Bölüm (5)

1841 Words
Seyithan Ağa ve Cemşit Ağa karşılıklı oturmuş, sözler sertleşmişti. Tam o sırada içeriden ayak sesleri duyuldu. Dila, yüzünde merak ve huzursuzluk karışımı bir ifadeyle avluya çıktı. Cemşit Ağa onu görünce gözünü dikerek, sert bir tonla — Ya bunu kabul edersin ya da edersin, Dila. Başka çaren yok dedi. Dila, olduğu yerde donup kaldı. Dila boğazı düğümlenerek — Ne diyorsun sen baba? Dedi — Bunu... nasıl kabul ederim ben? Yapma! Tek evladın Ciwan değil... Berzan var. O dururken neden benim yuvamı yıkıyorsun? Cemşit Ağa, oturduğu yerden hafifçe doğruldu, sesi daha da sertleşti: — Destur çek, Dila! Buralarda yuvanın ölene kadar yıkılmayacağını en iyi sen bilirsin. Edebini bil, ona göre konuş! Bu hepimizin geleceği için... senin, kocanın, kızlarının geleceği için olması gereken. Ciwan razı geldi, hem sen de geleceksin. Dila'nın dudakları aralandı, gözleri büyüdü. — Kabul etti mi?.. Cemşit Ağa tereddütsüz, buz gibi bir ifadeyle: — Edecek tabii! O da doğru olanın bu olduğunu biliyor. Ben şimdi gidiyorum. Yarın gidip o kızı isteyeceğiz. Sen de kabul edip oturacaksın! Cemşit Ağa kapıya yönelirken, Dila'nın ayakları yerden kesilmiş gibi sendeledi. Gözleri doldu, nefesi daraldı. Onun gidişini donuk bakışlarla izlerken, Seyithan Ağa hızla kalkıp kızının omzuna sarıldı. O sırada haberi duyan Ferzan, Baran'la birlikte avlu kapısından girdi. Ferzan'ın yüzü öfkeden kıpkırmızıydı. Ferzan avazı çıktığı kadar bağırdı — Ne diyorsun sen sen baba diyerek. Ferzan'ın öfkesi Ciwan'a yöneldi. Telefonunu çıkarıp tek bir hamlede aradı. — Hemen buraya gel, yoksa ben gelirsem canını almaya gelirim dedi.!!! Dakikalar sonra Celep Konağı'nın kapısı açıldı, Ciwan içeri girdi. Daha selam vermeye fırsat bulamadan, Ferzan belinden çıkardığı silahı Ciwan'ın alnına dayadı. — Ulan sen kimsin de benim kardeşimin üstüne kuma getiriyorsun?!diyerek. Ferzan'la Ciwan'ın birbirine girmesiyle ortalık toz duman olmuştu. Ferzan'ın sesi, ciğerleri yırtan bir öfkeyle çınlıyordu: — Benim kardeşimin üstüne kuma getireceksin ha?! Kimsin ulan sen ne sanıyorsun kendini Ciwan, arada kalmış, nefesi kesilmişti: — Ben istemedim!dedi ama sesi fısıltı gibiydi.o anda, köşede oturan Dila'nın gözleri, sanki içindeki tüm denizi kaynatıyordu. İçinde bir ateş kazanı fokur fokur kaynıyor, boğazına kadar doluyordu. Bir anda yerinden kalktı. — Yeter!dedi Sesi, hem ağabeyinin elini, hem kocasının yüreğini durdurdu. Aralarına geçti. Gözlerini Ciwan'a dikti. — Yeter... Bunu bana yaptın ya... Ben artık sana ne diyeyim, Ciwan? Söylesene... ne diyeyim? Ciwan, karısının gözlerindeki kırılmışlığı gördü. Yutkundu. — Özür dilerim, Dila... Mecburdum. Dila başını iki yana salladı, sesi titriyordu ama kararlıydı: — Mecbur değildin... Sen de istedin. Bir an durdu, derin bir nefes aldı. — Şimdi git buradan. Ciwan'ın gözleri büyüdü: — Seni almadan gitmem. Tam o sırada Ferzan araya girdi, dişlerini sıkarak: — Alabiliyorsan alsana lan!diyerek. — Abi, yapma! Kurban olayım, bir dur! — dedi Dila, ağabeyine dönerek. Sonra tekrar kocasına baktı, dudakları zor hareket ediyordu: — Git, Ciwan... Ne olur git. Onlar tartışırken, içeriden ince bir ses duyuldu: — Baba! Küçük ayak sesleri avluya doldu. Kızlar, babalarına doğru koşuyordu. Ciwan diz çöktü, ikisini de kollarına aldı, öyle sıktı ki sanki bıraksa yok olacaklardı. — Hadi... eve gidelim. Diyen kızlarına ne diyeceğini bilemedi Dila bu sahnede donup kaldı. Yüreği, hem acı hem öfkeyle paramparça olmuştu. Siz babanızla gidin yarın baban sizi bırakır dedi ne anlayacaktı el kadar çoçuklar,kuma ne Ciwan, kızları kucağına alıp ağır adımlarla avludan çıktı. Dila, baba evinde kaldı... gözlerinde bir damla yaş bile düşmeden, yüreğinde koskoca bir yangınla. Ciwan, avlunun kapısını ağır ağır kapattı. Kızlar kollarında, gözleri ise hâlâ Celep Konağı'nın kapısında kalan Dila'da... Ama artık göremiyordu. Adımlarını ağırlaştıran, yorgunluk değil; omuzlarına çökmüş o yük, o çıkmazdı. Konağa girdiklerinde kimse konuşmadı. Hizmetçiler bile sessizdi, sanki ev bile Ciwan'ın hâlini anlamış, nefesini tutmuştu. Kızları odalarına götürdü. Onları yatırırken bir an durdu, küçücük yüzlerine baktı. — Babanız sizi çok seviyor, dedi fısıltıyla, ama sesindeki çatlak, sevgisini bile yaralı gösteriyordu. Kapıyı sessizce kapattı, kendi odasına geçti. Yatakta yalnızlık vardı... ve Dila'nın yerinde soğumuş bir boşluk. Elini uzattı, sanki oradaymış gibi yorganın altına dokundu ama bulduğu sadece eksiklikti. Yastığa kapanan yüzünde bir tek damla yaş vardı. Ama gözlerini kapattığında gördüğü tek şey, Dila'nın az önceki bakışıydı: "Bunu bana yaptın ya..." O gece, ne uyku geldi, ne huzur... Konağın duvarları bile dilsiz kaldı. Gece, konağın sessizliğine rağmen Ciwan'ın yüreğinde kopan fırtına dinmek bilmiyordu. Saatlerdir yatağında dönüp durmuş, her nefeste Dila'nın kokusunu aramıştı. Dayanamadı; elini telefona uzattı. Ekrandaki isme uzun uzun baktı, sonra tuşlara bastı. Telefonun uzun süre çalması, kalbindeki bekleyişi daha da ağırlaştırdı. Nihayet, karşıdan tanıdık ama yorgun bir ses duyuldu: — Efendim Ciwan ne istiyorsun? Ciwan'ın boğazı düğümlendi. — Ne demek "ne istiyorsun", Dila? Seni istiyorum... Uyuyamıyorum. Kokunu özledim, seni özledim. Dila'nın sesi bir bıçak gibi saplandı yüreğine. — Beni özleme Ciwan... Sen bana kimsenin yapamayacağı kötülüğü ettin. Ciwan nefesini tuttu. — Kurban olurum, Dila Etme! Dedi ama Dila Sakın... Bir daha bana "kurban olurum" deme. Sen beni "kurban olayım" diye diye severdin... Ben, senin beni kendine kurban edeceğini bilemedim dediğinde Ciwan'ın yüzü kaskatı kesildi. İçinden geçen binlerce cümle boğazına düğümlendi. O an, kelimeler ağırlaştı. Dila'nın sesi titredi, nefesi hızlandı: — Ona dokunacaksın... Ciwan başını salladı, sanki o anı görmemek ister gibi. — Yapma, Dila... — Bana dokunduğun gibi ona dokunacaksın, öpeceksin, seveceksin... Ciwan'ın sabrı taştı, sesi titreyerek bağırdı: — Yapma dedim! Yapma ulan! Ben kimseyi senin gibi sevebilir miyim? Dila'nın gözleri doldu, dudakları titredi. — Asıl sen yapma, Ciwan... Yalvarırım, bunu bana yapma. Öldür ama bunu yapma. Sessizlik ağır bir örtü gibi üzerlerine çöktü. Ciwan, kısık sesle konuştu: — Mecburum, Dila... Hem olan oldu artık, geri dönemem. Dila yutkundu, boğazındaki düğüm canını yakıyordu. — Ölürüm diyorum sana... Geri dönmeyi göze almıyorsun ama benim ölmemi göze alıyorsun, öyle mi? Ciwan'ın sesi çatladı: — Sana bir şey olmasına ölürüm, yine de izin vermem dedi kendini avutuyordu resmen. — Dila son bir çırpınışla Ben bunu kaldıramam dediğinde,Sen benim karımsın. Sen Bu dünyada gördüğüm en güçlü kadınsın, Dila dedi Ciwan Dila başını öne eğdi, kelimeler dudaklarından acıyla döküldü: — Güçlü değilim, Ciwan... Eğer güçlü olsaydım, bunu bana yaşatmana izin vermezdim. Ve o an, telefonun kapanma sesi Ciwan'ın kulaklarında yankılandı. Dila odasında, karanlığın içinde otururken dudakları hâlâ titriyordu. İçinde, ciğerinin en derin yerinden kopup gelen bir feryat boğazında sıkışıp kalmıştı. Sanki sevdiği adamı, kendi elleriyle başka bir kadına yolluyordu. Gururu ile sevgisi kavga ediyordu içinde. Ama gözlerinden tek damla yaş bile düşmedi... Çünkü biliyordu: Düşerse, bir daha toparlanamayacaktı. Ertesi gün, sabah kahvaltısında kızlar durup durup, "Babaanne, annemize gidelim!" diye tutturmaya başladılar. Besna Hanım, oğlunu kaybettiği günden beri bir inat gibi kapısından adımını dışarı atmamıştı. Ama o gün... o inat, yerini kararlı bir adıma bıraktı. Ağır adımlarla Celep Konağı'nın avlusuna girdi. Onu gören Seyithan Ağa, hemen ayağa kalktı: — Hoş geldin, Besna bacı, buyur otur. Kadın oturur oturmaz gözleri avluyu taradı. — Dila yok mu?diye sordu. — Sabaha kadar uyumadı, uyandırmak istemedim, — dedi Seyithan Ağa. Besna Hanım, derin bir nefes aldı. — Kolay değil... Kim olsa uyuyamaz. Öyle dedi seyithan ağa evlenirken herkes en baştada abisi Ciwan,Hercai adamdır diyip karşı çıkmıştı,ama ben kızımı sana emanet etmiştim dedi Seyithan Ağa, Besna hanımmahcup bir sesle karşılık verdi: ben senin emanetini öz evladım bildim. Ama insanın gücünün yettiği bir yer var... Hem olan oldu artık. Şimdi mesele ne senin evladın ne benim evladım mesele, onların evlatları dedi. Tam o sırada, içeriden Dila göründü. Yavaş adımlarla yaklaşıp yaşlı kadının elini öptü. — Hoş geldin ana dedi. Seyithan Ağa, onları yalnız bırakmak için içeri geçti. Dila, derin bir nefesle konuştu: — Ne o ana... Sen de mi konağa dön, sus otur demeye geldin? Besna Hanım, gözlerini kızın gözlerinden ayırmadan konuştu: — Sus demeye değil... Konağa dön demeye geldim. Ciwan için değil. Ben, oğlumun senin uğruna neler yapabileceğini bildiğim halde onun için gelmedim. Kızların için geldim buraya. Onları anasız bırakma... Sen bilmezsin ama ben Çemşit Ağa'nın gözü karardığında neler yapacağını bilirim. O kızları üvey ana eline bırakma, Dila. Dön. Onlara inat dik dur bir yolunu bulana kadar dik dur... Dila'nın sesi çatladı: — Ana... Nasıl dönerim? Nasıl dayanırım? Kocamı başka bir kadınla nasıl paylaşırım? Besna Hanım'ın yüzünde acı bir gülümseme belirdi. — Kolay değil, bilirim. Ama mecbursun. Mecburuz. Yaşlı kadın, son sözlerini söyleyip ayağa kalktı. Dila'nın saçlarını okşayıp bir öpücük kondurdu.Benim söyleyeceklerim bu kadar Diyip ağır ağır yürüyerek kapıdan çıktı. Arkasından bakan Dila ise, sanki koca avlunun sessizliğinde kendi kalp atışını duyuyordu. Sanki ayakları toprağa kök salmıştı. "Mecbursun..." O kelime beyninde dönüp duruyordu. Mecbur... Neye mecbur? Acıya mı? Yalnızlığa mı? Yoksa sevdiği adamı başkasının kollarına bırakmaya mı? Derin bir nefes aldı, ama ciğerleri sanki yarıya kadar doldu. Gözleri boşluğa bakarken, avlunun taşlarında annesinin ayak sesleri hâlâ yankılanıyormuş gibi geliyordu. "Kızların için dön..." Evet... kızları. Onların kokusu, kahkahaları, başını dizine koyup uyuyuşu... Ama dönerse, başka bir kadının gölgesinde yaşayacaktı . Bunu nasıl kaldırabilirdi? Bir yandan kalbi, "Gitme... Gitme, Dila" diye haykırıyordu. Öte yandan gururu, "Dönersen kendini unutursun" diye fısıldıyordu. Elleri titredi, dudakları da... Gözleri doldu ama bir damla yaş düşmedi. Çünkü biliyordu, düşerse... yıkılacaktı. Ve bu kez, kimse onu ayağa kaldıramayacaktı. Ciwan ve ailesi, Jinda'nın baba evinin avlusuna girdiğinde hava ağırdı. Erkekler oturmuş, mesele konuşuluyordu. Terasta, elinde tepsisiyle Jinda vardı; başını eğmiş gibi duruyordu ama gözleri hep Ciwan'daydı. Ciwan, konuşmalara kulak verse de aklı başka yerdeydi. Derin bir nefes aldı, istemsizce başını kaldırdı. Göz göze geldiler. Ciwan'ın bakışları öfkeyle sertleşmişti, Jinda'nın gözleri ise yıllardır sakladığı aşkın bütün ağırlığını taşıyordu. Sözler söylendi, karar verildi. İsteme günü belirlendi. Ciwan'ın yüreğine bir taş gibi oturan bu kararı, Dila o sırada çoktan öğrenmişti. Babasının yanına çıktı, kararını ona söyledi abisinden isteyemeyeceğini bildiği için telefonu eline alıp onu götürmesi için barandan ricada bulundu. Arabaya biner binmez Sakın bir şey sorma."dedi Baran'a Baran gayet sakin bir şekilde Sormam. Ama bil ki, ne olursa olsun... nerede, ne zaman olursa olsun... beni araman yeterli."dedi. — "Teşekkür ederim."diyen dila'ya teşekkür etme diyip sustu. Baran, tek kelime etmeden sürdü arabayı. Konağın büyük kapısına geldiklerinde, tesadüf bu ya, aynı anda Ciwan'ın arabası da durdu. Kapılar açıldı. Ciwan, Baran'ın yanındaki Dilayı görünce yüzü kasıldı, adımlarını hızlandırdı. — "Dila, güzelim—"diyerek yaklaştığında — "Sakın, Ciwan Ağa. Sakın bir adım daha atma."dedi Dila,kapıdan girdi avlunun ortasına ilerledi. Cemşit Ağa'nın gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladı "Kumayı kabul ediyorum, Cemşit Ağa. Gerçi benim kararımın bir önemi kaldığını sanmıyorum. Ama dilerim Rabbimden... murad ettiğiniz şeyin muradını görmezsiniz."dedi sözleri avluya bomba gibi düştü Sözlerini bitirip yukarı çıktı. Kızlarının odasına girdi. Uykuda olan minik yüzlere baktı, saçlarını okşarken gözlerinden yaşlar süzüldü. Ardından kendi odasına geçti, dolabı açtı. Kıyafetlerini çıkarıp yatağa bıraktı. Bundan sonra kızlarının odasında kalacaktı. Madem onlar için dönmüştü bu eve, ona göre yaşayacaktı. Tam o sırada kapı sertçe açıldı. Ciwan içeri girdi, karısını dolabı boşaltırken gördü. — "Ne yapıyorsun sen?"dedi ama Dila cevap vermedi. — "Dila, sana diyorum! Ne yapıyorsun?"diyip Kolundan tuttu. Dila, sanki elektrik çarpmış gibi irkildi. — "Bırak! Dokunma bana."diyip çekti kolunu, Ciwan'ın bakışları dondu. — "bundan sonra Kızlarımla kalacağım. Evet, döndüm. Evet, kabul ettim bana reva gördüğünüz zulmü. Ama bu kadar! Daha fazlası yok, Ciwan Ağa. Bundan böyle... mecbur olduğu için aynı çatı altında yaşayan iki yabancıyız."seninle dediğinde, "Saçmalama, Dila! Delirdin mi? Ne demek bu?"dedi Ciwan "Evet, delirdim! Dedi Dila Delirttiniz beni. Bugün... ilk kez seni hiç tanımamış olmayı diledim, Ciwan. Hiç karşılaşmamış olmayı... Sen beni sevdiğim adamdan vazgeçmeye mecbur ettin. Ben sana daha ne diyeyim?" Ciwan'ın nefesi hızlandı, sesi sertleşti: — "Hayır! Hayır, kabul etmem bunu. Sen... benim karımsın." Ama bu söz, Dila'nın kalbindeki kırığı onarmaya yetmeyecek kadar geç ve eksikti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD