Annem ve babam evimizin ortasında, birer sandalyeye bağlı şekilde, evle birlilte yakılmışlardı. Aylarca polisler bu soruşturmayı yürütmüştü. Ne zaman haber gelecek diye çok uzun bir süre beklemiştim. En sonunda pes ettim. Gelmeyecek haber falan dedim. Annemle babamı öldüren piç kurusu şu anda dışarıda hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Sanki hayatımın içine etmemiş gibi keyfine bakıyor olmalıydı. Annemle babamdan ne istedi de onları öldürdü bilmiyordum. Onlar kimseye zarar vermez her zaman insanlara yardım ederlerdi. Örnek vatandaş denilecek gibiydiler. En azından benim için. Ama şu anda onların bir mafyaya üye olduklarını öğrenmiştim. Artık onları öldüren Kerim denen itin bir sebebi olduğu kesindi.
"Rüya o adamlar çok kötü. Bundan emin ol. Vicdanları yok. Kalpleri yok. Neden senin peşindeler bilmiyorum. Ama öğreneceğiz merak etme. Seninde yardımınla tabiki-"
"Hiç birinizi tanımıyorum."dedim başımı iki yana sallayarak. "Kusura bakmayın ama ne iş yaptığınız bellli bile değil. Bir anda size güvenmemi beklemiyorsunuz herhalde. Gerçekten şu anda anlattıklarınızı algılayamıyorum bile. Mantıklı düşünemiyorum. Polisin tek bir ip ucu bile bulamadığı bir olayın suçlusunu bu kadar kesin şekilde biliyor olmanız korkutucu. Daha fazla bunları dinleyebileceğimi sanmıyorum. Kendimi toparlayayım sonra istersem bir şekilde tekrar konuşuruz."dedim ve bakışlarımı hepsinin üzerinde gezdirip arkamı döndüm. Dış kapıya ilerlerken çıt çıkmıyordu. Yani en azından topuk sesim dışında. Kapıyı açıp dışarı çıktım ve ardımdan kapıyı kapattım. Kapının kapanmasıyla gözümden yaşların akmaya başlaması bir oldu. Zar zor bir alt kata indim ve merdivene oturdum. Ayaklarımı ağğırtan topukluları çıkarıp kenara koydum ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Elim ayağım titriyordu. Kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Bunlar çok fazlaydı. Eskileri hatırlamak... annemle babamın yanmış cesetleri tekrar göz önüme gelmişti. Bunu onlara birinin bile isteğe yapması...
Anlayamıyordum. Kimdi bu Kerim? Benim annemle babamı gerçekten o mu öldürmüştü? Ve buna rağmen hayatına nasıl devam edebilliyordu? Nasıl polisler onu bulamamıştı? Yaramınn üzerine tuz basılmış gibiydi gerçekten. Canım çok yanıyordu. Ama annemle babamın canı yanarken daha fazla acımıştır değil mi? Elleri ayakları bağlı ve kıpırdayamadan sadece can çekişmiştiler...
Yanıma oturan bedenle hızla göz yaşlarımı sildim. Rüzgar gelmişti.
"Seninle baş başa adam akıllı bir şekilde konuşmak istiyorum-"
"Şu an değil. Bunu yapacak gücüm yok."
"O zaman seni eve bırakayım."
"Ben taksi bulurum."dedim ve burnumu çektim. Bakışlarım asla Rüzgara dönmüyordu hep yerdeydi.
"Söz hiç konuşmayacağım. Bu halde birde taksi arama."
******
"Polis çok saçma bir seçenek şu anda. Adamların doğru söyleyip söylemediğini öğrenmemiz gerekiyor. Polise gitsen de olabilecek hiçbir şey yok. Rüya her yere kendi ayağıyla gitmiş. Dimi kızım?"diye sordu imalar eşliğinde Emre ve ters ters bana baktı. Yalancı bir tebessümle cevap verdim.
"O başka bir konu zaten."dedi sitem edercesine Hülya da. Derin bir nefes aldım. Yediğim bokları farkındaydım zaten.
"Bak kızım, çocuk değilsin." Bakışlarım Emre'ye kaydı. "Ülkemizdeki adaletsiz sistemi hepimiz farkındayız. Bu adamların bu kadar rahat olmalarının nedeni yüksek yerlerde her işlerini yapan adamların olmasıdır. Birinci derece kanıtlarla suçluyu versek de bir şey olmayacağını anlayalım önce."
"Kesinlikle öyle. Anlattıklarına göre katil zaten belli ama neredeyse 2 yıldır hiçbir şekilde yakalanmamış."dedi Batu da. Bakışlarım masaya kaydı.
"Ayrıca önemli olan şey ailenin katilini yakalamak değil."dedi Emre. "O adamların neden senin peşinde olduğu."
"Öldürmek istemedikleri kesin..."dedi Hülya da. "Bunca zaman sadece izlemişler."
"Git konuş şu adamla artık."dedi Kübra.
"Tek gitme ama..."
"Melek gelsin senle."dedi Hülya ve omuzuyla beni dürttü. Bakışlarım ona kaydı. Gülümseyerek bana bakıyordu. "Sen anlattıkça ne kadar yakışıklı olduklarını hayal edip duruyordu."
"Bak şimdi.."dedi Melek de ve güldü. "Sadece Rüzgar'ı merak ediyorum."dediğinde gülümsedim. Beni güldürmek için bu şekilde saçmaladıklarını görmek beni mutlu ediyordu.
"Baran da olur aslında."dedi Kübra.
"Çekiliş yapın birde amına koyayım. En azından adil bir savaş olur." dedi Emre sitem edercesine.
"Ben gelebilirim gerçekten. Bir terslik olursa akıllarını başlarından alırım."dedi Melek dalga geçercesine.
"Senin evlenmen lazım ki durul."Emre'nin Melek'e söylediği şeyle ona baktık.
"Hoşt."diye cevap verdiğinde Melek güldüm. "Sen farklı bir boksun sanki."
"Evet farklı bokum."dedi Emre de.
"Bok farklı boksun."
"Ya bi susun be. Önümde ki çikolatalı pasta bok gibi görünmeye başladı. Kusucam şimdi."diye sitem ederken Batu pasta tabağını masanın ortasına doğru itti. Bu duruma çok gülmüştüm.
"Bilirsiniz bok da olsa yerim."diyerek Hülya tabağı kendi önüne çekti. Bu sırada Batu suratını buruşturmuş ona bakıyordu.
"O zaman..." diyerek bakışları üzerime çektim. "Ben arıyorum Rüzgarı ve konuşmak istediğimi söylüyorum."
"Gelsin buraya, tek başına olma."dedi Emre.
"Bir şey olmaz. Konuşup gelirim. Bu arada teşekkür ediyorum. Günlerdir kafanızın etini yiyorum. İşinizi gücünüzü bırakıp hep yanımda durdunuz."dediğimde Hülya bana sıkıca sarıldı.
"Absürt bir durum yok."dedi Batu. "En zenginimiz sensin. İyi bakmamız lazım." Batu'nun dediği şey üzerine kahkaha attık.
"Tamam sessizlik..."diye uyardığında Melek. Telefonumu elime aldım ve Rüzgar'ı aradım.
"Efendim Rüya."
"Müsaitsen konuşalım diyecektim."
"Olur sevindim bu kararına. Gelip alayım seni neredeysen."
"Bir yer belirleyelim ben kendim gelirim."dedim. Saçma sapan bir yerde olmak istemiyordum.
"Biliyorum gelebilirsin ama bu riske girmek istemiyorum. Benimle dışarıda görünmemelisin. Biz bir kaç şey öğrendik. Ben gelip seni alayım konuşalım."
"Peki tamam. Bir arkadaşımın evindeyim. Konum atarım sana. Otoparktan alırsın beni."
"Tamam geliyorum."
Telefonu kapatıp konum attım Rüzgara.
"Elin manyağını siteye sokacağımı kim söyledi acaba?"diye sordu Melek dalga geçercesine.
"Ama çok yakışıklı."dedim gülerek.
"En sevdiğim hem mafya hem yakışıklı."dedi Melek gülerek ve ayağa kalktı. O sırada telefona gelen mesajla bakışlarımı telefona çevirdim. Rüzgardan mesaj gelmişti.
"5 dakikaya ordayım."
"5 dakika yazmış. Ben kalkıyorum."
"Kapıda mı bekliyormuş puşt."dediğinde Emre gülümseyerek ona baktım. Puşt mu?
"Puşt ne ya."diyerek gülmüştü Hülya da.
"Telefonumuz açık gittiğin yer yeri haber ver bize."dedi Batu. Onu başımla onaylarken Hülya atıldı söze.
"Samsung fakiri. BUL diye bir şey var bizde. Sende yok mu?"
Bizimkileri arkamda bırakıp balkondan çıktım ve evin kapısına ilerledim. 2 gündür burda kalıyordum. Melek de. Kafam çok doluydu. Bizimkiler olmasaydı kafayı yerdim düşünmekten ve üzüntüden. Evden çıktım ve asansöre bindim. Asansörün aynasından kendime baktım. Gri eşofman takımım vardı üzerimde. İçimde beyaz tişört ayağımda Beyaz spor ayakkabı. Saçımda dağınık bir ev topuzu halindeydi. İki gündür yıkanmadığım dışarıdan belli oluyor muydu acaba? Herneyse... Asansör durduğunda indim. Direk otopark katına açılıyordu asansör. Rüzgar tam orta da beyaz bir arabanın yanında dikiliyordu. Yanına doğru ilerledim.
"Naber?"diye sordum ilerlerken.
"Bok gibi. Hadi bin."dedi Rüzgar ve arabaya bindi. Ben de sağ koltuğa oturdum.
"Neden bok gibisin?"diye sordum kemerimi takarken. O da arabayı çalıştırdı ve harekete geçtik.
"Bizim yanımızda gördüğün kızlardan biri dün akşam tecavüze uğradı."dediğinde gözlerim kocaman açıldı.
"Ne?"
"Onun yanından geliyorum bende. Kalabalıkmış piç kuruları."
"Bu nasıl olabiliyor? O kadar insansınız, korumanız falan yok mu?"diye sordum şaşkınlığımı saklamaya çalışarak. Götümün mafyaları. Daha kendilerini bile koruyamıyorlardı.
"Sadece çalışırken beraberiz Rüya. Onun dışında herkes kendi hayatını yaşamakta özgür. Cansu da öyle. Dün akşam ormana götürmüşler kızı. Sonra sabaha karşı bulunmuş yol kenarında."
Bakışlarımı yola çevirdim. İçim gitmişti ya. Bir kızın başına böyle bir şey gelmesini aklım almıyordu. Hele miğdem hiç almıyordu. Eğer kız kendi rızasıyla yüzlerce erkekle birlikte oluyorsa bunda beni,bizi ilgilendiren bir şey yoktu. Ama elin piçlerinin zekası bir kıza saldırıp kendilerini tatmin edecek seviyede ise, bu piçlerin diğer dünyaya gönderilmeleri şarttı. Onları öldürenlere de ödül verilmeliydi. Keşke o piçlerede tecavüz etselerdi...
"Cansu'nun yanına gidelim mi?"diye sordum Rüzgar'a ve bakışlarımı ona çevirdim. O da bana kısa bir bakış atmıştı bu sırada. "Yani o da konuşmaya katılır falan belki ve odak noktası değişir." İnsan karmaşık duygular ve acılar yaşarken ona en iyi gelecek olan şey farketmeden başka şeylere odaklanıyor olmasıydı. Zamanında bu durumları çok yaşamıştım. Bizim çocuklarınn benim üzerimdeki emekleri çok fazlaydı.
"Olur. Şansımızı deneyelim."
Kısa süre sonra bir hastanenin önünde durduk.
"Hastanede mi?"diye sordum. Başıyla onayladı beni ve arabadan indi. Arabanın anahtarını valeye verirken bende yanına geçtim. Özel hatsane. Rüzgar'la beraber içeriye girdik. Onun peşinden ilerliyordum. Asansöre bindik ve 6. kata çıktık. Kata geldiğimizde Oradaki hemşirelere selam verdi Rüzgar ve koridorda ilerledik. 610 numaralı odanın önüne geldiğimizde kapıyı çaldı Rüzgar. İçeriden "Gel."diye bir kız sesi geldiğinde Rüzgar kapıyı açıp girdi. Bende hemen arkasındaydım. Kapı kocaman bir odaya açılmıştı. Bakışlarım içeride gezinirken ilk önce koltukta oturan Baran'a takıldı. Onu görmek beni tuhaf hissettirmişti. bakışlarımı ondan çekip camın önünde dikilen sarı saçlı kıza baktım. Bu kızı ilk defa görüyordum.
"Gelmişsin."dedi Rüzgar o sırada. Bu lafını Baran'a bakarak söylemişti.
"Bensiz olmuyormuş."
"Siktir lan."dediğinde Rüzgar Cansu'ya baktım. Bakışları boş tavandaydı. yüzü gözü şiş ve mordu. Sağ kolu alçıdaydı üstelik. Bu nasıl bir hayvanlıktır.
"Rüya Hanım niye burda?" Baran'ın sorduğu soruyla bakışlarımı ona çevirdim. İkili koltuğa yayılmış oturuyordu. Bakışları da bendeydi.
"Özlemine dayanamadım(!)"dedim yapmacık bir şekilde ve bakışlarımı Cansu'ya çevirdim. O anda Cansu ile göz göze geldik. Birden tüylerim diken diken olmuştu. Bana boş bir şekilde bakıyor olması içimi acıtıyordu. Rahatsızda olmuştum. Belki o da olmuştu. Onu bu şekilde görmemi tercih etmezdi belki de.
"Bunu anlayışla karşılarım. Kadınların üzerinde böyle bir etkim olduğu doğrudur." Baran'ın dalga geçercesine kurduğu cümle ile ona doğru döndüm. Bıdı bıdı bıdı.
"Aslında normalde camış severliğim pek anlayışla karşılanmazdı."dediğimde Rüzgar'ın öksürük ve diğer kızın kıkırdama sesi gelmişti kulağıma ve hafifçe tebessüm ettim.
"Sen bana hayvan mı diyorsun?"diye sordu Baran oturuşunu düzeltip dikleşirken.
"Kusura bakma. Başka bir şey mi demem gerekiyordu?"diye sordum suratımı üzgün gibi göstererek.
"Sende bir kaşıntı seziyorum."dediğinde Baran gözlerimi devirdim.
"Malesef Camışlara alerjim var. Kaşıntı alıyor beni."dediğimde bakışlarımı Cansu'ya çevirdim. Hafifçe tebessüm ettiğini gördüm. Bakışları tavandaydı ama. Komik bir durumda olduğumu ve çocuk gibi davrandığımı farkındaydım.
"Dilin ne kadar uzun senin öyle. Kesmek lazım-"
"Lan tamam. "diye araya girdi Rüzgar. Bakışlarım Rüzgara kaydı. "Konumuza dönelim. Otur Baran'ın yanına da konuşalım."dediğinde Rüzgar Baran'a baktım.
"Ayakta kalmayı tercih ederim."
"Korkma yemem."dedi Baran ve sırıttı.
"Ondan pek emin olamıyorum."dedim suratımı buruşturarak.
"Bence sen kendine hakim olda. Beni yemek istediğini bilmeyen yok nede olsa..."
"O birkerelikti. Şansını kaybettin." dedim kaşlarımı çatarak. Umarım bir kereyle kalmaz...
"Artık bir susun."diyerek araya girdi Rüzgar. yine. Derin bir nefes alıp verdim ve Baran'ın yanına oturdum. O sırada Baran araya küçük bir yastık koydu.
"Araya yastık koyalımda üzerime atlama sonra..." dediğinde Baran çatık kaşlarla ona doğru baktım. Bu sırada farklı bir kıkırdama sesi geldi. Cansu olmalıydı bu.
"Yastığı sokucam şimdi sana."dedim sessiz bir şekilde ama oda sessiz olduğundan herkes duymuştu.
"Evet herneyse."dediğinde Rüzgar bakışlarımı ona çevirdim. "Rüya aklındaki soruları sorabilirsin."
"Bence önce siz bildiklerinizi anlatın."dedim. Sonuçta bir şeyler öğrendiklerinden bahsetmişti. Merak ediyordum yeni bilgiler neler. Daha ne kadar saçmalaşabilir bu durum.
"Y*** Holdingi bilir misin?"diye sordu Cansu'nun başında dikilen kız. Şu ortaklık yaptığım holding?
"Evet. Neden?"
"Seninle ortak olmak istiyorlar-"
"Olduk zaten. Sadete gelin."
"Ne dedin sen?"diye sordu Baran şaşkın bir şekilde.
"Siktir."diye söylenmişti Rüzgar da. Ne oluyordu şu anda?
"Resmi bir belge yok ama."dedi kız.
"Evet yok. Önümüzdeki hafta sonu bir partimiz var. Bir çok iş yaptığımız şirketin katılacağı bir parti. Kerim bu şekilde açıklamak istedi-" Bakışlarım anında Rüzgar'a kitlendi. Kerim? o Kerim bu Kerim olamazdı değil mi? Yok canım. Bir tane mi var çevremizde Kerim ismi... Hayır. Rüzgar'ın bir şey demesini bekliyordum ama o boş boş bakıyordu suratıma. Başımı iki yana salladım. "Hayır..."
"En azından ailenin katilini tanıdan..."dedi Baran.Gözlerim dolmaya başladığında bakışlarımı kaçırıp yere baktım. Ben anlamıyordum. Kerim çok sevdiğim bir insandı. Hatta biz... biz flört ediyorduk. Bizim çocuklarla bile tanışmıştı. O... O bunu nasıl yapmış olabilirdi. Ben onunla çok uzun zamanlar geçirmiştim. Bu nasıl olabilirdi?
"Rüya adamlar istediklerini yapmışlar zaten."dediğinde Rüzgar gözümden akan yaşı silip ona baktım.
"Şöyle ki..."diye söze başladığında Baran bakışlarımı ona çevirdim. "Ben seni tanımıyorum Rüya. Daha doğrusu suratını bilmiyorum. Ailen öldüğünden beri zaten bizim korumamız altındaydın. Seni bizzat biz korumuyorduk. Koruma görevinde olan başkaları var çevrende. Bizzat bizim olmamamızın nedeni ise bir risk olmadığındandı.Baban zaten bu olayın dışında olmanı istediğinden bizde böyle devam ettirdik yaşantını. Ama karşı tarafın seninle planları olduğunu bilmiyorduk..."
"Kerim'in amacı şirketini elinden almak. Çünkü baban onun şirketini batırdı."dediğinde Cansu bakışlarım ona kaydı. "Amacını da başarmış."
"Şirketi kimsenin elimden aldığı falan yok."dediğimde Baran kıkırdadık. komik olan neydi tam olarak? Bakışlarım Baran'a kaydı.
"Sen imzaladığın anlaşmada ne yazıyor biliyor musun?"
"Evet."dedim kendimden emin bir şekilde. Neyden bahsediyordu bu adam?
"Şöyle hatırlatayım o zaman 'Bir tarafın ölümü söz konusu olduğunda, eğer birinci derece bir akraban yoksa şirket diğer ortağa kalır. Tamamen' Ortaklar bunu imzalar ve çok geçmeden aileleriyle beraber ölürler." Baran'ın açıklamasının üzerine bir ürperti gelmişti. Beni öldürecek miydi? Hemde benden hoşlandığını söyleyen adam? Ölücek miydim ben?
"Saçmalamayın..."dedim acılı bir şekilde gülerek. "Bu iş bu kadar kolay değil."dedim başımı iki yana sallayarak.
"Böyle bir maddeyi ne diye kabul edersin ki?" Bakışlarım Baran'a kaydı.
"Kimsem yok çünkü."diye çıkıştım. "Pek umursamadığım bir maddeydi ayrıca. 10 aydır o Kerim denen şahısla birlikteyim ben! Çok başarılı biri ve bana bir şey olursa eğer şirketi kusursuz yönetebileceğinden emindim. Hem ben o maddeye küçük bir ekleme yapmıştım. Tamamen onun olmayacaktı. Arkadaşım Emre, o yüzde 25'lik paya sahip olacaktı."gözlerimi kapatıp açtım ve bakışlarımı Rüzgar'a çevirdim. "Ayrıca planlarım arasında kısa süre içinde öölmek yoktu."
"Rüya.." bakışlarım Cansu'ya kaydı. "Partideki resmi açıklamadan sonra canın tehlikede olacak gibi duruyor..."
"Biirini öldürmek bu kadar kolay olamaz."dedim sinirli bir şekilde. Bu... bu... bu... Ah! Saçmalık.
"Annen ve baban bu kadar kolay öldürüldü ama." Baran'ın dediği şey üzerine çenem kaskatı kesildi. Gözlerimden istemsizce yaşlar akarken gözlerimi sımsıkı kapattım. Buna ben nasıl inanmalıydım şu anda? Kerim'i onlardan daha iyi tanıyorum ama neden bunlara inanıyorum? Of çok zor bir şeyin içindeydim. Doğru söylediklerine inanmak istemiyordum. Benim tanıdığım Kerim bir böceği bile incitmez cinstendi. Neden bir anda onun katil olduğuna ve beni öldüreceğine inanmıştım?
"O zaman polise giderim."dedim gözlerimi açarken. Bu kadar yasa dışı takılmak yeterliydi bence. En iyisi polise gitmek değil miydi?
"Ne diyeceksin?"diye sorduğunda Cansu ona baktım. "Trafik cezası bile olmayan bir adamdan şikayetçi olup, seni öldüreceğini mi söyleyeceksin? Onlarda hemen seni koruma altına alacaklar değil mi?"
"Sadece ölümünü hızlandırırsın..."dedi Rüzgar.
Ben hiç iyi değilim. Özür dilerim anne, Özür dilerim baba... Çok özür dilerim.
"Rüya!"
"Rüya...."
Özür dilerim....