Hiç mi için sızlamadı...

1365 Words
NOYAN BOZ Ben Noyan, aşiretin tek erkek varisi, Acar aşiretinin müstakbel damat adayıydım dım dım.. Bilemezdim ki hayallerin müstakbel damadı olmayıp uzaktan aşığı olduğum kızın düğününü izleyen gözleri kan çanağına dönmüş küçük ağa olacağımı. Altı yaşındaydık. İlk karşılaştığımız gün. Babam Rüya bana emanettir diyip gitmişti Acarlar konağına benimle evlendirmek için. O gün söz kesecek yaşımız geldiğinde düğün kurulacaktı. Ama o hayran olunacak kadın o gün konuşmuş kızına böyle bisey yapılmasına karar verecek kişinin babam olmadığını söylemişti. O gün anlamıştım Rüya'nın gönlü olmazsa bu narin gözüken ama kaya gibi olan kadın ve arkasında dağ gibi duran Berzan Ağa kızlarını kimseye vermezdi. Benim 3 ablam var, ablalarıma da bu kadın örnek olmasını isterdim. Benim annem daha sakin etliye sütlüye helede doğunun bu enteresan adetlerine törenlerine karışmaz sessizliğini hiç bozmadı. Biz küçücük çocuklardık izin verdiler bize arkadaş olmamıza. Çünkü babam mert insani severim derdi hem onlar bazı işlerde ortak oldu. Hem de biz her konuda Hevi'yle birbirimize yoldaş olmaya çalıştık. Evet yanlış duymadınız Hevi, aslında ben onun kimsenin bilmediği ismini daha çok seviyorum. Benim savaşçı karakteri ismimin yanına umut dolu ismiyle daha çok yakışır diye düşünüyordum. İlk tanıştığımız gün giydiği kırmızı elbiseyi hatırlıyorum. Üzerine çamur sıçramıştı, gözyaşlarını gizlemeye çalışırken ben fark ettim. Cebimde annemin her zaman koyduğu kenarı oyalı mendilimi hemen azıcık ıslattım elimden geldiğince temizledim çamurunu. Yanıma geldi, elime bir taş koydu, "Bu bizim olsun, tamam mı?" dedi. O küçücük kalbiyle bana ait olmak istedi belki… Belki de sadece oyun sandı. Ama ben o taşı yıllarca sakladım. Ne bileyim o taşın yüreğime oturacağını. Ailesi sonra razı gelmedi. "Çocukların kaderiyle oynamayın," dediler. Ama o kader, çoktan kalbime kazınmıştı. Zaman geçti, büyüdük. Aynı okullarda okuduk, aynı sokaklarda yürüdük. Her sabah onu görmek için okul yolunu uzatırdım, o da bilirdi. Bilerek göz göze gelirdi benimle, sonra başını eğerdi, utanırdı. O utandıkça ben daha çok sevdim. Lise bitti, içimde bir yeminvardı: Hevi'ye Umuda... Hayatımda her şeyi yoluna koymuştum. Tek eksiğim oydu. Ve bir gün cesaretimi topladım. Gittim, gönlünün kapısını çaldım; "Seni, senden istiyorum," dedim. Ellerim titriyordu, ama gözüm karaydı. O da razıydı, biliyordum. Gözlerinden anlardım ben. Sonra… Babasına kendi söylemek istedi. Ne olduysa işte o zamandan sonra oldu. Aniden değişti. Mesajlara geç döner oldu. Gözlerini kaçırdı. Ve bir akşam, tek bir cümleyle dünyamı yerle bir etti: "Biz olmuyoruz, Noyan." Sebep yok, açıklama yok. Sadece o cümle. "Olmuyor." O günden beri geceleri uyuyamıyorum. Düşünüyorum. Ne yaptım? Ne oldu? Kim ne dedi? Belki biri tehdit etti. Belki bir şeyden korktu. Umudu'm severdi beni, bunu bana defalarca söyledi. Gözümün içine baka baka "Sen benim kalbimsin," demiş bir kadın bir anda sırtını dönmez. Ama döndü işte. Şimdi herkes konuşuyor. Hevi'nin sessizliği, Özlem’in ilgisi… Özlem hep yakındı bana ama ben hiç yüz vermemiştim. Ta ki… O geceye kadar. Umudumun ‘yokluğu’ içimi o kadar acıttı ki, o boşluğu Özlem’le doldurmaya çalıştım. Belki onu kıskandırırım dedim. Belki geri döner, ama olmadı. Özlem gözümün önünde gelinliğini denerken bile ben, Hevi'nin “hayali”ne ağlıyorum içimden. Herkes “mutlu olacaksın” diyor. Ama ben sadece sustum. Çünkü ben biliyorum… Bu nikâh masasına oturursam, Hevi'yi sonsuza dek kaybederim. Ama dönüp de "Seni hâlâ seviyorum" dese... Gözümün içine bakıp "O gün mecburdum" dese… Tek bir kelimesiyle… Tüm bu yangını bırakır, koşarım ona. Ama o susuyor. Ve ben… Ben suskunlukla cezalandırılıyorum. Belki de bu benim cezamdır. Onu her şeyden çok sevip de... Sahip çıkamamış olmanın cezası. Hevi'yi sevdim ben. Dünyanın her yerinde, herkes beni terk etse… O kalsın yeterdi. Ben ona öyle bir bağlandım ki… Kalbimde onun dışında kimseye yer yoktu. O güldüğünde içim ısınırdı, sustuğunda içim ürperirdi. Bir tek onun ‘iyi misin’ demesi yeterdi ki, bütün yaralarım kapanırdı. Ve o da beni sevdi. Gözlerime öyle baktı ki… Kendi yansımamı değil, onun kalbini gördüm. Elimi tuttu bir gün… Hani öylesine değil. Sığınmak gibi. Güvenmek gibi. Sevmek gibi. Ben o temasta yemin ettim. ‘Bu kadını kimse üzmeyecek. Bu kadın sadece sevilecek…’ Ama yanılmışım, bile bile kalbimi kırdı. Öyle bir susarak, öyle bir yok sayarak… Benim yerime Rojhat’ı seçti. Hem de sessizce. Ne savaş verdi benim için, ne direndi. Kaçmadım, kovmadım, ama o yine de gitmeyi seçti. En kötüsü ne biliyor musun? Bana “bitti” bile demedi. Ben ki bu yaşıma kadar ağzına alkol sürmemiş, alkollü mekana adım atmamış Noyan BOZ şimdi elimde koca bir şişe, Acar konağının bahçesinde yapılan, düğünü izliyorum. Fark etseydi beni, bir işaret yollasaydı kurtar beni deseydi. O düğünü konakla birlikte yakar yıkar. Umudumu oradan çıkarırdım. Ama ne o benim farkımda ne de kurtarılmak istediğine karşı herhangi bir hamlesi var. Düğünde Berzan Ağa ortalıklarda hiç yok. Bakındım ama göremedim. Bi umut bekledim ki, belki o biseyler yapar kurtarır kızını. Çıkar bir yerden bu düğün yapılamaz der. Ahh gerçi o da filmlerde oluyor değil mi? Alkolden mi oldu üzüntüden mi bilmem ama ara ara sanki Hevi o düğünden çıkmış yanıma gelmiş hissine kapılıp etrafıma bakınıp geri önüme dönüyorum. Umudum karşımda gelinliğiyle Rojhat’ın kolunda düğünden çıkıyorlar. Birbirimizin olacaktık, ben seni gözümden sakınacaktım. Gözlerin kahkaha atmaktan dolacaktı bir tek. Ben dertlenirken şişe bitti, dibinde kalanı da içeyim diye kafami iyice kaldırınca karşı konağın balkonundaki Berzan Ağa'yı gördüm. Ona da iki çift lafım vardı. Palas pandaras gittim yanına ikimizin hali de birbirinden beter ama yapıştım yakasına; "Hani o senin kızındı. Hani sen ağaydın. Nasıl müsadere ettin bu olanlara nasıl kıydın benim umuduma da o ne olduğu belli olmayan kişiliksize verdin!!!" diye hem söylenip hem ağlıyordum. Bir anda yakasını kurtardı ellerimden ve hiç beklemediğimi yapıp, tokat attı bana; "Asıl sen söyle bakalım Noyan efendi, Rüya’nın aşkından ölüyordun da madem en yakın arkadaşına nasıl göz koydun. Şimdi de gelmişsin burda bana aşık ayakları yapıyorsun." dedi. Bir an dank etti bana gerçekten ben ne yapıyorum dedim. Çöktüm olduğum yere hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Biraz kendime gelince kafamı kaldırmaya korktum. Şimdi dese ki bu ağlama ne kendine gel erkek adamsın ne diyeceğim diye düşünürken, bir baktım ki ikimizde yerde ağlıyoruz. İkimizin de elinden hiç birsey gelmiyor. O gece umudum o adamın koynuna gitti. Biz sabaha kadar Berzan Ağa'yla içip içip ağladık. Ertesi gün gözümü odada açtım. Buraya nasıl geldim ne oldu hiç haberim yoktu. Kalkıp etrafıma baktım ki Acar konağının karşı konağıdayım hala yavaşça aşağıya indim. Karşımda Yasemin ACAR, koltuğa adeta yıkılmış önünde kahve bardağı kafasında buz torbası Berzan ACAR. Mahcup bir halde yanlarına yürüdüm. Yasemin hanım koltuğu gösterdi önümdeki tepside kahve ve bi buz torbası da benim için hazırlanmış. Beynim çatlayacak gibi ağrıyor. Buzu tepeme koydum kahveden bir yudum aldım ki Yasemin hanım konuşmaya başladı; "Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Hevi tercihini yaptı hepimizin karşısında dimdik durup herkesin ağzının payını verdi ne demek oluyor da içip içip kendinizi kaybetmek Rüya diye omuz omuza verip ağlamak? Toparlayın kendinizi ne olursa olsun evet o bizim kızımız, evet senin aşık olduğun kadın, ama elimizden gelecek bisey yok kendi seçimini kendi yaptı. İhtiyacı olursa ben kaya gibi arkasında olurum benim arkamda da dağ gibi kocamın yanında elimde büyümüş oğlum yerine koyduğum senin olman lazım Noyan. Ben şimdi çıkıyorum, kendinizi toparlayın ve dün geceyi unutun. Herkes hayatına devam edecek." dedi. Bize ne bir söz hakkı ne de bir taviz vermeden çıktı gitti. İki uslu çocuk gibi kahvelerimizi içip kalktık. Berzan Ağa evine ben evime bütün dağınıklıklarımızla hayatımıza dönmeye çalıştık... Ve şimdi… şimdi herkesin “ne güzel çift” dediği Özlem’le nikâhım var. Evet, Özlem… Rüya’nın en yakın arkadaşı. Onunla kahkahalar atarken gözümle şahit olduğum kadın. Beni ona anlatan, Rüya’nın içini döktüğü kişi. Onlar birlikte büyüdüler, birlikte ağladılar… Ve ben şimdi o kadına ‘evet’ diyeceğim. Elini tutacağım. Sırtında Rüya’nın hatırası varken, Rüya’nın sırrını taşırken… O bana ‘eşim’ diyecek. Biliyor musun, Özlem de suçsuz değil. Onun da bana bakışında bir hırs vardı. Rüya’yla her kavgamızda bir parça daha yaklaştı bana. Sustukça ben, o konuştu. Kırıldıkça ben, o sardı. Ben Rüya’ya yas tutarken, o bana gülümsedi. Zayıf anlarımı topladı. Ve sonunda… galip çıktı. Ama bilmiyor… Ben hâlâ Hevi'yi seviyorum. Öyle bir seviyorum ki, onun nefesini bile başka bir adamın yanında duymaya tahammül edemiyorum. Ama sevdamı mezara gömüyorum bugün. Özlem’le evlenerek, kendimden intikam alıyorum. Bu nikâh bana mutluluk getirmeyecek. Her ‘iyi ki’ dediklerinde içimden ‘keşke’ diyeceğim. Her tebessümde içimde bir fırtına kopacak. Umudum… Sen sustun ya, ben bin parçaya bölündüm. Ve şimdi… hem seni hem kendimi cezalandırıyorum. Bu nikâh sana değil, kalbime darbe vurmak için. Son bir kez… ‘Hevi, gitme’ demek isterdim. Ama gururum, sevdamdan daha yüksek bağırıyor.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD