7

2394 Words
İnsanlar olmadan doğa, deniz, hava, hatta uzay bile kusursuzdu... İşin içine maalesef biz insanlar girdiğimizde hepsine son kullanma tarihi geliyordu. Şurada denizlere kaç yıl daha girebileceğiz? Ya da ağaç gerçekten kalıcak mıydı yeryüzünde? Evrendeki en korkunç varlık 'insan'dı. Şüphesiz insandı. İnsanlar kadar yaşadığı yeri pisleten başka bir varlık yoktu. Ve işin kötü yanı neydi biliyor musunuz? Herkes bunu farkında. Bunu farkında olarak yapıyorlar. Şu an gördüğüm kadın; elinde yediği gofret kabını gizli gizli yürürken yere bırakmıştı. Onunla aynı yolda yürüyen kimse bunu farketmemişti. Ama o biliyordu. Oysa 5 metre önünde bir çöp kutusu vardı. Onu yere atmaya ne gerek vardı değil mi? Eğer 6. Katta olmasaydım iner onu o kadının ağzına sokardım. Kerim itine olan hıncımı bizzat ondan çıkartırdım. Sahi o nerede kalmıştı? Ona yaptığının yanlış olduğuyla ilgili çıkıştığımda bana su getirmek için odadan çıkmıştı. Hastanede kaldığım odadan. Bakışlarımı camdan alıp odamda gezdirdim. Melek koltukta uyuyordu. Onun dışında zaten bir de su almaya gitmiş olan Kerim vardı. Bana evlenme teklifi etmişti. Daha ben ona asla o gözle bakmazken o birden herkesin önünde, kameraların önünde, bana evlenme teklifi etmişti. Ve Rüya Alkan da magazincilerin dediğine göre 'heyecandan bayılmış'dı. Heyecanmış... Asıl sinirden bayılmıştım. "Getirdim canım..." Odanın kapısı açılırken elinde suyla odaya giren Kerim'e baktım. Çatık kaşlarım asla düzelmiyordu. Ona nefretle bakmaktan vazgeçemiyordum. Elindeki suyu yaklaşıp bana uzattığında çatık kaşlarımla ona bakmaya devam ettim. Ne bekliyordu? Alıp içmemimi? Ben susamamıştım. Su bahanesiyle o kaçmıştı sadece. Kerim elindeki suyu almayacağımı sonunda anladığında iki adım yanında bulunan masaya bıraktı suyu. Ardından yanıma gelip ellerimi tuttu. Ellerimi ondan çekip iki adım geriledim. "Kerim bunu nasıl yaptın? Hâlâ senden bir açıklama bekliyorum." "Rüya ben, sevinirsin sandım. Beni sevdiğini biliyorum çünkü..." Onu sevmek mi... Birde biliyor. O da güzelmiş. "Kerim konu sevmek yada sevmemek değil. Anlamıyorsun. Biz sadece şu an bir ilişki deniyoruz. Sense herkesin önünde birden aile şirketi diyip bana evlenme teklifi ediyorsun!" Ses tonum git gide yükselirken Melek de uykudan uyanmış, çatık kaslarıyla bizi dinliyordu. Kerime baktığım da suratını asmış olduğunu gördüm. Başını önüne eğip derin bir nefes aldı. "Özür dilerim güzelim."dedi ve başını kaldırıp gözlerime baktı. "Haklısın. Gerçekten haklısın. Ben o an gaza geldim..." "Bak Kerim. Biz belki mutlu olur evleniriz...."dedim ve derin nefes aldım. Bunu söylemek bile miğdemi bulandırıyordu. Tam tersine Kerim'in yüzünde gülücükler açtırmıştı ama. "Ama ne olursa olsun sahip olduğum şirket ikimizin aile şirketi asla olamaz. Böyle bir şeyin düşüncesi bile olmasın aklında. Orası ailemle benim. Onlarla benim aile şirketim." "Tamam. Söz asla böyle bir şey demeyeceğim. Sadece aramız iyi olsun istiyorum. Lütfen..." Diye mırıldandı ve yaklaşıp ellerimi tuttu. Ardından dudaklarına doğru götürüp öptü. Bakışlarım Melek'e kaydığında kusuyormuş gibi taklit yaptığını gördüm. Bu gülümsememe neden olmuştu. Bakışlarımı Kerim'e çevirdim, o da aynı zamanda bana bakmıştı. "İşte böyle, hep gül. Benim yanımda hep gül, olur mu?" Sanki senin için güldüm. Başımı aşağı yukarı sallayarak onayladım onu. O istediği gibi bilsin. Zaten böyle bilmesi gerekiyordu. Kerim bana sarılmak için hareket ettiğinde hızla Melek 'e baktım. Sarılmamalıydı. Lütfen. Melek birden çığlık attığım da gözlerimi kocaman açıldı. Niye çığlık atmıştı bu? Kerim hızla Melek'e doğru döndü. Benimde şaşkın bakışlarım Melek'deydi. "İyi misiniz?"diye sordu Kerim. "Bir sorun mu var, bir şey mi oldu?" "Bacağıma kramp girdi."dedi ve bana baktı Melek. Gülümsedim. Deli kız. "Rüya gel yardım et."dediğinde. Hızla yanına ilerledim. Kramp giren bacağa ne yapılmalıydı? Melek bacağını ovalarken bende yanına çöktüm. "Seni sevdiğimi söylemiş miydim?"diye mırıldandım. "Var mı yapabileceğim bir şey?"diye sordu o sırada Kerim. Yanımıza doğru yaklaşmıştı. Melek'e baktığım da suratını ekşitmiş bir şekilde bacağını ovduğunu gördüm. Bakışlarımı Kerim'e çevirdim. "Hayır canım. Biraz fazla canı acıyor onun. Kaslarıyla ilgili bir sorunu var da... Şey yap sen. Git istersen. Zaten haberleşiriz. Belki Melek'e bir iğne vurdururuz biz. Bekleme bizi..." Ne gevelemiştim ben öyle? "O zaman ben kaçtım sevgilim. İşlerim var zaten. Ararım seni."dedi Kerim ve gülümseyerek yanımızdan ayrıldı. Kerim odadan çıkıp kapıyı kapattığında derin bir nefes alıp Melek'e baktım. O da kaşlarını çatmış bana bakıyordu. "Kas sorunumu? Ciddi misin?"diye sordu. Sadece gülümsemekle yetindim . "İyiki Kerim de salak."diye söylendi ve ayağa kalktı. Bende onunla birlikte ayaklandım. "Ee ne yapıyoruz?"diye sordu Melek bana doğru dönmüş bir şekilde. "Şu olaylardan biraz olsun uzak durmak istiyorum. Mümkünse ne Rüzgarları ne de Kerim'i göriyim."diye sitem ettim. "Böyle bir şey pek mümkün değil."Rüzgar'ın sesini duyduğumda suratım asıldı. Önce sesi sonra kendi geldi. "Nasıl oldun?"diye sordu görüş alanıma girer girmez. "Kötü." "İyi bari en azından çok kötü değilsin."dedi Rüzgar ve gülümsedi. Gözlerimi devirdim. Baran yoktu yanında. Arabadaki sevişmemizden beri görmemiştim onu. Oysa o anlar yaşadığım en güzel anlardan biriydi. "Seni bizim mekana götürmek istiyorum, Rüya."dedi Rüzgar. Bakışlarımı ona çevirdiğimde göz göze geldik. Onların mekanı mı? "Ne yani mafya teşkilatınızın olduğu yer altı tüneline falan mı?"diye sordu alaylı bir şekilde Melek. Yeraltı tüneli mi? Yok artık. Güldüm. "Sen yanına mayonu al, yer altında çamur banyosu yaparız."dedi Rüzgar da Melek'e. "Bak hiç çamur banyosu yapmamıştım. Bu iyi olabilir. Cilde iyi geliyormuş."dedi Melek ve güldü. Ne diyordu bunlar Allah aşkına! Hızlı adımlarla yanlarından ayrıldım. Odanın kapısından çıkıp sağ tarafa döndüğüm de bir şeye çarpıp bir adım geriledim. Çarptığım şeye baktığımda bunun Baran olduğunu gördüm. "Bu iki oldu." Dediği şeyle kaşlarımı çattım. Çarpışmalarımızı mı sayıyordu. Baran hafifçe üzerime doğru eğildi. "Bu seferde yatağa atmaya çalışmak ister misin?"diye sordu fısıldayarak. Yüzünde arsız bir sırıtış vardı. Sorduğu bu soru bacak aramda bir baskı oluşturmuştu. Kesinlikle onu yatağa atmak isterdim. "Baran da gelmiş."Rüzgar'ın sesiyle Baran'dan uzaklaştım. Geldiklerine sevinmiştim çünkü Baran'a cevap vermek istemiyordum. "Selam."dedi Melek Baran'a. Baran onu başıyla selamlamakla yetindi. "İninizemi gidiyoruz şimdi?"diye sordum. Gerçekten istemiyordum. Hiçbir yere gitmek istemiyordum. Özellikle bu olayların sürekli konuşulacağı yere hiç gitmek istemiyordum. "Tek araba gidiyoruz çünkü sizin arabalar mimli. Kerim itinin çevresinden biri görür falan bambaşka bir yere doğru gittiğinizi....." "Anlaşıldı, tamam. Gidelim."dedim ve gözlerimi devirdim. Ardından asansöre ilerledim. ~ ~ ~ ~ "Bu nasıl in?"diye sordu Melek önümüzdeki dev gibi villayı incelerken. Gerçi buna villa mı deniyordu? Yani hiç sanmıyorum. Normal bir ev değildi. 3 katıydı evet ama eninin ne başlangıcı ne bitişi belliydi. Burda bir dünya insan kalıyordur net. Ayrıca ev çok güzeldi. Dışında kocaman bir bahçe vardı. Yemyeşil. Bir tane adam çimleri suluyordu kenarda. Birden gelen yüksek bir sesle arkamı döndüm. Rüzgar biraz önce içeri girdiğimiz o büyük demir kapıyı kitlemisti. Korkunç bir ses çıkartıyordu bu kapı açılıp kapanırken. Büyüklüğünden ve ağırlığından kaynaklanıyordur herhalde. Bu kocaman evin etrafı duvarla kaplıydı. İçeride neler oluyordur Allah bilir. Oldukça ilerimizde bulunan havuza kaydı gözlerim. Bir grup insan orda havuza giriyordu. Bunlarda mafya mıydı? "Seni buraya getirmemdeki asıl neden... " Rüzgar konuşmaya başlayınca ona doğru döndüm. "Annenle babanın odasına bakmanı istemem. Yani bence sende bunu çok istersin-" "Burda annemle babamın odası mı var?"diye sordum şaşkınlıkla. Onlar burada kalıyorlar mıydı? "Evet." "Gidelim..."dedim ve alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Onlara ait neler vardı acaba orda? Belki hâlâ eşyaları duruyordur. Baran ve Rüzgar ilerlemeye başladılarından onları takip ettik. Melek gelip koluma girdi. Bu şekilde onların peşinden ilerlemeye başladık. Evin kapısına geldiğimiz de Rüzgar kapıyı açtı ve girdi. Onun arkasından Baran ve bizde girdik. Girer girmez gözlerimi etrafta gezdirdim. Burası kocamandı. "Saray gibi..."diye mırıldandı Melek. "Teşekkürler."dedi Rüzgar da ve güldü. Başımı yukarı kaldırdığımda bu kocaman yerin tavanından sarkan kocaman avizeyi gördüm. 3 katı da buradan görebiliyordum. Dev gibiydi. "Mafya değil de kralın evine gelmiş gibiyiz. Hayallerimi yıktınız valla. Hiç böyle bir şey beklemiyordum. Daha..." "Korkutucu."diye tamamladım Melek'in lafını. Bakışlarımı Baran'a çevirdim. "Ucube değiliz herhalde."dedi Baran ve sırıttı. Ona gülümsedim ve bakışlarımı dev gibi olan salona çevirdim. Burda kocaman bir koltuk vardı. Özel yapım olduğu belliydi çünkü hiç bu kadar büyük bir koltuk görmemiştim. "Sanıyorum sen önce annenle babanın odasını görmek istersin..." Bakışlarımı Baran'a çevirdim ve başımla onayladım onu. "Beni takip et o zaman." "Sen yalnız git."dedi Melek. Bakışlarımı ona çevirdim. "Seninle ağlamak yerine bu sarayı incelemeyi tercih ediyorum."diye ekledi alaylı bir şekilde ve yanağıma bir öpücük kondurdu. Gülümsedim ve Baran'a doğru yöneldim. Bu yalnız kalmana izin veriyorum lafının çaktırmadan yapılmasıydı. Baran merdivenlere yöneldiğinde onu takip ettim. Korkunç uzun olan ilk merdiveni çıktığımızda bu katta olmasını istedim ama Baran diğer merdivenlere yöneldi. Suratım asık bir şekilde onu takip etmeye devam ettim. İkinci merdiveni de çıktığımızda durup soluklandım. Ama Baran diğer merdivene çoktan ilerleyip çıkamaya başlamıştı. Gerçekten oda en üst katta mıydı? "Bekle ya..."diye söylenip merdivene yöneldim. Ama bacaklarım ağrımıştı. Baran olduğu yerde durup bana baktı. Yanına vardığımda iki elimle sağ kolunu tuttum. "Beni yukarı çekmen gerekiyor."dedim ve hafif bir tebessümle suratına baktım. Gülümsedi. Sonra birden beni kucağına aldı. Bunu beklemediğim için ağzımdan küçük bir çığlık çıkmıştı. Neyse ki ortalıkta kimse yoktu. Ellerimi Baran'ın boynuna doladığımda Baran merdivenleri çıkmaya devam etti. "Keşke en başından alsaydın. Boşuna yoruldum."dedim gülerek. "Oldu canım başka."dedi Baran da gülümseyerek. Bakışlarım onun gülümsemesindeydi. Çok güzel gülümsüyordu. Ardından yeşil gözlerine baktım. "Erkeklerde sevdiğim tek göz rengi yeşil biliyor musun? Birde koyu yeşil. Seninkiler gibi..." Baran bana baktı. Gözlerini şimdi daha iyi görüyordum. Lens alasım gelmişti bu adamı gördüm göreli. "Hadi in." Kata geldiğimizi farkettim ve bakışlarımı Baran'dan çekip kucağından indim. Baran sol tarafa doğru ilerlemeye başlayınca bende onu takip ettim. Hemen arkasındaydım. Baran koridorun sonuna geldiğinde sağa doğru döndü. Bu başka bir koridordu. Bunun sonuna geldiğimizde iki farklı koridor çıkmıştı karşımıza. Labirent gibi evdi gerçekten. Baran sol tarafa döndüğünden bende onu takip ettim. Bu koridor da bir tek kapı vardı. Ve başka yol yoktu. O zaman annemlerin odası burası olmalıydı. Kalp atışım hızlanmaya başladı. Onlar bu odada kalıyormuş. Baran cebinden çıkardığı cüzdandan bir kart çıkardı. Kapıya baktığımda otellerdeki gibi kartlı sistem olduğunu gördüm. Baran kartı kapıdaki yere tutunca kapıdan kilit sesi geldi. Kapıyı hafifçe aralayıp kenara kaydı. Bu benim geçmem gerektiğinin bir göstergesiydi. Derin bir nefes alıp Baran'a baktım. "Tek gitmek istemiyorum."dedim başımı sağa sola sallayarak. Baran bir şey demeden kapıya uzanıp sonuna kadar açtı. Ardından içeri girdi. Onun arkasından ağır adımlarla bende içeriye girdim ve arkamdan kapıyı kapattım. Bakışlarım odada gezmeden önce yüzüme çarpan kokuyla gözlerim doldu. Bu... "Baba..."dedim ve Baran'a baktım. "Babam kokuyor. Na-Nasıl?"diye sordum. Bu oda buram buram babamın parfümü kokuyordu. Her ay bana aldırdığı parfüm. Gözümden akan yaşla alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Baran arkasında bulunun televizyon sehpasının üzerinde ki oda kokusunu işaret etti. Oda kokusu şişesi ve çubukları... Kaşlarımı çatarak Baran'a baktım. "Yalçın amca, her hafta bu koku şişesine babanın kullandığı parfümden koydurur. Baban... baban onun için çok başkaydı Rüya. Kardeşi gibiydi. O babanı ve anneni hiç unutmak istemiyor. Malesef öldüklerini kabullenmiyor." Bakışlarımı odaya ve çevirdim. Kocaman bir yatak vardı odanın ortasında. Yanlarında birer komidin ve... O komidinlerin üzerine babam ve annemin resimleri vardı. "Annenin kullandığı tek bir marka çamaşır deterjanı var."doğruydu. Böyle konularda çok takıntılıydı annem. Bakışlarımı Baran'a çevirdim. "Ve her hafta o deterjanla bu nevresimler yıkanır, ütülenir, serilir. Bu oda her hafta temizlenir..." Bakışlarım kocaman tek bir cam olan duvara çevrildi. Camın önü çiçeklerle doluydu. Annem kaktüs aşığı bir kadındı. Ve bu camın önü kaktüsle kaplıydı. Gözümden yaşlar yavaş yavaş akmaya başladığında ağzımdan nefes alıp vermeye başladım. Sanki burdalar gibiydi... "Şurada giysi odası var. Bence oraya girmelisin..."Baran'ın işaret ettiği yere baktığımda hafif aralıklı sürgülü bir kapı olduğunu gördüm. Orada onlara ait kıyafetler var mıydı yoksa? Evle beraber herşeyimiz yanmıştı. Onlardan bana kalan neredeyse hiçbir şey yoktu. Kapıya doğru ilerledim. Kapıyı yavaşça açtığımda ışık yandı. Otomatik olmalıydı. Bakışlarımı odada gezdirdiğimde ağlamam şiddetlendi. Bu... Odanın her tarafı dolaptı. Dolapların kapısı yoktu ve burası tıka basa kıyafet doluydu. Annem... İlerleyip annemin elbiselerinin asılı olduğu yerin önünde durdum. En sevdiği çiçekli elbiselerinden biriydi bu. Elimi elbiseye uzatıp tuttuğum da hıçkırarak ağlamaya başladım. Annemindi bunlar onundu. Bakışlarımı takım elbiselere doğru çevirdim. Babamın takımları... Dolabın bir tarafı ayakkabı raflarıyla kaplıydı. Annemin ve babamın evdeki eşyalarının bir kısmı buradaydı. Odanın tam ortasında duran bir komidin vardı. Belime kadar gelen bu komidin 5 çekmeceliydi. En üst katı tutup açtığımda gördüğüm şeylerle artık önümü göremez oldum. Kendimi durduramıyordum. Burda benim bebeklik ayakkabım vardı. Küçükken taktığım tokalar vardı. En sevdiğim ayıcığım olan 'bay çikolata' bile buradaydı. Annem bunları kaldırdığını söylemişti. Oynamaktan vazgeçemediğim iki Barbie bebeğimde buradaydı... Derin bir nefes alıp kendime çeki düzen vermeye çalıştım. Beyaz rengi tavana çevirdim gözlerimi, bir süre tavana bakıp göz yaşlarımı dindirdim. Ardından en üst çekmeceyi kapatıp ikincisini açtım. Burada annem ve babamın takıları, saatleri, parfümleri vardı. Annemin parfümlerinden birini aldım ve kendime sıktım. Annem kadınsı kokulardan daha çok tatlı kokuları severdi. Bu onda en sevdiğim kokuydu. Çiçek bahçesi gibi kokuyordu... Parfümü yerine koyup çekmeceyi kapattım. Bi alt çekmeceyi açtığımda burada iç çamaşırlarının ve çoraplarının olduğunu gördüm. Bu çekmeceyi kapatıp bir sonrakini açtım. Bu çekmecede bir kutu vardı ve üzerinde benim adım yazıyordu. Kaşlarımı çatarak Baran'a baktım. "O kutuyu alıp eve götürmeni ve orda açmanı istiyor Yalçın amca." Bakışlarımı tekrar kutuya çevirdim elime aldım ve çekmeceliğin üstüne koydum. Ağır ve büyük bir kutuydu. İçinde ne olduğunu merak etmiştim. Bu çekmecenin geri kalanında bir albüm vardı. Defter büyüklüğünde ama oldukça kalın bir albüm. Bunu da alacaktım. Onu da çıkartıp kutunun üzerine koydum. Bir sonraki çekmeceyi açtığım da bir kaç adım geriledim. Bu çekmecede silahlar vardı. Çekmeceyi açtığım gibi geri kapatıp doğruldum ve Baran'a doğru döndüm. Annemlerin silahlarıydı sanırım. "Ben bu odanın bir kartını istiyorum, Baran."dedim Baran'ın o yeşil gözlerine bakarak. O da benim gözlerime bakıyordu. "Yatağın yanındaki komidinde 2 tane var. Annenle babanındı. Ordan alabilirsin." Baran'ı başımla onayladım ve kutuyu kucağıma aldım. Defterde üzerindeydi. Baran kapının önünden ayrılıp odaya doğru ilerlediğinde peşinden gittim. O odanın ortasında dikilirken ben elimdekileri yatağa bıraktım ve komidinin üzerindeki resmi elime aldım. Annemle babamın tekne tatilimizde benim çektiğim bir resimdi bu. Babam teknenin ön tarafında annemi kucağına almıştı. Bende onları çekmiştim. Bu resmi çektikten sonra babam annem kucağındayken denize atlamıştı. Sonra annemin bitmek bilmeyen tripleri... Bu düşündüklerim gülümsememe neden olmuştu. Elimdeki resmi yerine koyup komidini açtım. Çekmecede dikkatimi çeken ilk şey prezervatifler oldu. 4 kutu prezervatif vardı burda. Biri açık diğerleri kapalı. Tamam bunları görmezden geliyorum anne, baba. Güldüm ve yanında duran iki karttan birini aldım. Ardından çekmeceyi kapatıp kartı eşortmanımın cebine koydum. Yatağın üzerindekileri almak için döndüğümde Baran'ın onları almak üzere olduğunu gördüm. Baran onları aldığında ona gülümsedim ve odanın kapısına yöneldim. "Ben istediğim zaman buraya, bu eve gelebilecek miyim?"diye sordum kapıdan çıkarken. Ardından Baran'a doğru döndüm. O da odadan çıkıp kapıyı kapattı ve bana baktı. Ardından Hafifçe tebessüm etti. "Sana 7/24 açığım."dedi kocaman sırıtmasıyla. "Seni sormadım ben."dedim ve güldüm. Bende ona 7/24 açıktım bence. Ama ben başka bir şey soruyordum. "Ben açıksam evde açık."dedi ve omuz silkti. Gülümsemekle yetindim. "Rüzgar'dan telefonunu alır sana mesaj atarım. Telefonum olur sende. İstediğin zaman ararsın alırım seni içeri-" "Sen burda mı yaşıyorsun? Evin yok muydu?"diye sordum lafını bitirmeden. Tanıştığımız ilk akşam gittimiz yer onun evi değil miydi? "Evim var, ama burasıda evim. Genelde burda kalırım." "Kız atacağın zamanda diğer evi mi kullanırsın?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Buraya kız getiremezdi sonuçta. Yani sürekli farklı kız getiremezdi. "Aynen öyle..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD