10.Bölüm

1877 Words
Okumak gerekir çoğu zaman.. Bir kitabı okumak, kendini okumak.. Sonra başını kaldırmak, Ve kainatı okumak.. Senin için yazılana, Yazanın güzelliğine bakıp şükretmek! Duyduğum kelime beynimde felçli bir ağrı gibi yankılanırken destek almak amaçlı gözlerimi salonda gezdirdim.Kimse sesini çıkarmıyor sanki olması gereken en mantıklı şık buymuş gibi kabullenişe geçmiş durumdaydı. "Siz ne dediğinizin farkındamısınız?" Pek farkında gibi durmayan salondaki aile fertlerinde gezdirdim gözlerimi bu kez.Uzun yıllar sonra bir minnet bulma umuduyla babama baktım.Ona ilk defa bu kadar muhtaçtım belkide.Yada hep muhtaçtım ama yanımda durmamasına arkamda dağ gibi varlığını hissettirmemesine oldukça alışmış olmalıydım ki herşeyin üstesinden tek başıma gelmiştim.Kendi beslenme çantamı hazırlamış, her sabah evden okula giderken sanki annem beni ugurluyormuşçasına kendime dua etmiş, hatta bir keresinde kendi toplantıma katılmıştım.Ama bu kez ona ihtiyacım vardı. "Baba? " Gözlerini benden kaçırıp başka yere doğru bakmaya başlayınca acıyla gözlerimi yumdum.Gözlerime kadar gelen yaşları geri yollayıp boğazımda düğümlenmesine sebep oldum.Ağlamamalıydım...Herşeyin üstesinden gelebilirdim... "Sencede çok saçma dimi?" Olumlu cevap almaktan başka çarem olmadığı adama umutla bakmaya başladım. "Tabi ki saçma abla!!Yürü hadi gidiyoruz." Emreyi durdurup yeniden babama bakmaya başladım.Emrenin sesiyle kendine gelmiş gibi silkelenip en sevmediğim boş ve acımasız bakışlarını yerleştirdi harelerine. "Sen karışma Emre olması gereken bu!!!" Duyduklarımla boğazımdan kopup gelen hıçkırığa engel olamayınca Emre hışımla babama doğru yürümeye başladı. "Sen ne zamandan beri olması gerekenlere karar veriyorsun?" "EMREE!!" Ortamın daha fazla kızışıpta yaralarımızın bu insanların önünde meydana çıkmasını istemediğim için hızla aralarına girdim.Emreyi yine tıpkı yıllar önceki küçük Hüma gibi koruma duygusuyla arkama aldım. Yalnızca bu acımasız adamın duyacağı şekilde boş gözlerine bakarak acıyla fısıldadım. "Bir kez olsun yanımda olmanı istediğim için özür dilerim Arslan Bey!! Ve sana baba dediğim için de.!!" İçimdeki yangına tezat sakin bir şekilde Aslıya baş işareti yaptım.Bir an önce bu evden çıkmak istiyordum.Çünkü Emir denen adamda garip bir şekilde olan  sakinlik bana uzun zaman uğramıyacağa benziyordu. Dışarı çıktığımda kapının önünde duran ve bizi bırakmak için bekleyen son model arabaya göz gezdirip bu saatte taksi beklemek istemediğimiz için el mahkum bindik.Belkide bugünlerde bu evde olan tek güzel şey çıkarken kimsenin müdahale etmemesiydi. Aksi takdirde ne olur ben bile kestiremiyordum.Çünkü patlamaya hazır volkan gibiydim. Akıp giden asfalt yolu seyrederken kafamın içi bomboştu.Sanki hafıza kartı dolmuşta resetlemişsin gibi beynim artık sukûta çekilmişti. Belkide çaresizlik , bir anda gelen yalnızlık ve kimsesizlik duygusu götürüyordu çoğu insanı isyana.. O zaman işte asıl her zaman yanımızda olan, varlığı sayesinde var olduğumuz, bizi hakiki seven Rabbimiz gelince hatıra, geçip gidiyordu şeytanın vesveseleri. O vardı..Hiç kimse olmasada olurdu. Çünkü hepsi bize ancak tabutumuzu taşıyana kadar dostluk edecekti en sevdiklerimiz bile... Arkamda babam olmasada olurdu... Yanımdaki hareketlenmeyle geldiğimizi anlayıp arabadan indim. "Annemler bugün dönmücekmiş ben en iyisi sizde kalayım." Kendimde konuşmaya güç bulamayıp başımla onayladım Aslı'yı. Kendimi çok garip ve çıkılmaz bir yolda gibi hissediyordum. O adamla evlenmek gibi bir durum söz konusu bile olamazdı. Ben kardeşimi nasıl bırakırdım? Evet sırf aileme en önemlisi kardeşime laf gelmesin diye o adamla evlenmeyi kabul edebilirdim ama ya Emre..? O bana annemin emanetiydi.Karanlık gecelerde birlikte sabahlamıştık.Yağmurlu günlerde birlikte dua etmiştik.Şimşekten korktuğunda benim yanıma gelmişti.Bende ona çaktırmadan kendi korkumu onun kollarımdaki  varlığıyla teselli etmiştim. O benim herseyimdi.Sadece kardeşim değildi ki.Yeri geldiğinde annem, yeri geldiğinde babam, yeri geldiğinde en yakın sırdaşım..Dostum.. Hatırlıyordumda daha birinci sınıftayken Minaya olan hayranlığını bana nasıl da anlatmıştı o koca gözlerini büyüte büyüte.Bende tam o anda karar vermiştim.O kızı bizim suratsıza gelin olarak alacaktım. Bu konuda hala daha kararlıydım orası ayrı... "Hadi canım asmayın suratınızı.Bak kahve yaptım size.İçinde biraz kendinize gelin.Hem sen değil misin Hüma bana hep suratımı astığımda bilmiş bilmiş konuşan." "Ne diyomuşum ben?" "Her karanlık gecenin ardından elbet aydınlık bir sabah vardır." Hüzünle arkadaşıma baktığımda her zaman söylediğim sözü aklında tutmasına şaşırmıştım açıkçası.Oysa onun her üzüntüsünden sonra yaptığı deli hareketlere bakarak duvarlara konuştuğumu düşünürdüm. Uzattığı kahvenin mis gibi kokusunu içime çekip biraz kendime geldim. Biraz kafamı dağıtmak amaçlı Emreye sataşmaya karar verdim. "Aslı ben geçen instagramda ne gördüm?" Oyunumdan habersiz arkadaşım bilinçsizce ne gördün tarzı başını salladı. "Bizim Minayı gördüm.Allah'ım nasıl güzelleşmiş nasıl tatlanmış.Bir fotoğraf koymuş.Ne sen sor ne ben söyleyim." Sòylediklerime karşı Aslı iyide bundan banane bakışı atınca başımla bizi pür dikkat dinleyen kardeşimi işaret ettim.Olayı kavrayan kurnaz arkadaşım hemen yüzüne hain sırıtışı yerleştirip ipleri eline aldı. "Çok güzel kız zaten.Geçen gün yanıma şey geldi şey..Neydi Emre onun adı hani hep Mina'nın peşinde dolaşan..-"Emre sinirle dişlerini gıcırdatıp tısladı; "Selçuk" Kahkahamı bastıramazken bir yandan da Aslıya sen ne fenasın bakışlarımı atıp işaret parmağımı sallıyordum.O çocuk Aslıların üst katında oturuyordu ve adını bildiğine nedense emindim. "Heh işte geldi yanıma.Ay demesin mi Mina nerde? Neden taşındılar? Nereye taşındılar? baktım bizim oğlan yanık bende dedim sen hiç merak etme ben Emreye sorarım.Sen bilirsin nereye taşındılar?" Sinirden gözü dönen Emre birden ayağa fırlayıp bağırmaya başladı; "Cehennemin dibine!! Gösteririm ben ona nereye taşındıklarını!" Aslıyla korkudan sesimizi çıkartmayınca nereye olduğu bilinmez ama yüksek ihtimal kıskançlığından kudurup soluğu Selçuğun yanında almaya giden kardeşimin arkasından bilmiş bir ifadeyle baktım. "Daha bunlar başlangıç Emre Bey!" İçinden adeta bir mahalle karısı çıkan arkadaşıma bakınca daha fazla dayanamadım ve aynı anda gülmeye başladık. "ABLAAAA!!" Daha gitmemişmiydi be bu? ************ Sakin olmam gerektiğini sürekli kendime fısıldayıp mesajda yazan kafeye geldiğimizi görünce şoföre parasını uzatıp indim arabadan.Sabah telefonuma Neriman teyzeden konuşacağı çok önemli şeyler olduğuna dair bir mesaj gelmişti.Bende her ne kadar ona kırgın olsam da soluğu burda almıştım. Kafeden içeri girdiğimde dışardaki serin havaya tezat içerdeki sıcak hava gevşememe sebep oldu.Şöyle bir etrafa göz gezdirdiğimde içerdeki nostaljik görünüm hoşuma gitmişti.Renkli sandalyeler, duvardaki tablolar ve orta yerde yanan soba.Gerçekten saçma lüksten uzak sıcak bir ortamdı.Bizim evimizede yakındı.Arada buraya kaçamak yapabirdik. Gözlerim cam kenarındaki masada oturan Neriman hanımla kesişince biraz önceki rahatlama hissi bedenimi terketti.Bir ara acaba Emir Beyde olurmu diye tedirgin olmuştum ama Allah'tan yalnız gelmişti. Adımlarımı oturduğu masaya yönlendirip selam verip karşısında ki sandalyeye oturdum.Oda selamımı alınca lafa girmesini bekledim.Sonuçta beni buraya çağıran oydu. "Nasılsın kızım?" Yumuşak sesini duyunca bende her ne kadar kırgın olsam da biraz sesimi yumuşatmaya çalışıp "İyiyim çok şükür" diye cevap verdim. Oda onaylar şekilde başını sallayıp garsona el işareti yaptı. "Buyrun Neriman Hanım ne istemiştiniz?" Anlaşılan buraya sık geliyordu.Onun gibi üst sınıf insanların böyle mekânlara gelmesini tuhaf karşılayabiliyorduk bazen ama aslında çoğu lüks içinde yaşayan insan paranın mutluluk getirmediğinin bilincinde olmalıydı ki ara sıra çok pahalı arabaların durak yerinin sahilde balık ekmek olduğunu görüyordum.Bazende işte böyle sıcak sobası yanan bir cafede.. Pahalı lokantalarda asil bir şekilde önüne konan kaç yüz milyonluk yemeği didiklemektense , dışarıdaki mutluluğu arayan bir sürü insan vardı.Biz dışarıdakiler de onlara özeniyorduk ve hayat zenginle fakirin birbirine özenmesiyle son bulup gidiyordu. Bence önemli olan herkesin olduğu statüde Allah'ın istediği şekilde yaşamasıydı.Kiminin malını paylaşması kimininde duygularını..Çünkü hayat ancak paylaşarak güzelleşebilirdi. "Sen ses vermeyince sana da türk kahvesi söyledim.Seviyosundur umarım?" Dalmış olmalıydım.Sessizce başımla onaylanıp artık sabırsızca lafa girmesini bekledim. "Seni çok kırdığımın farkındayım kızım ama gerçekten başka çarem yoktu." Boğazımı temizleyip soru soran bakışlarımı teyzeye yönelttim. "Çaresi olmayan konu ne Neriman Hanım?Nedense benden gizlediğiniz başka şeyler olduğunu düşünüyorum." İlk kez Neriman Hanım demiştim ve aramızda soğuk rüzgâr gibi esmişti bu kelime. Lafa girmek üzere olan kadını elinde kahvelerle gelen garson engellemişti.Masaya koyup başka bir isteğimizin olup olmadığını sorduğunda Neriman Teyze ona olumsuz yanıt verip aceleyle yanımızdan yolladı.Bana her ne söyleyecekse gerçekten önemli olduğu belliydi. "Emiri babanın hastalığı hakkında araştırma yapması için hastaneye yolladım o gün.Sana çok üzülmüştüm belki elimden bişey gelir diye düşündüm." Söylediklerine içimdeki bütün gurur kırıntıları aynı anda sinirlenince lafını böldüm. "Size bana acımanız için anlatmadım.Ben başımın çaresine bakarım.Kimsenin yardımına ihtiyacım yok." Söylediklerime sinirlenmesini beklerken o tam tersi anlayışlı bakışlarla bana bakmaya başladı. "Gurur yapmanı anlayabiliyorum güzel kızım ama babanın durumu hergün kötüleşiyor.Yurt dışında tedavi olması lazım." Hastalığını öğrendiğimden bu yana zaten kalbimde bana acı veren gerçekler bir kez daha başkasının dillendirmesiyle diken gibi batmaya başladı.Beni buraya babamın hastalığından konuşmak için mi çağırmıştı? "Bunları zaten biliyorum." Öne doğru uzanıp ellerimi tuttu desteklemek ister gibi. "Bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama-" derin bir nefes alıp gözlerimin içine baktı beni söyleyeceklerine hazırlar gibi."Eğer Emirle evlenirsen babanı tedavi ettirebilirim." Söyledikleriyle hızla ellerimi çektim ve hayal kırıklığıyla yüzüne bakmaya başladım. "Bana nasıl böyle bir teklifte bulunursunuz?Sizi gerçekten çok yanlış tanımışım.İnanamıyorum yaa cidden!!" Sinirle ayaklanmak üzereydim ki laflarının bitmedigini gösterir gibi dudaklarını araladı. "Emirin sana ihtiyacı var." Beni yerime mıhlayan cümle ağzından süzülüp çıktığında merakla sandalyeye geri oturdum.Emir Bey gibi bir adamın bana nasıl ihtiyacı olurdu? "Onu karanlığından ancak senin gibi bir kız çıkarabilir.Onun çok katı acımasız sevgisiz bir adam olduğunu düşünüyorsun öyle değil mi?" Utançla gözlerimi kaçırıp duygularımı ne ara teyzeye belli ettiğimi düşünmeye başladım.Hayır yani torunu hakkında böyle şeyler düşünen birine nasıl bu kadar sevecen olabilirdi? Acıyla tebessüm etti. "Onu bu hale getiren çok kötü şeyler yaşadı kızım.Şimdilik sana anlatamam ama kimse gülmek gibi harika bir duygu varken o şekilde yaşamak istemez.Emir bile..." Haklıydı.O fotoğraftaki öldürülen arkadaşına bakılırsa gerçekten kötü şeyler yaşamış olmalıydı. "Şimdi sana ettiğim teklifi detaylıca düşün.Ama düşünürken sakın gururunu devreye sokma.Çünkü söz konusu olan senin sağlığın değil babanın sağlığı.Emreyide düşünme sakın!Daha programlı çalışmak için yatılı kalmak istediği okuluna yakın yerdeki binaya burslu olarak ayarlayabilirim.Benim de torunum orda kalıyo ve bana da Emreden bahsedince biraz araştırma yaptım.Senin kardeşin çıkınca çok şaşırdım ama sizde zekâ genetik heralde.Öyle zeki bir çocuğun harcanmasını istemem doğrusu." Harika!!Herşey detaylıca planlanıp ayarlama yapılmıştı.Geriye tek benim evet demem kalıyordu. "Ben size akşam olumlu olumsuz dönüş yapıcam.İyi günler!" Hiç arkama bakmadan zaten büyük yükle girdiğim kafeden daha büyük bir yükle çıkınca güçsüzce omuzlarımı düşürdüm.Bu aralar herşey o kadar üst üste geliyordu ki..Artık dayanacak gücümün kalmadığını düşünüyordum. Taksiye bindiğimde şuan da en çok ihtiyacımın olduğu yerin adresini söyledim.. ****** Mezarlığın kapısını açıp içeri girdiğimde artık beni çok iyi tanıyan ve buranın bakımıyla ilgilenen yaşlı amca tebessüm etti.Bende ona karşılık verdiğimde adımlarımı bana en çok acı veren ve diğer tüm acıları unutturan yere yönlendirdim. Annemin mezarına... Mezar taşına göz gezdirip, hala daha alışamamışlığın verdiği hisle acıyan kalbimi ovaladım. Zeynep Soydan... Neden her buraya geldiğimde sanki gerçekle yeni yüzleşiyormuş gibi sarsılıyordum? Usulca yanına oturup mezar taşını okşadım sanki saçlarını okşuyormuş gibi..Sonra eğilip buz gibi mermerin kokusunu içime çektim.Onun güneş rengi saçlarını kokluyormuş gibi... Lavanta kokardı saçları.Bende her seferinde onun özel şampuan kullandığını iddia edip benimde saçımı onunla yıkamasını söylerdim. Ama o anne kokusuymuş meğer.Cennet kokusu... "Ben geldim annem.Senin vefasız kızın geldi.Özür dilerim bu aralar biraz kötü şeyler yaşadım.O yüzden yanına gelemedim.Özür dilerim annem.Özür dilerimm" Daha fazla dayanamayıp ağzımdan kaçan hıçkırığa engel olamayınca gözyaşlarımla toprağına sarıldım. "Emanetlerine sahip çıkamadığım için özür dilerim..Güçlü bir kız olamadığım için özür dilerim.Ve-" Sanki aramızdaki yeni bir sırrı itiraf ediyormuşçasına sarsıldı yüreğim. "Saçlarına yıldız düşmeden ölümüne sebep olduğum için özür dilerim annem." Ve sonra şimşek çarptı.Gök gürüldedi.Yağan yağmur gözyaşlarıma karışıp annemin toprağında ki lavantaları şenlendirdi. "Hani bana afitabım derdin.Ben herkesin hayatına karanlık oldum anne.Hiç kimseye ışık götüremedim ki!!Sen bütün ışıkları alıp işte buraya getirdin.Bu toprağın altına gömdün. Karanlıktayım annem karanlıktayız." Aile olmaktan çıkan evimizi aydınlatan evin lambası değil, meğer annemin güneş rengi saçlarıyla evin içinde ki varlığıymış.Kıymetini bilmek için artık çok geç kavramını ben iliklerime kadar hissetmiştim annem gittikten sonra.Daha az ağlamak ve daha fazla sarılmak... "İntihar etmek günah demiştin.Peki ölümü istemek de günah mı anne? Özledim çünkü.İnsanlar özledikleri zaman sıkı sıkı sarılırlarya hani bende sana sarılmak istiyorum." Kendimi tatmin etmek ister gibi toprağına daha sıkı sarıldım. "Kafam çok karışık anne.Ve saçlarımı okşayıp ta beni rahatlatmana yol göstermene o kadar ihtiyacım var ki!!! Sen olsan ne yapardın? Bana ne yapmam gerektiğini söylerdin?" Annem olsa ne yapardı? Annem olsa ne yapardı? Ne yapardı.. Şimşeğin çarpmasıyla aydınlanan zihnimde ne yapması gerektiğine çoktan karar vermişti. Yağmurlu ve gök gürültülü bir sonbahar gecesi annem ne yaptıysa bende aynısını yapıcaktım.... **********
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD