KEHÂNET
20 yıl önce…
Baştan aşağı siyahlara bürünmüş yaşlı adam, gölgelere saklanarak telaşlı adımlarla ilerliyordu. Karanlık geçitten taş duvarlarla çevrilmiş koridora çıktığında adımlarını daha da hızlandırdı. Önüne çıkan büyük merdivenleri hızla tırmandı ve büyük taş kapıyı sürükleyerek açtı. Yerlerin mermerlerle döşendiği geniş salona çıktığında loş ışık gözlerini kamaştırdı. Gözleri ışığa iyice alışınca ilerlemeye devam etti. Bu salonun yerden tavana yüksekliği en az yirmi metre uzunluğundaydı ve sağlı sollu büyük sütunlarla süslenmişti. Her bir sütunun üstüne farklı insan yüzleri oyulmuştu. Önünde ki kubbeli oturağa yaklaşmasına yirmi adım kala yavaşladı ve temkinli adımlarla ilerlemeye devam etti. Bu kubbeli oturak yerden bir metre yüksekte ve altından yapılmıştı. Yaşlı adam oturağa iyice yaklaştı ve önünde diz çökerek selam verdi.
Oturağın üstünde oturan uzun siyah sakallı adam, sağ ayağını altına almış, kollarını oturağın yanlarına koymuş ve iyice yayılmıştı. Yaşlı adamı görünce el hareketiyle ayağa kalmasını işaret etti ve konuşmaya başladı.
“ Kâhin Agâh bize nasıl haberler getirdin?”
Agâh telaşlı bir ses tonuyla, “Felaket kralım!” diye inledi.
Kral hızlıca yerinden doğruldu ve sabırsızca devam etmesini işaret etti. Kâhin başta tereddüt etse de konuşmaya devam etti.
“Kralım bir görü gördüm. Bugün aydınlık insanlarından bir kız çocuğu dünyaya geldi ve bu kız karanlık insanlarının sonunu getirecek.”
Kral kahkahalarla güldü. Dalga geçer bir ses tonuyla, “Bu imkânsız kâhin, aydınlık insanları yüzyıllardır bizi yok etmeye çalışıyor fakat hala başarılı olamadılar. En iyi adamları bile bunu yapamazken bir kız çocuğu nasıl yapacak? Görünün gerçek olduğundan emin misin?”
Kâhin sesinin titremesine engel olmaya çalışarak, “ Üzgünüm kralım ama bu görü gerçek.” Gözlerini kapatarak görüyü hayal etmeye başladı. “Kızıl saçlı bir kız, ellerin de aydınlık insanlarının ışığı var. Ellerini havaya kaldırıyor ve ışığını gökyüzüne gönderiyor. Gökyüzü hiç olmadığı kadar büyük bir aydınlığa kavuşuyor ve karanlık insanları eriyerek yok oluyor.” Hızlıca gözlerini açtığında kralın delici bakışlarıyla karşılaştı. Bu onu korkutmuştu çünkü karanlık kralının ne kadar acımasız olduğunu tecrübe edinmişti. Ondan önce ki saray kâhini yanlış bir görü bildirdiği için işkencelerle öldürülmüş cesedi parça parça edilmişti. Halka ibret olsun diye her bir uzvu karanlık ülkesinin dört bir yanına koyulmuş ve çürüyene kadar orada kalmıştı.
Kral elini uzun sakalına götürerek çekiştirdi. Birkaç dakika sessizce düşündükten sonra konuşmaya başladı. “Umarım görülerinde bu kızın nerede yaşadığını da öğrenmişsindir.”
Kâhin korkuyla titredi. “Kralım…” boğazını temizlemek için yutkundu. “Kralım bunun için çok uğraştım fakat ortalıkla hiçbir ipucu yok.”
Kral daha bir gür sesle bağırdı. “ Yeterince uğraştığına emin misin?” Bakışı tamamen tehdit içeriyordu. Tek bir el hareketiyle kâhinin ölüm emrini verecek gibi duruyordu.
Kâhin eğilerek kralın eteklerini öptü.“Kralım çok üzgünüm bunun için uğraştım ama farklı bir büyüyle korunuyor ve bozamıyorum.”
Kral serinkanlılıkla arkasına yaslandı. “ Peki, planın ne?”
“ Güçlerini alana kadar beklememiz gerekiyor. Güçlerini aldığında koruma büyüsünün bozulacağını düşünüyorum ve görülerim nerede olduğunu bana gösterecek.”
Kral huzursuzca kıpırdandı. “Yani yirmi sene beklememiz gerekiyor öyle mi?”
“Sanırım öyle kralım.”
Kral birkaç dakika daha düşündükten sonra devam etti. “Madem öyle diyorsun canını bağışlıyorum. Ama bu işi eline yüzüne bulaştırırsan seni öldürürüm ve önce ki kâhinin ölümünden daha beter bir sonun olur.”
Kâhin canının bağışlanmasının vermiş olduğu rahatlamayla derin bir nefes aldı. “Teşekkür ederim kralım, teşekkür ederim…” diye fısıldadı ve geri geri ilerleyerek salonu yarıladı. Ortaya geldiğinde ise önüne dönerek hızlı adımlarla kapıdan çıktı. Merdivenlerden inerek taş duvarlarla çevrili koridora çıktığında bir anda başka bir görü zihninin derinliklerinde beliriverdi.
Burası bir hastaneydi ve yeni doğum yapmış kadın kızıl saçlı kız bebeği kucağında tutuyordu. Kafasını yanında ki adama çevirerek fısıldadı.
“Saçlarını görünce aklıma güneşin kızıl hali geldi. Adı Güneş olsun ve ömrü boyunca bütün dünyayı aydınlatsın…”
Kadın sözlerini bitirdiği anda kafası cansız bir şekilde düştü ve son nefesini verdi.
Kâhin hızlıca görüden sıyrıldı ve dengesini sağlamak için duvara tutundu. Derin derin nefesler alırken her şeyi yeni yeni anlıyordu. Kızın annesi ölmeden önce farkında olmadan bir dilek dilemiş ve oracıkta kabul olmuştu. Kadın, “Ömrü boyunca bütün dünyayı aydınlatsın.” Dedikten sonra kader ağlarını örmüş, o kızı karanlığın sonunu getirecek ve bütün dünyayı aydınlığa kavuşturacak kişi olarak seçmişti…
Kâhin kralın yanından daha henüz çıkmışken ve kral canını az önce bağışlamışken bu görüyü ona bildirmekten çekinerek koridorda yürümeye devam etti. Bu kızı bulması gerekiyordu, kız güçlerini aldığında onu bulabileceğinden emin değildi fakat bu durumu çözmek için önünde koskoca bir yirmi sene vardı...