2 hafta sonra..
Çantamdaki telefonumu çıkarıp bildirimleri kontrol ettim, Noah o günden sonra bana bir daha yazmamıştı ama Liam ara sıra beni arıyordu. Onunla konuşmaktan kaçıyordum ama o asla pes etmiyordu. Araba durduğunda okulun bahçesinde koşuşturan çocuklara baktım hepsi bıcır bıcırdı, hiçbirinin dertleri sorunu yoktu. Tek düşünceleri yarın oynayacakları oyunlardı, keşke bende onlar gibi rahat bir çocukluk geçirseydim. Ben o yaşlarda omzuma bindirilen yüklerle boğuşuyordum. Arabadan inerken iki adam bize doğru yürüyordu.
“Hoşgeldiniz.” Dedi okul müdürü büyük bir neşeyle, uzattığı elini sıktık tek tek. Emir okul müdürünün elini sıkıp konuştu.
“Hoşbulduk, arkadaşlar malzemeleri nereye götüreceklerini gösterirseniz çok sevinirim.” Emir’le geçen haftalarda tanışmıştık, o da benim gibi hastanede doktordu. Mardin’de büyük bir salgın baş göstermişti, bizde başhekimle yaptığımız toplantıda okullara giderek çocukları tedavi etme kararı almıştık. Okul müdürü bizim için ayarladığı sınıfa götürürken bana doğru gelen kadına baktım. Bu.. Bora’nın kız arkadaşıydı bu ama burada ne işi vardı? O da beni fark etmiş olmalı ki yanıma doğru geldi.
“Aa merhaba sizi lojmanın sitesindeki kahraman doktorsunuz” beni hatırlamasına şaşırmıştım, gülerek bana sıkıca sarıldı. Bu hareketini ve aniden samimiyetini beklemediğim için şaşırmıtım.
“Merhaba.” Dedim kısaca, kısa saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp arkamdakilere bakıp onlarada hoşgeldiniz dedi. Benden biraz kısaydı.
“O gün tanışamamıştık yol yorgunuydum, Ceren ben.” Bora’nın sevgilisi onun aksine çok cana yakın birisine benziyordu.
“Adel bende, siz ne yapıyorsunuz burada?” O günün aksine bugün biraz daha kapalı giyinmişti.
“Burada yeni göreve başladım, sınıf öğretmeniyim.” Şaşkınca bakıyordum, demek sevgilisi için tayinini buraya aldırmıştı. Gülümseyip koluna dokundum.
“Gerçekten büyük fedakarlık olmalı sizin için.” Demek bu kadar sevecen olmasını öğretmen olmasına borçluydu.
“Adel, bakar mısın canım?” Ceren’e veda edip Emir’in yanına gittim, o da benim gibi sarışın yeşil gözlüydü. Bizi her gören kardeş sanıyordu. Hazal bu aabah nöbetten çıktığı için eve gidip dinlenmişti. Çocukları teker teker içeri alırken hepsini sırasıyla muayene edip gerekli ilaçları verip gönderdik. Okul çıkışına kadar hepsinin tedavisini ve muayenesini yaptıktan sonra işimiz bitmişti. Ceren büyük bir hayranlıkla bana bakarak geliyordu, onunda çocuksu bir hali vardı.
“Bence birer kahveyi hakettik, hem buralarıda henüz gezemedim. Ne dersin?” Kahveye asla hayır diyemezdim, gülümsemem genişlerken kabanımı ve çantamı alıp yanına geri döndüm.
“Nasıl hayır diyebilirim ki? Ben bir Emir’e veda edip geleyim.” Ceren heyecanla Emir’e baktı ve onu baştan aşağı süzdü, bu hareketine şaşırsamda pek belli etmemiştim. “Emir biz çıkıyoruz, yarın hastanede görüşürüz.” Emir yanımıza gelip önce Ceren’e selam verip bana baktı.
“Eline sağlık harika bir iş çıkardık, haftaya köylere gitmeye başlayabiliriz bence.” Bu çok iyi bir fikirdi, köylere ulaşım zor olduğu için hastalar pek inemiyordu şehire.
“Harika fikir, detayları başhekimle görüşürüz.” Emir beni onaylarken ona veda edip Ceren’le birlikte okulun bahçesine çıktık. Arabam okulun bahçesindeydi, sabah yorgun olduğum için Emir getirmişti bizi. Ceren’le arabaya binip Mardin’in en güzel manzarasına sahip kafeye gelmiştik, kahvelerimizi sipariş verirken Ceren biraz kendinden bahsetmeye başlamıştı. Aslen Trabzon’luydu, yeni mezun olmuştu ve tayini buraya çıkmıştı. Güzel sohbetimizi çalan telefonum bozmuştu, arayan kişiyi görmemle ayaklandım. “Telefonla konuşup geliyorum canım.” Ceren beni onaylarken telefonu açıp kulağıma götürdüm.
“Efendim canım.” Gökçe’nin sesi telaşlı geliyordu.
“Adel acil gelmen gerek, sana ihitiyacımız var.” Telaşla masaya geri döndüm.
“Sorun ne?” Gökçe’nin telefonu çok çekmiyordu, Ceren’e bakıp acil işimin çıktığını işaret edip çantamı ve kabanımı alıp çıkışa doğru ilerledim.
“Uluslararası gizli bir görevdeydik, bizim için önemli bir adamı yakalamamız gerekiyordu ama vuruldu. Hastaneye gidemeyiz, bu duyulursa ülkeye savaş açarlar.” Sertçe yutkunup çantamdaki parayı çıkarıp hesabı ödedim ve hızla çıktım. Arabama binip gaza bastım.
“Geliyorum canım, Ömer’i verir misin?” Gökçe Ömer’i verirken ben çoktan anayola çıkmıştım bile.
“Adel hanım.” Saate baktım, önce eve uğramam gerekebilirdi.
“Ömer durum nedir?” Ömer biraz bekleyip konuşmaya başladı.
“Elli dört yaşında erkek hasta toraks nafiz ateşli silah yaralanması Kan basıncı 130/80 mmHg, kalp hızı 105/dakika. Sol hemitoraks 5. İnterkostal aralık midklaviküler hatta bir adet, sol hemitoraks posteriorunda 9. İnterkostal aralığın midskapular hattı kestiği yerde ve sağ skapula üzerinde bir adet olmak üzere toplam 3 adet ateşli silah yaralanmasına ait lezyon mevcut. Sağ skapula üzerinde palpasyonla mermi çekirdeği var.” İçimden bir küfür mırıldandım, göğsünden vurulmuştu ve işim epey zordu.
“Hastaya tüp torakostomi yapmamız gerek, eve gidip malzeme almalıyım.” Ömer telaşla konuştu.
“Askeriye’deki ameliyathanede her şey mevcut.” derin bir nefes aldım.
“Kaç dakika gösteriyor?” Ömer sorumu yineleyerek başka birisine sordu.
“8 dakikaya askeriyedeyiz.” Ben neredeyse gelmek üzereydim
“2 dakikaya askeriyedeyim, ameliyathaneyi hazırlıyorum. Kanamayı durdurmaya çalış.” Ömer beni onayladıktan sonra telefonu kapattım, askeriyeye girdiğimde hızla arabadan inip beni bekleyen askerlerle birlikte ameliyathaneye gittik. Hızlıca üzerimi değiştirip sedyeyle birlikte bahçeye çıktım, helikopter hızlıca piste inerken hastayı sedyeye aldık ve hızlı bir şekilde ameliyathaneye götürdük. Ömer ile üzerimize önlük giyip ellerimizi iyice yıkayıp ameliyata başladık. Yaklaşık 3 saatlik ameliyatın sonunda başarılı bir operasyona imza atmıştık, birlikte ameliyathaneden çıkarken hastayıda steril bir odaya göndermiştik. Hamdi amca ve diğerleri bizi kapıda bekliyordu.
“Adel, durumu nasıl?” Gülümseyerek Hamdi amcamın kolunu sıktım.
“Ömer harika bir iş çıkardı, durumu iyi ancak uyanması biraz sürer.” Hepsi derin bir oh çekerken Bora’ya baktım, birkaç hafta onu görmemek bana iyi gelmişti. Gıcık herif. O da pür dikkat beni izliyordu, ilk gözlerini kaçıran ben olmuştum.
“Hadi gelin çocuklar, hepiniz yorulmuşsunuzdur. Bu gecenin şerefine gazinoda bir şeyler içelim. Hemde haftasonu görevinizle ilgili konuşuruz.” Herkes Hamdi amcanın dediğini onaylarken derin bir iç çektim. En son alkol tükettiğimde başıma gelenleri hatırladım, büyük rezil olmuştum. Gazino askeriyenin arka tarafındaydı. Bizden başka kimse olmadığı için hepimiz rahattık, gelen garson rakılarımızı doldururken Hamdi amcaya baktım.
“Kim içerideki adam?” Hamdi amca rakısından bir yudum alırken bana baktı.
“İsrail için çok önemli bir adam, esir düşmüş askerlerimize karşılık takas yapacağız. Eğer bizim ülkemizde öldüğü öğrenilseydi savaş çıkabilirdi.” Ömer girdi daha sonra söze.
“Tabi göğsüne yerleştirdiğimiz cihazdan her adımını adım adım takip edebileceğiz.” Baybars Barış ve Hasan abi güldü, Baybars elini Ömer’in ensesine götürüp okşadı.
“Ömercikk, sen ne fena bir adam çıktın ulan.” Herkes gülerken Ömer utanarak baktı bize. Rakımdan bir yudum alırken Bora’nın gözleri beni bulmuştu, sanki içmemem için gözleriyle uyarıyor gibiydi ama bir bardak rakıdan bir şey olmaz diye düşünüyordum.
“İki gün sonra yeni bir göreve çıkacaksınız, yalnız bu göreve Bora ve Adel yalnız çıkacak. Adel İtalya’da ki bir sergiye davetli, bir gün öncesinde birkaç arkadaşının bulunduğu mekana gidip yemek yiyeceksiniz orada Bora’yı sevgilin olarak tanıştıracaksın.” Bu görevi hiç sevmemiştim, onunla iki gün geçirmek bana eziyet gibi olucaktı. “Chris Grey, ünlü bir iş adamı inşaat sektöründe. Sevgilisi için Türkiye’ye taşınacak. Bora’nın yeni kimliği.” Bora uzatılan kimliği ve pasaportu alıp kısaca inceledi. “Türkiye’de büyümüş, anne ve babasını kaybettikten sonra İtalya’ya taşınmış. Bora’nın evi ve arabası orada hazırlandı, sırf onu ziyaret için gitmişsin gibi davranıcaksın.” Hamdi amca görevin detaylarını anlatırken ben çoktan ikinci bardağıma geçmiştim. Görev detaylarından sonra başka şeyler hakkında konuşmaya başlamıştık, telefonum çalarken bulanık görmeye başladığımı fark ettim. Arayan kişiye bakmadan masadan kalkıp sessiz bir yere geçtim ve telefonu açıp kulağıma götürdüm.
“Efendim” dedim kenardan destek alarak, o kadar kötü değildim aslında ama hızlı içtiğim için biraz başım dönmüştü.
“Adel, açıcağını beklemiyordum.. nasılsın?” Telefon ekranına baktım tekrardan, Liam’dı arayan. Mecbur konuşmam gerekiyordu artık.
“İyiyim Liam, sen nasılsın?” Dedim hıçkırırken, bu halime gülmüştü.
“İçtin mi sen?” Kaşlarım çatılırken nasıl anladığını merak etmiştim, daha sonra devam etti. “Küçükkende rakıyı su zannedip içtiğin için böyle hıçkırık tutmuştu seni.” Güldüm, yıllar önceki olayı bile hala hatırlaması beni şaşırtmıştı.
“Unutmamışsın.” Derin bir iç çekti.
“Seninle ilgili hiçbir şeyi hafızamdan silemiyorum. Seni çok özlüyorum ve özlemimi bu anıları hatırlamakla gidermeye çalışıyorum.” Dudağımı dişledim, her ne olursa olsun onunla geçirdiğim zamanları bende özlüyordum.
“Yani benimle ilgili anıları hafızandan silmeyi denedin.” Bu cümleme gülerken arkamda hissettiğim sıcaklıkla arkama döndüm.
“Kiminle konuşuyorsun?” Bora’nın sert sesiyle sendelerken son anda belimden tutmuştu beni, telefonu kapatıp şaşkınca yüzüne bakıyordum. Çatık kaşları hala düzelmemişti, birden hıçkırıp bakışmamızı yarıda kesmiştim. Dikleşerek kendimi düzelttim ve boğazımı temizleyerek baktım yüzüne.
“Bu seni ilgilendirmiyor.” Kaşları daha da çatılırken üzerime doğru bir adım attı.
“Bu aptal görev bitene kadar benim gözetimindesin doktor.” Sinirle bende ona doğru bir adım atıp işaret parmağımı ona doğrulttum.
“Sırf görevdeyiz diye hakkımdaki her şeyi bilmek zorunda değilsin. Ayrıca bana sormak yerine gidip Gökçe’ye yada diğerlerine söylesene ağzımı arasınlar, hatta daha iyi bir fikrim var askerlere söyle beni ters kelepçeyle sorgu odasına alsınlar öyle öğren. Nede olsa sen direk gelip sormak yerine başkalarını kullanarak öğrenmeyi daha çok seversin.” Hıçkırık.. Ona doğrulttuğum parmağıma bakıyordu, bir üsteğmeni tehdit ediyordum şuan. Hemde özel kuvvetler askeriydi bu adam.
“Çocuk gibi cevap vermeyip kaçacağını bildiğimdendir belkide.” Sinirle kaşlarımı çattım, bana sürekli çocuk gibisin demesi canımı sıkıyordu.
“Deneseydin üsteğmen, belki böyle daha kolay bir yol olurdu.” Sabır dilenircesine nefes alıp kafasını sağa doğru yatırdı.
“Peki, söyle o halde kimdi o konuştuğun?” Sorgularcasına baktım yüzüne, neden bu kadar merak ediyordu cidden.
“Peki ben cevap verirsem sende benim soruma cevap vericeksin.” Hıçkırık.. Alayla kıvırıldı dudakları.
“Sence seninle pazarlık yapacak gibi mi görünüyorum uzaktan?” Omuz silkip telefonumu açıp konuştuğum kişiyi gösterdim.
“Liam, çocukluk arkadaşım.”kaşları biraz daha normale dönerken gözlerini gözlerime çevirdi, mavileri siyah giyindiğinde daha koyu ve harika görünüyorlardı. Kendine gel Adel, onun sevgilisi var ve kız senin arkadaşın. Kendimi toparlayıp biraz geri çekildim.
“Şu aşık olduğun çocuk?” Hıçkırık.. Anlamayarak baktım, bunu nereden çıkarmıştı.
“Hayır, Liam sadece arkadaşım.” Gözlerini kıstı emin olmak için, bu yakınlıktan rahatsız olduğum için kenara çekilip tekrar masaya doğru yürümeye başladım. Hamdi amcam biraz daha içerse kendini tamamen kaybedecek gibiydi, Gökçe’ye ve diğerlerine veda edip arabama doğru ilerlerken Bora’da arkamdan geliyordu.
“Baybars Albay sizde.” Baybars onu onaylarken kapıdan çıkıp tam arabama bineceğim sırada kapım aniden kapandı. Bora’ya döndüm sinirle.
“Ne istiyorsun yine?” Hıçkırık.. Bu halime belli belirsiz güldü. Komik olan neydi gerçekten?
“Araba anahtarını istiyorum.” Ona itiraz edecek halde değildim, bu Allah’ın cezası hıçkırık beni rezil etmeyi fazlasıyla başarmıştı. Anahtarı ona uzatıp yan taraftaki kapıya geçtim, şaşkınca bana bakıyordu.
“Üşüyorum kapıyı aç artık.” Hıçkırık.. kafasını iki yana sallayıp kapıları açtı ve arabaya bindim. Arabaya binip çalıştırdı ve sürmeye başladı. Yol boyu sessizliğimize hıçkırıklarım eşlik etmişti.
“Nefesini tut bir süre.” Onu umursamadan yolu izlemeye devam ettim. Evin önüne geldiğimizde şaşkınca ona bakıyordum, evimi nereden biliyordu?
“Sen.. nereden biliyorsun evimi?” Gözlerini devirerek baktı bana.
“Unuttun mu ben bordo bereliyim.” Bu söylediğine gülerken mavilerine baktım uzunca.
“İyi geceler üsteğmenim, ve ayrıca.. teşekkür ederim.” Başını aşağı yukarı sallayıp bana kendince ‘eyvallah’ demişti.
“İyi geceler doktor.” Arabadan inip kapıya doğru ilerlerken anahtarımı evde unuttuğumu fark ettim, kendi kendime söylenirken Bora arkamdan sellektör attı bir sorun mu var gibisinden. Eve girmemi beklemişti. Arabadan inip yanıma geliyordu. “Bir sorun mu var?”
“Anahtarım evde kalmış, sabah aceleyle çıkmıştım.” Saatine baktı, bu saatte çilingir bulmamız imkansızdı.
“İstersen bende yada Gökçe’de kalabilirsin.” Kafamı iki yana sallayıp dairemin olduğu kata baktım. Karşı komşu uyumamıştı.
“Bilgisayarım evde, yarın erkenden ameliyata gireceğim. Değerleri akşamdan kontrol etmem gerek.” O da benim gibi dairemin olduğu kata bakıp zile bastı, ne yapıyordu? Kapı açılırken birlikte asansöre doğru ilerledik, ona bakmamaya çalışıyordum. Ayrıca bu adam dairemi bile biliyordu, numaramda var mıydı acaba? Asansörden inerken karşı komşum karşıladı bizi kapıda, diğer daire boş olduğu için onun ziline basmak zorunda kalmıştık.
“İyi akşamlar Adel, bir sorun mu var?” Kaşları çatık bir şekilde Bora’ya bakıyordu. Bora da aynı şekilde ona bakıyordu, sanırım tanışıyorlardı. Ortamdaki gerginliği dağıtmak için konuştum.
“Hayır, anahtarımı evde unutmuşum. Kusura bakma rahatsız ettik senide gece gece.” Gülümsedi kısaca.
“Ne rahatsızlığı, keşke üsteğmeni buraya kadar yormasaydın ben hallederdim.” Bora dahada sinirlenirken yumruğunu sıktığını görebiliyordum.
“Teşekkürler, Bora halleder. İyi geceler.” Şaşkınca bana bakarken Bora’nın gözleride beni bulmuştu. Ona ilk defa sadece ismiyle hitap etmiştim.
“İyi geceler canım.” Asaf eve girerken Bora cüzdanından kart çıkartıp kapıyı birkaç denemeyle açtı ancak bu telefonumdaki alarmın çalmasına neden olmuştu. Bir saniye.. kahretsin babamada bildirim gidecekti.
“Kahretsin, babamı unuttum.” Hızla babamı ararken babam ilk çalışta açmıştı.
“Meleğim, evde misin?” Dedi telaşlı sesiyle, anahtarımı unuttuğum için bir dünya fırça yiyecektim.
“Evet babacım, kapıyı ben açtım. Anahtarım evde kalmış, şimdi kapatmam gerek gerçekten çok önemli bir işim var.” Cevap vermesini beklemeden telefonu kapatıp rahatsız etmeye aldım. Kesin peş peşe arayacaktı beni ama onunla yarın konuşacaktım. Bora’ya baktım, beni izliyordu her zaman yaptığı gibi. Nezaketen evi gösterdim. “Kahve içmek ister misin?” Hayır diyeceğini bildiğim için rahattım, sevgilisi olan bir adam bekar bir kadının evinde bu saatte kahve içmeyi kabul etmezdi heralde.
“Olur.” Şaşkınca bakıyordum ona, benden önce eve girip ışıkları açmıştı. Bende peşinden girip kapıyı arkamdan kapatmıştım, kabanını almak için uzandım. Çıkarıp bana uzatırken etrafı inceliyordu. “Banyo ne tarafta?” Kabanlarımızı asarken koridoru gösterdim.
“Sağdan ikinci kapı. Kahveni nasıl içersin?” Tuvalete doğru ilerlerken bana cevap vermişti.
“Sade.” Mutfağa gidip kahvelerimizi makineye koyarken biraz gergin hissediyordum, kahveler olurken bende giyinme odama gidip üzerimi değiştirmiştim. Bebek pembesi eşofman takımımı giyip odadan çıkarken resim odamın ışığının açık olduğunu fark ettim, Bora içeride tuvallerimi inceliyordu. “Çok başarılısın.” Bu odaya kimseyi sokmuyordum, izinsiz girdiği için kızsamda bir şey demedim.
“Teşekkür ederim.” Kahve makinesinin bittiğine dair ses gelirken mutfağa doğru ilerledim, kahvelerimizi bardağa dökerken Bora’da gelmişti. Bardağını alıp masaya geçerken bende atıştırmalık bir şeyler çıkarıyordum.
“Bunca tabloyu neden saklıyorsun?” Hazırladıklarımı masaya koyarken yan tarafındaki sandalyeye oturdum. Onunla böyle normal sohbet etmek çok garip geliyordu.
“İlerleyen zamanlarda ünlü bir ressamla sergi düzenleyeceğiz, dünyanın dört bir yanından iş adamları gelicek. Görev için yani.” Kaşları çatılmıştı, kokusunu daha yoğun hissediyordum.
“Bütün hayatını görevlere göre mi şekillendirdin?” Sıkıntılı bir nefes verip aşağı yukarı der gibi kafamı salladım.
“Küçüklüğümden beri resim yapmayı çok seviyordum aslında, buda işimi kolaylaştırdı.” Kahvesinden bir yudum alırken mavileri üzerimde dolaştı. Daha sonra aklıma gelen soruyla tekrar gözlerine baktım. “Asaf ile nereden tanışıyorsunuz?” Sinirlenmişti ama pek belli etmemişti, dilini arka dişlerinde gezdirip konuştu.
“Eski bir dost diyelim, istihbarata girmeden önce askeriyede astsubaydı.” Bunu yeni öğreniyordum, sohbetimizi çalan telefonu bölmüştü. Sabır dilenircesine nefes alıp telefonu kulağına götürdü. “Ne var Ceren?” Kaşlarım anında çatılmıştı, sevgilisiyle böyle ters komuşması çok ayıptı. Ceren her ne diyorsa sabır dileniyormuş gibiydi. “Bekleme Ceren, istediğim saatte gelirim.. gidip uyu.” Telefonu kapatıp kenara koydu ve ayakkandı, kahvesi bitmişti. “Geç oldu, kahve için sağol.” Bende onunla ayaklanırken kabanını getirdim askılıktan, kabanı elimden alıp kapıya doğru ilerledi. Ayakkabısını giydikten sonra son kez baktı bana. “İyi geceler doktor.” Tebessüm ederek el salladım.
“İyi geceler üsteğmen.” Bora asansöre binip aşağı inerken kapıyı kapatıp balkondan çaktırmadan baktım, arabam bu gece onda kalıcaktı. Son kez daireme bakıp arabaya binip gitti, bir an önce duşa girip uyumak istiyordum.