Tarihler 10 Kasım 2006'yı gösterdiğinde Amerika, Okulda Silahlı Saldırı haberiyle çalkalanmıştı. Florida'da bir liseye giren eli silahlı soyguncular bir sınıf öğrenciyi rehin almış, öğrencilerin direnmesi sonucu çıkan arbedede 7 öğrenci yaralanmış, 3 öğrenci vefat etmişti. Polisin müdahalesiyle ölü olarak ele geçirilen soyguncu katillerin, yakındaki bir bankayı soyduktan sonra polis takibi sonucu okula girerek öğrencileri rehin aldığı bilgisi paylaşıldı.
Kısa bir haberden ibaretti aktarılanlar. Peki, ya ölenlerin aileleri, sevdikleri, geride bıraktıkları? Hiçbirinden bahsedilmiyordu. Bu okul Güz Kağan, Nathon Jackson, Kurt Hardy, Jonathan Ross ve Love Hardy'nin okuduğu okuldu.
Love Hardy, Kurt Hardy'nin kendinden bir yaş büyük ablasıydı. Güz ve Nathon ile aynı sınıftaydı. Kurt ve Jonathan bir alt sınıfta olmalarına rağmen bu dörtlünün tanışmasına Love sebep olmuştu. Aynı zamanda kendisi Güz'ün ilk aşkı ve kız arkadaşıydı.
“Her şey bir kış günü ruhumuzu kurtarmak için başlamıştı. Söyleyecek çok şeyimiz vardı ancak sesimiz duyulmuyordu. Sanki dünya ile aramızda camdan bir duvar vardı ve biz o duvarı yıkamıyorduk. Ancak camdan herkes görünüyordu. İnsanlar gelip geçiyor, yüzümüze bakıyor, bazen gülümsüyor bazense bizi görmezlikten geliyorlardı. Kaybolmuş 4 çocuktuk. Babamın bizlere hediye ettiği enstrümanlarla müziğe sarılmıştık. Lakin müzikle ilgilenme nedenimiz yeteneğimizden çok akıl sağlığımızı koruyabilmek içindi, olabildiğince. Bir de bu aptal dört çocuğu tanıştıran, beraber şarkılar söylememizi sağlayan Love'ı onurlandırmak istiyorduk en çok da.”
Bu sözlerle açıklamıştı içinde bulundukları durumu verdiği röportajında Güz Kağan. Oldukça travmatik bir olayı atlatabilmek için müziğe sığınmışlardı. Belki iyileşmişlerdi belki hala yaraları ilk günkü kadar tazeydi. Ancak yazdıkları şarkı sözlerine baktığımda sözlerin minnet, özlem, mücadele, umut, hayat ve ölüm üzerine olduğunu gördüm. Yaşananların üzerlerinde iz bıraktığı aşikardı.
Bir röportajında Nathon Jackson (Encey) ise “Adı gibi kalplerde yaşayamaya devam edecek, bir sembol, ateşleyici oldu bizim için. Gruba bir isim vermek gerektiğinde onu ve hatıralarını yaşatmak istediğimizden Love and Memories demiştik kendimize. Biz aşkla çok farklı bir görünümde tanışmış ve onu en acı şekilde yitirmiştik,” diye açıklayacaktı kayıplarının anlamını.
Jonathan Ross da Love’ı röportajlarında sık sık anardı. “O, on beş yaşında aramızdan ayrılmış olabilir ama hala hayatımızda,” diyerek genç kıza verdikleri önemi de gözler önüne seriyordu.
Bu konuda hiç konuşmayan ise Kurt Hardy idi. Ablasının ölümü en çok da onu etkilemiş olsa gerekti. Onun hatırasını sol göğsünde hemen kalbinin hizasında Love dövmesiyle yaşatıyordu.
Love, bir cuma günü soyguncular tarafından öldürülecekti.
Derin bir nefes verdim. Hepsinin gözlerinin önünde öldürülmüştü Love. Üstelik henüz 15 yaşındaydı öldüğünde. Yarım kalmış ne çok şey vardı kim bilir? Selim herkesi yazacağı metinde özgür bırakmıştı. Neyi, nasıl ele almak istersek alabilirdik. Ben de grup üyelerini birleştiren bu acıyı yazmaya karar verdim. Konuyla ilgili ne kadar araştırma, haber, yorum varsa hepsine göz gezdirdim. Tanıkların ifadeleri, kamera kayıtlarına yansıyanlar, diğer mağdurlar ve daha nicesi. Aldığım büyük bir riskti. Yaşanmış travmatik bir olayı sanki kendim yaşamışım gibi anlatacaktım. Her hikâyenin bir başlangıcı vardır. Bu hikâyenin başlangıcıydı Love’dı.
Yapacağım tek şey mağdurların anlattıklarını kronolojik sırayla yazmaktı. Bunu da Güz Kağan’ın bakış açısıyla aktaracaktım. Duygulara değil olaya odaklanacaktım.
“Hadi başlayalım,” diyerek boş bir dosya açtım ve aklıma düşenleri yazmaya başladım.