yapmaya çıkmıştık." güldüm. "Hemen yanına sıçma ama, huylanıyor benim kızım." "Hadi lan oradan!" gülerek ayağa kalktım. "Neredeydin bu saate kadar?" ofladım. "Kamp için birkaç bir şey aldık Mete'yle." "Ben gitmezsin zannediyordum." "Gitmeyecektim zaten. Mete zorlamayacağını ve tüm gün uyumama izin vereceğini söyledi. Çok gitmek istiyor diye kıramadım." güldü. "İstersen benim yerime sen git?" önerdiğim fikre burun kıvırdı. "Almayayım ben. Zaten ben de bizimkilerle plan yaptım. Uzak doğuya gideceğiz yüksek ihtimalle."
"Sen minyon sevmezsin ki. Ukrayna'ya falan gidin. Sizi ancak oralar paklar." güldü. "Nasıl da tanıyor ikizini. Prag'a gidelim dedim. Kabul edecekler gibi. Venezuela da olabilir taş gibi hatunlar var." güldüm. "Dilini bildiğiniz bir yere gidin. Sik gibi kalmayın sonra ortada." kahkaha attı. Bal annemin çiçeklerinin yanına oturduğunda "Bal! Sakın aşkım." diyerek durdurmuş ardından tasmasını taktığı gibi çiçeklerden uzaklaştırmıştı. "Biz geliriz yarım saate." "Ben uyuyacağım."
Eve girdiğimde önce eşyalarımı odama bırakmış, ardından mutfağa annemin yanına gitmiştim. Babam da oradaydı. "Selam." "Hoşgeldin oğlum. Neredeydin?" "Mete'yle kamp için birkaç parça eşya aldık." babam "Yarın mı gidiyorsun?" kafamı iki yana salladım. "Ben yanlış hatırlıyormuşum. Haftaya gidecekmişiz. Eşyalarımı hazırlamaya gidiyorum ben. Akşam yemeği yemeyeceğim." "Tamam oğlum. Yardım edeyim mi? Yıkanan eşyalarını yatağına bıraktım. Alırsın." kafa salladım. "Teşekkür ederim annem." odama girdim. Dolabın üstünden büyük valizimi indirdim. Dolabımdan tişört, şort, baksır ve atlet çıkarıp valize koyduktan sonra banyoya gidip tıraş malzemelerimi aldım. Onları da yerleştirip çorap çekmecemden çorap çıkardım. Etrafı tarayıp almam gereken eksik var mı diye bakındım. Kütüphanemden dersle ilgili olan kitapları çıkardım. Gireceğim derslere şimdiden çalışmalıydım. Size çalışkan bir inek olduğumu söylemiş miydim? Kitaplıktaki kitaba elim gittiğinde iç çekerek kitabın kapağını okşadım. Yüzlerce kez okuduğum tek kitaptı. Neden ise şu an söyleyemeyeceğim kadar özel bir konuydu.