Her şeyden habersiz birini kandırmak ne kadar da kolaymış değil mi? Bu zamana kadar herşey günlük gülistanlık geliyordu bana. Sanki herşey normalmiş gibi. Sanki ailemi öldürten piç yanı başımda değilmiş gibi, bir yıldır izlenmiyor muşum gibi, peşimde beni öldürmek isteyen insanlar yokmuş gibi... Bunlardan habersizce hayatıma devam ediyordum. Tâki şimdiye kadar; bu öğrendiklerim bana ağır gelmeye başlamıştı. Aklım, asla hiçbirini algılamıyor ve kabul etmiyordu. Kabul etmesinide istemiyordum. Bunların bir kabus olmasını istiyordum. Aslında hiçbirinin yaşanmamış olmasının... Ama olmuyordu işte. Özellikle de karşımda Rüzgar'ın babası Yalçın amca otururken.
Babamın en sevdiğim arkadaşı...
Hastanede bayılmıştım. Sabaha kadar orda uyumuşum. Sabah kalkınca Rüzgar beni babasının görmek istediğini söyledi. Bende kabul etmiştim. Ne var ne yoksa öğrenmek istiyordum. Bu yüzden babasının yaşadığı eve getirmişti beni. Ama ben zaten bu evi biliyordum. Sorun da buydu; küçüklüğümden beri oyuncakçı olarak tanıdığım Yalçın amcam şu anda bir mafya babası olarak karşımdaydı. Tamamen yalandan oluşan bir dünyadaydım. Bu oldukça canımı yakmaya başlamıştı. Korkuyordum bir süre sonra da ,ailen aslında ailen değil, diyecekler diye. Gerçekten çıldırma noktasına gelmeye az kalmıştı. Neden her şey bu kadar korkunç olmuştu? Ya daha bir hafta önceye kadar arkadaşlarımla barda eğleniyordum. Şimdi beli silah dolu adamlarla bir aradaydım.
"Kaç yaşına gelmişim..."diye mırıldandım. "Çocuk değilim ki. Babam neden beni bu kadar dışarıda tuttu? En azından bilmeliydim. Bu şekilde sonradan öğrenmek hiç güzel değil."diye ekledim ve bakışlarımı zeminden çekip Yalçın amcaya çevirdim. O da bana bakıyordu. Ne kadar üzgün olduğu yüz ifadesinden ve bakışlarından belliydi.
"Rüya emin ol bunun çocuklukla bir alakası yok. Ayrıca istersen 50 yaşına gel babanlar için hep çocuksun, hep korunmaya muhtaç gibisin. Onlarda bu olucak şeylerden korkuyorlardı-"
"Korktukları oldu işte."dedim ve omuz silktim. '' O korktuklar şeyler şu an oluyor Yalçın amca. Ama bir eksik var. Beni korumak için yanımda olması gereken kişiler yok. Böylesi daha mı güzel oldu?''
"Evet korktukları oldu Rüya haklısın. Şunu bil ; Baban benim için çok değerli bir insan. Sen de bana emanetsin. Kızımsın hatta. Seni korumak için elimden geleni yapacağım buna emin ol. Bütün adamlarım seninle olacak. Hem de her an.''
Bakışlarım Yalçın amcanın tekerlekli sandalyesine takıldı. Orda otururken beni koruması oldukça zordu. Ayrıca her saniye korumalarla gezecek halim yoktu. Ya da ömrümün geri kalanı boyunca diyelim. Böyle takılmak istemiyordum. Eski normal hayatıma geri dönmek istiyordum.
Ya da normal sandığım...
"Ben etrafımda bir dünya adam gezsin istemiyorum." dedim kaşlarımı çatarak. ''Her an böyle olmaz.''
"Emin ol etrafında olduklarını sen bile anlamayacaksın." dedi ve gülümsedi Yalçın amca.
"Nasıl anlamayacağım?" Diye sordum meraklı bakışlarla. Bir dünya adamı görmemek için kör olmak lazımdı.
"Şöyle ki güzel kızım ; oturduğun sitenin yöneticisi, yan komşun Aynur Teyzen, sürekli cafene gelen sevgili çift-ki bizzat tanıştınız bile, şirketinde ki yeni asistanın- ayrıca eski asistanında, şirketteki şoförün, oturduğun sitenin kapı bekçisi nasıl senin dikkatini çekmediyse yenileri de çekmeyecek."
Ağzım açık bir şekilde Yalçın amcaya bakıyordum. Aynur Teyzem ajan mıydı? Şoförüm? Asistanlarım? Begüm ve Berke? Bunlar kamera şakası falansa hiç komik değildi. Hemde hiç. Resmen ciddi ciddi bir yıldır efsane bir şekilde izleniyormuşum. Ve etrafım bir senaryoymuş.
"Bunlardan benim de haberim yoktu."dedi Rüzgar. Bakışlarımı ona çevirdim. Babasının yanında oturuyordu. Onunda şaşkın bakışları babasındaydı.
"Bunlardan benim dışımda hiçbirinin haberi yoktu zaten. Ayrıca seni ben ve oğlum biliyorduk. Diğerleri değil. Açıkçası çok iyi korunuyordun. Kerim iti şirkete hiç gelmedi Rüya. Bende bunu anlamıyorum. Gelseydi çoktan haberim olmuştu. Sende onun şirketine gitmedin. Siz nasıl buluştunuz gerçekten Rüya? Nasıl bu kadar yakın oldunuz? Nasıl bunca zaman onunlaydın ve ben farketmedim?"
Doğruydu. Ne benim şirketine gelmeme izin veriyordu ne de o geliyordu. Daha doğrusu izin gibi değildi bu. Online bir toplantıda tanışmıştık. İnternet üzerinden konuşurduk hep. Buluşmalarda işten çok keyifli vakit geçirmek üzerineydi. Kerim çok zengindi. Mekan kapatmaya da bayılırdı. genelde ya başbaşa ya da bizimkilerle olurduk.
"İş değildi öncelik derdimiz. Arkadaş gibiydik. Benim arkadaşlarımla bile çok iyi anlaşırdı. Hep biz bize olacağımız şekilde planlardı herşeyi. Ünlü bir iş adamıyım derdi. mekanlarda ya da kalabalık ortamlarda olmak yerine teknede, kapattığı restoranlarda ya da bizimkilerden birinin evinde toplanırdık." Demek Kerim de takip edildiğimden şüphelendiği için bu sekilde davranmış. Ya da tedbirli adamdı. Gerçi ne adamı orospunun tekiydi. Piç kurusu.
"O zaman bundan sonra ısrarcı ol olur mu? Bizim görebileceğimiz yerlerde bulun. Sen bir yere davet et. Ettiğin yeri bize söyle hazırlık yapalım-"
"O ne demek pardon?'' diye çıkıştım. ''O itle görüşmeyi falan düşünmüyorum. Ölsün istiyorum. Siz randevu programı yapıyorsunuz. Delirdiniz mi?"
O acımasız bir iş insanıydı. Sadece bir hırs uğruna ailemi öldürtmüştü. Vahşi bir şekilde...
"Ah, o kadar kolay olsaydı emin ol babanın ölümünden sonra gebertirdik. Ama birini öldürmek kolay olmuyor-"
"Annemle babamı gayet kolay öldürmüşler ama!"diye çıkmıştım. O ne demekti. Nasıl kolay değildi. Benim annem ve babam insan değil miydi? Şak diye öldürülmüşlerdi.
"Emin ol onu da bir anda yapmadılar. Şirketlerinin batmasının üzerinden aylar geçmişti. Çünkü babanın ölümüyle birlikte onun bilgisayarı ve bize ait olan önemli bilgiler de alındı. 1 yıldır biz ne kadar kayıp verdik inanamazsın Rüya. Her şeyimizi öğrendikleri için baştan yaratmak zorunda kaldık kendimizi. Tabii babanın intikamını alacağım. Ama emin ol herşeyin bir zamanı var. Önce kendimizi yeterince toparlamamız lazım. Onların elinde bize ait olan şeyler var ve onları almamız lazım. Önceliklerim var. Her şey doğru zamanda olmalı."
"Ne istiyorsunuz benden Kerim'le takılmamı mı?"diye sordum alaylı bir şekilde. Bu düşünce cidden miğde bulandırıyordu.
"Sadece niyetini net öğrenmek istiyorum. Bunu partide göreceğiz zaten. Ortak oluşunuzu açıkladığınızda değişen davranışlarına bakmalısın. Ben sadece o iti öldürmek istemiyorum. Öldürmek basit. Ben ondan bize ait olan ne varsa almak istiyorum. Ben 500 küsur adamımı kaybettim Rüya, bir yılda. Bunun acısını sana anlatamam. Onların içinde bizzat kan bağımın olduğu insanlarda var. Bir anda onu öldürmek beni tatmin etmeyecek. Seni de tatmin etmez. Onu ve arkasında olan herkesi bitirmek istiyorum."
Arkası...
"Arkası ne demek? Patronları falan mı var?"diye sordum. O zaman ailemi öldüren tek bir kişi değildi.
"Patron değil babası."dedi Rüzgar, bakışlarım ona kaydı. "Kerim genç. O elinde olan tek şirketi baban aldı diye babanı öldürtmek istedi. Oğlu isteyince babası tabiki yaptırttı. Yani biz babasını istiyoruz daha çok. Ama şöyle bir sorun var. Daha babasını hiç kimse görmedi. Neye benzediğini bile bilmiyoruz."
"O ne demek?"diye sordum kaşlarımı çatarak. Görünmez miydi adam? Varlığını biliyorlar ama kimse görmemiş. Bu ne saçma bir şeydi. Kaçıncı yüzyıldaydık biz. İnternet falan...
"Düşmanı mı tanımıyorum demek Rüya. O yüzden Kerim'e ihtiyacım var. Beni babasına götürebilir. Bende sorunu kökten kaldırırım. Eğer Kerim'i öldürürsem tanımadığım düşmanım bütün gücünü üstüme salar. Ve saldırının nereden geleceğini bilmeden yaşamak çok zor birşey."
Deliricektim. Ya da delirdim bunların hepsini götümden uyduruyorum. Gerçekten bu daha mantıklı geliyordu.
"Var mısın Rüya? Bizimle çalışıp Kerim'i ve babasını ortadan kaldırmaya var mısın güzel kızım?"diye sordu Yalçın amca. Gözünden ışık çıkıyordu resmen. Bu işi benim yapabileceğimden emindi. Ama ben değildim.
"Tek yapman gereken şey normal davranmak."dedi Rüzgar da. Ne kadar kolay söylüyordu değil mi? Normal davranmak? Bu öğrendiklerimden sonra...
"Babasının kızısın sen''dediğinde Yalçın amca bakışlarım ona kaydı. ''...annesinin de tabii." diye ekledi. Boş boş baktım ona. Annemin ve babamın kızı olup onların şirketini yönetiyordum ben aslında. Ama asıl yapmam gereken bu değilmiş. Ben o şirketle uğraşırken bir parçam onlarla yaşıyor gibi hissediyordum. Ama şimdi onların gerçekten ne iş yaptıklarını öğrenmiştim.
"Kanında var mücadele senin kızım. Bu işin üstesinden gelir ve o itleri ortadan kaldırmamıza yardımcı olabilirsin."
Derin bir nefes aldım ve bakışlarımı yere kaydırdım. Her ne olursa olsun o it hayatına bu kadar rahat devam etmemeliydi. Edemezdi. Buna izin vermiyor olmamız lazımdı. Ama yapabilir miyim bilmiyordum işte. O adamla eskisi gibi olabilir miydim bilmiyorum. Olmam lazımdı ona emindim. Şu an Yalçın amca ne istiyorsa yapmalıymışım gibi bir his vardı içimde. Ona güvenmemi istiyordu içimden bir şey. Ki bu şeyin babam olduğuna da emindim nedense...
Bakışlarımı Yalçın amcaya çevirdim.
"Partiden önce buluşup biraz sohbet etmek istediğimi söylerim. Olur mu?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak. Yalçın amca gülümseyerek başını salladı. Gerçi bana gerek yoktu. Kerim zaten buluşmak isterdi. Biz flört ediyorduk onunla. Sadece arkadaş değildik. Şehir dışına giderken bana haber vermiş ve dönünce görüşürüz demişti.
"Yanında eskisi gibi davranabilecek misin?" diye sordu Rüzgar. Bakışlarımı ona çevirdim.
"Bu konuda hiçbir fikrim yok."dedim başımı iki yana sallayarak.
******
"Benim canım bir şey istemiyor." dedim. Yemek falan yiyesim gelmiyordu. Sürekli yaşadıklarımı düşünüp duruyordum. Sıradan bir hayatım vardı benim. 25 yaşında arkadaşlarıyla uyum içinde ve eğlenerek yaşıyordum. Ailemden kalan işlerle ilgileniyor, geri kalan zamanda kendimle ve isteklerimle ilgileniyordum. Peki ya şimdi? Şimdi bir aksiyon filmine dönüşmüştü hayatım. İzlediğim aksiyon filmleri bile bu kadar gerilimli değildi gerçekten. Ki korku ve gerilim filmlerine bayılırdım. İzlemekten zevk aldığım tek film türüydü. Ama işin içinde olmak cidden hiç iyi hissettirmiyordu.
"Sıçarım onun canına şimdi. Yemek yenecek."diye çıkıştığında Batu bakışlarım ona kaydı. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu. Sanırım Melek gidip Batu'ya yemek yemek istemediğimi yetiştirmişti. Balkonun diğer köşesinde sigara zıkkamlanan Batu'ya.
" Konu ne bilmiyorum ama katılıyorum, kesinlikle sıçar."dedi Kübra da ve güldü.
"Ne yiyelim karar verin de sipariş vericem."dedi Hülya elinde telefonla. Hiçbir şey yemek istemiyordum. İstediğim tek şeyi birinin beni bayıltmasıydı. Çünkü korkunç yorgun hissediyorum. Ve buna rağmen uyuyamıyorum.
Ve yorgunluğum tamamen zihinseldi...
"İndirimin var mı?"diye sordu Melek.
"Herhalde. Her zaman var."
''Aç köpekler para sıçıyorsunuz. Birde utanmadan indirim mi kovalıyorsunuz?''
Bakışlarımı onlardan çekip balkonun manzarasına çevirdim.
'' Zenginlere indirim günah mı?''
''Günah , sevap çok umrunda sanki...''
Benim evimdeydik. Evimin en sevdiğim yeri balkondu. Burda vakit geçirmeyi seviyordum. Kendi isteğime göre döşemiştim burayı. Büyük bir balkon olduğu için bir tarafa hamak asmıştım. Burada uyumaya bayılıyordum. Şu anda da o hamağa uzanmış bizimkilere bakıyordum. Balkonun diğer tarafındaki L koltuk da oturuyordu Kübra ve Emre. Koltuğun karşı tarafında ki ikili salıncaklı koltukta da Hülya ve Melek vardı. En sevdiğim şey sallanmak olsa gerek ki bolca var.
Üzerimde titreyen telefonla birlikte bakışlarımı bizimkilerden çektim. Telefonu elime alıp baktığım da Rüzgar'ın aradığını gördüm. Artık beni aramaları gerginlik yaratıyordu. Vücudum da tuhaf bir duygu dolaşıyordu. Pek alışık olmadığım bir duygu. Korku. Yani en azından bu kadar sık olmasına alışık değildim. Telefonu Açtım.
"Efendim?"
"Nasıl oldun?"
"İdare eder diyelim."
"Müsaitsen yanına gelelim mi? Biraz daha konuşuruz. Aklında soru işareti kalmasın."Dedi Rüzgar. Derin bir nefes alıp verdim. Soru işareti mi? Aklımdaki soru işaretlerinin giderilmesi imkansızdı.
"Olur. Evin konumunu atarım."dedim bakışlarım şehrin manzarasındayken.
"Evinin önündeyiz zaten. Geliyoruz hemen."dedi ve kapattı telefonu yüzüme. Kaşlarımı çatarak telefonun ekranına baktım. Evimin önündeler mi? Ne işleri vardı burada? Bu siteye nasıl girdiler acaba? Gerçi Aynur Teyze var. Ah. Ah. Hiçbir şeye şaşırmamam gerekiyordu artık. Yaşlanmış gibi hissediyorum. Bir insanın bir şeyleri sindirmeye çalışması ne kadar zormuş anladım. Şu yaşımda yaşadıklarım bende bir hastalık çıkarmaz umarım. Kendimi o kadar kötü hissediyordum ki bazen... Anlatılır gibi değildi. Şu anda da bok gibi hissediyordum. Acaba ne kadar ömrüm kaldı diye düşünüyordum. Bunu ilk kez düşünmüyordum ama ilk kez bu kadar yakın gibi geliyordu. Ailem öldüğünde ,bende 50 yaşıma kadar yaşayacak mıydım, diye düşünmüştüm. Şimdi ise bir ay sonrayı görür müyüm diye düşünüyordum. Ya da nasıl öleceğimi? Ölümden korkmuyordum. Nasıl öleceğimden korkuyordum. Bir anda ölmek istiyorum, acı duymadan. Yoksa ölmeyi bende çok istemiştim. Ailem öldüğünde... Onlarla beraber olmak istemiştim. Ama çocuk değildim. Ölünce annemlere kavuşup mutlu mesut yaşayacağımı sanmıyordum. Ölümden sonra beni kim bilir neler bekliyordu.
"Kapı!"
"Daha sipariş vermedik lan bu ne hız."
Bakışlarımı kaldırıp bizimkilere baktım.
"Rüzgar geldi."dedim.
"O zaman ben açarım."dedi Melek ve oturduğu salıncaktan kalkıp içeriye girdi. Bende salıncakta doğruldum ve oturup bağdaş kurdum. Sürekli bu olayları konuşmak canımı sıkıyordu. Gerçi konuşmasak bile aklımdan çıkmıyordu.
"İyiki daha sipariş vermedik he. Yoksa az yemek zorunda kalıcaktık."dedi Emre balkona girerken ve gülümsedi. Aç arkadaşım benim.
"Aç."dedi Hülya ve güldü. O sırada balkona Rüzgar ve Baran girdi. Baran'da gelmişti demek. Bu adamı görünce aklıma sevişmemiz geliyordu. Baran'ın bakışları beni bulduğunda bakışlarımı ondan çekip salıncaktan indim.
"Ben Rüzgar, merhaba hepinize."
"Merhaba, ben Hülya."
"Ben de Kübra."
"Ben Batu."
"Emre."
"Biz kapıda tanıştık zaten. Melek."dedi Melek de ve sırıttı.
"Baran bende."
Baran da kendini tanıttığında yanlarına ilerledim.
"Hoşgeldiniz. Oturun istediğiniz bir yere."dedim ve koltuğu gösterdim. Rüzgar koltuğa otururken Baranda yanına geçip oturdu.
"Yemek sipariş veriyoruz. İster misiniz?"diye sordum. Bakışlarımı ikisi arasında gezdirirken.
"Yok, biz yemekten geliyoruz."dedi Rüzgar.
"O zaman ben kendime ve Rüya'ya veriyorum."dedi Batu.
"Batu gerçekten istemiyorum."dedim Batu'ya bakıp üzgün surat yaparak.
"Rüya..." Diyerek tehdit edercesine ses çıkardıBatu. Ellerimi teslim olurcasına kaldırıp tamamen ona doğru döndüm.
"Sadece hamburger."dedim ve tebessüm ettim.
"Aslında zayıfladın gibi, daha fazla yiyebilirsin-"
"Emre!"diyerek uyardım Emre'yi. Uğraşıyordu benimle.
Bizimkiler yemek muhabbeti yaparken koltuğa geçip Rüzgar'ın yanına oturdum.
"Nasılsınız?"diye sordum kibarlıktan. Rüzgar arkasına yaslanmış dik bir şekilde otururken Baran koltukta yayılmıştı resmen. Baran'ın kucağına oturmak nasıl olurdu acaba?
Ne düşünüyorsun kızım sen? Kendine gel.
Bu adam olduğu zaman neden böyle arsız şeyler düşünüyordum ben? Hiç böyle değildim. Bir gecede açtı beni adam. Azgın birine dönüştürmüştü.
Gerçi yıllar sonra ilk defa sevişmenin tadını almıştım. Hemde çok daha güzel bir şekilde...
"Seni sormalı bizi değil."dedi Rüzgar. Ona bakıp Alaylı bir şekilde güldüm.
"Herşey canımı yakmaya başladı."dedim ve bakışlarımı arkadaşlarıma çevirdim. Onlarda bizi dinliyordu. "Bir tek arkadaşlarım gerçekmiş. Yani herhalde."dedim ve güldüm. " Zaten tanıdığım tek tük kişi vardı. Onlarda yabancı çıkmaya başladı."dedikten sonra Rüzgar'a baktım. "Bak eğer ölüceksem bu acısız olsun."dedim kaşlarımı çatarak.
"Ne saçmalıyorsun?"diye sordu Emre sinirle.
"Böyle bir şey olmayacak."dedi Rüzgar da gözlerimin içine bakarak.
"Ben her ihtimali düşünüyorum. O yüzden acı çekmeme izin vermeyin ne olursunuz." Dedim ve bakışlarımı kimsenin olmadığı tarafa çevirdim. Sürekli ağlamak geliyordu içimden. Dolan gözlerimi derin nefes alarak kapattım açtım.
"Salak saçma şeyler düşünme demedik mi sana. Gideriz buralardan bak. Bunu sana dedik. Tek lafına bağlı."dedi Kübra. Bakışlarımı ona çevirdim. Evet demişlerdi. Onlarda hayatlarının şokunu yaşamıştı Kerim'i öğrenince. Onlarla da tanışmıştı çünkü.
"Ağzından çıkıcak tek kelimeyle yeni bir hayata başlarız güzelim. Sen yeter ki iyi ol."dedi Emre de. Onlar benim en değerli şeyimdi.
"Ben kaçmak istemiyorum."dedim bizimkilere bakarak. "Ailemin mezarını bırakmak istemiyorum. Bana emanet ettikleri şirketi ortada bırakmak istemiyorum. Kesin olarak ölüceğimi düşündüğümden demiyorum zaten bunları. Sadece annemlerin ne kadar acı çekerek öldüklerini düşünüyorum. Ve eğer o noktaya gelirsem buna izin vermeyin istiyorum."
"Herseyi sana anlatmamızdaki amaç ölmen değil zaten Rüya. Emin ol sana bir şey olmaması için hep etrafındayız."
"Biliyorum Rüzgar da... Ne biliyim. Kendimi çok garip hissediyorum. Saçma, çok saçma bu yaşadıklarım. Bir türlü mantık erdiremiyorum. Mafya dediğiniz o şeye inanasım gelmiyor. Ailemin de bunun içinde olduğuna..."
"Normal. Dünyaya toz pembe başladığından sana saçma geliyor." Baran'ın söylediği şeyle ona baktım. Bana bakıyordu. Kim bilir o nasıl bir yaşam sürmüştü? Hayata nasıl başlamıştı. Çocukluğu nasıl geçmişti?
"Şu an bu kadar keyifsiz olmaya gerek yok."dedi Melek. Ona baktım. Masada ki hoparlörden şarkı açtı. Bilmediğim yabancı hareketli bir şarkı çalmaya başladığında Emre elimden tutup beni kaldırdı.
"Oynamasam..."diye mırıldandım Emre'ye.
"Hadi be kızım. İki göbek at. Özüne dön."dedi ve güldü. Bende güldüm. Emre güzel kıvırtabiliyordu.
"Söz atıcam ama misafirlerimin oynayacağını sanmıyorum. Biraz onlarla oturayım, sonra geleceğim."dedim ve onaylanmasını bekledim.
"Ben oynarım."dedi o sırada Rüzgar ve ayağa kalkıp yanımızdan geçerek bizimkilerin yanına geçti. Mafya dans eder miydi? Bakışlarım Baran'a kaydı. Göz göze geldik. Sen hayır demelisin...
"Ben oynamam."dediğinde gülümsedim. Ve gülümseyerek Emre'ye baktım.
"Sonra yanınıza gelicem."dedim. Emre onaylarcasına başını sallayınca bende Rüzgar'ın kalktığı yere, Baran'ın yanına oturdum. Bakışlarım ona kaydığında bacak aramda bir baskı hissettim. Bu her seferinde olucak mıydı? Gerçekten sinir bozuyordu. Gerçi en azından kafamı dağıtıyordu bu adamı düşünmek...
"Aslında oynardım, yani oynamasam bile elime bir şarap alıp yanlarında dikilir, iki sallanırdım."dedi ve bakışlarını bana çevirdi.
"Neden kalkmadın o zaman?"diye sordum kaşlarımı kaldırarak.
"Bana teşekkür etmek zorunda kal diye."dedi ve gülümsedi. Bakışlarım gülümsemesine kayarken bende gülümsedim. Çok güzel gülümsüyordu.
"Her yapılan iyiliğe teşekkür etmiyorum."dedim. Gülümsemesini genişleterek bakışlarını benden çekip etrafa baktı. Ardından tekrar bana doğru baktı.
"Nedense teşekkür yönteminden hoşlanacağını düşünüyorum."
"O ne demek?"diye sordum kaşlarımı çatarak. Teşekkürün yöntemimi olurmuş? Ne geçiyordu bunun aklından?
"Mesela bana gelebilrisin bu akşam..." Kurduğu cümle beni gülümsemişti. Beni arzuluyordu yani? Bu hoşuma gitmişti. Bende onu arzuluyordum. Bizi durduran bir durum yoktu ortada sanırım.
"Ya da sen herkes gittikten sonra buraya gelebilirsin. Malum senin evde bir şey beceremedik. Birde burayı deneyelim."dedim ona doğru eğilerek. Karşımda ki adam gözlerimin içine bakarken gülümsememek elimde değildi. Ayrıca o da durmadan gülümsüyordu. Gülümsemek gerçekten bulaşıcı mıydı?
"Şu anda bana tuvaleti göstermek ister misin?"diye sordu Baran. Bakışlarımı bir kaç saniyeliğine ondan çekip sonra tekrar ona baktım. Bakışları dudaklarıma kaymıştı. Bende dudaklarına baktığımda yutkundu. Ne yalan söyleyeyim, benimde öpesim vardı. Az ömrüm kaldıysa biraz eğlenmeliydim…
Ayağa kalkıp balkon kapısına ilerledim ve oturma odasına geçtim. Baran da arkamdan beni takip ediyordu. Oturma odasının kapısından çıkıp koridora girdiğimde Baran kolumdan tutarak durmamı sağladı. Dönüp ona baktığımda beni yavaşça kendine doğru çekmeye başladı. Sırtımı duvara yaslamamı sağlarken önüme geçip üzerime doğru eğildi. Bir tık daha uzun olabilirmişim...
"Tuvaleti tekrar geri geldiğimde gösterirsin..."diye fısıldadı Baran gözlerime bakarak. Gülümsedim ve ellerimi boynuna dolayıp dudaklarımızı birleştirdim. Bu his çok güzeldi. Karnımın kasılması,içimde oluşan karıncalanma,kalbimin ritmi... Gerçekten benim ilişki işlerine geri dönmem gerekiyordu. Bunların bu kadar güzel hissettirdiğini unutmuşum.
Baran ellerini kalçama koyup beni kendine yapıştırdı. Ardından alt dudağımı dudaklarının arasına alıp emdi. Yavaş bir şekilde öpüşmeye başladığımız da bu anın bitmesini istemiyordum. O kadar güzel bir şekilde öpüyordu ki beni... Bende aynısını yapmaya çalışıyordum. Yavaş ama azdırıcı bir öpüşme şekliydi bu. Kasıklarımdaki baskı bunu bana net şekilde gösteriyordu. Baran yavaşça dudaklarımızı ayırıp çenemi öptü sonra öpe öpe boynuma doğru indi. Ben gözlerimi kapatıp başımı duvara yaslarken ona öpmesi için alan açmıştım. Onun boynumu öpmesi beni korkunç etkiliyordu. Alt dudağımı dişlerimin arasına aldım. Bu çok güzeldi. Öpücükleri boynuma geldiğinde kalçamda duran ellerinden bir tanesini göğsüme çıkardı ve göğsümü sıktı. Ağzımdan çıkan boğuk bir inlemeyle dilini boynumda hissetmem bir oldu. Daha fazlasını istiyordum-
Çalan zil sesiyle Baran'ı yavaşça ittim. O da geri çekildi. Kaşlarını çatmış bir şekilde bana bakmaya başladığında güldüm. Uzanıp dudağına masum bir öpücük koydum ve iki metre ötemizde duran kapıya ilerledim. Kapıyı açtığımda yemek siparişinin geldiğini gördüm. Adamın elindeki torbaları aldım. Bir kısmını da gelip Baran almıştı.
"Teşekkürler..."diyerek kapıyı kapattım. Ardından Baran'a baktım.
"Umarım baş başa kaldığımızda bir zil sesi daha duymam..."diye söylendi. Güldüm ve balkona doğru ilerledim. Haklıydı. İkidir zil sesiyle arzularımız yerin dibini boyluyordu.