19

2254 Words
Tuvaletin kapısını yavaşça kapatıp yatağa doğru yöneldiğimde Baran'ın hâlâ uyuduğunu gördüm. Sessizce ilerleyerek masanın üzerinden telefonumu aldım. Kilit ekranını açarken kocaman ayımın yanına doğru ilerledim. Onun üzerinde yatmak istiyordum. Oldukça yumuşak ve rahattı. Bizimkilerle olan gruptan bir yığın mesaj vardı. Gece Baran'ın süprizleri yerli yerinde dururken resimlerini çekip atmıştım. Büyük ihtimalle ona yorum yapmışlardı. Ayının tam göbeğine oturup başımıda boynuna doğru yasladım. Of bu ayı çok büyük ve çok güzeldi. Bakışlarım tekrar Baran'a kaydığında aynı şekilde uyuduğunu gördüm. Saat 7'ye geliyordu ve ben istemsizce uyuyamayıp kalkmıştım. Oysa zaten biz yatalı 2 saat olmuştu. Bakışlarımı telefona çevirdim. "Bu ne?"-Emre "Oha! Rüya kim yaptı bunu?"-Kübra "Tanıştırayım dağ ayısı bunlar gül ve kuzenin"-Hülya Emre'yi yanıtlayarak yazmıştı bunu. "Çok güzeller. Kaç gül var orda?"-Hülya. "Baran cidden bu kadar romantik olabilir mi?"-Kübra "Ayıya bayıldım"-Hülya "Ben güllere...😍"-Kübra "Siz niye ayaktasınız lan?"-Emre "Sen niye ayaktasın Emre. "-Melek "Melek de buradaymış😂"-Emre "Güller harika ötesi, ortam aşırı iyi... Baran değil de Kerim yaptıysa Baran'ın işi zor."-Melek "Melek ayı güzel değil mi aynı Emre."-Hülya "Bende diyorum bir yerden tanıdık geliyor😂😂😂😂"-Melek Bu ikisinin eskisi gibi konuşmaya başlaması güzeldi. Bir sonraki mesaj bir fotoğraftı Emre atmıştı. Melek'le birlikte kahve içiyorlardı fotoğrafta. Üstelik Melek'in evinde! Ve sabah 6 da. 40 dakika önce. "Siz iki şerefsiz ne yapıyorsunuz?"-Hülya. "Lan sabah sabah nasıl buluştunuz?"-Kübra. "Şimdi bana geldik. Gece ben biraz kötü oldum Emre hastaneye götürüp getirdi."-Melek "Ne oldu"-Kübra "Noldu?"-Hülya "Bir şey yok ya Emre eksikliği varmış"-Emre "Geliyorum şimdi bekleyin beni."-Hülya "Kahve koyun. Latte lütfen."-Hülya. "Gel kendin koy. Uşağın mı var"-Emre "Ya ben işe gidiceeemmmm." -Kübra Bir sonraki mesaj da Hülya arabadan resim atmıştı. Yanlarına gidiyordu gerçekten. "Lan hoşt!"- diye yanıtladı Emre Fotoğrafı "Kübra yeni işinde başarılar kuzummmm."-Melek Kübra'nın bugün yeni işinde ilk günüydü. Büyük bir şirkette iç mimar olmuştu. Daha önce küçük bir ekiple çalışıyordu. Şu an cidden dünya genelinde tasarım yapacaktı. "Sağol güzelim. Ben hazırlanmaya kaçar 😘"-Kübra "Hülya sende geri dön hemen."-Emre Burdan sonrasında konuşma yoktu. Zaten 15 dakika önce yazmıştı Emre de son mesajı. Şu an Melek'lerde olmalılar. Bende orda olmalıyım gibi hissediyordum. Aslında Baran'la olmasam çoktan çıkmıştım yola ama... bakışlarım Baran'a kaydı. Çok güzel uyuyordu . Yüz üstü yatıyordu, bir kolu yüzüne doğru tam yanında duruyordu. Başı da o koluna doğru dönüktü. Oturduğum yerden kalkıp yanına doğru ilerledim. Kamerayı açıp uyurkenki bu halinin resmini çektim. Bu kadar yakışıklı olması beni delirtecekti en sonunda... yatağın etrafından dolaşıp kendi tarafıma geçtim. Bari yavaştan onu uyandırayım, işe gidecektim bir kaç saate. Yoğun bir gün daha beni bekliyordu. Tekrar yatağa geri uzandığımda Baran'ın yüzü diğer tarafa dönük kalmıştı. Elimi beline koyup onu kendime doğru çevirmeye çalıştığımda biraz kıpırdandı ve bana doğru döndü. Hemen ardından kocaman kolunu üzerime atıp beni göğsüne gömdü. Suratım çıplak göğsüne yapışırken gülümsedim. "Niyetim sarılıp uyumak değil ama..."diye fısıldadım. Başımı kaldırmaya çalıştığımda izin vermedi ve daha çok bastırdı suratımı göğsüne. "Birazdan sevişiriz..."diye mırıldandı Baran uykulu çıkan sesiyle. Ruh hastası ya! Aklı fikri neredeydi böyle. Başımı tekrar kaldırmaya çalıştığımda, yapamadım. Yine olmadı. İyice çıplak göğsüne çevirdim başımı ve dilimi sürdüm tenine. Ama tepki vermedi. Bir daha yaladım yine tık yoktu. Ulan Baran sen görürsün! Göğsünün üst tarafını birden dişlerimin arasına alıp ısırdım. Güzel ısırdım ama! Baran birden beni kendinden uzaklaştırırken 'Ah!' Diye inlemişti. Bakışlarım suratına kayarken kahkaha attım. "Köpek misin kızım? Ne ısırıyorsun?"diye sorarken çatık kaşlarla bana bakıyordu. Aynı zamanda bir eliyle ısırdığım yeri ovuşturuyordu. "Anladığın dilden konuştum."dedim gülerek ve omuz silktim. Baran bunun üzerine birden ayaklandı ve üzerime doğru atladı. Henüz kaçma fırsatım olmadan Baran üzerime çullanmıştı. İki elimide yakalayıp başımın üzerinde birleştirdiğinde çırpınmaya başladım. "Ya bırak!"diye bağırdığımda Baran iki elimi tek eliyle tutmaya başlamış ve bir elini boşta bırakmıştı. "Bak bıraktım şu an..."diye dalga geçerken boşta olan eli sütyenime gitti. Ben ne yaptığını anlamaya çalışırken o sağ göğsümü sütyenimin dışına çıkardı. Ardından sol göğsüme de aynı şeyi yaptı. Benim bakışlarım Baran'dayken o göğüslerime bakıyordu. Başı yavaş yavaş göğsüme yaklaşırken yutkundum. Yapmasını en sevdiğim şeydi göğüslerimi emmesi... Kalp atışım hızlanırken Baran'ı izliyordum. Dudaklarını sağ göğsüme sürttüğünde dudaklarım aralandı ve karnımda bir karıncalanma oldu. Göğüs ucumu dudaklarının arasına aldığında .... "Ah!" Acı dolu bir çığlık attım. Isırmıştı! Ah bunu nasıl düşünememiştim. Ellerimi ondan çekmeye çalışırken Baran dudaklarını sol göğsüme getirdi. Bu sırada sırıtıyordu beyfendi. "Ya bırak!"diye çırpındığımda birden sol göğüs ucumuda ısırıp kendine doğru çekti. Gözlerimi kapatıp dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu ısırığın verdiği acıda başka bir tad vardı! Bacak aramda kuvvetli bir baskı oluşmuştu. Bakışlarım Baran'ı bulduğunda sırıtarak bana baktığını gördüm. "Bir daha ısır."dedim zar zor çıkan sesimle. Önce kaşlarını çatsada ellerimi bıraktı ve başını tekrar göğsüme yöneltti. Beni boşta kalan ellerimi onun ensesine koyarken o sağ göğüs ucumda dilimi gezdirmeye başladı. Dudaklarım aralanmış bir şekilde nefes alıp verirken Baran'ın başını sertçe göğsüme bastırdım. Isırsın istiyordum şu anda! Baran da anlamış olacakki birden ısırdı göğüs ucumu. Ağzımdan çıkan inlemeye engel olamadan kafasını daha çok bastırdım göğsüne. Cidden şu anda onu göğsümün içine sokmak istiyordum! Baran göğüs ucumu bırakıp tekrar ısırmasıyla 'Baran!" Diye bir inleme çıktı ağzımdan. "Rüya!"diye fısıldadı Baran da ve bir eliyle kalçamı avuçlayıp sıktı. Öyle bir sıkmıştı ki kopartıp aldı sanmıştım ama bu bile hoşuma gitmişti. Baran başını göğsümden ayırıp yüzüme doğru çıkardığında kesik kesik alıp verdiğim nefesimle gülümseyerek suratına baktım. O da gülümseyerek bana bakıyordu. Bir elini yanağıma koyarak hafifçe okşadı. Hemen ardından burnumun üzerine bir öpücük kondurdu. "İyiki çarpıştık o akşam..."diye fısıldadığında yüzümdeki gülümseme büyüdü. Bu adam cidden harika biriydi. Bu yaşadığım bütün kötü olayların bir kabus olmasını dileyememin tek nedeniydi ; bu adam. O yüzden yaşadığım her şeye şükretmem gerekiyordu. ~ ~ ~ "Evet sevgilim, gerçek iş yerime hoşgeldin." Kerim'in sırıtarak kurduğu cümleden sonra bakışlarımı bahçesinde bulunduğum eve çevirdim, tekrar. Dalga mı geçiyordu benimle? İş yeri dediği şey 3 katlı mütevazi bir villa mıydı? Onun karanlık ekibinin takıldığı yer bu muydu? Kaç kişilik ekipti bu 20 mi? Açıkçası Baran'larınkinden sonra, daha da doğrusu annemlerinkinden sonra burası iğne ucu gibi bir şeydi. Ben onlarınkinden daha büyük, küçük bir şehir gibi bir şey bekliyordum. Acaba bu kadar küçük olmasının bir nedeni var mıydı? Çünkü ciddi anlamda 3 katlı bahçeli bir evdi sadece. Bir tek bahçesi kocamandı. Dümdüz ve bomboş bir bahçe. Yemyeşil çimenler ve duvar gibi alanı saran etraftaki ağaçlar vardı. "Beğenmedin mi?"diye sorduğunda Kerim, bakışlarımı ona çevirdim. Hâlâ bir sırıtış içindeydi. "Yani... anlamadım sadece. Ev burası."dedim suratımı buruşturarak. "Hadi gel..."diyerek elimi tuttu ve beni evin kapısına doğru yürüttü. Kapının önüne geldiğimizde kapıyı çaldı. "Anahtarın yok mu?"diye sorduğumda kapı yavaşça açıldı. Kapıyı açana baktığımda orta yaşlarda kapalı bir kadın olduğunu gördüm. Gülümseyerek bize bakıyordu. "Hoşgeldiniz..."dediğinde bakışlarım içeriye kaydı. Gayet dümdüz ev gibi görünüyordu. Görüş alanımda bir koltuk takımı vardı. "Hoşbulduk Esma."dedi Kerim ve içeriye girdi. Onunla birlikte bende giriyordum içeriye tabiki. Bir adım arkasından ilerliyordum. Ellerimiz birlikteydi hâlâ. Bakışlarım hızla etrafta gezinirken kimseyi göremedim. Sadece o kadın var gibiydi. Bu girdiğimiz kat beyaz ve kahve tonlarında bir oturma odasıydı. İki taraftada kapı vardı. İki oda daha olmalıydı bu katta. Peki şu mafya neredeydi cidden? Beni bugün oyalayacak mıydı bu adam? Babasını tanıştırmayacak mıydı benimle? O adam da zaten... "Öncelikle seninle bir kahve içmek istiyorum..."Kerim'in cümlesiyle durup birbirimize doğru döndük. "Bir kaç şey anlatacağım. Ardından da sana bir şey göstereceğim."dediğinde başımla onayladım onu. Başlıyorduk sanırım. "Esma iki kahve getir.". Emir vererek konuşmuştu resmen kadınla. Üstelik yaşı büyüktü. Abla ya da teyze gibi hitaplar kullanılabilirdi. Hiç beklemediğim bir konuşma üslubuydu bu. Gerçi Kim bilir ne boklar yiyor bu adam sen neye takılıyorsun Rüya!. Kerim elimi bırakıp oturma grubuna doğru ilerlerken bende peşinden gittim. Cidden çok kibar bir evdi burası. Ayrıca konum olarak da tuhaf bir yerde değildi. Çevrede evler vardı. Yani ne biliyim düşüncelerimden çok farklı gibiydi. Kerim birbirine hafifçe dönük olan tekli koltuklardan birine geçince bende diğerine oturdum. Ortamızda üzerinde kaktüs olan bir masa vardı. "Nasıl anlatacağım bilmiyorum."dedi Kerim ve bakışlarını etrafta gezdirdi. Yol boyunca da susmuştu zaten gerizekalı. İki kelime edemiyordu. "Nasıl yani canım? Bunu şimdi mi düşünüyorsun? Bir hafta önceden hazır olmalıydı sunumun."diyip güldüğümde o da gülerek bana baktı. Tam olarak kuracağını tahmin ettiğimiz cümlelerden biriyle başlamıştı. Nasıl konuşur neler anlatabilir onları bol bol konuşmuştuk Yalçın amcayla. Ve bana asla yaptığı bir davranışı düzeltmeye çalıma demişti. Yanında birini öldürse bile bir bildiği varmış gibi hep yanında olmalıymışım. Birini öldürmezdi herhalde? Birde benim yanımda? Ona nasıl tepkisiz kalınırdı bilmiyorum. "Haklısın. Ama valla hiç çalışmadım bu konuyu."dediğinde gülmesi yavaş yavaş solmuştu. Ciddi olma zamanı gibiydi. "Aşkım yapma."dedim ve gülümsedim. "Yani ben ne olursa olsun seni bırakıp gitmeyeceğimden emin gibiyim artık."dediğimde bakışlarımı utanırcasına ondan kaçırdım. Utanmanın yalandan yapılması bile zordu. Gerçekten sanki mal gibi görünüyormuşum hissiyatı veriyordu. Belki de öyle gözüküyordum. "Korkmandan korkuyorum..."dediğinde bakışlarımı ona çevirdim ve kaşlarımı çattım. "Neyden korkacağım canım? En fazla şu dizilerdeki mafyalardan biri çıkarsınız(!) Maraz ali ve ekibi..." dalgaya vurarak kurduğum cümleyle Kerim gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Zaten ben mafya demesem konuşacağı yoktu bunun. "Öyleyiz zaten."dediğinde gözlerini yavaşça açıp bana baktı. Ben yalandan şaşırmaya çalışırken Esma abla geldi. Bakışlarımı yavaşça Esma ablaya çevirdiğimde Kerim'in hâlâ bana baktığını hissedebiliyordum. Tekrar donuk ve şaşkın bakışlarım Kerim'i bulduğunda dudaklarım hafifçe aralandı. Beni bu işe sokmadan önce oyunculuk dersi vermeleri gerekiyordu aslında. "N-" bakışlarımı kısa süreli kaçırıp tekrar Kerim'e baktım. "Nasıl yanı?"diye sorduğumda Esma abla önümüzdeki sehpaya kahvelerimizi, sularımızı ve çikolataların olduğu tabağı koymuştu. "Başka bir istediğiniz-" "Yok git artık!" Kerim kadının lafını birden kesip sert bir şekilde cevap vermesi kaşlarımı çatmama neden oldu. Bakışlarım kadına kayarken kadın başını yere eğerek yanımızdan ayrıldı. Ne biçim davranıyordu böyle bu kadına? "Rüya..." Kerim'in sesiyle çatık kaşlarımı düzelterek bakışlarımı ona çevirdim. "Bu içinde bulunduğumuz ev hiç göründüğü gibi masum değil..." "Nasıl yani anlamadım ben, siz şimdi mafya mısınız? Mafya kelimesinin anlamı ne tam olarak Allah aşkına? Bir ekipten mi bahsediyorsun? Silahlı falan?" Aynı şeyleri tekrar yaşıyorum sanki… "Hepsini anlatacağım ama sende sadece susup dinleyeceksin..."dediğinde başımla onayladım onu ve oturduğum koltukta hafifçe ona doğru eğildim. "Öncelikle seni cidden çok seviyorum."dediğinde tüm gücümle gülümsedim. Oyuncuların mesleğine olan saygım git gide artıyordu varya. "Şimdi..."diye başladığında Kerim koltuktaki oturuşunu düzeltti ve rahat bir pozisyona geçti. Artık yayılmış gibi oturuyordu. Ve bacaklarını açarak... "Mafya kavramı sadece bir yakıştırma. Bir ekip gibi çalıştığımız için o tabir kullanılır bizim için. Yani etraftan..."dediğinde hafifçe tebessüm etti. "Ben babam ve annem. Şu an bu işin tamamen içerisindeyiz. Ama onlar artık yaşlandı."dediğinde dudaklarını birbirine bastırarak bakışlarını kısa süreli benden çekip tekrar bana çevirdi. "Bu büyük ekibin başında sadece ben olacağım artık. Ve de sen ol istiyorum..." dediğinde kaşlarımı çattım. "Ben mi?"diye sordum şaşkınlıkla. Bu adam zır delinin tekiydi. Ne anlatıyordu? "Evet güzelim, sen. Şu an burda bu evde 300 çalışanım var ama bu ülke de 24 bin civarı kadarız..." Kerim'in anlattıkları karşısında açılmış ağzımı kapatmakta zorlanıyordum. Şu an bu evde nasıl 300 kişi olabilirdi? Odaların içinde göt göte girmiş insanlar mı saklıydı? Saçmalama Rüya! "O şaşkın suratını yiyesim var şu an."diyip kahkaha attığında dudaklarımı kapattım ve bakışlarımı ondan kaçırdım. Şu an her şeyi kayıt altına alan bir cihaz vardı kolumdaki çantada. Bu cümleyi sonradan dinleyecek olan sevgilimin ağzından çıkacak küfürleri tahmin edebiliyordum. "Bu kadar adam..." diye cümleye başladığında bakışlarım tekrar onu buldu. "Bu ülkede gizli kapaklı yapılması gereken işleri yapıyoruz." "Ne gibi?"diye sordum. Bu ülkedeki gizli kapaklı işlermiş. Kirli işler diyemiyorda. "Kendini bir bok sanan adamlarla uğraşırız. Ülkeye gerekli olan silahları temin ederiz. Kaçak göçek mal ya da eşyalarla ilgileniriz. Sahte kimlik ya da pasaport işimiz var..." suratım istemsizce buruşurken kaşlarımı çattım. "Bakma öyle güzelim. Bunlar ülkede yapılması gereken işler. Bu görevi biz üstleniyoruz sadece."dediğinde çatık kaşlarımı düzelttim. "Bunun gibi bir çok şey daha. İşin içine girince emin ol bu anlatmamdan daha kolay gelecek sana. Ve tek başına koca holding, o kadar çalışan yöneten bu genç kadın benim bahsettiğim bu işi çok rahat yapar..." Ciddi anlamda evlenip mafyasının hanımı olmamı istiyor olamazdı herhalde? "Şu an bunu düşünemiyorum bile..."diye mırıldandığımda gülümsedi. "Sen kendini sevgiline bırak..."dedi ve ayağa kalktı. "Gerisini aşağıda anlatacağım."dediğinde bende yavaşça ayağa kalktım. "Kahveler..."dediğimde elimi tutup beni bir anda kendisine çekti ve eğilip yanağıma bir öpücük kondurdu. Bu o kadar hızlı olmuştu ki, öptükten sonra anlamıştım yaptığı hareketi. "Ben sana yenisini yaptırırım aşağıda..."diyip elimden çekiştirerek beni peşinden sürüklemeye başladı. Alt katta da mı mutfak vardı? Merdivenlere geldiğimizde elimi bıraktı ve inmeye başladı bende arkasından gidiyordum. Alt kata geldiğimizde geniş bir salona indi merdiven direk. Burası da kahve tonlarında hoş bir yerdi. Ama oturma değil yemek odasıydı. Ortada masa etrafta dekorlar vardı. "Hoşgeldin abi!" Birden gelen yabancı bir erkek sesiyle irkilmiştim. Bakışlarım sesin geldiği yere kayarken iki tane adamın koridor gibi bir yerden yanımıza doğru geldiğini gördüm. "Kapıyı açın." Kerim'in kurduğu emir cümlesiyle bakışlarım etrafta gezindi. Şu an burda bir kapı yoktu. Koridorun diğer tarafında olmalıydı. Ama adamlar buraya doğru geliyordu. Kaşlarım çatık adamları izlerken onlar hızlı bir şekilde yemek masasını ve sandalyeleri kenara çektiler. Ben ne yaptıklarını anlamaya çalışırken masanın altında serili olan halıyı toplamaya başladılar. Sanırım burası ciddi yer altı sığınağı gibi bir şeydi. Oysa ben bizimkilerinkini öyle hayal etmiştim. Halıyı topladıklarında altında olan belirgin kapağı kaldırdılar. Bakışlarım Kerim'e kaydığında göz göze geldik. "O şaşkın bakışların çok hoşuma gidiyor..."dedi gülümseyerek. Hiçbirşey demeden bakışlarımı açılan kapağa çevirdim. Bir kaç adım atıp kapaktan içeri baktığımda bir merdivenin aşağı doğru indiğini, ama aşağının da aşırı karanlık olduğunu gördüm. Tamam ben buraya inmek istemiyorum! Aşağıda beni sikseler kimseye sesimi duyuramam, duyursamda bulamazlar! "Hadi gel." Kerim merdivenden inmeye başladığında arkasında bakakaldım. Yani çok yardımcı oluyordu cidden! Of bu it babası da aşağıda olabilirdi.... Ağır adamlarla Kerim'i takip ettim. Karanlık olan aşağı indiğimde Kerim'e doğru yaklaştım çünkü cidden ondan başka hiçbirşey göremiyordum. Düşmanıma sığınmıştım. Yukardaki kapak kapandığı gibi birden ışıklar açıldı. Etrafa baktığımda siyah bir kutunun içinde gibiydik. Tam karşımızda da siyah bir kapı vardı. Kapıya doğru ilerledik. Kapının kenarında şifre yeri vardı. Kerim şifre yazarken yazdığı şeyi görememiştim. Kapı yavaş yavaş açıldığında kendimi rahatlatmak için derin bir nefes aldım. "Sakin ol. Burda başına kötü bir şey gelecek son insansın." Kerim'in kurduğu cümleye karşılık gülümseyerek ona baktım. Bence ilk insanım ama...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD