Umut mu? Rüya mı?

1125 Words
Hani ben annemin umudu olacaktım, anneme umut olmayı geç daha kendime bile faydam olamamış bir kadınım artık. Evet yanlış duymadınız, ben artık bir kadınım. O iğrenç günden sonrasını hiç anlatasım yok ama yine de anlatacağım. Rojhat hiçbir fırsatı kaçırmayıp o iğrenç çarşafı ve saçımdan kestiği parçayı Acar konağına göndermişti. Berzan babam ortalığı yıksa da artık bir manası kalmamıştır. Banyodan çıktığımda saçlarımı gördüğünde, yüzünde enteresan bir değişim oldu. Hayır ne bekliyordu yani benden güle oynaya mı karşılayacaktım onu. Gerçi ben buraya nasıl geldiğimi hatırlayınca canım daha çok yandı. Ben bir şey yapmaz sanıyordum. Banyodan çıkınca; "Üzerini giyin seni bir haftalık misafirliğin için babanın evine götürüyorum." dedi. Ben de hemen yatağın üzerinde ki kıyafetleri aldım tekrar banyoya gittim abdestimi aldım giyindim ve çıktım banyodan beni odanın önünde bekliyordu. Odanın önüne çıktığımda küçük bir konakta olduğumuzu gördüm. Ama etrafa baktığımda bizden başka kimse yoktu onun iğrenç arabasına binip baba evine doğru yola çıktık. Evime geldiğimiz de korkudan herhalde beni aşağıda bırakıp hemen gitti. Biliyordu ki artık kaçacak bir yerim yok. Çünkü olan olmuştu. Eve girdiğimde babam yere oturmuş, başını ellerinin arasına almış, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Tam o sırada arkasından gelen annemi gördüm. Annem beni görünce elindeki su bardağını yere düşürdü bardağın kırılma setinde babamın kafasını kaldırdı. Yasemin çiçeğine bir şey oldu zannetti herhalde ama beni görünce direkt koşup bana sarıldı. Annem bana sarılırken ellerini başıma koydu. Saçlarımı severken ağlamaya başladı. En çok saçlarımı seven annemdi. Çünkü kesmeye kıyamayacağımı da biliyordu. Neden kestiğimi de biliyor bence. Sonra teyzem ve amcam da geldi teyzemin de gözleri dolu doluydu amcam ise sert durmaya çalışıyordu. Onlar da bana sarıldılar. Daha sonra teyzem gözleri dolu olduğu halde dedi ki; "Saçların çok yakışmış." Ben de gözlerim dolu olarak dedim ki; "Biraz da böyle deneyeceğim nünüm." dedim ve göz kırptım. Tam o sırada babam sinirlerine hakim olamayıp bağırmaya başladı; "Rüya sen nasıl saçından bahsedersin, neyin denemesini söylüyorsun. Farkında değil misin bizim meselemiz saç değil başka bir şey..." Babam bağırırken karşısında bir an yerimde donup kaldım. İçimdeki onca fırtınaya rağmen sessiz kalmaya çalışıyordum ama bu mümkün değildi artık. Elimde ne gururum kalmıştı ne de kaçacak bir yerim... “Biliyorum baba... Meselemiz saç değil, çok daha fazlası. Ama bilmeni istediğim bir şey var: Ben artık o eski Rüya değilim. O çocuksu hayalleri olan, sizin kararlarınıza sessizce boyun eğen Rüya’yı dün gece öldürdüler... Hem de gözümün içine baka baka…” Avluya koca bir sessizlik çöktü. Annemin ağlayarak başını önüne eğdiğini, teyzemin gözyaşlarını gizlemeye çalıştığını gördüm. Amcam başını iki yana sallıyor, söylemek isteyip de söyleyemediği şeyleri yutkuna yutkuna içine gömüyordu. Babam ayağa kalktı, gözleri kıpkırmızıydı; "O herifi öldüreceğim!" diye haykırdı. “Artık çok geç. Olan oldu. O iğrenç geceden sonra siz hâlâ bana ‘Biz senin iyiliğini düşündük’ diyebilir misiniz? Hâlâ Noyan diyebilir misiniz bana baba? Hâlâ berdel saçmalığının arkasına sığınabilir misiniz?" Bir anda herkes sustu, ama ben devam ettim: "Ben yıllardır Noyan’la evleneceğimi biliyordum zaten. Çocukken bile… Beni susturdunuz, büyüyünce alıştım. Aşkı, gönlü, ruhu ne kadar hiçe saydığınızı ben o yaşta öğrendim. Ama ben, Noyan'ı hiçbir zaman SEVMEDİM. Sadece kabullendim. O bana sevgi değil, kader gibi dayatıldı. Ama Rojhat...” Bu ismi duyunca herkesin başı bir kez daha dönüp bana çevrildi. Rojhat... O isim artık evin içinde küfür gibi yankılanıyordu. Gözlerimden yaşlar süzülürken: “Rojhat’ı seviyorum. Evet. Belki her şey kirli başladı, belki bir öfkeyle, bir hesapla beni yanına aldı ama... kalbimin sesini ilk kez onun yanında duydum ben. Kendim gibi oldum. Korktum, evet. Ama ilk defa birine bakarken 'ben' olabildim. Noyan’a asla bakamadığım gibi...” Babam, sinirle koltuğa çöktü. Annem ise gözlerini kapatmış, dualar mırıldanıyor gibiydi. Ağzımdan çıkan sözlerin ne kadar ağır olduğunu biliyordum ama artık yutkunarak yaşayacak halim kalmamıştı; “Ve ben…” dedim gözlerimi yere indirerek, “...bir hafta sonra Rojhat’la evleneceğim.” Annem başını kaldırdı: “Ne diyorsun Hevi, sen ne yaptığının farkında mısın?” “Çok farkındayım anne. Çünkü beni ilk kez ben düşündüm. Çünkü siz benim kalbimi hiç sormadınız. Çünkü siz, benim ‘kiminle evleneceğim’ kararını çoktan almıştınız. Ama ben artık kendi kararımı verdim. İstemiyorum o konağı, o sözleri, o gelinliği. Ben Rojhat’la evleneceğim. Ve bu sizin suçunuz. Siz küçük bir kızı, daha küçücükken bir adamın kaderine verdiniz. Ama ben o kız değilim artık.” Annem gözyaşları içinde yere oturdu. Teyzem yanıma gelip elimi tuttu, ama gözlerinde derin bir korku ve karmaşa vardı. Amcam, babama bakarak sessizce: “Bu çocuk yanıyor abi. Bu öfke... içinden çıkamayacağımız bir yangına dönüşmeden…” demeye çalıştı ama babam başını salladı. Ne düşüneceğini bilmiyordu artık Tam o sırada kapı çaldı. Evin sessizliğini delen bu beklenmedik ses herkesin irkilmesine neden oldu. Annem kalkıp kapıyı açtı. Gelen, çocukluk arkadaşım Özlemdi. Beni görür görmez gözleri büyüdü. Saçlarımjı, gözlerimdeki karanlığı, o eski neşemden eser kalmayan duruşumu fark etti; “Rüya?” dedi fısıltıyla. Sonra salona girip herkese selam verdi, bana sarıldı. Ama Rüya’nın vücudu bir taş gibiydi. Özlem geri çekildi ve sordu; “Ben... bir şey duydum. Doğru mu? Rojhat’la mı...” Başımı yavaşça salladım. Özlem’in gözlerinde tuhaf bir karışım belirdi; şaşkınlık, öfke, hatta biraz hayal kırıklığı. Ama en sonuncusu ağır bastı: hüzün. Özlem, sessizce oturdu. Sonra başını kaldırıp dudaklarını ısırarak konuştu: “Rüya… sana söyleyecektim ama bekledim. Çünkü senin üzülmeni istemedim. Ama artık ne önemi var bilmiyorum. Ben de... Noyan’la evleneceğim. Aileler anlaştı. Üç hafta sonra nikâhımız olacak.” Odada buz gibi bir hava esti. Gözlerim, Özlem’e baktı. Sonra derin bir nefes alarak, titreyen sesiyle konuştum: “Demek herkes kendi seçimini yapıyor... Benim dışımda herkes. Peki neden ben yapamıyorum? Neden ben kendi kalbimi seçemiyorum? Ben kimim ki bu hayatta? Kiminim? Sadece bir berdel kızı mıyım? Yoksa herkesin susturduğu bir çığlık mıyım?” Özlem’in gözleri doldu; “Sen benim en yakın arkadaşımsın Rüya. Her şeyden önce bu... Ama bunu neden yaptın? Neden Rojhat? O... o tehlikeli biri.” “Çünkü beni ilk kez biri dinledi Özlem. İlk kez biri, ne hissettiğimi sordu. Belki o da kirli, belki o da yaralı ama... Ben de öyleyim. Biz birbirimizin acısını anlıyoruz. Bizi bu hale getiren kader değil... Sustum çünkü korktum ama artık korkmuyorum.” Babam, çaresizlikle ellerini iki yana açtı; "Biz seni korumaya çalıştık kızım!" “Hayır baba,” dedim gözlerim dolu dolu ama kararlı, “siz beni hapsettiniz. Sevdiğim adama değil, bana uygun gördüğünüz adama verdiniz. Ama ben artık o zincirleri kırdım.” Özlem sessizce ayağa kalktı; “Umarım mutlu olursun Rüya. Çünkü ben... olamam.” dedi ve çıktı. Kapının kapanma sesiyle birlikte bir nefes aldım. Sonra annemin yanına gidip dizlerine başımı koydum. Saçlarımı okşarken ağlıyordu, ama bu kez onu susturmuyordum. Babam uzun süre sessiz kaldı. Sonra kapıya yönelip, arkasını dönmeden konuştu: “Bir hafta içinde nikâh olacak diyorsun. O zaman yapacak tek şey kalmış: ya bu evi terk edersin ya da evladım olma kararını kendin verirsin.” Gözlerimi kapattım, içimde hâlâ kırıklar vardı. Ama kararlıydım; “Ben bu yoldan dönmeyeceğim baba... Çünkü bu ilk defa bana ait bir karar.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD