Doğuma gebe bir aşk

1458 Words
BİRİNCİ KISIM Yıllar öncesi.. URFA ~ VİRANŞEHİR Çoğu vakit suya hasret, uçsuz bucaksız bu topraklarda doğdum ben. Toprak burda değerli, en önemli geçim kaynağı belki de, ama su.. işte o, çok daha kıymetli. Yıllar yılı su yüzünden değil miydi bu topraklarda kan dökülmesi, aileler arasında bitmek tükenmek bilmeyen sonu kan davasına bağlayan düşmanlıkların başlaması? Şimdilerde her şey biraz değişti ama, işte aileler ve kimi zaman da aşiretler arasında öyle ya da böyle sebeplerle husumet çıkmakta ve devam etmekte ama, ne olursa olsun severim ben memleketimi. Suya ve sevgiye aç bu toprakları çok severim. Burda ki genel inanışa göre derler ki; insanoğlu cennetten kovulup dünyaya atıldığında ayak bastığı ilk topraklar, Harran Ovası imiş. İlk buğday bu ovada yetiştirilmiş ve yine ilk saban burda kullanılmış. Eğer tüm bunlar doğru ise, şu gezegende “İLK AŞK” ve adına zamanla tatlı bela denen o duygu da, bu topraklarda yeşermiş olsa gerek ve adı aşk olan bu duygu fırtınası, olanca şiddetiyle şimdilerde benim gönül kapımı çalmakta. Yüreğimde depremler oluyor. Onu her gördüğümde sanki ruhum bedenimden çıkıyor ve göklere yükselerek tüm kâinatı dolaşıyor, sonra da bana geri dönüyor gibi hissediyorum. Onu gördüğüm ilk andan beridir ki hep aklımda, sürekli hayallerimde ve rüyalarımda. Sonra öğrendim ki o, yıllardır husumetimizin hiç bitmediği Soykan’lardanmış ve uğradığım hayal kırıklığı ile bunu öğrendiğime bin pişman oldum. Keşke hiç bilmeseydim bu gerçeği ama artık biliyorum işte. Gerçi son zamanlarda diğer aşiret reisleri iki aile arasındaki bu husumetin bitmesi için bir araya gelerek şeriat kurmanın derdine düşmüş. Öyle ya!..Şeriatin kestiği parmak acımazmış. Bir umut işte! Olur mu olur belki ve biz.. Ahh keşke Allahım, keşkee!.. Ancak düğünlerde ya da nadirende olsa çarşıya anamla çıktığımda, denk geldiğim ve adının Samet olduğunu öğrendiğim o çocukta bana karşı boş değil. Kaçamak ama ilgi dolu bakışlarından bunu anlayabiliyorum. Yarın yine bir düğün var ve nerdeyse tüm aşiret ağaları da tebası ile o düğüne davetli. Bizde gideceğiz ve biliyorum ki, onu orda göreceğim yine. ~ ~ ~ Bir gün sonra.. Babamın kesin talimatı var!.. kesinlikle halaya katılmayacakmışız!.. sadece ve sadece uzaktan izleyecekmişiz. Eğer kızlardan biri bir erkekle, hele de Soykan’lardan biriyle göz göze gelsin, o dakka kellemizi alırmış. Emir büyük yerden ama, bu gönül o emre itaat edecek mi? Kalbimde davullar birbiri ardına patlarcasına çalarken nefesim kesilecek gibi oluyor. Onu görecek olmanın düşüncesi aklımın gölgelerinde saklanırken ve renk renk kadife elbiselerini giyinmiş kelebeklerim midemde olanca sevinciyle kanat çırparken, ben Berçem.. ona bakmadan durabilecek miyim? Biliyorum, bu kesinlikle mümkün değil. Siyah sürme çektiğim ela gözlerimdeki bakışlarım, onun kendinden sürmeli kahvenin en tatlı tonundaki o gözlerinde asılı kalacak ve belki de utanarak belli belirsiz gülümseyeceğim ona. Bunun hayaliyle tebessüm ettiğimin hiç farkında değildim. Belimdeki beyaz deri kemeri düzeltirken benden iki ve dört yaş küçük kız kardeşimlerimle paylaştığım odama, anam girdi ve ilk sözü, “Sen neye gülisen?” oldu. Şüphe dolu bakışları üzerimde gezindi bir süre ve sonra gözlerimi buldu. Ruhum bir ceylan gibi ürkek olsada, ‘Sakın kaçırma bakışlarını!’ dedi cesur kalbim ve ben de onu dinledim. “Ne bilem aney, heç farkında degilem,” deyiverdim ve aslında doğruyu söyledim. “Gız baa bah! Ele sakın aşıh olmayasan!.. vallah baben seni üldürür ha!” Müneccim misin be anam ya? “Gız yoh aney!.. ne aşki, ne hâlii? Men bilmiyem ele bişi!” “Ehh menden sölemesi.. bu anan da vahtiyle..” dedi ve sustu. Şimdiye kadar hiç görmediğim bir hüzün, kapkara iki gölge gibi belirdi elanın koyu tonundaki gözlerinde ve çabucak benden bakışlarını kaçırdı. Boğazımda bir düğüm oldu o hüzün dolu gözleri. Yoksa annem de birini mi sevmişti çok önceleri? Aklıma takılan bu soruyla az öncesinde bir hayal gibi süzülerek çıkıp gittiği kapıya baktım bir süre. Yüreğimin ürperdiğini hissettim ve aynı anda babamın gök gürültüsünden daha öfkeli sesini duydum. “De hayde Allah’ın başıma sardığı belalar.. hele hazır değilsiz? Geç galiyiihh geeeç!” Ne annemi, ne de bizi sevdi bu adam!.. tek sevdiği kaç dönüm olduğunu artık kendisinin de bilmediği o topraklar, silahları ve para.. ha birde unutmamak lazım. Abilerim Ahmet ve Hüseyin.. biz kızlar eh işte.. onun için sadece aşiretinin diğer aşiretlerle birleşmesi adına bir unsuruz sadece ama, Soykan’larda durum biraz farklı. Onlar üç kardeş ve benim aşkım Samet, ortanca kardeş.Tek kız kardeşinin adı Seval’miş ve içlerinde en inatçı olan da oymuş. Okumayı çok istiyormuş Seval ve bunun için de kaleyi içerden fethetmiş. Abilerinin desteğini ardına alınca, eh birde ziraat mühendisi olacağım diye babasını ikna edebilince, şimdilerde İstanbul’da okuyor ve anlatıldığına göre halinden çok memnunmuş. Bizim yörenin kızlarına çok kızıyormuş. “Eğer tüm kızlar gerçekten okumayı isteselerdi, abilerinin desteğini almak için elli takla atarlar ve onlarda okurlar.. Bu toprakların kaderi de, töre denen kara bela da böylelikle değişir belki, dermiş sürekli. Kim bilir belki de haklıdır ama, benim okumakta gözüm yok ki! Kendimi bildim bileli, annemin ev işlerinde yardımcısıyım. Severek yaptığım işlerden hiç yüksünmem. Yaptığım yemek yenir, kabarttığım yün yatakta yatılır, yıkadığım çamaşırlar temiz ve mis gibi kokar. Anam, yumuşatıcıdan gıcık kapar ama, o mis gibi kokusu ile yumuşatıcı benim olmazsa olmazımdır. “Anasını bellediğim kızları de haydeee! Vallah çekerem şimdi silahi, vuraram hepinizi alninizin çatından haaa!” Oyy anam anam!.. Babam isyan bayrağını çekti sonunda ve ben, onu daha fazla kızdırmamak adına rüzgâr hızıyla odadan çıktım. Çok geçmeden, babamın yeni aldığı lüks aracının arka koltuğuna mısır taneleri gibi dizildik iki kadın ve dört kız.. analık olmazsa olmaz tabii. Şöför koltuğunda Ahmet abim vardı ve bakıştığımız dikiz aynasından bana sevgiyle göz kırptı. Bu, “Güzel olmuşsun,” demekti ve bende gözlerimi ondan kaçırırken başımı hafif önüme eğdim. Gülümsüyordum yine. Çok sever beni ve hiç kıyamaz bana. Eve girdiğinde onu karşılamamışsam eğer, hemen adımı seslenir. Bilirim, içinde bir korkusu var. Bir gün aşık olmamdan, ya da aniden başıma bir şey gelir, bir derde tutulurum ve ölürüm diye hep korkar ama, bunu bana hiç söylemez. Gözlerinden anlarım ben. Sevginin ve kaybetme korkusunun harman olduğu bakışlarından bilirim. Davetli olduğumuz koca köye vardığımızda halay çoktan başlamıştı. Alı, moru, mavisi ve daha nice renkteki kadife elbiseleri, başlarında kiminin açık mavi, kiminin beyaz eşarpları ile halaya katılan kadınlar ve kızların yüzlerinde utangaç tebessümler vardı. Normal bir düğün bu. Bu toprakların alışık olduğu berdelin hükmü yok bu düğünde ve işte halayın içinde, yanında bir kızla oynarken gördüm onu. Kıskandım. Kim ki o kız? Kardeşi olabilir mi acep? Seval’i hiç görmedim. Belki İstanbul’dan yaz tatiline buraya gelmiştir ve şimdi halayda sevdiceğimin yanında oynayan da odur. Etrafı kolaçan eden o heyecan dolu gözleri beni buldu sonunda ve belli belirsiz gülümsedi. Bana mı gülümsedi o? Bekliyor muymuş o da beni? Delirdi yine bu yürek! Az sakinleş kurbanın olayım kalbim! Heyecandan yanakların kızarır hemen ve sürekli kartal gözleriyle seni gözleyen aney uyanır şimdi bu işe!..yanarsın.. hemde çıra gibi yanarsın kurban olduğum. Dinginleş!.. Oturduğum yerde, vişne çürüğü renkteki kadife fistanımın altında ter dökmeye başladım ve ayaklarım, hep onun ayaklarını takip eder gibi olduğu yerde halay çekiyor. Hayal etmeye başladım ikimizi. Birlikte halay çekiyoruz. Ellerimiz, parmaklarımız birbirine kenetlenmiş ve arada bir birbirimize gülümseyerek bakıyoruz. “Seviyorum kız seni, çok güzelsin,” diyor bana ve ben, göklere uçuyorum. “N’oli gız, neye öle derinden çekipsen nefesin?” Öyle mi yapmışım? Tü Allah kahretsin! Kaptırdım tabii kendimi hayallere, akıl uçtu gitti yine ve nerede olduğumu unutturdu bana. “Ayyy annee!.. ee sıcahdır! Yandım da bu elbiselerin içinde!” “Vayyhh!.. görende sankim ilk defa giyinisen zanneder! Var sende bi haller vaar! Gız anam! Sakkın! Baah sakkın! Vallah babe duyarsaaa seni mehveder ona güre ha!” Başımı önüme eğdim. Tek kelime daha etse, koyverecektim göz yaşlarımı. Isırdım dudaklarımı kanatmak istercesine ve isyan ettim kaderime. Bilirdim, babam kim bilir kafasında beni çoktan birilerine vermişti bile ve Samet, bana haramdı. Neden sevdiğimle evlenemezdim ki ben? Niye seçimleri hep başkaları yapardı bizim adımıza? Töre mi yoksa kader mi bu ya? “Kaldır başını!.. dedi, asi yüreğim ve “Bak sevdiğine, hemde hiç olmadığın kadar özgürce bak aşkına!..” dedi. Ağır ağır kaldırdım başımı ve gözlerim, beni izleyen sevdiğimin gözleriyle buluştu. Başıyla hafiften sağ tarafı işaret ettiğini görünce nefesimi tuttum. Çağırıyordu beni ama halaya değil! İşaret ettiği yöne bakınca evleri fark ettim. Muhtemel ki orada bir yerde tuvalet vardı. Konuşmak mı istiyordu benimle, ne diyecek ki bana? Yoksa, ay!.. yoksa ‘bende seni çok seviyorum ve istedeceğim’ mi diyecek, “evlenelim de bitsin bu hasret’ mi diyecek yoksa bana ya? Olur mu ki böyle bir şey? Allahım n’olur durdur şu titrememi ya? Ölürüm yoluna rabbim!.. sakinlik ver şu deli yüreğime!.. Heyecandan yerimde duramaz oldum ve yeniden ona baktığımda halaydan ayrıldığını fark ettim. Belli ki bana işaret ettiği o yere gitmişti ve şimdi benimde yanına gitmemi bekliyordu. “Gız gıpraşma! N’oli sana Allahınsen n’olii?” “Ayy aney, çişim gelip daa! Vallah altıma edecagam haa! Kubura gidiim men?” “Gardaşlarında alasan yanan! Ele tek başan olmez! Babey gürmeden hemen gidin gelin de hayde!” Ohh çok şükür Allahım! Kızları bir şekilde ikna edersin kör olmaya, edersin değil mi Berçem?” * * * * *
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD