RÜYA

2135 Words
Her gece aynı rüyayı görüyorum. Karanlık bir ormandayım, etrafımda ellerinde beyaz ışıklar saçan insanlar var. Kendi ellerime bakıyorum aynı ışık bende de var. Neler olduğunu anlamaya çalışırken ortalığı bir sis kaplıyor ve ellerinden siyah dumanlar çıkan insanlar geliyor. Dumanları bize doğru gönderdiklerinde etrafımda ki insanlar yok oluyor. Arkamı dönerek ormanın derinliklerine kaçıyorum. Bir anda önüme ellerinden siyah dumanlar çıkan bir çocuk çıkıyor. Geri geri yürürken bir ağaca çarpıyorum. Gittikçe yaklaşıyor ama ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın yüzünü göremiyorum.Aramızda ki mesafe bitip yüz yüze geldiğimizde soğuk nefesini yüzümde hissediyorum.Kulağıma eğilerek fısıldıyor, “Korkma, sana zarar vermeyeceğim…” Kan ter içinde uyanıyorum. Bu rüyaların anlamını bilmiyordum.Ta ki bugüne kadar… İnsan olarak geçirdiğim hayatımın son gününde aynı rüyayı görmüş ve kan ter içinde uyanmıştım. Birkaç saatimi tavana bakarak geçirdim. Odamın camında bir parlaklık görünce merakla ayağa kalktım ve cama doğru ilerledim. Perdeyi yavaşça araladım… Gördüğüm manzara karşısında şok olmuştum, büyük beyaz bir top camın tam önündeydi. Top yavaşça bana doğru süzülürken arkamı dönerek koşmaya başladım. Tam iki adım atmıştım ki odamın içine girerek ışıltısıyla gözlerimi kör etti. Önümü göremiyordum ve koşmaya çalışıyordum fakat her adımımda olduğum yerde sayıklıyordum. Çok fazla ilerleyemeden top sırtıma çarptı ve yavaş yavaş içime girdi. Sanki büyük bir bıçakla sırtımı oyuyor,kaburgalarımı kırıyorlardı. Çektiğim acıyla yere düştüm. Başıma saplanan ağrıdan kurtulmak için kafamı ellerimin arasına aldım. Bu sefer acı kalbime saplanmıştı. Kalbimi tutarak yede kıvranıyor çığlıklar atıyordum. Bir yandan da nasıl olur da kimse beni duymaz diye düşünüyordum. Acı yavaş yavaş omuzlarımdan kollarıma doğru ilerledi ve en sonunda parmak uçlarımdan dışarı çıktı. Acının çıkmasıyla parmaklarımın her birinden beyaz ışıklar çıkması bir oldu. Ayağa kalkarak toparlandım. Bana neler olmuştu? Şu an kendimi eskisinden de dinç ve güçlü hissediyordum. Ellerime baktım, ışıklar gitmişti. Ne yapacağımı bilemeyerek yatağımın üstüne oturdum. İlk önce annemle babama anlatmayı düşündüm daha sonra bu kararımdan vazgeçtim. Ya bu gördüklerim bir hayalse? Şizofreni olduğumu sanarak beni bir tımarhaneye kapatırlardı… Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Doğruldum ve düşünmeye başladım. Dün gece olanlar gerçek miydi? Kendi kendime sırıttım muhtemelen kötü bir kâbustu. “Tatlım hadi kahvaltı hazır…”Annemin sesiyle düşüncelerim dağıldı. “Geliyorum…” Üstüme beyaz sade bir tişört, siyah pantolon ayaklarıma ise beyaz spor ayakkabılarımı geçirdim. Çantamı alarak mutfağa ilerledim. Annem elinde büyük bir çaydanlıkla çayları doldururken babam gazete okuyordu. Gülümseyerek babamın yanına gittim ve yanağına bir öpücük kondurdum. “ Günaydın…” “Günaydın kızılım.” Babam bana hep kızılım der. Eskiden bu lafı sevmesem de artık hoşuma gidiyor çünkü hayatım boyunca kızıl saçlarım yüzünden çok fazla alay konusu oldum. Ama artık saçlarımı seviyorum, rengi beni onlardan farklı kılıyor. Evet, farklı olduğumu biliyorum, normal bir insan değilim. Beni dışarıdan gören insanlar içine kapanık, asosyal olarak tanımlayabilir ama ben onlardan farklıyım. Yaşıtlarım yaptığı şeyler bana eğlenceli gelmiyor. Onlarla gibi boş boş gezmek yerine evde oturmayı, kitap okumayı ve film izlemeyi tercih ederim. Zaten ailemde bu durumdan şikâyetçi değil… Okulun bahçesine girdiğimde içerisinin göründüğünden de büyük olması beni şaşırtmıştı. Bugün üniversitede ki ilk günüm ve bu okula ilk girişimdi. Karşımda devasa büyüklükte beş tane bina duruyordu. Bildiğim kadarıyla bu okul o kadar eskiydi ki tarihi eser bile sayılabilirdi. Fakat yılların yaşlandıramadığı aşınmış taş duvarlar hala dimdik ayakta duruyordu. Her binanın büyük bir kubbesi vardı. Hepsinden daha da büyük duran sağda ki ilk binada benim bölümümün olduğunu biliyordum. Ağır adımlarla binama doğru yürürken arkamdan gelen sesle irkildim. “Güneş!” Hızlıca arkama döndüğümde bizimle aynı sitede oturan Asya ile karşılaştım. Aslında bu kızla çok fazla muhabbetimiz yoktu ama okulda tanıdık birinin olması büyük bir avantajdı. Hele de bu kişi bir üst sınıfsa… Asya nefes nefese bana yetişerek ellerini dizlerine koydu. Derin derin nefes alarak, “Çok hızlısın sana yetişebilmek için ne kadar koştuğumu bilemezsin.” Dedi. Tek kaşımı kaldırarak ona baktım. Neden bana yetişmeye çalışmıştı ki? Bir anda aklıma geldi ve gülümsedim. “Annem ve babam bana göz kulak olmanı istediler değil mi?” Asya gülümsedi, demek ki bunu ondan istemişlerdi. Kendimi ilkokul çocuğu gibi hissederek utandım. Bunların derdi neydi, asosyal olmam okulum da tek başıma yolumu bulamayacağım veya birinin bana göz kulak olmasına ihtiyacım olduğu anlamına gelmezdi. Asya’yı kırmamaya çalışarak yüzüme yalancı bir gülümseme oturttum. “Senden bunu istedikleri için üzgünüm Asya ama sanırım bunu kendi başıma halledebilirim.” Asya elini omzuma koydu, bu çok samimi bir hareketti.“ Bunu onlar istediği için yapmıyorum Güneş. Her zaman seninle konuşmak istemişimdir. Ama sen, bilirsin işte…” doğru kelimeyi bulmaya çalışır gibi gözlerini gökyüzüne dikti. “Kimseyle konuşmuyorum.” Diye yardımcı oldum. “Evet…”Birinin sesiyle konuşması kesildi. “Asya, yeni arkadaşınla bizi tanıştırmayacak mısın?” Arkama baktım, iki çocuk durmuş bize bakıyordu ve konuşan sarışın olandı. Asya samimi bir şekilde kolunu omzuma attı. “ Bu Güneş ve buda,” sarışın olanı gösterdi. “Emir.” Yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim, tokalaşmak için elimi uzattım. “Memnun oldum.” Emir’in dudaklarının kenarı kıvrıldı. “Bende,” gözleri parladı. “Hem de çok.” Pekâlâ, bu çocuk bana asılıyor olabilirdi fakat ben ilgilenmiyordum. Asya Emir’in yanında ki siyah saçlı çocuğu gösterdiğinde dikkatimi ona verdim. Siyah gözlerine baktığımda bütün vücut ısımın düştüğünü hissettim. Tüylerim diken diken olurken bu çocukta normal olmayan bir şeylerin olduğunu anlamıştım. “Buda Savaş.” Diye ekledi Asya. Tokalaşmak için elimi uzattım. “Memnun oldum.” Savaş’ın siyah gözleri hala bana delici bakışlar atıyordu. O kadar tuhaf bakıyordu ki ürperdim. Gözlerini gözlerimden çekerek elime baktı sonra tekrar bakışlarını yüzüme sabitledi. Geçiştirmeye çalışarak, “Memnun oldum.” Diye mırıldandı. Hiç memnun olmadığını anlamış olmanın vermiş olduğu şaşkınlıkla elimi indirdim. Bu çocuğun amacı neydi? Oradan bakınca hastalıklı gibi mi duruyordum. Sinirle kendimi tutamayarak, “Hastalıklı falan değilim, elimi sıkarsan sana bulaştırmam!” diye çıkıştım. Savaş aynı ifadesiz yüzle bana baktı, saniyeler sonra dalga geçer gibi dudaklarının kenarı kıvrıldı. Kafasını iki yana salladı, arkasını döndü ve ellerini ceplerine sokarak yürümeye başladı. Emir neler olduğunu anlamaya çalışarak önce bana sonra arkası dönük ve yürümekte olan savaşa baktı. Sonra da hızlı adımlarla savaşın peşinden yürümeye başladı. Yaşadığım şaşkınlıkla arkasından bakakaldım. Mavi dar tişörtü sırtında ki kasları gizleyemeye yetmemişti, kolları da bir o kadar kaslıydı. İstese küçük bir hareketle boynumu kırabilecek kadar güçlü gözüküyordu. Benden nefret etmişti ve ben ona çıkışmıştım. Bu durum beni incitmesi için bir sebepti, düşünce aklımdan geçer geçmez irkildim. Sanırım okulun ilk gününde bir düşman kazanmıştım. Üstelik ultra güçlü ve ultra yakışıklı bir düşman… Günün geri kalanını sınıf sınıf koşuşturmacayla geçirdim. Sonunda akşam olduğunda otobüse binerek eve geldim. Bir arabam olmasını istiyordum ama ailem yeterince dikkatli olmayacağımı düşünerek almadılar. Bunun için günlerce, aylarca hatta yıllarca yalvardım fakat sonuç olumsuz. Evimiz dubleks binalardan oluşan bir sitenin içindeydi. Sitemiz bu kasabada olan her şey gibi çok eskiydi. Binaların duvarları neredeyse dökülüyordu ve babam hala buradan taşınmamakta ısrar ediyordu. Bu ev ona babasından kaldığı için manevi değeri vardı, bu yüzden ben de hamam böcekleriyle yaşamaya mahkûmdum. Her bina onar metre aralıklarla inşa edilmişti. Arada ki büyük yol sağlı sollu dizilmiş evleri birbirinden ayırıyordu. Bizim evimiz sağ tarafta yirminci sıradaydı. Önüne geldiğimde bir şeylerin yolunda olmadığını fark ettim. Evin bütün ışıkları sönmüş içeride farklı bir hava vardı. Koşarak kapıya geldim ve anahtarımı çıkararak eski kapının deliğine yerleştirdim. Kapı kilitli değildi, her zaman ki gibi büyük bir gürültüyle açıldı. Çantamı yere atarak ağır adımlarla salona doğru ilerlerken bir çıtırtı duydum. “Anne, baba siz misiniz?” Sesim düşündüğümden de cılız çıkmıştı. Öksürerek boğazımı temizledim, tekrar ettim.“Anne, baba…” Işıkların bir anda yanmasıyla sözlerim yarıda kesildi. “İyi ki doğdun Güneş, İyi ki doğdun Güneş…” Şaşkınlıktan olduğum yerde kalakaldım. Elimle alnıma vurdum, doğru ya bugün benim doğum günümdü. Annem gülümseyerek elinde çikolatalı pastayla yanıma geldi. “Hadi bir dilek tut ve mumları üfle.” Etrafa baktım, annem babam ve birkaç aile dostumuz vardı. Gözlerim Asya’yı bulduğunda gülümsedim, yaşıtım olarak bir tek o vardı. Hiç arkadaşının olmaması böyle durumlarda kötüydü çünkü yaşlı insanların saçma sapan muhabbetlerine maruz kalıyordum. Ellerimi birbirine kenetleyerek gözlerimi yumdum ve dileğimi tuttum. “Bir arabam olsun.” Evet, tek dileğim buydu. Annem ‘Hadi bir dilek tut.’ Dediği anda gözlerimin önünde bugün otobüste yaşadığım şeyler canlandı. Tıklım tıklımdı, sağımda ki yaşlı kadının elinde ki poşetten buram buram balık kokusu geliyordu. Kafamı sola çevirdiğimde ise bir adamın ter kokusu burnumu dolduruyordu. Bu anlar gözümde canlanır canlanmaz dileğim bir fısıltıyla dudaklarımdan döküldü. Mumları üfledikten sonra herkes alkışladı ve tek tek beni öptüler. Babam heyecanla ortaya atıldı.“Hediye zamanı.” Birkaç adım atarak bana yaklaştı, elimi tuttu. Avcumu açarak içine bir şey koydu ve gülümsedi. Gördüğüm şey karşısında ağızım bir karış açıldı. Bu bir araba anahtarıydı. “Yoksa bu…” heyecandan konuşamıyordum. Babam gülümsemeye devam ederek, “Yeni arabanın anahtarları.” Diye sözlerimi tamamladı. “Size inanmıyorum!” Koşarak kapıdan dışarı çıktım. Etrafa bakındığımda babamın arabası haricinde bir araba göremedim. Babamın elini omzumun üstünde hissettiğim de hayal kırıklığıyla ona döndüm, o ise hala gülümsüyordu. “Sürpriz bozulmasın diye arabayı evin arkasına park ettim.” Koşar adımlarla arka tarafa ilerledim, arabayı görür görmez olduğum yerde donakaldım. Bu araba kırmızı renkli ve 2005 modeldi. Eski model olsa da bir arabamın olması beni çok mutlu etmişti. Arabaya yaklaştım, elimi üstünde gezdirerek öne doğru ilerledim. Hissettiğim duygular tarif edilemezdi. Gözlerim dolarken babama döndüm. “Çok teşekkür ederim.” “ Daha iyilerini hak ediyorsun ama elimden gelen bu.” Sarıldım, o kadar sıkı sarıldım ki babamın sözleriyle ancak ayrılabildim. “Hadi misafirlerimiz bekliyor içeri girelim.” Kafamı salladım ve beraber içeri girdik. Herkes büyük salon masasının etrafına toplanmış pastalarını yiyordu. Asya’nın yanında ki boş sandalyeye oturduğumda Asya kulağıma eğilerek fısıldadı. “Hiç gelmeyeceksin sandım, bu yaşlıların derdi ne? Bahsettikleri tek konu siyaset ve enflasyonun yükselmesi gibi zırvalar. Neredeyse ayağa kalkarak ‘Yeter, artık bu konuları kapatarak yakışıklı erkekler veya gençlerin ilgileneceği farklı şeylerden bahsedelim.’ Diye bağıracaktım.” Sırıttım, Asya da aynı benim gibi düşünüyordu. İkimizi de buradan kurtarmak için hızlıca pastamı yedim ve Asya’yla birlikte onları konularıyla baş başa bırakarak dışarı çıktım. Bahanem yeni arabamla bir tur atmaktı. Asya’nın arabamı görür görmez gözleri parladı. Arabanın ön koltuğuna yerleşirken, “ Vay canına, benim babam asla böyle bir incelik yapmaz.” Bıkkınlıkla iç geçirdi. “ Yıllardır yalvarıyorum ama doğum günlerimde aldıkları şeyler parfüm, saat, gömlek gibi küçük şeyler.” Eliyle dizine vurdu ve arabanın içini incelemeye devam etti. Sonunda gözleri gözlerimle buluştuğumda, “Güneş çok şanslısın.” Diye inledi. Gülümsedim. “İstersen her gün seni okula ben götürebilirim.” Mutlulukla gülümsedi. “Gerçekten bu iyiliği yapar mısın? Evet, anlamında kafamı salladım. “İnanmıyorum, sonunda o tıklım tıklım otobüslerden kurtulacağım.” Diye bağırdı. Hatta sonunda bir zafer işareti bile yaptı. Kahkahalarla güldüm, bu kızın bu kadar komik olduğunu bilmiyordum. Arabayı çalıştırdım ve son hızla siteden çıktım. Radyodan hareketli bir şarkı açtığımda Asya kafasını sallayarak eşlik etmeye başladı. Camları sonuna kadar açtık ve saçlarımızı uçuşturan rüzgârla birlikte özgürlüğün tadını çıkardık… Kasabamız akşam saatlerinde ıssızlaşırdı. Bunun sebebi suç oranın çok olması olabilirdi ya da insanlar yaşamayı bilmiyordu. İşlerine gider, eve gelir ve erken saatte odalarına çekilerek uyurlardı. Aynı annem babam gibi. Babam büyük bir hastanede doktordu, annem ise bir şirkette muhasebe işleriyle uğraşırdı. Bu kasabada ki çoğu insana göre yaşam standartlarımız fazlasıyla iyiydi. Dedem ölürken o evi miras bırakmasaydı daha iyi bir kasabada yaşayacak kadar paramız vardı. Bir sokağa saptığımda karanlık olduğunu fark ettim. Hiçbir sokak lambası çalışmıyordu. Güçlükle ilerlerken radyonun sesini kıstım. “Dikkat et!” Asya’nın sözleriyle ani bir fren yaptım ama yine de bir anda önüme çıkan adama çarpmıştım. Ellerim titrerken tek düşündüğüm adamın iyi olmasıydı. Arabamı aldığım ilk gün bir insanın ölümüne sebebiyet vermiş olmak kadar kötü bir durum olamazdı. Kafamı yavaşça Asya’ya çevirdim, oda benim kadar korkmuş ve titriyordu. “Sence iyi midir?” diye fısıldadı. Sesimin titremesine engel olarak,“Bilmiyorum.” Dedim. “İnip bakmalı mıyız?” bu soruyu kararsız bir ses tonuyla sormuştu. Derin bir nefes aldım ve arabadan indim. Eğer bir adama çarptıysam onu burada ölüme terk edemezdim. Kapıyı arkamdan kapattığımda Asya’nın da inmiş olduğunu fark ettim. Ağır adımlarla arabanın önüne ilerledim. Asya, “Ama burada kimse yok.” Dediğinde olduğum yerde donup kaldım. Kafamı yavaşça Asya’ya çevirdiğimde korkuyla gözlerim açıldı. Tam arkasında bir adam dikilmiş bize bakıyordu. Baştan aşağıya siyahlar giyinmişti. “Arabaya bin!” diye bağırdığımda ayaklarımın titremesine engel olamıyordum. Hızlıca arabaya bindik ve gaza bastım. Asya’nın yanında ki camdan bir adamın eli onu yakaladığında çığlık attım. Asya adamı zorlukla itti ve camı kapattı. Hızlıca kendi camımı da kapatırken arabayla aynı hızda koşan başka bir adam gördüm, camın tam yanında bana bakarak koşuyordu. Asya benim tarafıma bakınca bir çığlık attı ben ise gaza daha çok yüklendim. Karanlık sokaktan aydınlatılmış bir sokağa çıktığımızda adamlar gitmişti. Hiç durmadan eve doğru sürmeye devam ettim. Evin önüne geldiğimizde motoru durdurdum ve nefes nefese Asya’ya baktım. “Sence onlar neydi?” Asya hala titriyordu. “Bilmiyorum ama o adam arabayla aynı hızda koşuyordu.” “Kimseye anlatamayız bize inanmazlar.”Dedim çabucak. En iyi ihtimal bize deliymişiz gibi bakacaklardı. Üstüne üstün arabamı da elimden alırlardı, ona daha yeni kavuşmuşken vermeye hiç niyetim yoktu. Asya’nın gözlerinin içine baktım.“Anlatmayacağız.” Asya anlamış olduğunu belirtmek için kafasını salladıktan sonra hızlıca arabadan indik ve eve doğru yürümeye başladık….
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD